renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

ahmed berkay yazıları

Anında Tahammülsüzlük

Ortaya koyacak yeni bir ürünü olmayanların meylettiği en kolay yol kendinden öncekini taklit etmek, başkalarından esinlenerek yeni bir ürün ortaya koymuş gibi meydanda arz-ı endam etmektir. Bu bir kör dövüşüdür ve kimseye faydası olmayan bir zaman öldürmenin ötesinde bir şey değildir.

Televizyonlarımızın son zamanlarda en çok tercih ettikleri yol, birbirinin benzeri programlarla saat doldurmak, reyting avına çıkmak ve kasalarını doldurmaktır.

Şiiri Kurtarmak

M. C. Escher - Birbirini Çizen Eller

Bundan yirmi yıl önce Türk sinemasında bir film oldukça meşhur olmuştu; “Asiye Nasıl Kurtulur?” Bu film ve özellikle filmin adı o kadar ilgi görmüştü ki işleri yolunda gitmeyenler için bu filmin adı bir özdeyiş olarak kullanılmaya bile başlanmıştı. Çünkü Asiye kurtulma mücadelesi verirken bin türlü zorluklardan geçmiş, tecavüzlere uğramış, kurtuluşa ulaşması o kadar da kolay olmamıştı.

İstikrar mı Dediniz?

Dersteki konumuz Nurullah Ataç’ın “Övülmek” adlı denemesiydi. Yazar övülmenin yerinde ve isabetli yapılmasının önemine değinen bir deneme kaleme almıştı. Yersiz yapılan, amacından sapan bir övülmenin insanın üzerinde gün gelecek ki iyi durmayacağını anlatan yazar; övme işini yapan kişilere dikkat çekmekte ve yazının bir bölümünde; “Kulların, yani bizden küçüklerin bizden bir iyilik bekleyenlerin, bizi beğenmek, sevmek zorunda olanların övmesiyle yetinemeyiz…” diyor. Burada dikkat çeken ifade; “kulların” ifadesi.

Yarışıyoruz Yenile Yenile

Yeni fikirler üretmenin yerini kopyalama, esinlenme ya da aynısını kullanma gibi hazıra konuculuk aldığından beri aynı görüntülerle karşılaşıyoruz. Yeni zannedip de meylettiğimiz birçok oluşumun aslında bir diğerinin benzeri olduğunu anladığımız da ise kaybolup giden vaktimiz için dövünmenin de bir faydası kalmıyor.

Televizyon kanallarımız artık iyice monotonlaştı. Herkesin televizyon programlarından şikayet ettiği bir dönemde neredeyse her kanalda birbiriyle benzer görüntülerle karşılaşmak birçoğumuzu şaşırtmıyor artık.

Ümmetçi, Milliyetçi, Emekli

Değişmek iyidir. Zihne şifa verir, hayata tazelikler sunar. Sıkıntılı bir zamanda mekan değiştirmek, köhnemiş bir fikrin farkına varıp yeni bir düşünceye doğru yelken açmak olumlu sayılabilecek değişimlerdendir. Değişmek, değiştirmek bazen gereklidir ama bir yere kadar.

Cumhuriyet Gazetesi’nde emekli general Doğu Silahçıoğlu bir yazı yazdı değişim ve değiştirmek üzerine. Yazının başlığı “Ümmetçiler ve Milliyetçiler”di. Konu dönüp dolaşıp İstiklâl Marşına kadar geliyor. Konu buraya gelene kadar paşa Arapların Türkleri Zorla nasıl Müslüman yapmaya çalıştığından, Arapların Türklerle yaptıkları savaşlarda Araplar için Türklere isnâden; “'Katledilmeyen çocuk, ırzına geçilmeyen kadın kalmamıştı!..” gibi vahşet sahneleri de sunmayı ihmal etmiyor.

Romandan Dizi Yapmak

Hayatımız medyatik olmaya başladığından beri birçok güzel yanımızı yitirmeye başladık. Gündemde olmak için; bozmak ve aslından uzaklaştırmak gibi hassas noktalara bile dokunmaktan geri durmadık.

Son zamanlarda televizyonların meylettiği hazır lokma; romandan dizi yapmak. Türk Edebiyatının yapı taşları olan romanları dizi olarak çeken televizyon kanalları yeni bir akım oluşturmak istercesine postmodern diziler çekiyorlar. Hem de romanları kuşa çevirerek, hem de romanın mahremini bozarak.

Çimenler, Açılan İştah, Bu Savaş Niye?

Mevsimlik olarak çıkan “ Matematik Dünyası” adlı dergiyi matematikçi bir arkadaşımda görünce şöyle bir göz atayım dedim. Kendi alanında çok önemli bir çalışma olduğu belli. Fakat matematiğin dışına çıktıklarında durum biraz değişiyor. Derginin giriş yazısından bir bölüm; “ Bu satırları İsrail’den yazıyorum. Kudüs’te, İbrani Üniversitesi’nde ve güzelliklerden şaşkına dönmüş bir durumdayım. Binbir çeşit ağaç, bitki, sarmaşık, çiçek ve yemyeşil çim. İnek olup otlayamadığıma hayıflandım, öylesine iştah açıcı… Hiçbir şey gösterişli değil, ama her şey o kadar itinayla, zevkle, incelikle, düşünülerek ve belli ki sevgiyle yapılmış ki…

Nedir bu kavga gürültü anlamış değilim. Gökyüzü ve toprak alabildiğine, su da bol. Daha başka ne ister ki insanoğlu?”

Çekiyorum, Çektim

Dijital bir kuşatma altındayız. Her tarafımız kameralarla çevrilmiş durumda. Attığımız adım kaydediliyor. Gittiğimiz her yer sanki bir stüdyo. Mağazalar, marketler, sokaklar ve her bir köşe irili ufaklı kameralarla donatılmış durumda. Objektife bakmaya fırsat kalmadan, üstümüze başımıza çeki düzen vermeden kayıt başlıyor bile.

İnsanlarımızın içindeki bu çekim aşkı her gün biraz daha artıyor. Bazen güvenlik için bazen de arşivlik görüntüler yakalamak için basılıyor deklanşöre. Yıllar sonrasına kalacak sayısız belge ile donatılıyor dünyamız.

Kene mi Trafik mi?

Mevsim yaz. Birçok şey için fırsat mevsimi. Havaların ısındığı ve insanların kendilerini serin bir yerlere atmak istedikleri bir zaman dilimindeyiz. Serin bir ağaç gölgesini epeydir arzular olduk. Bu seneki sıcaklar da düşünülecek olursa daha çok ihtiyacımız var serin esen bir rüzgâra.

Yürek bazen ferahlamak istiyor. Bir ırmak kenarında, bir ağaç gölgesinde bir yılın yorgunluğunu atmak gibi küçük mutlulukların ardına düşebiliyor. Bu yaz da küçük kaçamaklar için aynı tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu tehlikenin adı “kene”dir ya da tıp terimiyle Kırım Kongo Kanamalı Ateşidir.

Edebiyat Kimden Yana?

Kişisel ayrımların en fazla yaşandığı bir zamandayız. Kamplara bölünmek, saflara ayrılmak ve soyut alanları parsellemek bakımından bu kadar bereketli bir dönemi belki de bu coğrafyanın insanları olarak ilk kez yoğun bir şekilde şimdi yaşıyoruz.

Edebiyatın içinde gizli de olsa birleştiricilik fiili yatmakta. İnsanları birbirine yaklaştıran, mesafe olarak uzak ama gönül olarak yakın insanların ortak noktası olan edebiyat, ortaya çıkan ürünlerin benimsenilmesi bakımından da doğru adımların atıldığı bir işleve sahiptir.

İçeriği paylaş