renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bedelli İletişim

İletişim modern çağda salt bir haberleşme-haberdar olma unsuru olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor.İnsanın temel sosyal ihtiyaç alanlarından biri olan haberleşme, iletişim kurma gibi gereksinimleri bu ihtiyaç olma durumunun dışında şekillenirken, erişebilirliğin-ulaşılabilirliğin 'hız' kavramıyla ifade edildiği bir çağda hızlı ulaşım-hızlı erişim daha fazla kâr anlamına geldiği için iletişimin endüstrisi de gündeme geliyor. Böylece başlangıçta insanların iletişimini kolaylaştırması için ortaya çıkan kitle iletişim araçları da bu endüstiriyel yaklaşımın etkisiyle kapitalizmin en temel dayanak noktalarından birine dönüşüyor. Bununla birlikte kitle iletişim araçları modern dünyanın diskurlarını seslendiren, bu sürekli tüketmeye ve tükenmeye endeksli kapitalist çarkın işlemesi için onun argümanlarını insanların bilinçaltına işleyen bir silah halini alıyor. İnsanların iletişim kanallarının geliştiği, iletişimin her anlamda kolaylaştığına inandırıldığı bu süreçte, iletişimin niteliği, insan psikolojisine, gereksinimlerine denk düşüp düşmediği, iletişim çağında bireyin neden bu kadar yalnızlaştığı sorusu da kitle iletişim araçları ve onun geliştirdiği propagandist dilin etkisiyle görmezden geliniyor.

Modern dünyada en çokta sorularından olan birey, sorgulayamadığı bir iletişim dünyasında, iletişimin en insancıl, en yalın, en mühim yanı olmadan yolunu bulmaya çalışıyor. Bu sebeple de zihnine her gün, her saat işlenen "iletişim herşeydir" yaklaşımı içinde, kendisine sunulan iletişim kanallarının-imkanlarının aslında modern yaşamla birlikte elinden alınan, yaratılışından beri kendisine verilmiş birtakım 'tabî' imkanların kâr öncelikli birtakım yaklaşımların etkisiyle dönüştürülmüş suni imkanlar olduğunu göremiyor. Göremiyor çünkü bunu görmesini sağlayacak sorular sorma imkanı bir kere elinden alınmış ve benzetme yerindeyse, önce solunumu bir müdehaleyle solunum cihazına bağımlı hale getirilmiş, sonra da kendisine solunum cihazı takılmasaydı ölecektin denmiş bir hasta gibi bağımlı hale getirildiği cihaza şükran duyan bir hastaya dönüşüyor. Bu yüzden hayatı sahici kılan, kendisine, öğrenme, anlama, paylaşma, aktarma, uyarlanma gibi imkanlar sunacak bir tabî iletişim sürecinden uzaklaşmış bir şekilde yürüyüşüne devam ediyor.

Sürecin teknik-teknolojik boyutunda da iletişim kalitesi, yaygınlığı, iletişimin önündeki birtakım engelleri kaldırmaya matuf buluşlar ve keşiflere hergün yenileri ekleniyor. Bu keşiflere yenileri eklenirken elbette ona ulaşmanın gerekçeleri ve bedeli de yine bizzat kitle iletişim araçlarıyla zihinlere işleniyor. Modern yaşama uyumu veya uyumsuzluğu gösteren bir unsur olan bu gelişmelere katılım düzeyi göstergesi, aslında insanın ne kadar kendi olmaktan uzaklaştığını da gösteriyor. Toplumsal yapının teknik-medeniyet ilişkisi çerçevesinde değişmesiyle-dönüşmesiyle, iktisadi birtakım parametrelerin ve kentleşme olgusu sebebiyle belki de bir zorunluluk olarak ortaya çıkan bu iletişim endüstrisine tam uyum sendromu, kentli(veya kentli olmaya çalışan) bireyin en büyük sorunlarından biri oluyor. Bu süreçte birey bir yandan bu yeni karşılaştığı duruma uyum sağlamaya çalışırken, öte yandan giderek yalnızlaştığı hayatta, kitle iletişim araçlarının vadettiği "sorunsuz iletişim"e doğru yol alıyor.

Tam da burada bu iletişimin ne kadar 'sorunsuz' olduğu sorusu gündeme geliyor. İnsanları önce birbirinden uzaklaştıran modernite, sonra da onları ayrı bulundukları yaşamlarında birbirlerinden gittikçe uzaklaştırmanın yanında kapitalist amacı doğrultusunda yaşayabilmek için yalnız ve makinalaştığı bir hayata mahkum ediyor. Böylece iletişimin bireye sunduğu imkanlar belki bir mahkuma verilen görüş izni kadar ancak bir anlamı oluyor.

Bu noktada temellendirmenin dışında iletişim sürecinin meydana getirdiği değişimlere ve ayrıntılara bir gözatmakta fayda var. Böylece iletişim kavramının yaldızlı reklam sloganları ortadan kalktığında neye karşılık geldiği daha iyi anlaşılır;

* TÜİK verilerine göre son yıllarda sabit telefon aboneliğinde rakamsal olarak azalma olmasına karşın, Gsm operatörlerinin abone ve konuşma bedelinde önemli artışlar gözleniyor. Buna rağmen toplumda giderek iletişim anlamında bir eksiklik, nitelik ve nicelik eksikliği konusunda bir kanaat hakim oluyor. Görünen o ki, ödedediğimiz maddi ve manevi onca bedele rağmen iletişim kuramıyoruz. Onca teknoloji, onca imkan modern yaşamda insanın yalnızlığını gidermeye yetmiyor. Bunun ötesinde iletişimin 'ileri düzey' gelişmeleri beraberinde psikolojik anlamda yeni sorunları, hatta literatüre girmeye başlayan yeni psikolojik hastalıkları beraberinde getiriyor. İnternet bağımlılığı, chat konusunda ki anti sosyal kişilik sorunları, arama motorlarında kendi ismini arama(bu bende biraz var) gibi takıntılar bireyin iletişimin teknik imkanlarından ne derece etkilendiğini de gösteriyor.

* Engelli bireyler, engelli toplum sorunu. Hayır bedensel veya farklı engelleri olan bireylerden bahsetmiyoruz. Bedenen sağlam ama iletişimin bedeli noktasında engelli bireyler. Mesela engelli bir bireyin engelli olduğunun göstergesi onun yerine getiremediği birtakım bedensel işlevlerini sağlamak için kullandığı materyaller, yani aparatlardır. Görme engellinin bastonu, bedensel engellinin koltuk değneği ve tekerlekli sandalyesi, işitme engellinin işitme cihazı bir 'engel' göstergesidir. Modern bireyin ise yanından ayıramayacağı telefonu, bilgisayarı vardır. Ve işini, yaşamını idame ettirebilmek için tıpkı bir böbrek hastasının diyaliz makinasına bağımlı olması gibi bu materyallere bağımlıdır. Yaşamı göz önündedir. Her vakit ulaşılabilir ve erişilebilir olmalıdır. Onun için bu erişebilirlik yaşayakalması, iletişim kurması için bir zorunluluktur. Yani mobilleşen telefon veya iletişim teknolojisi yerine bizzat bireyin kendisidir.

* Kitle iletişim araçları 'sosyal fayda' olgusunun dışında kapitalizmle şekillenen modernleşme sürecinin istediği birey tipini oluşturma çabasının en güçlü enstrumanları olmuştur. Bu anlamda kitleleri kendi inanç, kültür ve geleneklerinin dışında genel-geçer birtakım doğrular(!) dayatmakta, insanı insan yapan duyuş ve düşünüşlerin ötesinde ona bir üst karakter ve kimlik oluşturmaya çalışmaktadır. Birey bedelini ödeyip aldığı gazeteyle, tüketme duygularına seslenen reklamlarla birlikte seyrettiği televizyonla, sokaktaki reklam panolarıyla bilinçaltına yüklenen ve kendisini kendi mevcudiyetinden başka birşeye dönüştürmeye çalışan bir sistemin içinde kaybolmaktadır. Modern insan nasıl eline verilen telefonla 24 saat erişilebilir ve ulaşılabilir bir 'mobil insan' olmuşsa, kitle iletişim araçlarının etkisiyle de dönüştürülmeye hazır, edilgen bir varlık haline gelmiştir.

* İletişim araçları ve mekanizmaları insan ilişkileri tanımı içinde toplumlar tarafından oluşturulmuş kültürel dilin ötesinde, o kültürü meydana getiren zenginliği ortadan kaldıran yeni ve içi boş bir dil meydana getirmekte ve bu dil bütün toplumsal kültürel yapıların üstünde evrensel bir kabul olmaktadır. Böylece ortaya farklı dilleri konuşan, farklı dini, kültürel ve toplumsal yapıya mensup, buna rağmen aynı renksiz, şekilsiz, kokusuz bir iletişim diline mahkum kitleler ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak, kitle iletişim araçlarının gelişiminin tarihsel süreciyle, kapitalizm destekli modernleşme sürecinin geçirdiği evreleri birbirinden ayırmak pek mümkün görünmüyor. Kapitalizmin insanı kendi tabiatından koparan, ona yeni bir kimlik belirlemeyi eylemlerinde kullandığı enstrumanlardan biri olan kitle iletişim araçları da aynı hedef istikametinde işlev görmektedir. Önce yalnızlaştıran kitleler, ardından yalnızlığın bir çaresi olması ümidiyle iletişim araçlarının sunduğu 'bedelli iletişim'den fayda ummaktadır. Böylece insanın yalnızlığı sınırlı iletişim imkanları içinde giderek büyümekte ve sınırlılıklarıyla birlikte ortaya bedelli yalnızlıklara dönüşmüştür. Bireyin iletişim kurma sürecinde karşılaştığı sorunlar da göstermektedir ki, modern dünyanın insanın yalnızlaşmasında büyük payı olduğu süreçte tolere etmekten uzak ikircikli dille bir çözüm sunması imkansızdır. Bu sebeple kendini iletişim imkanları içinde mahkum etmek istemeyen bireye düşen görev, iletişimin bedelini ödemek yerine, tanış olmanın, muhabbetin, dost meclislerinin, sahici ve samimi bağlılıkların peşine düşmesidir. Çünkü hiçbir kamera, hiçbir telefon, hiçbir iletişim aracı yüzyüze gerçekleşen bir buluşmanın, 'tanış' olmanın yerini tutmaz.