Bivefa...

Her şey kaybolsa, ortadan yok olsa tüm var oluş nedenine bakmadan! Siyah gitse, beyaz gitse, tüm uçlarda yıkılsa bildiğim bütün sözler ve gerçekler… Sen ve ben kalsak sadece… Soluğuma değen nefesin kalsa… Olmasa onlar, şunlar, bunlar, sizler, bizler, sadece sen ve ben öznesiyle hükmetsek âleme… Saçında savrulsa rüzgâr, değse üstüne güzel gözlerinin rengi denizin solgunluğu can bulsa… Sussa tüm çocuk sesleri, komşu bağırtısı kuşlar bile cılız seslerinden utansalar, esirlerin üstünde ahenkle dans etse sesin… Sen kalsan keşke yanı başımda tüm dualarınla, başım göğsünde dinlense, koşturmacadan bıkan ruhum gibi… Kimse görmesin beni senden başka, ben sessizce boğulayım sende… Bırakma yamacına değen gülümsememi… Denize değen ayaklarım gibi serinliğinde koru beni tüm yakıcı bakışlara karşı… Kalbine kurduğum salıncakta salla beni… Sadece senin olayım, çıkmayayım gök kubbe manzaralı kalbinden… Sen, kalbime kurduğun caminin imamı ol, ben de cemaati. Sen dua ol, bense isteklerin, sakın bir selanın haberinde ismimle anma beni. Bırakma sakın bizi dünya gailesiyle bocalayacağımız hayata… Bırak hayatı avuçlarımıza, şekil verelim bildiğimiz en güzel anlarla…
Gökyüzüne kaldır başını, sakın bakma önüne takılan taşlara… Atacağın her adıma yol olayım ama sakın arkamda kaybolma… Kelebeklerin kanatlarından libas giyinip süzüleyim etrafında, sen koşma kelebeklerin peşinden… Herkes sussun sadece sen ve ben konuşalım gecenin karanlığında, yıldızlara değsin umutlarımız, hiç ulaşamadıklarımız kalsın közlenmiş mazide… Kavuşmakla bozalım tüm aşk hikâyelerini… Kaçalım bir bulut bohçamızda, sağanaklara koşalım… Kimselere hesap vermeyelim, ay gibi tutul bana tüm aydınlığımın önüne geç, sen benden daha fazla ışık yay… İnandım sana… Sensin bana en içli şarkı, en büyülü gece uykusu tadında masal… Sakın susma! Sakın kesilmesin soluğun benden, sıkılma…
Gel yamacıma ey sevgili… Boğmam seni sözlerimle, kırık dökük yakarışlarımla… Sakın korkma, söylemem tek bir yalan! Tek bir kötü söz! Yeter ki bırak usulce sokulayım kıyına… Korkma bozmam dengeni, seni sen olmaktan çıkarmam, benzetmem istediğim bibloya… Şekil vermem bir kule misali yıkmaya nazır halde… Benim adım senden önce anılmaz söz, önce sen söyle, bütün artık cümleler bende… Her şey değişiyor hayatta, zaman ansızın koyu veriyor kapının önüne, gel, alıma al ol, bahçeme diken ol, bulurum yordamını seni sarmak için… Asla vazgeçmem, tutunduğun dalın köküne bakmam… Asla bakmam cesedine, ruhuna akarım… Bakmam baktığın gibi suretime… Güzel olduğun için değmem tenine, sahip olmam… Savurmam seni kendi iç dünyamın fırtınasında, bir piknik havasında köşende oturur izlersin beni huri gibi… Sözlerim kesmez kılıç misali… Gül misali koklarsın en canlı renklerimi, en çiseli halimi görürsün hep bahar gibi… En soluk olan anlarım asla uğramaz sana… Kalırım en kuytularda ama sen hep ışıklarda soluklanırsın… Secdene yol olurum ama asla geçmem önüne… Tüm dünya beni yok saysın ama sakın sen sayma bensiz günleri, ayları, yılları… Beraber geçsin en güzel anlarımız, gece gündüz zamanına bakmadan… En zor soruları sen sor! Ben sadece cevap olurum… Ben beklerim, sen hiçbir beklentiyle yorma o güzel sevgi halini… Sokaklarda kaybolma! Tek sokağın ben olayım, tek işaretle bul beni… Ben sana göreyim, ben kadınım, en güzel halimle; ruhumla seninim… Sakın sen, sen olma boş ver! Yorma o güzel aklını senle, bırak kendini kollarıma, ben senin yerine de düşünürüm… Sakın âşık olup eziyet etme kendine, ben aşığım sana yeter de artar, bırak kendini kendine (bana)… Hep yeşil yansın asla durma, sarıyla bile sıkıntılanma, geç hayatımın üstünden…
Bulutlara sırtımı dayayıp, uzattım ayaklarımı güneşe doğru, tüm çıplaklığıyla cüretkâr bir sonsuzluğun seyrine daldı bütün bedenim… Kuşların bile altımda çırpındığı, yağmurların sağanak haline gülümsedi, aşağıya sallanmış zarif kollarım. Salıncak misali sallandığım korkusuz bir zelzelenin usul geçişleriydi, bir diyardan başka bir diyara sürüklendi bedenim. Sefalardayım, bin bir âlemi temaşa ediyor yüreğim. Gezindiğim her noktada başka bir sır, aşikâr olup çıkıveriyor karşıma. Bir şal misali giyiniyorum cılız çığlıklarıyla rüzgârı. Hangi dağı aşacağız, hangi okyanusun dalgasına dokunacak ellerim diye tahmin ediyorum en keyifli bilmeceyi… Bedenimin ağırlığından kurtulan ayaklarım, kuğu misali süzülüyor mavi boşlukta… Yamacındayım ey Aşk...
Saçlarına zarifçe dokunup aldı sol omzundan sinesine, gözlerine değen ışığı kovaladı küçük yıldızlı bal taneleri. Daldırdı berraklığının aksettiği küçük nehrin suyuna kuşkanadı gibi minnacık pamuk beyazı ellerini. Onu gören su yanaştı kıyısına Leyla’nın. Leyla baktığında gördü ki suya yansıyan kendi! Suya seslendi; “sakın ola ki bana bakıp akmayasın, üstüne değen beni çek göğsünden. Benden önce O yoksa vur beni kıyıya, en çorak sahiline değsin tenim”.
Dokundu Mecnun suya, aldı bir yudumla içti kana kana… Suya değen ışığı kovaladı gölgesiyle, seslendi en çağlayan haliyle nehre; “ Neden bana bakmazsın ki? Neden beni sende göstermezsin? Su sakinlemeden seslendi Mecnuna en kızgın haliyle; “ Sen senden önce geleni görmeden, bende yansımazsın”. Mecnun kızgın bir edayla taşladı, kendinden kızgın nehri. Attığı her taşa bir anı denk geldi. En acılı olanı ise Leyla’nın kalbine değmişti.
Leyla usulce süzüldü boşluğa, nehre seslenip dindirme umuduyla acısını, dedi ki; “ Ey göğsüne sevdiğimin gözü değen bahtiyar nehir, neden bakmadın sevdiğime?”. Durgun nehir durgun ve mutsuz bir sesle seslendi Leyla’ya; “ Var git güzel, vazgeç bu sevdadan, senin sevdiğin sana değil kendine baktı bu aynada”. Leyla sessizce bivefa aşkına baktı, attığı taşlarla Mecnunu vurduğunda yine O’na dönecekti… Ah Leyla, Mecnun sensin! Mecnunsa hala kendi…
- manolya şahin yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- gönder
Alakalı Yazılar
Kategorilerden





Son yorumlar
4 sa. 3 dk. önce
5 sa. 26 dk. önce
2 dk. 35 sn. önce
6 sa. 55 dk. önce
8 sa. 44 dk. önce
8 sa. 48 dk. önce
9 sa. 15 dk. önce
1 gün 4 sa. önce
1 gün 8 sa. önce
2 gün 4 sa. önce