Bilimin Sıfırlığı ve İlmin Birliği ya da Ters Yönde İlerliyorsun Ey Bilimci İnsan!
Sahi, şu göklere çıkarılan, kendisinden medet umulacak en üst makam olarak görülen Bilim gerçekte nedir?
Bilim'in haksız yere bu denli göklere çıkarıldığını görmek hayrete düşürüyor insanı. Halbuki, Bilim denilen şey aslında insanların bugüne kadar elde ettikleri tecrübi bilgilerden yola çıkarak 'var' saydıkları birtakım kuralların ve bu kuralların ortaya çıkardıkları sonuçların toplamıdır. Daha düz bir ifadeyle Bilim, başta hiçbir şey bilmeyen insanın şu ana kadar elde ettiği bütün bilgilerdir. Bir önceki haline nazaran daha çok bilgisi olduğunu düşünen bu Bilim, kökü itibariyle 'sıfır' noktasından başlayıp son noktaya ulaşmaya çalışmaktadır. Ancak, bu noktanın nerede olduğunu veya bu son noktanın var olup olmadığını bilmemektedir.
Geçmişte Bilim adına insanlara sunulan birçok çözümün bugün yine aynı Bilim adına zararlı kabul edildiği çoğumuzun malumu. En basitinden, eroinin 'keşfi' buna en güzel örnektir. Şimdi, tek başına bile Bilim'in koca bir sıfırdan ibaret olduğuna delil teşkil edebilecek bu durum üzerinde biraz duralım. Bir bilgi seviyesine ulaşıyorsunuz ve bu ulaştığınız nokta gereği bir şeyi yapmak 'faydalı' oluyor. Biraz daha ilerleyince bakıyorsunuz ki bir önceki 'faydalı' sandığınız şeyi yapmak ne kadar da zararlıymış meğer. Bunun üzerine yeni bir 'faydalı' çözüm buluyorsunuz. Biraz daha ilerliyorsunuz, bu da zararlı çıkıyor. Her yeni araştırma sizi biraz daha büyük bir hayal kırıklığına uğratıyor. Sonuç, kümülatif hayalkırıklığı.
Bilim'in kendi tanımına göre iki nokta arasında sonsuz çizgi vardır. Bunlardan en kestirme olanına 'doğru' denir. Bilim’in bu sonsuz yol içinden 'doğru' olanı bulması ihtimali yine Bilim’in kendi tanımına göre sıfırdır. Varlığı bile kendini reddeden bu bilimsel anlayış her defasında ancak 'yanlış' olan bilgiyi keşfedecektir. Buyrun, sonsuz adet yanlış yol! Keşfedin keşfedebildiğiniz kadar!
Anlaşılan, Bilim denilen bu yığınının devasa bir bilgi çöplüğü haline gelmekten başka gideceği yer yoktur. Bilim'in günümüzde getirisinden/faydasından çok götürüsü/zararı olduğu aşikardır. Bu gidişatın insanlara -hatta, canlı ve cansız bütün varlıklara- hiçbir faydası olamaz. Artık bundan sonra küçük harflerle yazabilirim bilimi.
İşte İlim, bilimin ulaşmak istediği o sonsuzdaki noktadan başlar. Bu yüzden hakikat bilgisine en baştan sahiptir. Neyin doğru olduğunu keşfetme derdi yoktur. Bundan sonra yapacağı her araştırma onu ancak 'faydalı' olana götürür. Bu yolda faydalı bir şey bulmuşsa o şey her zaman 'faydalı'dır. Fayda, zamandan ve şartlardan bağımsızdır.
Kendi nefsini üstün tutanlar, aynı zamanda ilk sapkın yolu seçenlerdir. Bilginin kendinden sadır olduğunu iddia ederler. Ne kadar da büyüklenirler. Büyüklenerek taşıyamayacakları yükün altına girip daha da küçülürler.
İkinci yolu tutturanlar ise, hiçbir şey bilmediklerinden emindirler. Bu yüzden varlığın taşınamayan yükünün altına girip ezilmezler. Onlar, bütün bilginin kendilerine hazır sunulmuş olmasının tadını çıkarırlar. Bu yüzden mutmaindirler ve mutlulukları yüzlerine yansımıştır.
- Yakup Akbay yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- gönder





İlim ve Bilim
İlim kelimesi, kainatta meydana gelen olayların sebep, oluş, sonuç ve tesirleri hakkında aklın ölçüleri çerçevesinde öğrenme ve deneme ile elde edilen edilen doğru bilgi olarak tarif edilmektedir. Arapça bir kelime olup “bilim” anlamına da gelebilmektedir, çünkü kelime köküne baktığımızda bunun bilmekle alakalı olduğunu görmekteyiz.
Şu şekilde bir ayrım yapabiliriz, aslında yapmalıyız da. Bilim dediğimiz vakit aslında Batı düşüncesi çerçevesinde oluşturulan daha doğrusu çağlar boyunca biriken pozitif bir bilgi yığınını kastediyoruz. Rasyonel bir bakışla oluşturulan bir yığındır bu. Aklı merkeze almak ve bunu yaparken de salt mantığın kuralları dışına çıkmamak anlamında bir yaklaşımdır. Bir şeyin bilim olabilmesi için belli bir teori olarak önerilmesi ve bu teorinin de deney ve gözlemle desteklenmesi şartı konulmuştur. Bilim bu şekilde ilerler. Batı’da bu anlayış dine karşı gelişirken Doğu’da böyle gelişmemiştir. Çünkü esasen bizim kaynaklarımızın başında “Vahiy” gelmektedir. Akıl ise vahye tabidir. Dolayısıyla “ilim” dediğimiz vakit biz ilahi bir kaynaktan beslenen bilgiyi kastetmiş oluruz. Bilim ise bundan kendini sıyırmış, aklın ve mantığın dar çerçevesinde kalmayı seçmiştir. İlmi negatif sayanlar, buna karşılık bilimi pozitif sayanlar aldanmaktadırlar, çünkü bilimin pozitifliği bizim ona verdiğimiz bir pozitiflik değildir. Negatif olan bir pozitifliktir. İlim ise vahyi ve aklı birlikte kaynak kabul eden bir yapıdır. Müsbetlik ona has bir pâye olmalıdır.
Bilim dediğimiz şey gün geçtikçe kendi kendini engelleme noktasına gelmiştir. Gün geçtikçe durdurmaktadır kendini, bir tıkanışın içindedir, ama insanların çoğu bunun farkında değildir. Buna sebep olarak aklın ve mantığın sınırlılığını ifade edebiliriz. Çoğalma ile birlikte karmaşa da artmıştır. Kaos dediğimiz şey de bunun yansımasıdır. Hz. Ali (k.v)’nin sözünde bunu bulmaktayız, şöyle diyor:
“İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı.”
Anlamamız gereken şey bilgi namına herşeyin kaynağının Allah (c.c) olduğudur. Dolayısıyla bilgi dediğimiz şey tam manasıyla düşünüldüğünde ilahidir. Nitekim Kur’anî anlayış da bize bunu açıklamaktadır. En’am suresi 59. ayet mealen şöyledir :
“Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan Kitap'ta bulunmasın.”
Son olarak Yunus Emre’nin meşhur mısralarını hatırlatalım:
“İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsin,
Bu nice okumaktır.”
Yakup Akbay’a bu yazı dolayısıyla teşekkürlerimi sunarım. Kendisine anlamamıza ve düşünmemize vesile olduğu için de ayrıca minnettarım.
Selam ve muhabbetlerimle…
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
DİN BİLİMİ TEŞVİK EDER
Kuran ayetleri bilimi teşvik eder. Çoğu ayetin sonunda düşünen insanlar kavramı zikredilir. Buraya onlarca ayet yazabilirim Kuran'dan insanları bilimsel çalışmalara yönelten. Yerleri ve gökleri, bitki ve hayvanları, eski çağlarda yaşamış olan kavimleri, kendi vücudunu incelemesini söylemiştir Allah Kuran'da. Çünkü bilim Allah'ın kudretini hakkıyla takdir edebilmenin bir yoludur.
Yalnız şunu belirtmek gerekir. Materyalist bilim anlayışı tümevarım yöntemini kullanırken İman sahibi bilim adamları tümdengelim i kullanırlar. Bu tüm evreni yoktan var eden Allah'ın bize vermiş olduğu kesin bilgiler sayesinde olur. Ve bu gereksiz zaman ve çaba harcanmasını engeller. Yani bu bilgilerin var olması bizi -aynı bugün yapılan gibi- tembelliğe sürüklememesi gerekir. Yoksa dünyanın dört tarafında en geri kalmış milletler olarak yine müslüman halkları görmeye devam ederiz...
Tümevarım ve Tümdengelim Hakkında
Tümevarım; özelden genele ya da olaylardan yasalara geçiş şeklindeki, akıl yürütmedir. Örn: “Gözlediğim bütün kargalar siyahtı. O halde bütün kargalar siyahtır “ çıkarımı, tümevarım şeklinde bir çıkarmadır. Özel gözlemlerden genel bir sonuca ulaşılmıştır.
Genelden özele, tümelden tekele giden genel yasadan örnek ya da özel bir uygulamasını çıkarsayan tümdengelime karşıt olarak, özelden genele tek tek olgulardan genel yasalara ulaşan tekil gözlem önermelerinden sınırlanmamış genellemelere yükselen akıl yürütme türü, genelleme.
Deneysel bilimler, olaylardan yasalara götüren bir yöntem olan tümevarım yöntemini kullanırlar, tümdengelimi kullanırlar . örneğin bir buz parçasının ateş üstünde eridiğini birçok kez görsek “ateş buzu eritir” tümevarımını uslamlarız. Bilim, şöyle bir tasımlama yaparak bunu yasalaştırır: birinci öncüle nedensellik ilkesini koyar ve “ aynı nedenler aynı koşullarda aynı sonuçlar verir” der. İkinci öncüle deneylerimizin sonuçlarını yerleştirir ve “ateş buzu eritir” der. Sonra bu sonucu tümelleyip bilimsel bir yasa haline getirir ve “ısı her zaman buzu suya dönüştürür” der. Bu yasayı bilimsel olarak ortaya koyan , görüldüğü gibi, nedensellik ilkesidir, sadece gözlemlerimiz ve deneylerimiz değildir.
Tümdengelim; genelden özele ya da yasalardan olaylara geçiş şeklindeki akıl yürütmedir. Örn: “Bütün balıklar denizde yaşar.”, “Kefal balıktır. O halde, kefal de denizde yaşar” çıkarımı, tümdengelim türü bir akıl yürütmedir. Kıyas, tümdengelimin en mükemmel şekli olarak kabul edilir. Bu nedenle, klasik mantık akıl yürütmede esas olarak kıyası almıştır.
Tümelden tikeli ve genelden özeli çıkaran uslamlama yöntemi... Tümdengelim, doğru olan ya da doğru olduğu sanılan önermelerden zorunlu olarak çıkan yeni önermeler türetir. Öncüller doğruysa sonuç da mantıksal bir zorunlulukla doğrudur. “Örneğin: insan ölümlüdür , Ahmet insandır öyleyse Ahmet de ölümlüdür” tasımı, tümden gelen bir tasımdır. Bütün insanların ölümlü oldukları doğruysa Ahmet de bir insan olduğuna göre Ahmet’in de ölümlü olması zorunludur, başka türlü olamaz.
Tümdengelim ve tümevarım yöntemleri, tümelle tikel (genelle özel) arasında sıkı bir ilişki gören ve bu ilişkiyi en doğru şekilde ortaya koymanın yollarını araştıran Aristoteles’in buluşudur. Genelden özele inen tümdengelim yöntemiyle özelden genele çıkan tümevarım yöntemi 17. yüzyıldan itibaren bir hayli gelişmiştir. Özellikle bu iki yöntem arasındaki bağlılık, ikisinin birlikte kullanılması diyalektik mantıkta gerçekleşmiştir.
Kaynak : http://www.turkcebilgi.com
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Bu yazının elle tutulur bir yanı yok.
Bakınız,
Bilim dünyasıyla spor dünyasını karıştırmışınız gibi geliyor bana. Spor yorumcusu olmak için, forma giyip sahaya inmeye, yahut 100 mt engelli koşusu yapmaya gerek yoktur. İlkokul sıralarından, emeklilerin müdavimi olduğu kıraathanelere kadar her yerde, insanlar spor hakkında konuşur ve ne spor camiası ne de muhatap olunan kitle, spor hakkındaki bu yorumlardan dolayı konuşmacıları kınamaz. Ancak benzeri durum, bilim dünyası için geçerli değildir. İnsanlar, bilim dünyasına karşı, korkuyla karışık bir hayranlık içindedirler. Zira bilim dünyası, yorumcularından rüşdünü ispat etmesini ister. Bilimi ve bilim anlayışını, varoluşsal anlamda tahlil edebilmeniz için, ya bilim dünyasında yer almanız gerekecektir (ki bu akademisyen olmak demektir) ya da bilim felsefesi konusunda mütehasıs olmanız gerekecektir. Ancak yazınızı okuduğumda, ne analojiye bağlı bir bilim insanı edası gördüm, ne de bilim felsefesi konusunda mütehassıs bir kimsenin duruşunu gördüm. Pozitivist bilim anlayışı içinde, evreni şerhettiğine inanan kimselere karşı, İslamın izzet-i nefsini "ilim" söylemiyle savunmaya çalışan, modernist bir müslüman duruşu gördüğümü ifade etmeliyim. Korkarım ki, ne "bilim-ilim" mukayesesi deneme türü bir yazıda ele alınabilir, ne de okuyucuyla müşterek tanımlar sağlanmadan sağlıklı bir sonuca varılabilir.
Yakup bey,
Yazınızda nereye elimi atsam çürük çıktığını söylemeliyim. Yani bu yazının tenkidini yapmak için, değil bu yazı kadar, bu yazının iki katı uzunlukta bir yorum ele almam gerekecek. Zira bilim ve bilim anlayışının yanı sıra, ilim ve ilim anlayışı adına ortaya koymuş olduğunuz öngörüler(!) ve iddialar, slogan olmaktan öteye geçememiş cümlelerdir. Dilerseniz bunun münakaşasını uzun uzun yaparız, ancak size tavsiyem, bilim olmasa da bilim felsefesi adına birkaç kitap okumanız. Yoksa, atılımlarının arkaplanında "bilgi ve felsefe" yoksulluğu çeken "eli kalem tutan mücahit" görüntüsünden kurtulamayacağınızı üzülerek ifade etmek zorundayım.
Saygılar.
Celalmirza beye teşekkür
yorumlama derinliğiniz ve özellikle kendi yazılarınızda kullandığınız engin moderndışı ( bu postmodern demek değil ) yüksek irfan ve içkin donanımla bizleri bu edinilmesi oldukça güç ilimle buluşturmanız ve aydınlatmanız size karşı dayanılmaz bir teşekkür ihtiyacı oluşturdu bende. Yazı ve yorumlarınızda yüksek seviyeli bir sevkıyat çabası görüyorum, bir derinliğe bir bilgeliğe çağrı olsa gerek diyorum bu ama algı seviyemide mazur görün e tabii bilgi-ilim meseleleri bunlar.yinede kıvançlıyım, buralarda bulanarak bu engin bilgeliğin eteklerinde soluklanıyoruz - oda varsa - kapasitemizce. bugün geçmişe dönüp öküzlere ilişkin ilmi yazınızı okudum, pek bi hoş oldum ama kapasite meselesi tabi kastınızı vermek istediğinizce değil kendi sığ seviyemce anlamaya çalıştım. sizin burada bu cemaatte bize bu kadar yakın olmanız -anlayana tabii- bazen insan iç coşkunluğunu ifade edecek kelime bulamıyor; coşkusunun yoğunluğundan ama bunu ifade edebileceği bilgi- kelime yoksunluğundan. Devam edin Sevgili Celalmirza bey kardeşim, bize ışık olun taşıyın bizleride o derin bilgeliğe Allah yolunuzu daim açık tutsun Selamünaleyküm
ele alınacak yan bulamayanlara
Belki bu yazıyı yazan kişinin; "ne antolojiye bağlı bir bilim insanı olmak" derdi ne de "bilim felsefesi konusunda mutahassıs olmak" kaygısı vardı. Yazarın amacı belki de detaylarına kadar bilimi yorumlamak, ilim-bilim kavramlarını varoluşsal anlamda incelemek de değildi. Belki oda bu tümevarım-tümdengelim olayını tazeledi içinde yada yeni keşfetti( bazen tüm detayları, incelikleri, yansımaları anlatan kitaplar devirir, tüm ortamlarda gerçek-doğru güreşleri tutturruz... Ama bazen eteklerindeki pınarlarla , ağaçlarla, çiçeklerle okadar oyalanırızki dağların; koskaca heybetli dağı farkedemeyiz)
Eğer bu yazı yazarın içsel keşiflerine yaptığı heyacanlı bir yolculuksa ve bizide götürmek istemişse, ki ben bu yolculuğa çıktım onunla ve diğer iki yorumla da tümdengeldim. ozaman yazar amacına ulaşmış demektir.
keşke bu akademisyen olan insanlar; bazen tüm terimleri, izahatları, kaynakları bir kenara koyup böyle yalın sıradan denemeler yazarak bizi bilimin o korku ve hayranlık uyandıran ulaşılmazlığına bir adım daha yaklaştırsalar.......
......
Bu Yazı Batıdan Uzanan Bir Elle Tutulmaz
Celalmirza bey,
eleştirinizin başımın üstünde yeri var.
Cemaat.com emeklilerin müdavimi olduğu bir kıraathane olmadığı gibi bilimsel bir akademi de değil. Benim bu konuyu ele alış sebebim bilimsel bir kaygıdan ötededir. Meseleyi bilimsel bir kaygıyla ele alacak olsaydım buna uygun hareket eder, bilimsel bir dil kullanır, gereken ispatları yapar ve sonuca bağlardım. Ama ne bu ortam böyle bir şey için uygundur ne de buna ilgim vardır.
Eleştiri yaparken kullandığınız temel argüman yazıda da bahse konu olan günümüz bilim anlayışının insanlığa dayattığı bir doğmadır. Günümüz bilim anlayışının mutlak bir objektiflik temeline dayandığını düşünüyorsanız size bunun bir akide konusu olduğunu hatırlatmam gerekir. Evet, ilim (ya da siz bilim deyin) bir akide konusudur. Mutlak objektiflik iddiasında olanlar -ki İslam bile bunu iddia etmez ancak teklif eder- ancak heykelleri avlayabilirler.
Benim sergilediğim yaklaşım günümüz bilim anlayışına taban tabana zıttır. Meseleyi İslam akidesini (Allahın birliğine ve vahye olan iman) temel kabul ederek ele aldığımı belirtmek isterim.
Celalmirza bey,
bırakın bu meseleyi deneme konusu yapmayı, bunu şiirlerine konu edenler bile olmuş. Ama bunun için günümüz bilim anlayışının mutlaklığı şartlanmışlığından sıyrılmamız gerekir. Madem bilim felsesefi dediniz, siz hangi bilim felsefecilerini muteber kabul edersiniz bilmiyorum ama benim muteber kabul ettiklerimden Yusuf Has Hacib meşhur Kutadgu Bilig adlı eserindeki bir şiirinde şöyle der:
Şimdi siz bu şiiri bilimsel kabul etmeyebilirsiniz, zaten değildir de. Bizim bilimsel bir kaygımız da yok zaten. Ama, bu gibi kuru slogancı mücahitlerin(!) şiirleri hayat bilgisi derslerinin ilk basamaklarında gelmelidir derim.
Bana sorarsanız, çürük olan yazının kendisi değil bu yazıyı tutmak için kullandığınız eldir. Yine de zahmet edip eleştirdiğiniz için teşekkür ederim.
............................................................................
Bütün sorular sorulduğunda cevap verilmiştir
............................................................................
Haklısınız ama zamanı değil.
Yakup Bey,
Bilimsel anlayışın eleştirisi, coşkun bir dille yapılmaz. Kabul ediyorum, günümüzün bilim anlayışı objektif olmayı öngörür ve nitekim diğer arkadaşlar da eleştirilerinde, açıkça ifade etsinler ya da etmesinler, bilimin dikte ettiği bu objektiflik ilkesinden muzdarip bir tablo çizdiler. Ancak ben sizden zaten objektif olmanızı istememiştim. Sadece, yazan kimseyle, okuyucu arasında kavramsal açıdan bir müştereke varılması adına, kullanılan kavramların karşılığını istemiştim.
(İslam klasiklerine bakıldığı zaman da, âlimlerin benzeri bir tavır sergilediğini görürüz; zira bu metod, bilimin tekelinde değil, açıklayıcı olmaya çalışan her kimsenin elindedir) Zira bilim ve ilim kavramlarının mevzubahis olduğu bir yazıda, coşkun bir dil ve aforizmatik karşılıkların kullanılması, bilimin o "egemen" havasından sıyrılıp "ben bu şekilde varım" demek isteyen haklı ve çaresiz bir grubun başvurduğu isabetsiz bir tutumdur. Başka konuda deneme yazarsınız, âmenna. Ancak bu konuda yazılmasını ben uygun görmüyorum.
Çünkü şartların olgunlaştığına inanmıyorum. Bilim karşısına, "bizim ilim anlayışımız budur" diyerek çıkmanın isabetli olacağı tek zaman dilimi, devletin himayesinde ve yine devletin teşvikiyle, bilimi yeniden yorumlayacak ve ona dinin ruhunu, sanatın estetiğini üfürecek kimselerin gelmesiyle ve elbette ki, bu anlayışın tahakküm kurmasına vesile olacak bağımsız bir devletin vücuda gelmesiyle mümkündür.
Ünlü Alman filozofu Max Scheller'i bilirsiniz. Kendisi, "Bilgi Formları ve Toplum" isimli eserinde, -batı bilim anlayışını da hesaba katarak-, fonksiyonel açıdan ilmi üç ana başlıkta toplamış :
a) Bireysel şahsiyetin gelişimi için gösterilen ilmi çabalar
b) Tabiatın ve beşeri toplumun bilinmesini ve kontrolünü hedef alan ilmi çabalar
c) Âlemdeki ilahi düzeni kavramaya ve bu yolla kurtuluşa ermeye mâtuf ilmi çabalar
İşte, ikinci şıkta ifade edilen ve sizin de eleştirdiğiniz "gerek bireysel gerekse toplumsal anlamda dokunulmaz kabul ettiklerimize dokunup, künhüne vakıf olmak adına incelemelerde bulunarak, elde ettiği verileri bir egemenlik aracı şeklinde kullanan ve biz hakikatperestleri bezdiren" bir ilim anlayışıdır. Ve yerine ikâme edilmesi gereken ve yazınızda da ifade ettiğiniz "ilâhi düzeni kavrayıp, bu yolla kurtuluşa ermeyi murâd eden" ilim anlayışıdır. Burda zaten bir ihtilafımız da yok.
Cevabımı bitirmeden evvel, itiraz ettiğim hususu bir kez daha dile getirmek istiyorum. Ben, bilim ve ilim münasebetinin, okuyucu gerek akli gerekse irâdi anlamda teçhizatlandırmaya teşvik eden değil de; güzel anlatımlar ve haklı haykırışlarla okuyucuyu sürükleyen bir üslupla ele alınmasına itiraz ettim. Ve rüştü beyin, ayşe genç'in, ayşe nuriler'in ve fatih burak'ın eleştirilerini de, bu minval üzerinde haklı bulmadığımı da itiraf etmeliyim.
Sevgiler
Not : Dünyanın bir numaralı teknik üniversitesi olan ve bu birinciliğini de dünyanın en güçlü ve zengin savunma bakanlığı Pentagonla yürüttüğü AR-GE ortaklığına borçu olan MIT'de, derslerinde başarı gösteren terbiyeli öğrenciler için "Türk gibi akıllı" deyiminin kullanılıyor olması, yukarda ifade ettiğim "bilimsel tecdîdin" vâki olabilmesi için bir ümit kaynağıdır. Yeter ki kimi yerde kendini kapitalizm, kimi yerde de liberalizm olarak gösteren bu alçak düzen, kurduğu sütunların altında kalarak, bağımsızlığımızın ilân ve ilâmına vesile olsun.
alim mi bilim adamı mı?
biz yüreğiyle konuşmayı severiz.
bilimsel konuşmaktan bahsedince biri, soğuk bir şeyler üflüyor sanki. bilimin bir ahlakı var mıdır acaba? tarih okurken objektif olmalıymışız mesela. bu bana çok komik geliyor. cemil meriç diyor olsa gerek; "objektif olmak, namuzsuzluktur". nasıl objektif olabiliriz ki? nasıl kalbimizi bi tarafa koyarak düşünebiliriz ki...
"ilm"in bir ağırlığı vardır: bir ahlakı. yaşamayacağınız şeyi öğrenmezsiniz mesela... söz gelimi öğretmenseniz; sınıfta da aynı kelimeleri kullanırsınız, öğretmenler odasında da... iki de bir küfür savurmazsınız mesela.
"bilim"in formülleri vardır; "ilm"in ise kalbi.
bu yorumun bilimsel değeri yoksa ne mutlu bana.
küçümsemenin sıfırlığı
eleştiri ile küçümseme arasındaki ince çizgiyi net görebilmek her zaman kolay olmuyor.
küçümseme narsizm kokan oldukça itici bir tavır. bu kimseye yakışmıyor gerçekten.
insana ait denemeler değersiz görülmemeli. çabanın kendisidir kıymete şayan olan. sonuç ne olursa olsun.
niyette yaradan varsa her şey büyüktür...
"ilim bir noktaydı onu cahiller çoğalttı..."
diyen veciz sözden hareketle;
ilim bilim ile nasıl ayrılmaz bir parça ise,
bilim de yaradan ile ayrılmaz bir parçadır; öyle olmalıdır;
zira ilim'in kaynağı mistisizmdir; aşktır; hak'tır;
bilim'i icra edip de bu gerçeği inkarı seçen ne kadar çırpınsa da bu böyledir...
ez cümle,
bilim büyük diyorsam / diyorsak,
Allah(c.c.) büyük diyorum / diyoruz...
yani her şey gibi bilim de aslında rücû etmektedir...
saygılar...
not.
ismet özel'in
"Türkiye'de bilim adamı olmak sanatçı olmaktan zor..." sözünü de bir gaf olarak niteliyorum...sanat her şeyin üzerinde, en zor icra edilen bir makamdır...sanırım kendisi sanatını kolay(!) icra etmekte...
penceremden gördüğüm şu: bilim de bir sanattır !
mesela plüton da gezegen değilmiş!!
bilimi din yerine koyan insanlara yazılmış bir yazı. bu anlamda haklı bir eleştiri bence. tabi ki bilim olmak zorunda!l akin bilimi dinmiş, değişmezmiş gibi sunan insanlara ben de karşıyım.
Uluslararası Astronomi Birliği, Plüton’un gezegen olmadığına karar vermişti. Plüton’u yıllarca gezegen diye biliyorduk oysa; cüce gezegenmiş! sanırım yakup akbay'ın anlatmaya çalıştığı da benzer meseleler...
Değerler Felsefecileri Bile Bu kadar Katı Değil
Bu yazıyı okuyunca üzüldüm..
Darmadağın tanımlamalar.. bağlantılandırma problemleri.. nerden tutsan dökülen bir yazı... Nereden başlayacağımı şaşırıyorum! Yazının bazı problemli yerlerine kendi çapımda acizane değineyim:
Önce şunu demeli, bir konuya ilişkin dıştan lirik yazılar yazılabilir elbette, insan hislerini ifade edebilir, illa bazı şeylere bazı insanlar uzak kalsın diye bir şey yok.. kimse kimsenin kalemini de zincirlemiyor; ama konuya konunun içinden bir eleştiri getiriyor ve hatta cümlelerinizden konuyu reddettiğiniz anlamı çıkıyorsa orada durmalısınız; yani durup düşünmeli, araştırmalısınız.
Yazınızın üçüncü paragrafı... "Geçmişte Bilim adına insanlara sunulan birçok çözümün bugün yine aynı Bilim adına zararlı kabul edildiği çoğumuzun malumu." cümlesiyle başlayan paragraf... Çok sığ bir eleştiri! Bilimsel bilgi ile bilimi karıştırmışsınız sanırım, bu kısmen ikinci paragraftaki tanımlamada da görülüyor. "Bilimsel bilgiler"in denenmesi, içeriğinin düzenlenmesi, birbirleriyle ilişki durumunun yaşatılması sürgit devam eden bir yaklaşımdır. "Bilimsel bilgiler", dinsel bilgiler gibi mutlak gerçeklik değildirler. Yapılan yeni bir gözlem ve akıl yürütme ile dönüştürüp değiştirilebilirler. Bir konuya ilişkin bilimin sunduğu "çözüm" o ana kadar yakalanmış en tutarlı akıl yürütmedir. (Bilim, elindeki bilgilerle öndeyide de bulunabilir; mesela bu en çok astronomide olur)
Daha yararlı yeni bir şeyin keşfedilmesi, bir önceki buluşu kötü yapmaz, önceki konum eksik ve hatta yanlış olabilir; ama kötü değildir. Mum ışığını üreten bilim daha sonra florasan ışığını bulunca, ulaştığı gerçeği ifade eder; mum ışığının göze zararlı olduğunu açıklamak zorundadır. Çünkü gerçek budur. Ama bir zamanlar belki de mum ışığı sayesinde bilim ilerlemiştir. Eroini keşfeder bilim, o keşiften fiziğin kimyanın tıppın alanında kullanılan pek çok faydalar çıkarılır, birilerinin eroin müptelası olması bilimi eleştirmek için malzeme olmaz, bilim önündeki şeyi ortaya çıkarır, o şeyin taşıdığı zararlı yönleri de halk kendi yasaları, yaklaşımlarıyla toplumdan uzak tutmalıdır. Yani, uzatmak istemiyorum, bu paragrafta bilimi eleştirmek için yürütülen mantık çok zayıf ve sanırım öfkenin sonucu olabilir bu ancak..
Bundan bir sonraki paragrafa gelince.. buradaki hata daha büyük! Yakup Akbay bey, bilim adamları yüzyıllardır, matematikte nokta, doğru gibi kavramların tanımını yapamamıştır, hâlen de tanımları yok. Ama siz maşallah tanımlamışsınız. Matematik öğrencisi olduğum için, bu konuda biraz bilgim var: Doğru noktalardan oluşur, noktanın ise kesinlenmiş tanımı yoktur. Mesela, tarihte, Legendre, Öklit v.s. matematikçilerin kurduğu tanım cümlelerinde tanımı yapılmamış başka kavramlar geçtiği için ortaya konan tanım geçersiz kabul edilmiştir. TDK sözlüğünde yapılan tanım da uzantıları dolayısıyla ispat edilmiş değildir. Noktanın tanımı olmadığı için doğrunun da tanımı yoktur. Tekrar sizin paragrafınıza dönersek, "iki nokta arasında sonsuz çizgi vardır," ve "bunlardan en kestirme olanına 'doğru' denir." demişsiniz. Ne kadar rahat tanımlamalar bunlar! Şimdi, 'çizgi' ne demek oluyor, 'kestirme' ne demek, bunların matematiksel anlamı nedir? Bu tanım nereden çıkıyor böyle? Sonra iki nokta arasında sonsuz 'çizgi' var dedikten sonra, matematiksel bir kavram olan 'doğru' ile, yanlışın zıt anlamlısı bir kavram olan 'doğru' arasındaki kurduğunuz bağlantı da ne öyle?! Yanlış tanım, yanlış geçiş, yanlış sonuç: bilimin doğru olanı bulması ihtimali sıfır, diyorsunuz. Sıfır, olasılıkta imkânsız olaydır, yukarıdaki önermeniz çok yanlış olduğu için sonuç cümleniz de yanlış.. bilimin imkân olarak önünüze sunduğu şeyleri reddetmiş oluyor bu mantık! Bilim sayesinde doğruluğunu farkettiğiniz, hayatınızda kullandığınız pek çok şeyi yanlış yerine koyuyorsunuz.
Alt paragraflarda da bilimi tekme tokat dövmüşsünüz.. birazcık bilim felsefesi okumakla çok kolay reddedilebilecek fikirler oluşturmuşsunuz, sanırım bir öfkenin sonucu olarak doğmuş bu yazı! Çünkü, aslında dikkate alıp almamak konusunda tereddüte düşülecek
kadar tutarsız önermelerle kurulmuş bir metin yukarıdaki! cemaat.com'da okumasam bu yazıyı, "galiba tartışma çıkarmak için yazılmış bir yazı" derdim.
"Buyrun sonsuz adet yanlış
"Buyrun sonsuz adet yanlış yol!
Keşfedin keşfedebildiğiniz kadar"
İçimizde bir şey vardır; anlamak ister, katılmak ister, delicesine (bazen umutsuzca gelir bazılarına) duymak ister içinde "anlam"ı. Binlerce yanlış yol olsa da, doğru olanı "bulmak" ister. Kimseyi anlamak istediği için suçlayamazsınız bence. Çünkü bu istek yaşamsaldır. Amaç doğruyu bulmak değildir ki evet odur ama hakikat o kadar sonsuzdur ki, karmaşıktır ki; neresinden tutabilirsin, ne kadar aşık olabilirsin, damarlarında arayışı, aşkı hissedebilirsin, insanları bu çeker. Sonra mesela bazıları "düşünme özgürlüğüm var, bana karışamazsın" der. Sen de senin dediğini ( hakikati o bildiğin için) görmediklerinden dolayı onları eleştirirsin. Ama bu insanların istedikleri sadece "hakikat"i "arayış"tır, zavallılığını veya ne kadar güçlü olduğunu görmeye çalışmaktır.
Ki Allah kötülüğü niye yarattı diye düşününce "sınavdayız" gibi herkesin ağzından düşürmediği bir söz vardır. Bunu diyenler şunu demek ister " Yap doğru olanları, cennete git (yani sınavı kazan)" Peki acaba sonuç belli olsaydı sınav olur muydu?
Arkadaşlar "sınavdayız".
Bu ne demek düşündünüz mü? Bu tehlikedeyiz demek. (mesela hiç bir şey bilmediğinizi düşünün -ki doğduğumuzda tam da bu durumda oluyoruz- önünüzde bir sürü ihtimal var ve ne yapacaksınız demek). Bu riskdeyiz aslında, sonuç belli değil demek. "N'oluyor ya buralarda bir dakika düşünebilir miyim hatta deneyebilir miyim" demek. Bazıları için; onbinlerce yanlış diye etiketlediğiniz yolları keşfetmenin, arayışın acısını, merakını çekmek demektir. (Bu acıları herkes çekmeli diye bir şart yok, bu insanın tek başına içinden gelen bir istektir sadece.)
Ben kendi adıma Allah'ın bunu yapan insanları zaten istediğini düşünüyorum. İnsan öyle bir varlık ki interaktif bir yaratık. Yani herkesten farklı, külli iradenin içinde (tam olarak nasıl bir şey pek bilemiyorum bu benim eksikliğim ama) sonuçta cüz'i irade olarak varolan bir yaratık. Allah'la konuşabilen bir varlık.
Sonuç olarak insanları (kalp- beyin kıyaslamasında) beyinlerini kullandıkları -ki yaşamsal olarak, fıtraten buna ihtiyaçları var bu kesin- için suçlayamayız. Peki ne yapabiliriz?
Şunu çok ama çok iyi biliyorum ki, kendimizle daha çok ilgilenebiliriz. İnsanları yargılamakta bu kadar hevesli olmayı bir kenara bırakabiliriz. Kendi inandığınızı söyleyebilirsiniz,doğru/yanlış budur diyebilirsiniz, niye inandığınızı anlatırsınız.Kendi doğrularınıza göre önlem alabilirsiniz. Ama bence kimseyi yargıçlığa soyunup yargılamamalısınız ki zaten Allah sonsuz ve aklımıza gelemeyecek şekilde tek olduğu için senin gibi yargılamayacağı da büyük ihtimal.
Yazıyla birlikte eleştirdiğim tek şey, aslında bilimi kullandıklarını söyleyen insanların da bir şeyleri dışladıkları, inanılmaz derecede kör ve tutucu oldukları (özellikle diğer insanlarla anlaşırken, yani aslında konuşmaya başladıkları anda) ve bu yüzden "ZARARLI" olduklarıdır.
İki tarafında tam olarak düşünmediğini, birbirini anlamadığını umutsuzca görüyorum. Gözden kaçırılanı görmek ve gösterebilmek için ne yapabilirim diye kendi kendime düşünüyorum...