renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Hamit Akçay yazıları

2. Marmara Kafe Buluşması

Taplaşma

Bir “Toplaşma” Hikayesi

Çarşamba şeyh Şadan’ı aradım:
- Abi bu hafta sonu bir organizasyon yap da bir araya gelelim muhabbet edelim.
- İnek işini* mi konuşacağız?
- Yok ama istersen onu da konuşuruz.

Duvar

Girizgah

Kazım dayı Cuma salasının okunmasına az bir zaman kala evinden çıkarken bahçe duvarının bir kısmının yıkılmış olduğunu gördü. Kendileri elbet dayım olmaz eski köylü-yeni şehirli biz gibilerin lisanında belli bir yaşı geçmiş ama, şeytanın da bacağını kıramamış sıradan kişiler dayıdır. Hani sakal bırakıp ulema takımına öykünse hacı, hoca deriz. Yada Paranın gözünü çıkarıp mercedesle dolansa bey yaparız, ağamız olur. Bunu da geç bir partinin ilçe teşkilatında ufak bir onbaşılık alıp gereğine göre fötr, gereğine göre kasket yada ne bileyim fes taksın ona göre isimlendirelim. Ama ötesi dayı’nın sınırlarında kalır.

Kumdan Kaleler

Kumdan Kale

Kumdan kaleler yapıyorum, dalgalar savursun tanelerini sahile. Bir iz kalmasın ardımdan, bir hayıflanma işitilmesin, derin ah sesleri yükselmesin sinelerden. Kumdan kaleler inşa ediyorum, öyle ki eserim ben bu sahilden gidince ardımdan bakıp durmayacak , zemine, zamana, denize, göklere kafa tutmayacak. Benim kadar , ben olduğum sürece var olacak, benimle birlikte defteri dürülüp kaldırılacak arşive. Kumdan kaleler inşa ediyorum bu benim evim, vatanım, yurdum demeyeceğim, yapıtım bana, ancak bir mola miktarı vakti olan yolcu olduğumu hatırlatacak.

Çöpçü Baba

Çöpçü Baba

Şehrimizin, yaşayan en temiz evliyasıdır Çöpçü baba. Böylesine kesin bir yargı içeren cümle ile söze başlamış olmam size garip gelmesin. Emin olun kendimce geçerli sebeplerim mevcuttur. Sebeplerim güçlü, kalemim ise zayıf. Bu sebeple bildiklerim tam anlattıklarım noksan olacaktır. Ayrıca bilesiniz ki bir menkıbe yazarı da değilim. Bu yüzden Çöpçü Baba'yı size tanıtır, anlatırken çok başarılı olamayabilirim. Ve siz de kabul edersiniz ki, şayet müridi değil iseniz, yaşayan bir evliyanın anlatılması pek olağan, pek rastlanır bir durum değil. Sıradan insanların badem gözlü evliyalara dönüşmesi genellikle ölümlerinden sonra vuku bulur. Halkımızın imece tahayyülünün ve söyleme kudretinin nelere kadir olduğunu bilenler bilir. Kaideleşmemiş istisnalar da elbet mevcut.

Ağlama Duvarında Bir Mürted

Hasan Aycın

Şimdi günahlarımı kelime , kelime kırpıştırıp kuşa çevirme çabası içindeyim. Yaralarıma bakıp, ağıt yakan bir Moğol savaşçıydım rüyamda, uyandım kan ter içinde; mızrağım yanı başımda. Kıyıya vuran son balina sürüsünün bir neferiydim, acıyan zalim bakışlara muhatap oldum; ağladım.

Kelimeler arıyorum. Al yazmalı, basma entarili masum kelimeler. Köşeleri göz nuru ile işlenmiş çiçekli, papatya kokulu kelimeler.

Osmanlıdan Günümüze Türk Siyasetinde Merkez Çevre İlişkisi

politika

Cumhuriyetin Emniyet Sibopları

Yaşanılan son Cumhurbaşkanlığı krizi ile birlikte asırlık cumhuriyetimizin sahiplerinden bir kurumsal yapıyı daha yakinen idrak etmiş durumdayız. Ordumuz , bürokrasimiz , CHF'mizden gayrı Anayasa Mahkemesi de Cumhuriyetimizin muhkem kalelerinden birisi olduğunu ispatladı. Varlık sebebinin hakkını yerine getirdi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde anayasa mahkemesinin takındığı bu tarafgir tutum olayları demokratik iyimserlikle anlamaya çalışan halkımızın kahir ekseri tarafından anlaşılamadı. Bakışlar bulanıklaştı, vicdanlar kanadı.

Domuz Yalağından Su İçmek

“Biz Çerkesler aslanın yediğini (et) yer ineğin yediğini (ot) yemeyiz. Bize ot yedirip inekleştirmek isteyenler var."
Ahmet Akyaz (Arkadaşım)

Yediğimiz besinlerin protein, karbonhidrat ve yağlardan oluştuğunu bize empoze eden modern bilimin gölgesi altında sözlerimin ne kadar etkisi olabilir bilemiyorum. Ancak böyle bir hesap içerisine girmeden, modern insanın tasalluta uğratıldığı modern bilimlerin kimyasalları ile dumura uğratılmış dimağlara, hesapsız, beklentisiz neden sonuç ilişkisine aldırmaksızın , seslenmek istiyorum.

Karababa

Atlı

“Karababa yukarıdan köyü gözlüyor, köylüler gündelik işleri ile meşgul oluyor ben Karababayı seyrediyordum. Ermeni çeteleri Rusları almış köyün aşağısındaki çayırlardan yukarı doğru ilerliyorlarmış. Bir çığlık koptu ve ardından tüfekler patlamaya başladı. Çocuğunu kapan analar , yaşlı dedeler , korkmuş köylüler dereye yukarı koşmaya başladılar. Aşağıdan yukarı doğru süregelen kör bir yaylım ateşi ejderha ağzı gibi köyü yalayıp duruyordu. Köyün sırtını dayadığı Karababa kayalıklarından düşmana doğru iki el mavzer patlatılınca düşman olduğu yerde kalakaldı. Sonra istikamet değiştirip köye uğramadan yola devam ettiler.”

Harflerin Esrarı

“Herkes laftan anlar, insan odur ki rumuzdan anlaya”

Harflerİnsan esma’dan esma harflerden mürekkeptir. Kelimelerin ruhu harflerdir. Bir dilin irfani mi yoksa dünyevi mi olduğunu kelimelerinin içinde barındırdığı harflere bakarak anlayabilirsiniz. Harfler tek başlarına ayetlerdir (bknz hurufu mukatta) ancak idraki dar insanın ayetleri anlayabilmesi için harfler kelimelere dönüştürülmüştür. Kelimelerden cümleler kurar, cümlelerden paragraflar örer, paragraflardan uzun, uzun yazılar inşa eder anlatmaya çalışırız. Halbuki insan rumuzdan anlayana denir. Az kelimeyle çok şey anlatmaya şiir denir. Mecazdan anlayana bilgili kişi, alegoriden anlayana arif kişi denir.

Mahrek

 Ian Flindt “Herkes laftan anlar, insan odur ki rumuzdan anlaya”
Rahmetli Dedem: Şahan Gürcü

Kelimeleri zapt edilmiş bir şairim, şiirim yarım. Kelimeleri kelimelere eklemekten yana nasibim kalmamış. Harfleri zincire vurulmuş bir hattatım mürur-u zamanda. Müzehhip’i bilinmez bir hattı talik’in yaldızlı yalnızlığı ile yüz yüzeyim. Hecelerimin bağrı kargı ile delik deşik , harflerim ucu alevli ok yapılıp fırlatılmakta düşman surlarına. Cümleleri kırpıp kelimeler, kelimeleri kırpıp heceler, heceleri Kırpıp harfler yapıyor, katlayıp, katlayıp tarihin sandığına kaldırıyorum.

İçeriği paylaş