Bir defa yaşayıp iki defa ölüyorum.
Bir, iki ve çok...
Sayıyor, sayıyor büyüyorum...
Bir, iki ve çok...
Sen, ben ve aşk,
Kadın, erkek ve ahali...
Sayıların sancısını çeken sonsuzluk nasıl da bitti...
Bir varlık, sıfır yokluk...
Hayat bir, ölüm sıfır...
Sıfır olmakla mümkün sonsuzu anlamak...
Aşk bir nokta...
Nokta bir değil...
"Bir" noktadan, sıfırdan, hiçten...
Ben dediğin dıştan, sen dediğin içten...
kısa yazmak, kısasından anlatıp sonuca gitmek, benim benimsediğim; doğrusu yapmayı istediğim bir şey değil. çünkü kısa yazmanın bir hikmeti illa olacak, hatta aforizmatik bir sonuca ilerliyecek gibi bir takıntım var.
ama hacer nazan toy, kısa yazma işini kotarmış. şiir, bahsettiğim aforizmatik sonuca son dizesiyle ulaşıyorsa da bu şiiri zayıflatan bir durum değil, daha çok şiiri açan bir durum olarak algılanıyor.
şiirin bütününü türk şiirinin halihazırdaki ana damarına yakın dizeler oluşturuyor. bu söyleyişi diğer şiirlerinde de koruyabilirse şiirini çoğaltabilir toy.
"şarkı söylemeyi bilmeyen sessizlik, şimdi nerdesin" diye biten bir şiir yazmıştım. son dize, bana bu dizeyi de hatırlattı. iyi oldu.
Oncelikle ben bu siiri (yayinlanmamis bir siir sahibi olarak) cemaat.com'da yayinlanacak duzeyde bulmuyorum. Ama amac yollanmis tum siirleri yayinlayip altinda carsaf carsaf edit etmekse ona da tamam. Gayetle kisa, uzun olsa da cok sey fark etmeyecek turden bir siir.
Sonra siirin butunu turk siirinin hali hazirdaki ana damarina nasil yakin oluyor. Turk siirinin hali nedir, bu haldeki ana damarı nedir? Ben bu cumlenin acimlanmasi taraftariyim. Bu sitenin siir anlayisiyla olan tezatliklarim elbet bir sonuca varacak...
Ne demis raymond queneau;
"Dunyanın ortasindaydik, ufku kemiren okyanus irmaginin yanindayiz simdi...
Pek oyle bir sey degildir siir..."
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
sizinle şiir tartışmaya tamam. ama bu "çarşaf çarşaf edit", "editörlüğünüz tavana vurur" falan gibi çirkinliklerden beri durmanızı hararetle rica ediyorum. sakin olunuz. sakin sakin konuşalım.
1.cemaat'in şiir editörü benim. dolayısıyla "cemaatte yayınlanacak şiir düzeyini" siz değil, ben belirliyorum. burada anlaşalım.
2.Türk şiirinin halihazırdaki ana damarı söylemiştim ama tekrar söyleyeyim, 1.epik, 2.söyleyişe dayalı, ve 3.çok katman bir damardır.
Turgut Uyar'ın "bir barbar kendin tartar bir barbar aşağlarda" dizesi, bu ana damarın şah dizelerinden biridir. Sezai Karakoç'un inci dakikaları mesela, ha keza: "sen şimdi erkek ağlar mı diyeceksin / hayberin kapısı ağlar mı / erkek ağlar mı" Bir kaç örnek de yeni kuşak arkadaşlardan vereyim. Mesela Hakan Şarkdemir: "her durumda bir şarko zorda kalınca / insanın bi şarkosu olmalı yani / bir balerinin bir şimendiferin / acıkınca şarkosu dişi ağrıyınca" Mesela Mustafa Akar: "türkçe bir mavilik başlar türkiye'de / ben bilirim dedim size, artık atlar bile / türkçe kişner türkçe ağlar türkçe ölür" Ya da Zeynep Arkan: "nejat hastayım ben çok hasta / seni düşündükçe kalbim daha fazla / şöyle olmuş mesela sen karşımda / traş olmuşsun saçların üç numara rahat olmuşsun / gelmiş yüzünde üç ben yanyana"
Anlayacağınız Şule Hanım, bugün yazılan Türk şiiri ve bu şiirin ana damarı ikinci yeninin en iyi tarafını yeniden çoğaltan bir ana damar. sokağa yakın, kızgın, katmanlı, söyleyişli bir şiir. bunu sadece ben söylesem, "tamam" diyeceğim; ancak mesela Yücel Kayıran da, Mustafa Akar da, Osman Konuk da, Hakan Aslanbenzer de aynı şeyi söylüyorlar. Bu bahse isterseniz devam edebiliriz. Çok sevinirim. Tabii, uslubunuzda nezaketi koruyabilirseniz.
Cemaat.com da yayinlanan siiri duzeyini siz belirliyorsunuz. Zaten bu hepimizce malum. Maasallahiniz var hakikaten. Lakin karsisindaki insandan nezaket bekleyen siz icin, orneklendirdigi siirlerin icinde gecen cumlelerden daha az nezaketsizlik(!) barindiran ifadeler acisindan, bundan daha ote nezaket beklememelisiniz. Zerdust boyle buyurdu.
Bana verdiginiz siir ornekleri neyi anlatiyor anlamiyorum. Turk siirinin son halini bu gureba siirlerin belirledigini de ayrica dusunmuyorum. Gunumuz turk siiri, Bir Zarifoglu, bir Karakoc, Bir cansever, bir Uyar yetirtirmis midir ki; onumuzdeki maclara bakalim.Bir zarifoglu'nun acziyetinde olmadigimiz icin, kendimizi boyle kaf dagi arkasinda gormekligimiz. Bence sair, kendisinden sonra bir nesli pesinden surukleyebilecek yetkinlikteki sairdir. Siir'de bu neviden sairlerin yazdigi siirlerdir. Ne bir divan edebiyatının, ne de bir modern fransiz siirinin asaletinden nasibini almamis, random kelimelerle, modern dunyanin bunaliminda yazilmis siir cabalari bunlar. Citamiz oyle yuksek ki, her seyleri begenmiyoruz kolayina. suc mu?
Yorumlarimda bahsi gecen nezaketsizlikleri, buyuk bir nezaketsizlikte yenilediginiz icin sonsuz tesekkurler... İyi ki editorsunuz, iyi ki sairsiniz. Var olun hakikaten
es selam
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
Şiirin rastgele kelimelerle yazılabilecek bir şey olmadığı hepimizin malumudur. Rastgelelik, tesadüfilik dijital ortamlar için, sanal dünyalar için geçerli bir şey. Bir hakikat değil bu, gerçek olanda rastgelelik yoktur. Hayatın gerçeğinde tesadüflere yer yoktur. Şiir eğer hayatı yansıtıyorsa şiirdir, gerçeği ve hayaliyle hayatı. Sanal olan hayal olandan ayrıdır. Sanal olanda izzet yok, ama hayal mukaddestir. Gerçeğin uzanamadığı elleri vardır onun. Ötelere geçebilen, sonlunun çerçevesinden sarkabilen eller. Nasıl rastgele kelimeler yanyana gelip de şiir olmuyorsa, rastgele yaşamaklar biraraya gelip hayat olmaz. Edebiyat, hayatı anlamlandırmak için değil mi? Anlamın izhârı uğruna değil mi kelimelerin dökülüşü? Varlık ve yokluk bizim meselemiz değil mi? Bunu anlamaya çalışmak boş bir çaba sayılabilir mi? Bırakın sahte şeyler yerinde saysın, rastgele sayılar dönsün dursun, biz gerçeğe bakalım.
Anlamı aramak, anlamı aralamak adına...
Peki eksi birler nerede??? Sayıların sancısını çeken sonsuzluk da ne ola ki? Sonsuzluğu bir yerde bitirmişsek yapacağımız şudur:
Geri dönmeliyiz, eksilere doğru. Sıfırın altına inmeliyiz. Azıcık donmalı, azıcık yanmalıyız.
-1'lere söz hakkı tanımalıyız...
Yaşasın Eksi Birler
Hani sayı doğrusu vardır ya, üzerine sayıları kondurmuşlar bir doğrunun. Sıfır ortada, sağda pozitif sayılar, solda negatif sayılar. Sağa ve sola açılır bu doğru, gider de gider. Sağ taraf artı sonsuza gider, sol taraf eksi sonsuza. Sonsuzlar ayrı yollara gider. Gücümüz yetseydi de bu doğruyu eğriltseydik, uçları olduğunu farzedip birleştirseydik, uçlar birbirinde yitseydi, sayı doğrusunu sayı çemberi yapsaydık ne olurdu acep?
Sıfır başlangıç ve son olurdu o zaman.
Sıfır ve sonsuz kesişmiş olurdu aynı noktada...
Sayıları sonlamış olurduk... (Acaba?)
Bu nasıl bir çevrimdir?
Eksi bir yine sıfırdan bir önce, ama eskisinden daha büyük...
Eksi bir, eks olan bir, eks-i bir...
Hayalin derinliklerindedir...
Sayı eğrisinin bize yakın kısmı doğru görülür; bizden uzaklaştıkça eğilir ve sonsuzda birleşir. Sıfırın başı ve sonu zaten gözümüz önündedir. Yani sonsuzun başı ve sonu... Arada uzun ince bir yol vardır. O yolda yürürüz ama bitiremeyiz. Acelemiz ne? Dünyada sıfırın bize yakın noktalarında yürüme fırsatını buluruz. Asıl yolculuk mutlu dirilişten sonra.
Şiir tohum gibi; güzel,kibar, lezzetli ama embriyosu yok. Nasıl filiz verecek?
Sayıların sancısını çeken sonsuzluk nasılda bitti...
Sonsuzluk kavramı sonu olmayan demektir...
sayıların sancısını çeken sonsuzluk yerine, sayıların sancısını çeken bir ömür nasılda bitti demek, biraz daha manidar olurdu sanırım...
Sevgi ve selamlarımı sunuyorum...Turgut....
DÜŞÜNEN İNSANLAR İÇİN YERYÜZÜ VE EVRENDEKİ HER VARLIK BİR KİTAPTIR....
Şairi değil belki ama müteşairi pek bol bir ülkeyiz. Doğru dürüst bir şairi okuma zahmetine katlanmadan şair olmaya çıkan müteşairlerin hiçbir kurala tabi olmadan, yazdıkları "modern" şiirleri okudukça aklımdan geçen şeyi nihayet gerçekleştirdim: "Müteşair Bilgisayar Programı!" Aslında yaptığım, ilk kıvılcımını Peyâmi Safâ'nın çok kıymetli bir makalesinden aldığım bir fikri hayata geçirmekti. Programım, "Şiir Yaz" düğmesine basıldığında, kelime bankasındaki çok sayıdaki sıfat, isim ve fiil arasından tamamen tesadüfi olarak seçtiği kelimeleri bir araya getirerek "şiir" yazmakta. Modernliği eksik kalmasın diye programımın kelime haznesini "uydurukça" kelimelerle doldurmayı ihmal etmediğimi de burada belirtmek isterim!
İlk taslaklarını javascript ile yazdığım programı ASP.NET ile son haline getirdim. Bakalım programımın yazdığı şiirler beğenilecek mi... Düşüncelerinizi, yorumlarınızı bekliyorum..."
Şiir yazabilecek bir bilgisayar programı olduğuna inanmıyorum. O yazılan şey kelime yığınlarıdır, ölü bir şeydir. Şiir hayattır, kodlarda hayat olmaz. Şiir bir algoritma sonucu ortaya çıkan bir şey midir ki, böyle yazılabilsin. Kodlanamaz şiir...
Bir bilgisayar programı hissedemez, şiir dijitalleştirilemez, sayısallaştırılamaz. Programlar 1 ve 0'ların kombinasyonlarıdır, ama onları anlayamazlar. 1'in ve 0'ın ne demek olduğunu ancak insan anlayabilir. Anlamak insana mahsus...
Şiir aşkla örtüşen bir şey, tüm programlar çöker aşk karşısında. Diz çöker dijital dünyanın uyduruk efendileri. Kelimelerin de ruhu var, ruh üfürülmüş bir şey. Üfürülmüş olan üfürür de kelimeler düşer dillerden...
muammer bey. bu yorumunuz yayında. diğer yorumunuzu yayına değer bulmadığım için girmedim. unutmayın ki cemaatin editörleri (benim de bir kaç yorumumu silmişlerdi, hatta bir yazımı yayından kaldırmışlardı) yorumları yayınlayıp yayınlamama haklarını da saklı tutarlar. dolayısıyla bulunduğunuz yerin (cemaatin) kurallarından biri de bu. kural bu. yorumunuzu ben ya da şadan abi ya da yusuf ya da başka bir editör,yayına değer bulmazsa siler. bunun için sızlanabilirsiniz. anlarım bunu. gene de sizi üzmek için değil, tartışmayı büyütmemek için girmemiş idim yorumu. bunu da belirtmek isterim.
Şiirimi şiir gören yada göremeyen herkese okuma nezaketi gösterdikleri için teşekkür ederim.
Kimseyle şiirin ne olduğunu yada omadığını tartışmayacağım, çünkü her tartışma belkide ister istemez çoğumuza entelektüel kaygılar yükleyecek.
Duygulardır kaleme yaşanmışlardan gelen , bazen disipline edilmesi gerekse de yalın duyguların manasını süslü kelimelerle yok edemem...
Sokağa yakın olmak ,sokaktan olmakla bir değildir...Eğer benim temeli felsefik düşüncelere felsefik aşklara dayanan şiirlerim sokaktan ise menun olurum sokakta can var diye...
Sokak beni üzmez.Varsın şiirimin üstü başı çamur içinde olsun, necis şeyler içinde değil...
Sayılar ki sen ve ben...
Kadın ve erkek yani ahali ...
İki sayıyı yan yana ,sen ben gibi , tüm toplumun bireyleri gibi, ama arasını sonsuz adil parçaya bol ...İşte sonsuza bölüş ve neticesinde hiç ...
Yoktan gelip bir aşk ile vara gidiş...
Her ne kadar şiirim bir matematik kuramı üzerinde düşünürken yazılmış olsa da Bunlar şiirimin açıklaması değildir...Bunlar sadece gönülden kaleme gelenlerdir...
NOT: Belkide çoğunuzun kabul edemeyeceği tarzda yazmamız, şairleri okumadığımız anlamına gelmez...Taklit duygulardan ziyade , kendi duygularımı ortaya koymayı yeğlerim...
"Rurumun ilmeği sana takıldı, sen gittikçe sökülüyor ruhum..."
Şiirin tefsiri olmaz Hacer Nazan Kardeşim. Şiir yazan bunu iyi bilir. Amma benim aklıma takılan bir durum var. Matematik nasıl bir kapı açıyor ki siz de oradan sayıların arasından harfleri topluyor, birbirleriyle çarpıyor ve şiir haline getiriyorsunuz... (bu konuyu ciddi ciddi konuşalım)Matematik kuramında ilham perileri dolanıyorsa eğer kendime bir Tatil Kitabı almalıyım:) İnşallah başarılı olurum ve hatta size sayılardan oluşan bir şiir bile yazarım:) Düello değil, meydan okuma değil, sadece bir deney:)
Neden duello yada meydan okuma algılayalım ki böyle bir açıklama getirdiniz?
Gayet doğal bir soru...
Ama sizin ciddi! olarak sorduğunuz bu soruya cevap vermeyeceğim müsadenizle...Düşünüp bulması size kalsın...Bakarsınız dediğiniz gibi tatil kitabınızdan çok şey kazanmış olursunuz , bize belki ondalık basamakları konu alan şiirler yazmış olursunuz ve belki de bize daha derin ufuklar açmış olursunuz ...
Selametle...
"Rurumun ilmeği sana takıldı, sen gittikçe sökülüyor ruhum..."
Bu ne alınganlık!
Sanki içime doğmuş gibi uyardım da sizi... Düello ya da meydan okuma değil dedim. Sizin şiirinize, kaleminize kötü bir şey demedim ki, merak ediyorum dedim. Matematik kuramları arasında dolaşan ilham perisinden feyz almak istedim. Ciddi ciddi derken gerçekten de ciddiydim. Daha evvel de şiir yazan matematikçilerle konuşmuştum bu konuyu, bir de siz anlatın istedim. Sanırım yanlış adresteyim.
Ciddiyetinizi şuan daha ciddiye alıyorum ve etki tepki reaksiyonuna bir son veriyorum...
Yazınızı duello olarak algılamasam da ister istemez niyetinizi algılayamadım, ikinci yazınızda niyetinizi daha açık ifade etmenize sevindim...
Öncelikle şunu belirteyim ,ben bir matematikçi değil bir kimyagerim...Matematik ile dolaylı yoldan da olsa ilgileniyorum, bunlar da kuantum teorileri ve matematiğin bilim felsefesindeki yeri açısından benim için önemli...
Matematiğin nasıl bir ilham kaynağı olduğu felsefesine ve kuramlarına bir derin giriş yaparsanız ortaya çıkar.Bir şeyi sonsuz eşit parçaya böldüğünüz hep varsayılır ,varsa okadar kuvvetiniz sonsuz eşit parçaya bölmek gibi ,sonunda alabildiğine ve olabildiğine sıfıra yaklaşırsınız...Asla sıfır olmaz belki ,ama sıfıra sonsuzda rastlarsınız...Yani hiçe...Hiç sıfır mıdır? ...Yoksa sonsuzu sonsuza böldüğünüzde elde ettiğiniz belirsizlik midir....?
Sonsuzun sonsuza bölümü neden belirsizdir ...
Ayrıca matematiksel işlemlerde iki ayrı sonuç çıkartan işlemler de yapılmaktadır... İki ayrı sonuç çıkması durumunda sanırım belirsiz/tanımsızlık denilmektedir... Buna kaos da diyebilir miyiz ?
Bu tanımlamalar yani tanımlayamamalar bir öngörememezlik = kaos mudur?
Matematik ve hayatımız belli ölçüde paralellik gösteriyor ikisin de çoğu şey öngörülemiyor, bilinemiyor...
İnsan öngöremediğini, bilmediğini ise hep merak ediyor...Belki de yersiz bir hayranlık içine düşüyor. Aydınlatmak ve aydınlanmak istiyor, tüm bilinmeyenleri, sır perdelerini aralamak istiyor ve bunlar aşk ile özdeşleşiyor. Çünkü bu hal aşktan farklı değil...
Ve matematikte ki basit kuramlar, basit hesaplar dahi, aşk ve aşkın aldığı yola benzediği için şiire ilham olabiliyor...
"Ruhumun ilmeği sana takıldı, sen gittikçe sökülüyor ruhum..."
Türkçenin size sunduğu geniş imkan dolayısıyla bazen güzel görünen fakat tamamen kaygan bir zemin üzerinde duran ve erken yaşlanan bir prenses gibi yok olup gidecek söz kümeleri oluşturabilirsiniz. Hele ki edebiyatla olan bağınız belli bir sıradanlığın üzerine çıkmış ve zeka seviyesi olarak bazı çözümlemeleri yapacak ve bağları-taşı(n)maları- görünmez kılacak düzeydeyseniz.
Şiiri tüm azaları sağlam bir bünye olarak görünüre çıkarmanızdır sizin şiir yolundaki konumunuz. Tek bir zeminde toplanan ama farklı kollara ayırılabilen bir anlam akışı, sahih bir anlam akışı ve estetik bağlar (kimyacılar buna İyonik bağ desin Wanderwals demesin bence, gülüyorum) oluşturabilirseniz şiir adına bir yükü sırtlandığınız ve onu taşımak başarısında olduğunuzu kabul edebilirsiniz. Bilimin, matematiğin insana sunduğu olanaklar; onun şiir alanına da taşınabilecek bazı artı puanlar kazanmasıne yol açabilir. Ama sonuç olarak şiir adı altında matematiksel bir neticenin ya da denklemin görünümü olan ifadeler serdedebilirsiniz. Fakat yaptığınız iş bir çeşit hırsızlık ya da işten kaytarmak ya da görünmek arzusu/nefsiliği olarak kalır. Ve zaten titrek yanan mumunuz bir süre sonra söner.
Eskiler, ilimler ayrılmadan önce, mesela astronomi ile felsefeyi; tıp ilimleri ile matematik ilmini, edebiyatı birlikte yaşadığı için (en azından böyle yapabilen pek çok kişi olduğundan) bilim ve edebiyatın birbiriyle ilişkisini çözümleme noktasında daha imkanlı idiler. Mesela matematiği iyi özümsemiş biri iseniz bazı dergilerde yayımlanan bazı şiirlerin aslında çok deneysel ve bir işaret üzerinden yazılmış olduğunu görebilirsiniz. Şiir yazarken bilimden faydalanmak başka bir şeydir; şiiri tamamen kimya deneyi (yapıyor) gibi yazmak ve bunu yaptığını göstermeyecek ustalık peşinde olmak başka bir şeydir. Dediğim gibi matematiği, fiziği, kimyayı en azından bazı yönleriyle yaşamış/kavramış biriyseniz bazı şiirlerin aslında hiçbir işçiliğe tabi tutulmadığını, salt bir makinenin parçalarının birleştirilmesi gibi yazıldığını ve nihayetinde makinenin boyanarak parlatıldığını görürsünüz. Bu konunun daha genişçe ve diğer yönleri ile de tartışılması şiir adına edebiyat adına önemlidir diye düşünüyorum.
Matematik Öğretmenliği öğrencisi ve şiirle/şiirin hasıyla sıkı bir bağ kurmak isteyen biri olarak şunu da ifade etmek istiyorum:
Hacer Nazan Toy'un yukarıdaki şiiri, belki çok temiz bir niyetle ve içtenlikle yazılmış olabilir ama, çok deneysel olup burada yayımlanan diğer şiirlerin yanında zayıf bir görüntüde. Kısa şiir yazmak tartışması bir yana -şiirin bu yönü bir yana-, şiirdeki akış ve anlam gayet titrek ve parçalanabilir düzeyde bence.
Şiirde rakam kelimesini kullanmak kötüdür demiyorum; yan yana duran birkaç rakama bakarak onları kağıda yazmak şiir değildir diyorum.
Matematikteki +sonsuz ve -sonsuz'un kullanışlı ve doğurgan işaretler olduğunu biliyorum; ama bunun böyle bir basitlikle yazılmasına karşıyım. Birkaç sayıyı birlikte yazıp onların yanına dildeki karşılıklarını yazmak suretiyle oluşturulan söz kümelerine şiir diyemeyiz.
"Sayılar yalnız Bir'in kendi dalgalanışı / Sayılar kemmiyetin keyfiyeti anışı" diyor ya üstad Necip Fazıl.. mesela güzel diyor...
Son olarak İsmet Özel'in zaman zaman aforizma şeklinde dillendirdiği bir sözünü yazmak isterim:
Şiir, şairin neresinden çıkarsa okurun da orasına gider.
-Hacer hanım, deneysel deyişim sayısal ifadeleri görüşümden değil. Ben şiiri okuyunca, bunun bir 'rakam şiiri' gibi bir şey olduğunu gördüm. İsmail Kılıçarslan'ın yorumuna da katılmıyorum. Şiir sığ olmaktan kurtulmuş değil bence herhangi bir yeriyle. Rakamların yanına onlara dilde bazı kelimeler yazmakla, karşılık koymakla şiir olmaz bence. Sizin şiiriniz hareket etmeyen ve tek bir sisteme bağlanmış şiir. Sistemli bir şiir.
-"Şiiri sadece edebiyatçılar mı yazar" diyorsunuz. Benim yazdıklarımından böyle bir anlam çıkardıysanız buna şaşarım. Elbette yazar. Büyük ustalar edebiyatçı mı hep? Hatta çoğu edebiyat mezunu değil. Ben kimya deneyi (yapıyor) gibi şiir yazmamalı diyorum. Şiirinizi buna benziyor diyorum. Yoksa şiirinizde pekala fen ilimlerine dair kavramlar anlamlar geçebilir. Bir kuramdan şiire aktarılacak esinler alabiliriz; ama kuramı doğrudan doğruya(çok ufak değişiklikle ya da) şiir gibi sunmak şiiri biraz makineleştirir. Şiiri kanalından koparmamalıyız.
- "Şiir yazamadığım zaman içimdeki boşluğunu başka şeylerle dolduramadım" diyorsunuz. Bu güzel. Şair bu sancıyı hissetmelidir. Ve zaten şair tarafından şiir olarak ifade edilen şey, başka bir türde de kendini ifade edebiliyorduysa ortaya çıkmış olan şey şiir değildir. Şiir, yalnız şiir olarak imkan vücudu giydiği için şiirdir.
-Bilimlerin içinde şiir bulmak için gezinmek bana kalırsa şiire sen öldün demektir. İsmet Özel'in şu satırlarını önemsiyorum:
"Şiir ancak kendi onuruna sahip çıkarak bize kadar gelirse şiirdir. Başka bir etkinlik içinde şiir aramak fanteziden öte anlam taşımaz. Eğer bilimde, felsefede, diğer sanatlarda, siyasette, gündelik hayatta "şiir" olan bölgeler varsa söylenen veya yazılan şiire ne gerek var? Şair kim?" Özel, sözlerini şu cümleyle sürdürüyor:
"Şiiri de şiirsel olanı da doğrudan doğruya şiirin içinde onun maddi çerçevesi içinde aramalıyız." Ben bu cümlelere katılıyor ve yazdıklarımın bu cümlelerle tezat içinde olduğunu düşünmüyorum. Ama sizin şiirinizin bu cümlelerin eleştirdiği alanda durduğunu da söylemek isterim.
-Bazen aynı şeyleri farklı sebeplerden dolayı söylüyor olabiliriz. İsmet Özel'in 'Türk eşittir müslüman' demesiyle Oktay Sinanoğlu'nun 'Türk eşittir müslüman' demesi çok farklı köklere ve endişelere dayalı ama sonuç olarak aynı cümle ile ifade edilmiş şeyler değil mi? Evet öyle...Bu öncesi ve sonrasıyla bellidir.
- Hakikatin bahsettiği sonsuzlukla arzuların, hazların, zevklerin nefsin istediği sonsuzluğu çarpıştırmak, elbette şiirin zemini üzerinde olan bir şeydir. Ama "iki taraf" olmak için; " bir, iki, çok... / Sen, ben ve aşk, / Kadın, erkek ve ahali" ifadeleri çok zayıf kalıyor bence. "Bir, iki, çok" deyip yanına kelime olarak karşılık yazmaktan öteye gitmiyor şiiriniz, şu burun sahibi olamamış bana göre.
-Tekrar İsmet Özel'e dönersek.. bence onun cümlesinde hata ya da eksik yok! "Şiir şairin neresinden çıkıyorsa okurun da orasına gider." Şiirin hasını okurun hası özümler. Has şairlerin şiirlerini çıkardıkları yer has okurların da kendilerini o şiirlere açtığı yerdir.
- Özel'in şiiri kokusundan anlama ifadesini bende seviyorum ve bu ifadeninin kokusundan anlama ifadesinin neleri gerektirdiğini neytin sonucu ve anlamı olduğunu konuşmak gerektiğini düşünüyorum.
- Ben has bir okurum demiyorum, aksine olmadığımı düşünüyorum. Ama olmak cehdindeyim. Bu gayretten şiir yazmak alanına taşacak şeyler olursa onları da şiir olarak yazarım. Matematik öğretmenliği öğrencisiyim. Şiirin beni çekmesini önemsiyorum. Acemi olduğumu biliyorum. "Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin" mısralarından hoşlanıyorum. Sizin deneyimleriniz ve şiir bilginizin çok oluşunu ve eleştirilerinizi de önemsiyorum. Fakat şiir burnunuz yok demek yerine sarfettiğim o kadar cümleye karşılık verseydiniz keşke..
Ve isminizi gözlerime kazıyıp bir burun inşa ettiğimde size haber vereceğim ablacım.
Yorumlar
Sayılar Da Yerinde Sayar
Çar, 21/06/2006 - 09:41 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam Hacer Hanım
Bir varlık, sıfır yokluk...
Hayat bir, ölüm sıfır...
Sıfır olmakla mümkün sonsuzu anlamak...
Aşk bir nokta...
Nokta bir değil...
"Bir" noktadan, sıfırdan, hiçten...
Ben dediğin dıştan, sen dediğin içten...
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır ...
editör notu
Çar, 21/06/2006 - 12:39 — ismail kılıçarslankısa yazmak, kısasından anlatıp sonuca gitmek, benim benimsediğim; doğrusu yapmayı istediğim bir şey değil. çünkü kısa yazmanın bir hikmeti illa olacak, hatta aforizmatik bir sonuca ilerliyecek gibi bir takıntım var.
ama hacer nazan toy, kısa yazma işini kotarmış. şiir, bahsettiğim aforizmatik sonuca son dizesiyle ulaşıyorsa da bu şiiri zayıflatan bir durum değil, daha çok şiiri açan bir durum olarak algılanıyor.
şiirin bütününü türk şiirinin halihazırdaki ana damarına yakın dizeler oluşturuyor. bu söyleyişi diğer şiirlerinde de koruyabilirse şiirini çoğaltabilir toy.
"şarkı söylemeyi bilmeyen sessizlik, şimdi nerdesin" diye biten bir şiir yazmıştım. son dize, bana bu dizeyi de hatırlattı. iyi oldu.
selam ve dua.
bu nasil?
Çar, 21/06/2006 - 14:22 — Sule DemirtasOncelikle ben bu siiri (yayinlanmamis bir siir sahibi olarak) cemaat.com'da yayinlanacak duzeyde bulmuyorum. Ama amac yollanmis tum siirleri yayinlayip altinda carsaf carsaf edit etmekse ona da tamam. Gayetle kisa, uzun olsa da cok sey fark etmeyecek turden bir siir.
Sonra siirin butunu turk siirinin hali hazirdaki ana damarina nasil yakin oluyor. Turk siirinin hali nedir, bu haldeki ana damarı nedir? Ben bu cumlenin acimlanmasi taraftariyim. Bu sitenin siir anlayisiyla olan tezatliklarim elbet bir sonuca varacak...
Ne demis raymond queneau;
"Dunyanın ortasindaydik, ufku kemiren okyanus irmaginin yanindayiz simdi...
Pek oyle bir sey degildir siir..."
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
bir barbar kendin tartar bir barbar aşağlarda
Çar, 21/06/2006 - 14:53 — ismail kılıçarslanşule hanım.
sizinle şiir tartışmaya tamam. ama bu "çarşaf çarşaf edit", "editörlüğünüz tavana vurur" falan gibi çirkinliklerden beri durmanızı hararetle rica ediyorum. sakin olunuz. sakin sakin konuşalım.
1.cemaat'in şiir editörü benim. dolayısıyla "cemaatte yayınlanacak şiir düzeyini" siz değil, ben belirliyorum. burada anlaşalım.
2.Türk şiirinin halihazırdaki ana damarı söylemiştim ama tekrar söyleyeyim, 1.epik, 2.söyleyişe dayalı, ve 3.çok katman bir damardır.
Turgut Uyar'ın "bir barbar kendin tartar bir barbar aşağlarda" dizesi, bu ana damarın şah dizelerinden biridir. Sezai Karakoç'un inci dakikaları mesela, ha keza: "sen şimdi erkek ağlar mı diyeceksin / hayberin kapısı ağlar mı / erkek ağlar mı" Bir kaç örnek de yeni kuşak arkadaşlardan vereyim. Mesela Hakan Şarkdemir: "her durumda bir şarko zorda kalınca / insanın bi şarkosu olmalı yani / bir balerinin bir şimendiferin / acıkınca şarkosu dişi ağrıyınca" Mesela Mustafa Akar: "türkçe bir mavilik başlar türkiye'de / ben bilirim dedim size, artık atlar bile / türkçe kişner türkçe ağlar türkçe ölür" Ya da Zeynep Arkan: "nejat hastayım ben çok hasta / seni düşündükçe kalbim daha fazla / şöyle olmuş mesela sen karşımda / traş olmuşsun saçların üç numara rahat olmuşsun / gelmiş yüzünde üç ben yanyana"
Anlayacağınız Şule Hanım, bugün yazılan Türk şiiri ve bu şiirin ana damarı ikinci yeninin en iyi tarafını yeniden çoğaltan bir ana damar. sokağa yakın, kızgın, katmanlı, söyleyişli bir şiir. bunu sadece ben söylesem, "tamam" diyeceğim; ancak mesela Yücel Kayıran da, Mustafa Akar da, Osman Konuk da, Hakan Aslanbenzer de aynı şeyi söylüyorlar. Bu bahse isterseniz devam edebiliriz. Çok sevinirim. Tabii, uslubunuzda nezaketi koruyabilirseniz.
selam ve dua.
Kusura bakmayiniz
Per, 22/06/2006 - 10:22 — Sule DemirtasCemaat.com da yayinlanan siiri duzeyini siz belirliyorsunuz. Zaten bu hepimizce malum. Maasallahiniz var hakikaten. Lakin karsisindaki insandan nezaket bekleyen siz icin, orneklendirdigi siirlerin icinde gecen cumlelerden daha az nezaketsizlik(!) barindiran ifadeler acisindan, bundan daha ote nezaket beklememelisiniz. Zerdust boyle buyurdu.
Bana verdiginiz siir ornekleri neyi anlatiyor anlamiyorum. Turk siirinin son halini bu gureba siirlerin belirledigini de ayrica dusunmuyorum. Gunumuz turk siiri, Bir Zarifoglu, bir Karakoc, Bir cansever, bir Uyar yetirtirmis midir ki; onumuzdeki maclara bakalim.Bir zarifoglu'nun acziyetinde olmadigimiz icin, kendimizi boyle kaf dagi arkasinda gormekligimiz. Bence sair, kendisinden sonra bir nesli pesinden surukleyebilecek yetkinlikteki sairdir. Siir'de bu neviden sairlerin yazdigi siirlerdir. Ne bir divan edebiyatının, ne de bir modern fransiz siirinin asaletinden nasibini almamis, random kelimelerle, modern dunyanin bunaliminda yazilmis siir cabalari bunlar. Citamiz oyle yuksek ki, her seyleri begenmiyoruz kolayina. suc mu?
Yorumlarimda bahsi gecen nezaketsizlikleri, buyuk bir nezaketsizlikte yenilediginiz icin sonsuz tesekkurler... İyi ki editorsunuz, iyi ki sairsiniz. Var olun hakikaten
es selam
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
peki
Per, 22/06/2006 - 11:24 — ismail kılıçarslanpeki şule hanım, peki.
Rastgelelik Üzerine
Per, 22/06/2006 - 11:56 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam
Şiirin rastgele kelimelerle yazılabilecek bir şey olmadığı hepimizin malumudur. Rastgelelik, tesadüfilik dijital ortamlar için, sanal dünyalar için geçerli bir şey. Bir hakikat değil bu, gerçek olanda rastgelelik yoktur. Hayatın gerçeğinde tesadüflere yer yoktur. Şiir eğer hayatı yansıtıyorsa şiirdir, gerçeği ve hayaliyle hayatı. Sanal olan hayal olandan ayrıdır. Sanal olanda izzet yok, ama hayal mukaddestir. Gerçeğin uzanamadığı elleri vardır onun. Ötelere geçebilen, sonlunun çerçevesinden sarkabilen eller. Nasıl rastgele kelimeler yanyana gelip de şiir olmuyorsa, rastgele yaşamaklar biraraya gelip hayat olmaz. Edebiyat, hayatı anlamlandırmak için değil mi? Anlamın izhârı uğruna değil mi kelimelerin dökülüşü? Varlık ve yokluk bizim meselemiz değil mi? Bunu anlamaya çalışmak boş bir çaba sayılabilir mi? Bırakın sahte şeyler yerinde saysın, rastgele sayılar dönsün dursun, biz gerçeğe bakalım.
Anlamı aramak, anlamı aralamak adına...
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır ...
Bir tamam. İki de burada.
Çar, 21/06/2006 - 12:42 — aysun yollardagezerPeki eksi birler nerede??? Sayıların sancısını çeken sonsuzluk da ne ola ki? Sonsuzluğu bir yerde bitirmişsek yapacağımız şudur:
Geri dönmeliyiz, eksilere doğru. Sıfırın altına inmeliyiz. Azıcık donmalı, azıcık yanmalıyız.
-1'lere söz hakkı tanımalıyız...
Yaşasın Eksi Birler
Eksi Bir
Çar, 21/06/2006 - 17:30 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam
Hani sayı doğrusu vardır ya, üzerine sayıları kondurmuşlar bir doğrunun. Sıfır ortada, sağda pozitif sayılar, solda negatif sayılar. Sağa ve sola açılır bu doğru, gider de gider. Sağ taraf artı sonsuza gider, sol taraf eksi sonsuza. Sonsuzlar ayrı yollara gider. Gücümüz yetseydi de bu doğruyu eğriltseydik, uçları olduğunu farzedip birleştirseydik, uçlar birbirinde yitseydi, sayı doğrusunu sayı çemberi yapsaydık ne olurdu acep?
Sıfır başlangıç ve son olurdu o zaman.
Sıfır ve sonsuz kesişmiş olurdu aynı noktada...
Sayıları sonlamış olurduk... (Acaba?)
Bu nasıl bir çevrimdir?
Eksi bir yine sıfırdan bir önce, ama eskisinden daha büyük...
Eksi bir, eks olan bir, eks-i bir...
Hayalin derinliklerindedir...
Ve aşk, matematiğin bittiği yerden başlar...
... Mutluluk anlamaktır ...
Nasıl filiz verecek?
Çar, 21/06/2006 - 22:24 — Metin TEKİNSayı eğrisinin bize yakın kısmı doğru görülür; bizden uzaklaştıkça eğilir ve sonsuzda birleşir. Sıfırın başı ve sonu zaten gözümüz önündedir. Yani sonsuzun başı ve sonu... Arada uzun ince bir yol vardır. O yolda yürürüz ama bitiremeyiz. Acelemiz ne? Dünyada sıfırın bize yakın noktalarında yürüme fırsatını buluruz. Asıl yolculuk mutlu dirilişten sonra.
Şiir tohum gibi; güzel,kibar, lezzetli ama embriyosu yok. Nasıl filiz verecek?
SADECE SON CÜMLE İÇİN...
Çar, 21/06/2006 - 23:38 — Turgut OCAKSayıların sancısını çeken sonsuzluk nasılda bitti...
Sonsuzluk kavramı sonu olmayan demektir...
sayıların sancısını çeken sonsuzluk yerine, sayıların sancısını çeken bir ömür nasılda bitti demek, biraz daha manidar olurdu sanırım...
Sevgi ve selamlarımı sunuyorum...Turgut....
DÜŞÜNEN İNSANLAR İÇİN YERYÜZÜ VE EVRENDEKİ HER VARLIK BİR KİTAPTIR....
"Dijital Müteşair!Salih
Per, 22/06/2006 - 04:04 — Metah ÇAkko"Dijital Müteşair!
Salih Cenap Baydar
Şairi değil belki ama müteşairi pek bol bir ülkeyiz. Doğru dürüst bir şairi okuma zahmetine katlanmadan şair olmaya çıkan müteşairlerin hiçbir kurala tabi olmadan, yazdıkları "modern" şiirleri okudukça aklımdan geçen şeyi nihayet gerçekleştirdim: "Müteşair Bilgisayar Programı!" Aslında yaptığım, ilk kıvılcımını Peyâmi Safâ'nın çok kıymetli bir makalesinden aldığım bir fikri hayata geçirmekti. Programım, "Şiir Yaz" düğmesine basıldığında, kelime bankasındaki çok sayıdaki sıfat, isim ve fiil arasından tamamen tesadüfi olarak seçtiği kelimeleri bir araya getirerek "şiir" yazmakta. Modernliği eksik kalmasın diye programımın kelime haznesini "uydurukça" kelimelerle doldurmayı ihmal etmediğimi de burada belirtmek isterim!
İlk taslaklarını javascript ile yazdığım programı ASP.NET ile son haline getirdim. Bakalım programımın yazdığı şiirler beğenilecek mi... Düşüncelerinizi, yorumlarınızı bekliyorum..."
bu siteyi mutlak ziyaret ediniz.
Salih Cenap bitirmiştir...
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!
Nedir Bu Müteşair Hikayesi?
Per, 22/06/2006 - 10:54 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam
Şiir yazabilecek bir bilgisayar programı olduğuna inanmıyorum. O yazılan şey kelime yığınlarıdır, ölü bir şeydir. Şiir hayattır, kodlarda hayat olmaz. Şiir bir algoritma sonucu ortaya çıkan bir şey midir ki, böyle yazılabilsin. Kodlanamaz şiir...
Bir bilgisayar programı hissedemez, şiir dijitalleştirilemez, sayısallaştırılamaz. Programlar 1 ve 0'ların kombinasyonlarıdır, ama onları anlayamazlar. 1'in ve 0'ın ne demek olduğunu ancak insan anlayabilir. Anlamak insana mahsus...
Şiir aşkla örtüşen bir şey, tüm programlar çöker aşk karşısında. Diz çöker dijital dünyanın uyduruk efendileri. Kelimelerin de ruhu var, ruh üfürülmüş bir şey. Üfürülmüş olan üfürür de kelimeler düşer dillerden...
Akar, şiir olur, yakar...
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır ...
merhaba
Cum, 23/06/2006 - 11:34 — ismail kılıçarslanmuammer bey. bu yorumunuz yayında. diğer yorumunuzu yayına değer bulmadığım için girmedim. unutmayın ki cemaatin editörleri (benim de bir kaç yorumumu silmişlerdi, hatta bir yazımı yayından kaldırmışlardı) yorumları yayınlayıp yayınlamama haklarını da saklı tutarlar. dolayısıyla bulunduğunuz yerin (cemaatin) kurallarından biri de bu. kural bu. yorumunuzu ben ya da şadan abi ya da yusuf ya da başka bir editör,yayına değer bulmazsa siler. bunun için sızlanabilirsiniz. anlarım bunu. gene de sizi üzmek için değil, tartışmayı büyütmemek için girmemiş idim yorumu. bunu da belirtmek isterim.
selam ve dua.
Şiirimi şiir gören yada
Cum, 23/06/2006 - 21:57 — Hacer Nazan T.Şiirimi şiir gören yada göremeyen herkese okuma nezaketi gösterdikleri için teşekkür ederim.
Kimseyle şiirin ne olduğunu yada omadığını tartışmayacağım, çünkü her tartışma belkide ister istemez çoğumuza entelektüel kaygılar yükleyecek.
Duygulardır kaleme yaşanmışlardan gelen , bazen disipline edilmesi gerekse de yalın duyguların manasını süslü kelimelerle yok edemem...
Sokağa yakın olmak ,sokaktan olmakla bir değildir...Eğer benim temeli felsefik düşüncelere felsefik aşklara dayanan şiirlerim sokaktan ise menun olurum sokakta can var diye...
Sokak beni üzmez.Varsın şiirimin üstü başı çamur içinde olsun, necis şeyler içinde değil...
Sayılar ki sen ve ben...
Kadın ve erkek yani ahali ...
İki sayıyı yan yana ,sen ben gibi , tüm toplumun bireyleri gibi, ama arasını sonsuz adil parçaya bol ...İşte sonsuza bölüş ve neticesinde hiç ...
Yoktan gelip bir aşk ile vara gidiş...
Her ne kadar şiirim bir matematik kuramı üzerinde düşünürken yazılmış olsa da Bunlar şiirimin açıklaması değildir...Bunlar sadece gönülden kaleme gelenlerdir...
NOT: Belkide çoğunuzun kabul edemeyeceği tarzda yazmamız, şairleri okumadığımız anlamına gelmez...Taklit duygulardan ziyade , kendi duygularımı ortaya koymayı yeğlerim...
"Rurumun ilmeği sana takıldı, sen gittikçe sökülüyor ruhum..."
matematik kuramı üzerine düşünürken şiir yazmak...
Cts, 24/06/2006 - 00:58 — aysun yollardagezerŞiirin tefsiri olmaz Hacer Nazan Kardeşim. Şiir yazan bunu iyi bilir. Amma benim aklıma takılan bir durum var. Matematik nasıl bir kapı açıyor ki siz de oradan sayıların arasından harfleri topluyor, birbirleriyle çarpıyor ve şiir haline getiriyorsunuz... (bu konuyu ciddi ciddi konuşalım)Matematik kuramında ilham perileri dolanıyorsa eğer kendime bir Tatil Kitabı almalıyım:) İnşallah başarılı olurum ve hatta size sayılardan oluşan bir şiir bile yazarım:) Düello değil, meydan okuma değil, sadece bir deney:)
Neden duello yada meydan
Cts, 24/06/2006 - 14:17 — Hacer Nazan T.Neden duello yada meydan okuma algılayalım ki böyle bir açıklama getirdiniz?
Gayet doğal bir soru...
Ama sizin ciddi! olarak sorduğunuz bu soruya cevap vermeyeceğim müsadenizle...Düşünüp bulması size kalsın...Bakarsınız dediğiniz gibi tatil kitabınızdan çok şey kazanmış olursunuz , bize belki ondalık basamakları konu alan şiirler yazmış olursunuz ve belki de bize daha derin ufuklar açmış olursunuz ...
Selametle...
"Rurumun ilmeği sana takıldı, sen gittikçe sökülüyor ruhum..."
Şair hiç alınır mı?
Cts, 24/06/2006 - 20:02 — aysun yollardagezerBu ne alınganlık!
Sanki içime doğmuş gibi uyardım da sizi... Düello ya da meydan okuma değil dedim. Sizin şiirinize, kaleminize kötü bir şey demedim ki, merak ediyorum dedim. Matematik kuramları arasında dolaşan ilham perisinden feyz almak istedim. Ciddi ciddi derken gerçekten de ciddiydim. Daha evvel de şiir yazan matematikçilerle konuşmuştum bu konuyu, bir de siz anlatın istedim. Sanırım yanlış adresteyim.
şiir cesaret ister, biraz da sabır...
Ciddiyetinizi şuan daha
Paz, 25/06/2006 - 16:13 — Hacer Nazan T.Ciddiyetinizi şuan daha ciddiye alıyorum ve etki tepki reaksiyonuna bir son veriyorum...
Yazınızı duello olarak algılamasam da ister istemez niyetinizi algılayamadım, ikinci yazınızda niyetinizi daha açık ifade etmenize sevindim...
Öncelikle şunu belirteyim ,ben bir matematikçi değil bir kimyagerim...Matematik ile dolaylı yoldan da olsa ilgileniyorum, bunlar da kuantum teorileri ve matematiğin bilim felsefesindeki yeri açısından benim için önemli...
Matematiğin nasıl bir ilham kaynağı olduğu felsefesine ve kuramlarına bir derin giriş yaparsanız ortaya çıkar.Bir şeyi sonsuz eşit parçaya böldüğünüz hep varsayılır ,varsa okadar kuvvetiniz sonsuz eşit parçaya bölmek gibi ,sonunda alabildiğine ve olabildiğine sıfıra yaklaşırsınız...Asla sıfır olmaz belki ,ama sıfıra sonsuzda rastlarsınız...Yani hiçe...Hiç sıfır mıdır? ...Yoksa sonsuzu sonsuza böldüğünüzde elde ettiğiniz belirsizlik midir....?
Sonsuzun sonsuza bölümü neden belirsizdir ...
Ayrıca matematiksel işlemlerde iki ayrı sonuç çıkartan işlemler de yapılmaktadır... İki ayrı sonuç çıkması durumunda sanırım belirsiz/tanımsızlık denilmektedir... Buna kaos da diyebilir miyiz ?
Bu tanımlamalar yani tanımlayamamalar bir öngörememezlik = kaos mudur?
Matematik ve hayatımız belli ölçüde paralellik gösteriyor ikisin de çoğu şey öngörülemiyor, bilinemiyor...
İnsan öngöremediğini, bilmediğini ise hep merak ediyor...Belki de yersiz bir hayranlık içine düşüyor. Aydınlatmak ve aydınlanmak istiyor, tüm bilinmeyenleri, sır perdelerini aralamak istiyor ve bunlar aşk ile özdeşleşiyor. Çünkü bu hal aşktan farklı değil...
Ve matematikte ki basit kuramlar, basit hesaplar dahi, aşk ve aşkın aldığı yola benzediği için şiire ilham olabiliyor...
"Ruhumun ilmeği sana takıldı, sen gittikçe sökülüyor ruhum..."
Soy Şiir Kabuğu Olmayan Şiirdir Aradığımız
Paz, 25/06/2006 - 22:30 — Ali DüzTürkçenin size sunduğu geniş imkan dolayısıyla bazen güzel görünen fakat tamamen kaygan bir zemin üzerinde duran ve erken yaşlanan bir prenses gibi yok olup gidecek söz kümeleri oluşturabilirsiniz. Hele ki edebiyatla olan bağınız belli bir sıradanlığın üzerine çıkmış ve zeka seviyesi olarak bazı çözümlemeleri yapacak ve bağları-taşı(n)maları- görünmez kılacak düzeydeyseniz.
Şiiri tüm azaları sağlam bir bünye olarak görünüre çıkarmanızdır sizin şiir yolundaki konumunuz. Tek bir zeminde toplanan ama farklı kollara ayırılabilen bir anlam akışı, sahih bir anlam akışı ve estetik bağlar (kimyacılar buna İyonik bağ desin Wanderwals demesin bence, gülüyorum) oluşturabilirseniz şiir adına bir yükü sırtlandığınız ve onu taşımak başarısında olduğunuzu kabul edebilirsiniz. Bilimin, matematiğin insana sunduğu olanaklar; onun şiir alanına da taşınabilecek bazı artı puanlar kazanmasıne yol açabilir. Ama sonuç olarak şiir adı altında matematiksel bir neticenin ya da denklemin görünümü olan ifadeler serdedebilirsiniz. Fakat yaptığınız iş bir çeşit hırsızlık ya da işten kaytarmak ya da görünmek arzusu/nefsiliği olarak kalır. Ve zaten titrek yanan mumunuz bir süre sonra söner.
Eskiler, ilimler ayrılmadan önce, mesela astronomi ile felsefeyi; tıp ilimleri ile matematik ilmini, edebiyatı birlikte yaşadığı için (en azından böyle yapabilen pek çok kişi olduğundan) bilim ve edebiyatın birbiriyle ilişkisini çözümleme noktasında daha imkanlı idiler. Mesela matematiği iyi özümsemiş biri iseniz bazı dergilerde yayımlanan bazı şiirlerin aslında çok deneysel ve bir işaret üzerinden yazılmış olduğunu görebilirsiniz. Şiir yazarken bilimden faydalanmak başka bir şeydir; şiiri tamamen kimya deneyi (yapıyor) gibi yazmak ve bunu yaptığını göstermeyecek ustalık peşinde olmak başka bir şeydir. Dediğim gibi matematiği, fiziği, kimyayı en azından bazı yönleriyle yaşamış/kavramış biriyseniz bazı şiirlerin aslında hiçbir işçiliğe tabi tutulmadığını, salt bir makinenin parçalarının birleştirilmesi gibi yazıldığını ve nihayetinde makinenin boyanarak parlatıldığını görürsünüz. Bu konunun daha genişçe ve diğer yönleri ile de tartışılması şiir adına edebiyat adına önemlidir diye düşünüyorum.
Matematik Öğretmenliği öğrencisi ve şiirle/şiirin hasıyla sıkı bir bağ kurmak isteyen biri olarak şunu da ifade etmek istiyorum:
Hacer Nazan Toy'un yukarıdaki şiiri, belki çok temiz bir niyetle ve içtenlikle yazılmış olabilir ama, çok deneysel olup burada yayımlanan diğer şiirlerin yanında zayıf bir görüntüde. Kısa şiir yazmak tartışması bir yana -şiirin bu yönü bir yana-, şiirdeki akış ve anlam gayet titrek ve parçalanabilir düzeyde bence.
Şiirde rakam kelimesini kullanmak kötüdür demiyorum; yan yana duran birkaç rakama bakarak onları kağıda yazmak şiir değildir diyorum.
Matematikteki +sonsuz ve -sonsuz'un kullanışlı ve doğurgan işaretler olduğunu biliyorum; ama bunun böyle bir basitlikle yazılmasına karşıyım. Birkaç sayıyı birlikte yazıp onların yanına dildeki karşılıklarını yazmak suretiyle oluşturulan söz kümelerine şiir diyemeyiz.
"Sayılar yalnız Bir'in kendi dalgalanışı / Sayılar kemmiyetin keyfiyeti anışı" diyor ya üstad Necip Fazıl.. mesela güzel diyor...
Son olarak İsmet Özel'in zaman zaman aforizma şeklinde dillendirdiği bir sözünü yazmak isterim:
Şiir, şairin neresinden çıkarsa okurun da orasına gider.
Ali bey, neden sayısal
Pzt, 26/06/2006 - 18:33 — Hacer Nazan T.Ali bey, neden sayısal ifadeleri görünce insanlar hemen deneysel şeyleri düşünür ki?
Şiiri sadece edebiyatçılar mı yazar?
Hiç edebiyatcı olmadım , ama ilkokuldan beri yazıyorum...
Şair miyim ?
Şair olma gibi bir derdim olmadı,ama şiir kaygım oldu...Yazamadığım
zamanlar içimdeki boşluğunu hiç bir şeyle dolduramadım...
İfadeleriniz şiirin yanında fazlaca basit kaldı...Zira şiir bu kadar basit yazılmadı...
Bir şeyi okuyorken bir kuramı inceliyorken tüm bilimleri şiirde dize
getirmek bence güzel bir iştir...
Çünkü hepsinin özünde aşk var ve bu aşkın en iyi anlatım yolu şiirdir...
Eskiler tüm bilimler bir aradayken şanslıydı bazı konularda
diyorsunuz...Çeviremez miyim bu kadar kopukluğu şiirle bir bütüne...
Şiire ilham veren basit şeyler olabilir ama yazmak o kadar basit değil...
Zamanın hızla ilerlediği bir günün üzerine ikinci günün eklendiği
günlerin bir yandan sona doğru zamandan düştüğü bir yandan
bakılıncada başlama anının üzerine her gün bir iki ve çok sayılar
eklenerek günlerin haftalara haftaların aylara ayların yıllara gebe
olduğu ve hala değişime direnmek idelaller arasında olduğu bir anda
şiir elimizden tutyorsa ve binlerce pencereden birinden bakarsak,
sayıları samak yerine "Bir" ve "iki" yi ön
plana alıp gayrısından yılgın bir şekilde çok diyorsa şiir ,sonsuzluk
mutlak sonsuzluk karşısında utanıyorsa ve bitiyorsa, şiirde nefes
almak vaktidir.
İsmet Özel'in Söylediğiniz sözü haksız değil ama eksiklik var ,eksiklikte şudur ;
Şiir ve okurun altını çizmek gerekir...Yoksa şiir olmayan bir şiirin ve
şiirden anlamayan bir okurun bu sözde karşılığı yoktur...
Bende İsmet Özel'in şiiri kokusundan anlama ifadesini seviyorum.Şiirin
nasıl koktuğunu anlmak içinde şiir burnu gerek...
Bir Burun İnşa Ettiğimde Size Haber Vereceğim
Cum, 30/06/2006 - 00:07 — Ali Düz-Hacer hanım, deneysel deyişim sayısal ifadeleri görüşümden değil. Ben şiiri okuyunca, bunun bir 'rakam şiiri' gibi bir şey olduğunu gördüm. İsmail Kılıçarslan'ın yorumuna da katılmıyorum. Şiir sığ olmaktan kurtulmuş değil bence herhangi bir yeriyle. Rakamların yanına onlara dilde bazı kelimeler yazmakla, karşılık koymakla şiir olmaz bence. Sizin şiiriniz hareket etmeyen ve tek bir sisteme bağlanmış şiir. Sistemli bir şiir.
-"Şiiri sadece edebiyatçılar mı yazar" diyorsunuz. Benim yazdıklarımından böyle bir anlam çıkardıysanız buna şaşarım. Elbette yazar. Büyük ustalar edebiyatçı mı hep? Hatta çoğu edebiyat mezunu değil. Ben kimya deneyi (yapıyor) gibi şiir yazmamalı diyorum. Şiirinizi buna benziyor diyorum. Yoksa şiirinizde pekala fen ilimlerine dair kavramlar anlamlar geçebilir. Bir kuramdan şiire aktarılacak esinler alabiliriz; ama kuramı doğrudan doğruya(çok ufak değişiklikle ya da) şiir gibi sunmak şiiri biraz makineleştirir. Şiiri kanalından koparmamalıyız.
- "Şiir yazamadığım zaman içimdeki boşluğunu başka şeylerle dolduramadım" diyorsunuz. Bu güzel. Şair bu sancıyı hissetmelidir. Ve zaten şair tarafından şiir olarak ifade edilen şey, başka bir türde de kendini ifade edebiliyorduysa ortaya çıkmış olan şey şiir değildir. Şiir, yalnız şiir olarak imkan vücudu giydiği için şiirdir.
-Bilimlerin içinde şiir bulmak için gezinmek bana kalırsa şiire sen öldün demektir. İsmet Özel'in şu satırlarını önemsiyorum:
"Şiir ancak kendi onuruna sahip çıkarak bize kadar gelirse şiirdir. Başka bir etkinlik içinde şiir aramak fanteziden öte anlam taşımaz. Eğer bilimde, felsefede, diğer sanatlarda, siyasette, gündelik hayatta "şiir" olan bölgeler varsa söylenen veya yazılan şiire ne gerek var? Şair kim?" Özel, sözlerini şu cümleyle sürdürüyor:
"Şiiri de şiirsel olanı da doğrudan doğruya şiirin içinde onun maddi çerçevesi içinde aramalıyız." Ben bu cümlelere katılıyor ve yazdıklarımın bu cümlelerle tezat içinde olduğunu düşünmüyorum. Ama sizin şiirinizin bu cümlelerin eleştirdiği alanda durduğunu da söylemek isterim.
-Bazen aynı şeyleri farklı sebeplerden dolayı söylüyor olabiliriz. İsmet Özel'in 'Türk eşittir müslüman' demesiyle Oktay Sinanoğlu'nun 'Türk eşittir müslüman' demesi çok farklı köklere ve endişelere dayalı ama sonuç olarak aynı cümle ile ifade edilmiş şeyler değil mi? Evet öyle...Bu öncesi ve sonrasıyla bellidir.
- Hakikatin bahsettiği sonsuzlukla arzuların, hazların, zevklerin nefsin istediği sonsuzluğu çarpıştırmak, elbette şiirin zemini üzerinde olan bir şeydir. Ama "iki taraf" olmak için; " bir, iki, çok... / Sen, ben ve aşk, / Kadın, erkek ve ahali" ifadeleri çok zayıf kalıyor bence. "Bir, iki, çok" deyip yanına kelime olarak karşılık yazmaktan öteye gitmiyor şiiriniz, şu burun sahibi olamamış bana göre.
-Tekrar İsmet Özel'e dönersek.. bence onun cümlesinde hata ya da eksik yok! "Şiir şairin neresinden çıkıyorsa okurun da orasına gider." Şiirin hasını okurun hası özümler. Has şairlerin şiirlerini çıkardıkları yer has okurların da kendilerini o şiirlere açtığı yerdir.
- Özel'in şiiri kokusundan anlama ifadesini bende seviyorum ve bu ifadeninin kokusundan anlama ifadesinin neleri gerektirdiğini neytin sonucu ve anlamı olduğunu konuşmak gerektiğini düşünüyorum.
- Ben has bir okurum demiyorum, aksine olmadığımı düşünüyorum. Ama olmak cehdindeyim. Bu gayretten şiir yazmak alanına taşacak şeyler olursa onları da şiir olarak yazarım. Matematik öğretmenliği öğrencisiyim. Şiirin beni çekmesini önemsiyorum. Acemi olduğumu biliyorum. "Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin" mısralarından hoşlanıyorum. Sizin deneyimleriniz ve şiir bilginizin çok oluşunu ve eleştirilerinizi de önemsiyorum. Fakat şiir burnunuz yok demek yerine sarfettiğim o kadar cümleye karşılık verseydiniz keşke..
Ve isminizi gözlerime kazıyıp bir burun inşa ettiğimde size haber vereceğim ablacım.