renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

manolya şahin yazıları

İrtifa Kaybediyoruz...

Bir vakit geldi geçti ki sormayın gitsin. Üstü açık bir hapishanede zamanını bilmediğimiz bir beraat kararını bekliyoruz. Gökyüzü alabildiğine berrak, alabildiğine yaşıyoruz doludizgin. Islak duvarların köşelerinde, ruhunu içine çekmiş bir bedenin acziyetine, bütün bir âlemi şahit tutmuş bekliyoruz surun üflenmesini. Öyle bir ses ki bizi sonsuz saadete götürecek ya da sınırsız bir ateşin asıl kaynağı olmaya. İçimizde sakladığımız sırlı hazineye çektirdiğimiz işkencenin suçluluğunu duyuyoruz en derin tasdik koğuşlarında. İzliyoruz gerçekleri, kurduğumuz pembe panjurlu utanç yuvalarımızdan. Kaybetmekten korkuyoruz elimizde olduğunu zannettiğimiz mutlulukları… İzliyoruz işte! Sığ ve sıradan…

Kapalı Gişe Film(ler)ine Biletler Bedava

Gece güne kavuşmayabilir, tüm karanlık yüzlerin karartısından doğacak bir gün de bilinmezlikten görülmeyebilir. Geniş zamanın içinde kaybolan geçmiş… Acaba “di” ekini mi kullansaydım dedim az önce, ama yok! Geniş bir zamanın içinde belirsizlikle boğulan gelecek beklemede… Yıllar önce göğsümüze ektiğimiz bir geçmişin, serin gölgesinde esenlik bulacakken, sırtlanlar yüzünden göğsü siyah boyalarla boyanmış yeni anılar kuruyoruz geleceğe dair. Olanla yetinmek çaresizliği, yavan ekmek gibi önümüze konuyor.

Aşk, Bıraktığım Yerde misin?

İlk cezasını yirmi üç yaşında almıştı. Ufak tefek yaralamalarla karakolda geçen günlük hapisler sona ermiş, hayatın içinden hayatın dışına bir sürgün kapısı açılmıştı. Savunmasını yaparken kendinden emin, suçunun farkında ama suçsuz bir tavırla hâkimin vereceği hükmü bekliyordu. Kendisini ve arkasında bırakacağı gençliğini, hiç umursamaz bir tavırla ahşap sanık kürsüsünden izliyordu. Söylenenler ne kadar kıymetsizdi onun gözünde. Koca salonda sadece O vardı. Ceza yedi gençliği, sevgisi ve ümitleri… Yine aynı hükümden, daha aradan bir gün dahi geçmeden yargılanacağını nerden bilebilirdi ki? Dışarıda aldığı nefes bir güne ancak sığdı. İçindeki idam sehpasını devireli çok olmamıştı. Söyleyecek son sözü içerde değil, dışarıda hayatın tam içinde söyleyecekti

Aslına Rücû

İçimde köpüren müthiş bir dalga var; adı hayat. Hayatın içinde ise, doğarken kulağıma üflenen ezan. Ezanla başlayan bir hayatın secdeye, yaradanına boyun eğmesi iktiza eder. Ama enginlere savrulmak isteyen hayatı sakinleştirmek hiç kolay değil. Durulamayan hayatın sadece sınırlarda kalmasını isteyen bir hâkimiyet var; İslamiyet. İnancın kurallarında boğulan “hayat”, yeni bir dünyada özgür, sınırsız bir hayatı tercih etti. Göbek bağımı kesen makas “ben”le olan tüm bağları kopardı. Göbek bağım, sevgiden kesilen yetim bir çocuk gibi cami avlusuna bırakıldı. Özünden ayrılan “ben”, nefsimle girdiği gerdekten bir hayat peydahlamıştı. İşte ruhun “e” halinden “de” haline geçişi…

Ta'ciz

Ben; Zehra Hanım, eşinizi seviyor musunuz?
Zehra; Beni bu kadar üzen birini sevebilir miyim ki? Hayır, asla!
Ben; Onsuz yaşayabilir misiniz?
Zehra; Ben onsuz çok güzel yaşarım ama o bensiz yaşayamaz.
Ben; Neden? Sizi çok mu seviyor?
Zehra; Hayır o beni sevdiğini zannediyor, ben onun için sadece bir alışkanlığım.
Ben; Ayrılmayı düşünüyor musunuz?
Zehra: Hayallerimin başladığı yer onsuz bir hayat…

İstikbâl İstiklâl'de Değil!

Kapıyı şöyle bir araladıktan sonra merdivenlerden çıkmaya başladım. Karşımdaki ilk kapının paspasında “welcome” diye soğuk bir yazı yazıyordu, yabancılaşmak daha ayağımın altında başlıyordu. Ama doğru Türkçe alaşağı edilecek bir dil değildi. Bu cihetten bakınca müsamaha edilebilir bir yönü bile vardı. İkinci kattaki evin kapısının üstünde ise kırmızı beyaz –Türk bayrağından çok amerikanvari bir renkti-çoraplarla kocaman bir “HO HO HO” yazıyordu. Önce bir afalladım sonra dönüp tekrar baktım ve gördüğümün gerçekliğine inanamadım. Acı ama bir o kadar komik bir tebessümle yoluma devam ettim. Üçüncü kata geldiğimde soldaki kapı, çam ağacının kozalaklarıyla süslenmişti.

Setresiz Güzellik

Ben: “Hayır baba, kapatmayacağım başımı. Lütfen beni zorlama!”
Babam: “Bak ablaların kapattı ama.”
Ben: “Onlar kapattı diye bende mi kapatmalıyım, ben böyle mutluyum. Sen beni böyle sevmiyor musun baba!?”
Babam: “Aa kızım o ne demek! Elbette seviyorum peki sen Allah’ı sevmiyor musun?”
Ben: “Çok seviyorum.”
Babam: “Peki onun seni sevmesini istemez misin?”
Ben: “İsterim de bu illa benim kapanmamla mı olacak? Yapma baba. Lütfen! Bak, hayat çok zor.

Devletin Kimlik Bunalımı

Başlangıç olmasa da bir sonun başındayız. Başladığınız yere dönmek en büyük son mudur acaba? İlla bir başlangıçta olmak için sıfırdan, hiç yaşanmamış mı olmak lazım? Ben hayatın manasızlığında boğulurken, hayat yine beni şaşırtmamış ve kayda değer olmayan bir konuyla beni karşı karşıya getirmişti. Ben değişkenlikte istikrarlı ama bir o kadar değişmeyen gündemi takip etmekteydim. Ve bu değişkenlikten yorulan hafızamı durgunlaştıracak devamlı ama istikrarlı bir hayat umuyordum. Sürekli değişen gündemin beyinde bıraktığı hasar, borsanın kaybettiğiyle denk düşüyor.

Cesetlerle Düşünce Analizi Yapma Devrindeyiz

Yalnız düşüncelerde hapsolan fikirler kalmadı artık! Fikirlerin, asi bir çocuk gibi bildiğini söyleme devridir. Kapıyı çarpan fikrin baskıcı sesi, ev sahibini de tetiklemelidir. Önce fikir doğmalıdır insanın düşüncesine ama her fikrin bir Öncüsü vardır ve her insan şekillenirken birilerinden etkilenir. Bu etki kendini bulmak noktasında yerini bilmeli ve sessizce değil, ferde fark ettirerek çıkıp gitmelidir. Giderken bıraktığı iz, en fazla ansiklopedi tadında olmalıdır. Bilgiyi yüklenirken hafızayı yormalı düşünceleri değil! Ergenliğe geçiş gibi çocuğun insan olmasındaki bütün emarelerini tatmalı ama leke bırakmamalıdır.

İçeriği paylaş