renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Şahin Torun yazıları

Bir Milletin Destancısı, Bir Kuruluş Romancısı: M. Necati Sepetçioğlu

M.Necati SepetçioğluŞimdilerde kısa kesilmiş, jöleli amerikan traşlı saçlarıyla okul dışındaki meşgalelerine dershane, bilgisayar v.s gibi ek meşgaleler ekleyerek yorgun düşen genç kuşaklar,bir moda gibi kapıldıkları fantastik ve metalik okumalarından fırsat bulup M.Necati Sepetçioğlu’nu okuyorlar mı bilmem…

Eğer okuyanlar var ise; herhangi bir ön okuma düzeyi için oldukça ustaca tasarlanmış bir kurgu eşliğinde ağlayışı ‘Sarı Hoca’ tarafından pepezlenerek engellenen Türk boyunun gözbebeği ‘Alparslan’ın kaba kuvvetle açamadığı paslı ‘kilit’i ‘ Bismillah’ anahtarı ile nasılda açabildiğini görerek düşünmeye başlamışlar demektir.

Come to Preyer... Come to Salvation... ya da...

Sağ ellerinin serçe parmakları günyüzü görmemiş dedelerimizin başımızda olduğu zamanlardaki ilk ezberimizdi; İslam’ın şartı beştir demişler ve belletmişlerdi hepimize…

Çocuk aklımızla, İslam’san şartı budur diye öğrenmiş, kendi şiirini kendi içinde saklayan bu koca beşlemeyi Erzurum şivesiyle ‘’Sevüm, Selat, Haci, Zekat, Kelimeyi Şadet’’ diye diye belleğimizin en alt katmanına kazımış, sonradan öğrendiğimiz her şeyin üzerine çıkara çıkara büyüyüvermiştik…

Cafer Turaç: "Çıplak ve Yorgun Atların Keskin Soluyuşları"nı Dinleyen Yorgun Süvari

Alaim-i Sema gibi bir şiiri var Cafer Turaç’ın…Her bir dizesinden bir renk alıyor ve ne alacalaşıyor nede katışıyor…
Kimi zaman tarçın, kimi zaman tütün kokulu, kimi zaman deniz mavili, kimi zaman leylek sarısı, kimi zamanda kıyı yeşili bir alaim-i sema bu…
Ana rengin adı yok yada öyle kolayından seçip işaret edemiyorsunuz…Olsa olsa sülüngillerden, soyu tükenmeye yüz tutmuş bir ‘turaç’ beyazı…

Yollar Arasın Seni, Deniz Baksın Yüzüne...

Rasim Özdenören

Bizimle aynı mahallede, belki aynı sokakta ya iki duvar ötemizdeki mesela 18 numaralı müstakil evde yada oturduğumuz apartmanda bir iki kat aşağıda ya da yukarıdaki kimi doğalgaz tesisatı döşenmiş kimi döşenmemiş sözgelimi 3 yada 7 numaralı dairelerden birinde oturan, yani çokça bize benzeyen ama bir biçimde de dolaplarını, vitrinlerini bizim süslediğimiz şeylerden başka şeylerle süsleyen,

Galip Emi… ‘Bir Galip Emi’…

Önünden şehrin batısına doğru her bir yanına giden otobüs ve minibüslerin geçtiği kenarları açık, camları fiyakalı reklam afişleriyle süslü ve bu soğuk şehirde hangi işe yaradığı pek belli olmayan kötü duraklardan birinde bekliyorsun…
Köşelerden giren rüzgar, yumuşak kırçıl sakalını savuracak kadar zorlu…Pırıl pırıl cammıdır, naylonmudur yada başka bir şey midir bilmediğin bir acaip parlaklığın arkasından bilmem kaç liraya, bilmem kaç taksitle, bilmem hangi kart sahiplerini ayartarak gelin!... ve alın!... diye bağıran rengarenk reklam afişlerini umursamıyorsun bile…
Torunun bir lokma uşak; öksürünce ciğerleri sökülüyor sanki, alıp şehre getirmişsin… Araştırmaya, doktora götür demişler…
Vesait bekliyorsun…

Mam Celal'in Kedileri, Sam Amca'nın Sicimi

Amerika

(Bir beldenin Düşmanları O Beldenin Çocuklarına Devlet Verir mi?...)

I
Kuzey Irak kürt yönetimi ile ona sahip çıkan Irak genel yönetiminin, himayesine sığındıkları Amerikan kartalının kanatları altındayken verdikleri poz hiçte onurlu bir hali resmetmiyor…Zira en yakın zamanda salt Halepçevari bir ezilmişliğin, kovulmuşluğun ve itilmişliğin şekillendirdiği kabilevi bir hüznün tüm göstergelerine sahipken bile, böylesine katıksız bir hüznü onurla taşımak ve her neyi istiyorlarsa onu bu onurla isteyip elde etmek yerine bütün isteklerine, buldukları ilk fırsatta komşunun korunaksız kapılarını kırarak sahip olmayı seçmekle deforme olmuş bir poz yer almaktır bu resimde…

Franz Kafka: ‘ Bir Şeyden Yoksun... ’ Bir Yüzyılın Alınyazısı

Franz Kafka

Hayatını, birbiri ardına geçen gün doğumlarını gün batımlarına ekleye ekleye adeta bir mecburiyetmiş gibi yaşayan bir insan için, dünya kesinlikle tahammül edilemez bir yer olur. Böylesi bir dünyada böylesine mecbur edilmiş bir yaşamı sürdürebilmek ise hiç kuşkusuz hem dünyayı hem de yaşamı kişisel bir mesele haline getirir ve insan varlığı er yada geç gitmekle kalmak arasında salınan bir inadın cenderesine sıkışıp kalır…

Bununla beraber dünyasıyla mecburiyetinin o gayrimeşru beraberliğinden doğurduğu inadı ne kadar güçlü olursa olsun fazlaca

'Seni Dinleyen Biri’ Var Çünkü

 gercakhayat.com Öykünün has kalemi Cihan Aktaş ; diğer kitapları bir yana, sekiz öykü ve bir romandan sonra ikinci romanıyla yeniden okurlarıyla buluşuyor.‘Seni Dinleyen Biri’ kurgusu, toplumsal ve siyasal değinileri, ve bu bağlamlarda vermek istediği mesajın süzülmüşlüğü ile yazarının tecrübelerine dayalı sağlam tespitleriyle de son yılların en ilginç romanlarından biri.

Çünkü Onlar Arsızlar, Küçük Kızım...

Çünkü onlar arsızlar, küçük kızım ve arsızlar kolay kolay doymazlar…

Üç kişiydiler, köşedeki ufarak masaya çökmüştüler. Üç kişiydiler enleri boylarına neredeyse denk, boyları kısa enleri uzun üç kişiydiler… Üçü de manşet kollu gömlek üstüne kazak ve onun da üstüne kazak ve onun da üstüne kalın, kalantor işi montlar giyinmiştiler.
Zaten iriydiler ki, böylece daha da irileşmiştiler…

Dünya Dedikleri...

Seyyid Hüseyin Nasr’ın Doğu ve Batı eksenin de ele alıp; Hıristiyanlar ve Müslümanlar nezdinde özelleştirerek söylediği bir söz var.

Der ki Nasr; Hıristiyanlar la Müslümanlar arasındaki ilerde olmak yada geride kalmak farkı salt ilerleme yada gerileme ekseninde ele alınabilecek bir fark değildir; zira bu kadar ilerlemekte bu kadar geride kalmakta son tahlilde bir seçim, bir ölçü meselesidir.

İçeriği paylaş