renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

ismail kılıçarslan yazıları

İşte Şimdi “Gerçek Bir Beşiktaşlı” Oldum Sevgili Tarık Tufan

Ankaragücü’nün Türkiye kupasında final gördüğü son sezondu 90-91 sezonu. İzmir’deki finali, Galatasaraylı arkadaşlarla birlikte televizyondan seyrediyorum. Aslında, İzmir’e de gidecektim; ama babamdan gereken izin çıkmamıştı. Neyse. Maçta 1-1 beraberlik var. İzmir Atatürk Stadının kale arkasını hıncahınç dolduran Gecekondu kendini yırtıyor: “Gururluyuz güçlüyüz, Ankaragüçlüyüz.” Biliyorum. Ankara 19 Mayıs Stadından tanıdığım herkes orda. Cengiz Abi, Ali Abi, Çinçinin bebeleri, Hacettepeli ağır abiler; sonra Haymanalı, Balalı, Beypazarlı, Sincanlı lümpenler.

Parıltı

gece ağırlaşıyor, gecenin getirdikleri
uzak bir evde, uzak bir içkiyle
uzak bir evde, uzak bir iç geçirmeyle
sen benim için ağlıyorsun, daha ne
üşüyorum ve pencereyi kapatınca biliyorum
biliyorum gelip alacak alması gereken
gelip alacak benden bu delilik halini
ben bu şiiri bitirince bitecek bitmesi gereken

Kırgınlık

bir kız
ince uzun tekinsiz, ingiliz gibi, tay gibi, sevimsiz
çirkin, kırılgan, kırgın, bir yanı zaten eksik
hiç öpülmemiş, hiç sevilmemiş, beklediği olmamış
masal okumamış, kimseye değmeden yaşamış gibi

Yaklaşan

yani belki de mehdi hepimize email atar, nanik yapar
gider biat eder cennet garanti deriz, yerimiz hazır
hatta belki utah jazzın oyun kurucusu kimdi diye sorarak
inceden puştluk yapıp, türbanla denize girerek beş yıldızlı mekanlarda
halkların ensestliğine, ensesi kalınlığına törenlerde şapka takanların
siyasi şiire, kara öykülere, allahsız baladlara selam eder
gözlerinden öperim eskiden böyle miydi diyenlerin

Bu Ülkeden Nefret Etmeyeceğim Sayın Başkan

bu ülkeden nefret etmeyeceğim sayın başkan, o sevimsiz bakışından bile
ben burada doğdum, ankarada, bin yıllık bozkırın tam da ortasında
dedemin havuç tarlaları var ve çanakkalede savaşan babasını anlatarak
“ya hak, ya hayyül kayyum” diyerek sallıyor çapasını, namaza gidiyor
ezan okununca düğmesine basılmış gibi şapkasını ters çevirip

Öğretmen Kubilay İlkokulu’ndan Mezun Olmak!

Kubilay

Tüm memleket sathında, ismi aynı olan sanırım yirmi kadar okul var. Ama ben, Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde olanından mezun oldum. 1987 yılında. Okulumun o zamanki adı “Öğretmen Kubilay İlkokulu” idi. Şimdi, “Öğretmen Kubilay İlköğretim Okulu” olmuş.

İlkokul hayatım, ne yazık ki hatırı sayılır “travma”larla doludur. Bir çoğunu hatırladıkça hala hüzünlenirim. Örneklere geçmeden önce, okulumuzun o yıllardaki sosyolojik yapısını biraz anlatmakta fayda var.

Takva ya da Türk Sinemasının En İyi Dini Filmi

TakvaTürk sineması, “dindarlar” konusunda ikiye bölünmüş durumdaydı. Dinden diyanetten hiç anlamayan bağnaz Yeşilçamcılar “çember ve takma sakallı yobaz köy imamı” fikrine saplanıp kalmış; dindar sinemacılarsa “az önce gökyüzünden yeryüzüne inmiş yarı-melek dindar insan” tipini anlatmakta ısrar etmişti.

“Takva” bu ezberleri bozdu.

Takva, Türk sinemasında “dindar insanın ele alınışı” noktasında bir milattır. Çünkü, Yeşilçamla Beyaz Sinemanın tam arasında “sahici” bir çizgi tutturmayı başarmıştır.

09:47’de Başlayıp 11:00’de Biten Garip Öykü

Yol bitti.
Zaten bitmemesi düşünülemezdi.
Ölüm dedi ölümlüyüz dedi, başka bir şey demedi adam. Mezarlık bekçisine benzemiyordu; hayır. Bilirsiniz o öyküyü. Hani Halil Cibran’ın hikmet yumurtlamak için öldüğü öykü. Sevmem ben Halil Cibran’ı. Sahtekarın tekidir. Dün akşam kitabını çeviriyordu İlyas. Deli saçması şeyler. Arkadaşları gördüm sonra, kendime çift lavaşlı acılı bir Adana söyledim. Karnımı doyururken “bir şehri yemek nasıl bir şey acaba” diye düşündüm.

Kuşadası 1998

Başkalarının Otobüsü

Gözümü açtığımda ilk hissettiğim şey müthiş bir sıcaktı. İnsanın üzerine yapışan cılk bir sıcak. Otobüs her zamankinden farklı bir yolda ilerliyordu. Burada, bu 34 numaralı yolcu koltuğunda ne işim olduğunu hatırlamaya çalıştım. Faydası yoktu. Artık hiçbir şeyin faydası yoktu.
Molada net bir karar vermem gerekiyordu. Ya kahvaltı yapacaktım ya sigara alacaktım. Sigara aldım. Otobüste kek isteyebilirdim.

BAŞKA MASALLAR'DAN: Zebercet Oğlu Zülküf’ün Yunus Emre İle Tanışmasıdır

Zebercet oğlu Zülküf, eski ve inatçı bir masalın yapayalnız kalmış kahramanıdır.

Zülküf, Basra’dan başladığı yolculuğunu yarılamış, Anadolu’nun belli başlı şehirlerinden olan Aksaray yakınlarında bir kervansaraya gelip yerleşmişti. Niyeti, birkaç gün burada iyice dinlenip, ardından Avrupa içlerine doğru yolculuk etmekti. Fakat “niyet başka, akıbet başka” denilmişti ve de doğru denilmişti.

İçeriği paylaş