renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Memduh Atalay yazıları

Şimdi ve Sonra Arasında Boşluk Uğultusu

Bütün yoksullar listesinde mücrimler defterinde
Gözleri herkes değil olmadı hiç kimse
Yollar nasıl yürünür dağlar nasıl aşılır
Şaşkınlığı kanattıkça eller bir zalimi gösterir
Dillerin ucunda öylesine, kalplerden kovulmuş
Kendimi yollara saklıyorum bir hece yürümek için
Bilinen tüm korkuların ötesinde korkunun tam içinde
Elleri ne kocaman ne deniz ötesi bir bilseniz
Göğü tutacak birazdan göğe karışacak hemen şimdi
Şimdi ve sonra arasında boşluk uğultusu

Mustafa Kutlu Tahir Sami Bey'in Ölümünden Sorumludur !

Mustafa KutluHerkesin bir hikâyesi vardır, bir hikâyecisi de… Benim hikâyem “Ya Tahammül Ya Sefer” di. Biz bir fikre sevdalanmış Anadolu çocukları olarak “Dava Delisi Kerim”in samimiyetiyle coşuyor, ”ocağımızdan” yetişip de sıfatlarıyla mağrur, sıfatlarıyla mahkûm olan büyüklerimizin(!) davaya bel vermemelerinden dolayı “Murat Ağabeyin” o ulvi hüznünü yaşıyorduk.

Tahammül mülkünün viran olmaması için “Hem Tahammül Hem Sefer” çağrısıyla mukavemetimize yeni bir yol bulma çabasındaydık.

Siyaset ve Askere Dil Düzeyinde Bakış / Demokrasi TSK’yı Kurtarmaz

Dil bir milletin maşeri vicdanı olduğundan herhangi bir değer, olgu ya da olay gizli bir anlaşmalar sistemi olan dilde –aslında felsefede- kendini daha iyi gösterir. Neticede dil de bir felsefe aracıdır. Bu bakımdan değişmeler, gelişmeler, yenilikler dilde nasıl karşılık bulmuşsa bu bir felsefedir aynı zamanda. Filozof, dildeki karşılığı bulup derinleştiren kimsedir aslında. Dildeki karşılık bir sistemle örgüleştirilebilirse felsefe ortaya çıkar.

Türkçe hem terim hem mecaz bakımından oldukça yeni türetmelere olanak sağlayan bir dil olduğu gibi filozof birikimlerine eşit hikmetleri birkaç dizede verebilen bir tarafı da taşımaktadır.

Kahrolsun ile Nemelazım Dışında Gazze’ye Bakış

Dedeleri Filistin toprağını sattı, torunları bedel ödüyor ile kahrolsun gözlüğünün görmediği Yahudi mezaliminin bize değen yanına geç kalmış bu yazı “yok işte/kumaş eksik/terzi hasta/model yanlış/fikir yabancı/mütefekkir kekeme/topluluk sağır” makamında kazmayı kendimize vurmak için yazılmıştır! Ki bugün kazmayı kendimize vurma günüdür! Eğer bir miting bir kınama yapılacaksa kendimizi kınama eksenli olmalıdır!” kendini kınayan nefse yemin olsun” hikmetine selam olsun…

Yahudilik, bir vasıftır. Kimde dünyaya taparlık ve ahreti yok sayma veya pazarlıklı bir inanç varsa o kimsede Yahudilik vasfı var demektir. Efendimizin bizi sakındırdığı Yahudilik de budur.

Kimler(i) Seviyor(uz)?

Her milletin kendine özgü bir şifresi vardır. Mesele Türk milleti olduğunda bunu daha iyi görmek mümkündür. Türkler, kahramansız yaşayamayan bir millettir. Bunu destanlarda, masallarda, halk hikâyelerinde görmekteyiz. Umutların bittiği yerde, bir kahraman çıkar ortaya.

Modernizm değerleri alt üst ettiği gibi, kahraman fenomenini de ciddi bir şekilde değiştirmiştir. Milli değerlerle bağdaşmayan hatta milli değerlerle çatışan tipler kahraman olarak sunulmaktadır. Seyir kültürünün egemen olduğu günümüzde toplumsal yapının bazı değerlerini kullanarak milli şifreyi çözenler, özünden yalıtılmış tipleri post modern bir sunuşla kitlelere kabul ettirmektedir.

Ulusalcı Paranoya ya da Vatan Satma Töhmeti

Vatan Hassasiyetinin Paranoyak Hali!

Birilerinin kendilerini bu vatanın sahibi, diğerlerini de bu vatanı satma potansiyeli taşıyan zanlılar olarak görmesi yok mu insanı çıldırtan bir durum. Sahi siz kim oluyorsunuz? Şair “fahişeler birbirinden kuşkulanıyor” derken kendinde olanı diğerinde görmenin resmini çizmiş adeta var olsun! Nasıl bir zihin, nasıl bir vatanperverlik taşıyorsunuz ki vatan satılacak bir meta olarak zihninizde yer etmiş. Yargılardan ziyade anlama çabası daha doğru. Madem medenilere galebe ikna iledir anlamaya çalışalım! Gerek milli misak içerisinde, gerekse beynelmilel düzeyde fikren, zihnen, ilmen, değerler bakımından yetersizlik içerisinde olan bir zihin yapısının ürünüdür vatan satmak edebiyatı!

Hazreti Ali Atatürk Olarak Dönmüş(!)

Alt Kültürün Tevil Götürmez Zırvaları!

Beşerin türlü dalaleti var/putunu kendi yapar kendi tapar, diyen şaire ne kadar gıpta etsek azdır! İşte yeni bir dalalet örneği ile karşı karşıyayız. Başlıktaki tüyler ürpertici anlayışın üzerinde durmak gerekiyor. Bu anlayış felsefi, insani, akli hiçbir gerekçeyle izah edilmeyecek alt kültürün bakışıdır ve bu bakış Türkiye’de laik faşizanların dayandığı toplumsal zemini göstermektedir.

İbni Haldun’dan bu güne bilinen bir gerçek şudur: İslamın medeni vasfı ehlisünnet anlayışını doğurmuş, bedevi vasfı ise Şii anlayışı doğurmuştur.

Oruç Bizi Nasıl Tutar?

Samanyolu ziyafeti buluşuyla Sezai Karakoç, orucun Türkçedeki güzelliğini resmetti. Biz günlük hayat içerisinde nimetin ilahi boyutunu atlasak da oruç yılda bir gelir ve kararan ruhumuza Samanyolu ziyafeti sunar. Bu ziyafet bizi arındırdığı gibi on bir ay boyunca haliyle tavrıyla, basın yayın organlarıyla değerlerimizi yok sayan hatta onlara savaş açan kimseleri de değiştirme gücünü taşımaktadır. Orucun metafizik yanı bizi değiştirdiği için bizim manevi atmosferimiz de diğerlerini değiştirir. Hiç ummadığımız kanallar sahur ve iftar programları düzenlemekte, Kuranı Kerim vermekte ve paralı hocalara “gönül” sohbeti yaptırmakta yarışır duruma gelirler adeta.

Yeni Müsteşriklerimiz: Ateist Bilgelerimiz

Biz bu horgörüyü hak etmiyoruz! Bize dışardan bakanların ithamları tamamıyla bir bakış meselesi. Kimin nerden ve nasıl beslendiğini gösteren bir turnusol. Zihnen ya müsteşrik ya mustağrib bakışının indimizde bu kadar hakim olması çok acı verici bir durum!

Konya'da Kuran kursu kazası münasebetiyle Ahmet Altan‘ın kaleme aldığı ve "hiç dindar olmadım ben bir ateistim ama" diye başlayan eleştirisi sonunda şuraya varıyordu: madem müslümanlar böyle iyi ki ben müslüman değilim!

Avrupalı Turistler Niçin “Kırolarla” Evleniyor?

Sinir bozucu sigara reklamları birçok şeyi cinselliğe indirgeyen zihin yapısının ürünü olduğu gibi Avrupalı turistlerin Türk garsonlarla evlenmesinin algılanışı da bu hastalıklı zihin yapısının ürünüdür! Alev Alatlı’nın deyişiyle “öninsan” diyebileceğimiz hikmet ve hakikatten uzak biyolojik yapısı bakımından insan olan ama hissedişleri, algıları, tercihleri bakımından insanlıktan uzaklaşmış paparazzi şeylerinin algısı “Avrupalı gelinlerimizin” tercihlerini cinsel tercihe indirgemekte bir beis görmüyor.

İçeriği paylaş