renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

cemalcalik yazıları

Akrebin Türküsü

Akrep iriydi. İriliği yaşlılığına delildir akreplerin. Kocamışlığına. Yaşlı olduğuna göre anılar çöplüğünü karıştırıyordur sık, sık. Yaşlılık, kocamışlık anı çöpçülüğünden zevk alma demleridir. Kendi çöpü kokmaz kişiye. Burnunu sızlatması kötü kokuşundan değil artık giyinemeyeceğindendir. Küçük gelir..dar gelir. Midesi kaldırmaz.. eline alacak kadar bir büyüklükten ıraktır.. gözleri ancak seçer. Elini uzatır un ufak olur. Zaman öğütmüştür. Hevesi kursağında kalır. Omuz silker, istemez görünür..çeker gider gibi yapar. Sonra yeni bir umutla koşar..ve yine hüsrandır bekleyen. Kaç kez yinelenirse yinelensin..hep öyle sürer. Bıkmadan usanmadan karıştırılır bu çöplük. Belki, belki ufak tefek de olsa kullanabileceği sarılabileceği bir şey bulur umuduyla dalar çöplerin içine.. çocuklarını beklerken çöplüğü karıştırıyordu anne akrep.

Bir An

Bir dağ başında eski zamanlardan kalma taş bir binada çobanlık yapan anne-babasıyla yaşıyordu Şeyhmus. Daha beş yaşında ancak vardı. Başka çocukları olmamıştı çoban çiftin. Anne, Şeyhmus’u doğurduğunda hastalanmıştı. Bir daha kendine gelememişti anne. Çobanlığı bırakıp kasabaya, ya da şehre gitmeyi düşünmüştü kocası. Ama elinden ne iş gelirdi ki? Karısı da razı gelmemişti. Kendisi için düzenini niye bozsundu. Hem bu dağ havası diri tutuyordu ya kendisini.. kasabanın, şehrin kalabalığında yapamazlardı. Hep birlikte solup giderlerdi hem de farkına varamadan. Zamanla alıştılar bu duruma.
Taş bina iki katlıydı. Birinci kat olduğu gibi bir avluydu, sofa diyordu aile. . Koca bir şömine vardı. Yerde, kadının dokuduğu kilimler vardı sofada. sofanın duvarları kararmış lekelerle kaplıydı.

Bekleyiş

Gelsen! Artık gelsen! Gelmen gerektiğine dair ne söyleyebilirim ki senin bilmediğin? Sezmediğin ya da? Heybemde gelmenin gerekirliğine ilişkin hangi sözcük nasıl bir yetkinlikte olabilir ki? Gelsen!

Evet süsü sendin arzın! Süsü sensin! Kaynağı sendin. Kaynağı sensin. Sulhu bahşetsen artık! Kainatın çöle döndüğü gerçeği gizli olabilir mi sana? Toprağın şerha, şerha yarıldığını söylesem.. pınarların kuruduğunu, gözelerin kaynamadığını söylesem.. yüreklerin sevinçle coşmadığını.. yer yüzünün kana bulandığını söylesem.. dile getirsem bütün olup bitenleri.. bunlar sana gizli olanlar mıdır? Hangi şey sana gizlidir ki? Hangi şey senden gizli kalmayı isteyebilir ki!

Meğer

Oyununa geldim sözcüklerin. Oyununa gelmişim.

Meğer ne şımarıklarmış. Meğer ne unutkanmışım. Meğer ne iyi tanırmış beni sözcükler.

Meğer ne kolay bir avmışım.

Meğer ne yaman avcıymış sözcükler. Bilemedim. Hiç ummadım. Hiç kuşku ilişmemiş, hilelerini sezdirecek, onları ele verecek mini minnacık bir kuşku belirmemiş içimde. Ne çorakmış içim. Ne kurakmışım.

Farketmek

bilmek farketmektir. farkedilmek te bilinmek demektir. farkedilen farkedende bir ada kavuşur. adlandırılır. artık hem ad koyan hem de ad konulan değişmiştir. önceki durumlarından bambaşka bir içeriğe bürünmüştür her iki taraf ta. coşku sarmış sarmalamıştır her iki tarafı. farkedilen bir anlam kazanmıştır. varlığını duyumsamıştır. varolmanın anlamına, var olma iklimine adım atmıştır. farkeden de bilişin esrikliğiyle coşmuştur. fark etmenin kendini de farketmek olduğunu ayrımsamıştır farkeden. o da varolmanın anlamına ermiş, varoluş ikliminde soluk almaya başlamıştır.

bilmek için farketmek, farketmek için görmek, görmek içinse kendinin farkında olmayı gerektirir. kendinin farkında olmayan baktığını sanacaktır.

Güzelleme

Ellerin aklıdır aşkın, göz bebeklerimde ışıyan. Ellerin yüreğidir aşkın. El yürek.. yürek el! El kesilen yürek! Yürek kesilen el! Bitimsizliğin habercisi.. işaret edeni ölümsüzlüğün. Karanlık zamanların tükendiği mekan.. karanlıkların hiç bilinmediği, karanlıkların hiç olmadığı evrendir ellerin. Güneşi daim olan! Işığı daim bulan! Karanlıkları ışığa dönüştürendir ellerin.

Ellerin! Güz bitimi bahar muştusu. Kış bitimi bahar coşkusu. Ellerin ölümün bittiği yer, ellerin bengisu. Ellerin benliğimde bir çınar. Ellerin ömrümce kaynayıp coşan bir pınar. Ellerin acıyı öldüren. Ellerin acıyı bal eyleyen.

Yağmur Duası

Avni önünde uzanan bozkıra boş gözlerle bakıyordu. Bir de kurada burayı çektiğinde tebrik etmişti il müdürü;
" Tebrik ederim.. çok güzel, çok sakin bir yerdir Çığlık Kasabası.. hayırlı olsun!" sahte bir tebessümle karşılık vermişti diğerleri gibi;
" Teşekkür ederim!"
Adında meymenet yoktu ya neyse! Çığlık Kasabası. Bir hayalperest, bir romantik için ilginç bir addı kuşkusuz. Ama kendisi için hiçbir anlamı yoktu. Hiçbir şey çağrıştırmıyordu. Çığlık Kasabası Lisesi'nde göreve başlayacaktı. İlk göreve çığlıkla giriyordu. Tren yolculuğu ne de uzun sürmüştü. Ne de yorucu olmuştu.

Bedel

Bayram yoldan çıkardı beni. Ben söz dinler birisiyim. Annemin babamın sözünden asla çıkmam. Ve bu yüzden de;
“ Ne olacak ana kuzusu işte!” derler. Şuncacık suçum yoktu benim. Bayram çok yalancıymış. Onunla bir daha oynamayacağım. Ve evimize almayacağım. Bende de suç var.. işte annemin sözünü dinlemedim. Nasıl da yüzü kızarmadan yalan söyledi abisine. Güya ben demişim;
“ Hadi sinemaya gidelim!” Oysa kendisi söylemişti. Ben evin önünde kendi kendime oynuyordum ne güzel. Çamurdan kale yapıyordum. Annem izin vermişti. Üstümü başımı fazla kirletmeyecektim. Ellerimi ağzıma götürmeyecektim.

Şaşkınlık Arketipi

bir balığın kılçıkları kadar
benzemezliğin kutlandığı ayinler
hünsa zamanlara erildi
yitik sevinçler ve ithal dertlerin
baş köşeye konuk edildiği
kartvizitli mevsimlere

tutulan kuşlar mıdır
bir sınır kapısında alı konan

Eğer

-I-

Yazgı insanın elinden gelmeyenler midir? İnsan gücünün yetmediği noktada, sınırda mı başlar yazgının dünyası?

Ölüm örneğin. Canlı olmanın doğal sonucu ölüm. Kuşkusuz canlı olunmasaydı ölünmezdi. Ölünür müydü yoksa? Ölüm yazgıdır. Canlı olmak da ölüm gibi bir yazgıdır.

Demek ki yapıp etmelerin ötesinde kalandır yazgı. Yapıp etmelerimizi belirleyen olsak da yapıp ediyor olmak elimizde olmadığına göre.. ah evet;

“ sakın kader deme
Kaderin üstünde bir kader vardır”

İçeriği paylaş