renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bırak Dinlesin Bulutlar...

pixiportBakmadıktan sonra görmenin, bilemedikten sonra hisleri anlatmanın ne anlamı var?

Yüzümüzü yalayan mekanik seslerin tutsağı olmak, aklı başında insana sıkıntı ve elem vermiyorsa eğer, yaşamak olayının boyutlarını belirsiz hesaplarla uğraşarak yakalamaya, algılamaya ve anlamaya çalışmak aptallık yanlız benim için. Hüküm ne? Ateş olsam düştüğüm yeri yakacağım en fazla... Buna rağmen de olsa, değil mi ki ben yaptığım işte, düştüğüm yerde ateşimi geliştirmenin imkanını her zaman elimde tutuyorum.

Cinnetle dehayı ayıran çizgi örümcek ağı kadar ince, ip ince bir ipse, benimle eşyayı bağlayan bağ da o denli kalın ve kaba...

Yakıcı bir ney sesi dolduruyor kulaklarımı, yürüğime akıyor. Gönlüm kapılıp, koyveriyor kendini bu nereden aktığını bilmediğim sese doğru belki iç güdüsel bir şey...

Ama Ey Sevgili...

Benim şu halimi sana anlatabilmek için neden böylesi garip, şaşkın önsözlere gereksinim duyuyorum ki? Kendimi kabul ettirebilmek için yerlerde sürünmemi bekleyecek değilsin ya benden. Ya böyle sev seveceksen ya da sevme. Belli olsun her şey içindeki yerini bulsun. Yorma kendini boş düşlerle. Ayrılıkta vuslat var. Bilirsin radikal olmayı severim zaten bu yüzden her türlü iş eksik olmaz yüreğimden. Zehirli oklar var yüreğimde özlem bir zehir örneğin ama dikkatli ol dikeni olmasın hayatın.

Diğer insanlara yansıtmadan nasıl yönlendirebiliriz hayatı?

Ne dersin başarabilir miyiz?

Seni bilmem ama ben şartları yormak, onları sonuna kadar germek istiyorum.

Hayalimde kurduğum bir dünya var. "Sırça bir saray". Bana düşen, bana göre bu hayalin içine girmeyi denemendir, en azından.

Şekille uğraşmak niye bu kadar, içeriği bulduysam? Yerde sürünmek neden, gökte buluşmak varken. Biz yağalım artık göklerden. Bırak dinlensin bulutlar. Bırak öpüşmesinler, şimşekler çakmasın. Yalamasın gökyüzünü mavi bir alev, aşkın şimşeği, onun yanan toz pembe ışığı aydınlatsın seni, beni, hepimizi.

Ağlayalım yağmur olsun. Gülelim yeryüzü gülsün.

Uzaktan o ney sesi okşuyor kalemimi. Onu yansıtmayı deniyorum yanlızca. Becerebiliyor muyum?

Karar senin...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Haydi Şimdi Bütün Eller Havaya!

Ne dersin başarabilir miyiz?

Seni bilmem ama ben şartları yormak, onları sonuna kadar germek istiyorum."

***

Güzel bir yazıyı okuyup sonra, hafızamda geriye kalan bir kaç cümleydi bunlar. Şartları yormak ve onları sonuna kadar germek dendiğinde, "eller havaya!" demeden daha, çoktan ellerimizi havada bulan bir zihniyeti merkeze almaksızın ortaya konulmuş başarılı bir duruşu görüverdim.

Merkeze kendisini alan, onurlu, başı dik, kendinden emin, neye inandığını bilen bir kişinin cümleleri vardı karşımda. İsmet Özel' in imkansıza talip olan görüntüsünün bir başka yönüyle melly k' nin ney sesinin okşadığı kalemine yansıması güzeldi doğrusu.

Ellerine sağlık.

Oku! merkezli buluşma

Becermek-Becerememek...

Beceri: yetenek isteyen bir sey midir, sevilmek... Nasil sevmeyi becermissek, karsimizdaki bizi sevmeyi beceremedigi anlamina gelmez ki... Ben sevgiliyi sevmissem, o kendinden bir sey kaybetmis olmaz ki... beni ayni sevda ile sevememesi bana onu kaybedtirir mi....

Önemli olan sevgi ögrenilir.Ask ise ögreticidir... Onu karsiya bir ney sesiyle ulastirmak insana huzur verirsede... sadece hos bir seda birakir. Sanirim sevilen budur...

saygi ve sevgilerimle efendim...

Bulutsuzluk...

Ben de susuyorum şimdi. Sessizliği -sesliliği- fark etmek için konuşmam gereken hiçbir yerde konuşmadığım gibi. Yada kendimi kaybetmemek için insanlık(sız) dünyada. Nereye baksam insan kılığında gülümseyişler var. Kimse kendisi olmuyor. Kimse kendi sesini ve kendi cümlelerini kullanmıyor. Bu dayanılacak gibi değil. Burada olsaydın anlatacak çok şeyim vardı. Belki de susardım saatler boyu; tıpkı batan yalnızlığımda olduğu gibi... Tıpkı tüm dünyayı dolaşması için rüzgara emanet ettiğim kelimeler gibi.

Güzel bir aşktı biliyorum, çünkü kimsenin üstlenemediği kutsallıkları seçmiş ve herkesin çok çabuk kabullendiği kutsanmış modernizm öğretilerini ise reddetmiştik.

Gerçek, kalemimi ele geçirdi ve tam ortasından ikiye ayırdı. Kendi gerçeğime ihanet etmenin verdiği acı kaplıyor bedenimi şimdi de. Umutsuzluk dolduruyor hayatımı. Ellerimde bir kitaptan koparılmış yapraklar var, bitirilmeyi bekleyen kitaplar hep yanı başımda. Dünyayı kurtaracak paragraflarla dolu defterlerimi saklıyorum özenle ve sürekli biriktiriyorum güzel cümleleri, bana destek olsunlar, zor anlarımda beni ayakta tutsunlar, dünyamı yeniden kursunlar, en umutsuz anlarda gözlerimde bir ışık kalabilsin, beni anlamayan cansız bakışlara beni anlatsınlar diye. Ben kendi gerçeğime ihanet ettikçe ve ağladıkça kendimi yitirmemem için bana umut dolu sözcükler fısıldasınlar diye...

Ve şimdilerde, elbette dokunamaz hiçbir el özgürlük rüyasına...

(Not: İki yıl kadar önce yazmıştım, melly k'nin yazısını okuyunca iki yıl kadar öncesini düşündüm, hüzünlendim şimdi. Biliyorum hayat yeniliyor kendini, ama ben eskiyorum düşündükçe. Keşke diyorum keşke... Neyse...)

Varlığın Yeter...

Sevdanın Saf Yürekleri

Geç okunmuş yazıya gecikmiş bir yorum denemesi

Herhangi akşam gibi çöküyor karanlık. Bir sigaranın dumanı kadar boş içi şehrin. Şehrin, şehirlilerce kutsanmış mabetleri ecinnilerce istila ediliyor.

Lanet olsunlarla kapanıyor telefonlar.

Kahretsinle savruluyor tepikler yaşananların ardı sıra.

Mutsuz ve amaçsız insanlar dolduruyor trafik lambalarının kırmızısını. Aylardan ekim, buhran; kasım, çığırtkan; aralık, şeb-i yeldâ.

Mevsimler mutlu etmiyor kitleleri.

Günün herhangi bir vakti dahi PVC'li pencerelerin yalıtımına sıkışıp yüreklere ulaşamıyor.

Fiiller olumsuzluk ekleriyle taçlanıyor; değil üzerine çatılıyor karşılıksız cümleler.

Kıyılara yanaşan gemilerden inen efkâr

Neşeyle uçuşan kuşlar nostalji. Hem kim anlıyor artık bir kuşun neşeyle mi hüzünle mi uçtuğunu?

Yollarda, kaldırımlarda yani kapımız ardında sersefil ölenler: Açlık.

Nükleer sızıntılar...

Bilbordlarda "hiç bitmeyecek ömürler pazarlanıyor"

Şarkıların da kralı, "Batsın bu dünya."

---- ---- ----

Kimi insanlara yağmaz jalesi 21. asrın.

Kimi insanlar, reklamların çerçevelediği dünyadan sıçrayıp taşar gerçeğe. Çimlerde yalınayak yürürler; saçlarında bahara yakışan meltem, yürekleri muhabbet; şükür, dua...

Kimi insanlar, belgisizliğini atar sıfatların kaleme layık, söze müttakî...

Kimi insanlar, göklerin kapılarından haberdar, "omuz başlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın" tavsiyesine teslim, "kalem yazsın yazsın, küheylan bir aşık ol" iksirini yudum yudum içerler.

Marşları vardır kimi insanların modern çağa başkaldıran, modern çağı taştan taşa çalan.

Kimi insanların acıları vardır bütün insanlık adına çektikleri.

Kimi insanların dostları vardır; bâkî dostlukları vardır. Gayba iman ederler; gıyaben severler birbirlerini. Allah için severler ve Allah, ateşleri suya tebdil eder, muhabbeti ziyade eyler; güçsüzlere, zayıflara kalkan kılar; ölümleri ölümsüzleştirir, korkuları bitirir.

Sevdanın saf yürekleridir onlar.

Muştu taşırlar sütbeyaz güvercinlerin kanatlarında solmayan baharlardan.

İki denizin birbirine karışmadığı gibi, moderne karışmazlar...

Yücelerden yüce bir yol var onlara. O insanlar, Peygamber iklimine hasret; O'na layık ümmettir.