renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Osman Koca yazıları

Müselles

-Bu iş olmayacak Serdar!

Ağzında kekremsi bir tat, yüzü buruş Serdar’ın. İçini çekerken daha bi dertli. Gözlerinde ağlamaklığın binbir tonu, sesi o derece dertli:

-Olacak inşallah!

Olacak olmasına da Kezban’ı ıskartaya çıkarmak şart. Çıkartılmasa düpedüz oyun bozacak. Söylemeli bunu Serdar’a. Biliyorum kabullenmeyecek ilkin ve ama sonuçta dostum o, benim. Çıksın zıvanadan, açsın bayramlık sövgülerini.

Cemaat

Önce cemaate baktım. Saf saftı.
Ardından döndüm Cem’e ve;
“Hadi artık gidelim bu yerden.” dedim.
Kırçıl sakalıyla örtülü yüzü bi tuhaftı.
Ses etmedi ilkin ve fakat her nedense sonradan; “gidelim” diye kestirip attı.
Ağır ama senkron adımlarla çıkışa doğru yürümeye başladık.

Dalgındım… dalgındı… dalgındık…

Her geçen gün biraz daha büyümenin, çoğalmanın endişesi vardı içimizde.

Tutar Redifli Gazel-2

Fuzuli divanıÂmâl-i istikbâl ümmîdiyle cân
Hayâl-i mâziyle âh ü zâr tutar

(Gelecek beklentisinde olan gönül,
Geçmişin hayaliyle, ağlayıp sızlar.)

‘Âmâl-i istikbâl, istikbâl, gelecek beklentileri demek. İzâfeti oluşturan her iki kelime de ‘arapça. ‘Âmâl, emel sözcüğünün çokluk hâli; emeller, istekler, hayâller, beklentiler, arzular, umutlar anlamlarına geliyor. İstikbâl ise gelecek zamân, birini karşılama, zıtlaşma, birine veya bir şeye yönelme, bağımsız ma’nâlarına sâhip.

Tutar Redifli Gazel (1)

Sirişk-i kalbim dem-â-dem nâr tutar
Sulb-i necîbim ser-tâ-pâ yâr tutar

(Kalbimin göz yaşları, her zaman kan tutar,
Seçkin zümrem, baştan ayağa sevgili tutar.)

Sirişk, farsça bir kelime göz yaşı demek. Etimolojik olarak ser ve eşk kelimelerinden mürekkep oluşu kuvvetle muhtemel. Farisi lisanında ayrıca eşk, arabi lisanda dem’ ve ingiliz literatüründe tear müteradif anlamlı karşılıkları.

-ân'ım Redifli Gazel (5)

Sadi

Hükm-i Bûstâna giriftârsın ‘Ârifâ
Bir derde mübtelâ kim sormayın cânım

(Ey Arif; Bostan’ın hükmüne tutkunsun,
Canım, bir derde düşmüştür ki sormayın.)

Hükm ‘arabî bir kelime. Hüküm, emir, fermân, komuta, güç, kânûn anlamlarına geliyor güzel türkçemizde. Yaygın bir kullanım sahası var dil denizimizde. Hükm- âdil Sâsânî soyundan İrân hükümdârı Nûşirevân’ın sıfatı.

-ân'ım Redifli Gazel (4)

Pervane

Her dâ’im şem’i ‘uyûn-i ‘ışk celb eder
Tenvîr-i pervâne âsûdedir hânım

(Mumu her zaman aşkın gözleri kendine çekmiştir.
Hânım; pervanenin aydınlanması huzurdur.)

Şem’, ‘arapça bal mumu demek aslında. Çerağ, kandil, yıldız ve payanda diğer yan anlamları. Farsçadaki karşılığı ise şem’ ve mûm.

-ân'ım Redifli Gazel (3)

Bal

Güft ü gûy âzân-i mülevvesde kâ’in
Akvâl-i ‘aselden bârî nâ-tüvânım

(Dedikodu paslı kulaklarda yaşar,
Güçsüzlüğüm, baldan tatlıdır.)

Güft ü gûy Farsça kalıplaşmış birleşik bir isim. Güft demek, gûy söylemek fiillerinden emir bâbı. Kalıplaşmış dedikodu anlamıyla dilimize yerleşmiş. Osmânlı- lar bu kalıbı kîl ü kâl, ingilizler ise idle-talk ile karşılar.

-ân'ım Redifli Gazel (2)

Kırmızı

Ferheng-i hibbânda ol manzûm dâneler
Rişte-i cân-ı insicâm halecânım

(O şiirsel ifadeler sevgililerin sözlüğünde,
Heyecanım (da) düzgün ve güzel sözlerimin can bağındadır.)

Ferheng fârisî lisânda sözlük anlamına gelir, arapçası kâmûstur. Hibbân sevgililer manasında ‘arabî bir kelimedir. Ehibbâ şekli de kullanılır. Ol manzûm dânelerden maksad şâ’irimizin ifade yeteneği yani mısra’larıdır.

-ânım Redifli Gazel (1)

Sultan

Zinde-dile ma’lûm olan cevelânım
Meydân-ı hamiyyete râmdır sultânım

(Sultanım; benim bu hareketli (mizacım) bütün uyanıklarca da bilindiği gibi haysiyet meydanına boyun eğmiştir.)

Zinde-dil; fârisî birleşik sıfat olup yüreği canlı ve diri olan, uyanık, âgâh anlamlarına gelir. Bu mürekkep ifâde şiirimizde ehl-i dilin bir sıfatı olarak kullanılmıştır.

Koyun Koyuna

Koyunlar

Canı sıkkındı başkoyunun. Ne vaatler, ne icraatlarla getirildiği makamının aslında bir gölge oyunundan daha kıymetsiz olduğunu anladığında iş işten geçmişti. Ne ki katlanmak vardı yazgısında. Bir dizi toplantı, bir deste celse, bir düzine kıyam sonrası tüm koyunların gözleri önünde çıktığı kürsüde, zafer sarhoşluğunun verdiği esriklikle neler söylediğini hatırlamıyordu bir türlü.
Tek bir tümceydi aklında kalan:
“Sevgili koyunlarım, makamın gururuna değil, hizmetin onuruna talibim.”

İçeriği paylaş