renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kâni Çınar yazıları

Çayı Koyu Demleyin Şeyhim Çayı Çok Sever

Edeb Ya Hu

- hasan erkan’a muhabbetlerimle…

Efendi Hazretleri

Yağmura bakıp “rahmet” dedi Efendi Hazretleri. “Elhamdülillah.”

İhvan, gözleri huzur, “elhamdülillah” dedi.

Efendi Hazretleri hasta yatağında yatan müridine eğildi, hal hatır sordu. Müridin kalbi duracaktı. Ne hastalık kaldı bedeninde ne sayrılık.

Selam Üzerinize Olsun

Dua

Kardeşliği emreder dinimiz; kayıtsız şartsız iman ederiz; çünkü Müslümanız.

Bayramlarımızın bayram olması için duaya açılır ellerimiz; çünkü Müslümanız.

Amin dediğini duyarız ağacın taşın; yürüyenin, duranın. Biz duyarız; çünkü Müslümanız.

Mesel Var Mesel İçinde

Kayısı

Rabbim verdi mi böyle verir işte. Dallar kırılır, yer gök meyveye durur; bör – böcek yer, uçan – kaçan yer, insanlar yer; yeriz de bitiremeyiz Rabbimizin nimetlerini. Bitiremeyiz ve bu sefer başlar serzenişler, işin gücün arasında üf – püf sesleri…

“Baba” deyip mevzûya giriş yaptı bizim bir numara. “Her hafta sonu kayısı mı toplayacağız?”

Benim Zarifoğlu'm!

kitappostasi.comAhir Zaman Şairi…

“Kendinden sonra yazmaya başlayan genç müslüman şairlere hangi özellikleriyle yol göstermiş olursa olsun, O'ndan sonrakiler O'nda ders alınacak bir taraf bulacaklardır. Hem şiirin kendine mahsus kaliteleri bakımından, hem müslüman bir şairin dünya hayatındaki temayülleri bakımından.”

Kaf'ın Ardından Geldi Yaz

By SusanR. Copyright ©2003Yaz geldi, ne güzel!..
Nice güzelliklerle geldi yaz.
Ne güzel şey hissetmek ve hissettiğinin farkına varmak!

Neden yaz beni sert rüzgarlara tutulmuş uçurtma kılıp ta uzaklara çocukluğuma götürür? Neden yazla beraber oruclu ağızlarla serin cami şadırvanlarına, bir ikindi vakti atıverir beni? Hâlâ ayrımına varamam çocukluğum mu güzeldi, çocukluğumun yazları mı?

Bir Ümmet Sevdalısı – Halife’nin Şehrinden Gelen Adam

 sayha 1988’den beri tanırım Hakan Albayrak’ı. Hiç bitmeyen projelerini yakinen bilirim. Neşet Ertaş için bozkırın tezenesi yakıştırmasında bulunurlar; Hakan Albayrak ümmetin tezenesidir. Seneler öncesinden başlayan rüyasını adım adım gerçekleştiriyor Hakan: Ümmet şuurunu yaymak. Anadolu sınırları içine hapsolmayı daima zül addederek rüyalarıyla birlikte Bosna’dan Arjantin’e, Suriye’den Somali’ye, Güney Afrika’ya kadar seyran ediyor, Müslüman Halklar Projesi için başını taştan taşa çalıyor. Hiç unutmam seneler öncesine ait bir muhabbetimizde, “Üstad, bana kamera lazım belgesel çekeceğim” demişti.

Rüzgâr ve Yağmur

LeonardoRégnier / Copyright ©2006 / www.usefilm.comRüzgâr

Bizim bu dağ köylerinin baharda rüzgarı hiç bitmez. Ne zaman, nasıl eseceği de belli olmaz hani. Perdeyi aralayıp da dışarı bakınca kuşları bitlendirip topraktan dumanlar yükselten bir güneş görürsün. İçin aydınlanır. Çünkü güneş, hele mavi gök, mutluluk ve yaşama sevinci zerk eder damarlarına. Usulca kapıdan burnunu uzatırsın.

Bizim Mahalle'nin Delikanlısı

Okulların tatil olduğunu bile bile, kim, sabah gün ışımadan okula gider?
Ben.
Niye?
O benle yürek arasında bir mesele, geçiniz.

Ne güzeldi okul!.. Tek ü tenha koridorlar, mısraı berceste sınıflar. Biraz dolaştım, yalnızlığını paylaştım mekanın. Çıktım. Kardı yağan. Sanki bendim yağan. Yakaları kaldırılmış montumun ceplerine sığınarak yürüdüm. Daha ayakaltlarında ezilmemişti kar. Daha yollar vıcık vıcık sulu buz halini almamıştı. Keyfine vararak yürüdüm.

Sloganlarımı Seviyorum

1978 senesinde ilkokul son sınıfta okuyordum. Evimizin bulunduğu mahalle, solcular tarafından “kurtarılmış bölge” lerden birisiydi. Birkaç yüz metre ilerimizde Fevzi Çakmak Lisesi vardı ve curcunanın tam beşiği sayılırdı. Okul çıkışlarında solcuların okulunda okuyan ülkücü öğrenciler, toplu halde ve sloganlar atarak, kendi “kurtarılmış bölge”lerine kadar yürürler, bu yürüyüşleri esnasında istisnasız her gün bir arbede, taşlı sopalı meydan muharebesi yahut silahların konuştuğu “savaş” yaşanırdı. Biz zamane çocukları, kömürlük damlarının üzerine oturur ve yolu gören boşluktan biraz sonra yaşanacak olayları, beleş maç seyreden kimselerin duyduğu haz ile seyre hazırlanırdık. Ne vızırdayan kurşunlar ne ağzı yüzü kan çanağı içerisinde kalan “ağabeylerimiz”, işin açığı, fazla enterese etmezdi bizi.

Kadri Bilinmemiş Bir Eser: Uzun Çarşının Uluları

 yenisayfa.com"Yıllar önce okuduğum iki kitaptan bahsetmek istiyorum: İlki, bir şehrin ancak bu kadar güzel anlatılabileceği, kadr-ü kıymeti bilinmemiş bir eserdi: Mitat Enç’in “Uzun Çarşının Uluları”. Hasetle okuduğum ve yazarını kıskandığım ikinci kitaptı. Anteb’i anlatıyordu ve bir daha hiçbir kalem, Anteb’i Mitat Enç gibi anlatamayacaktı…" (Altıncı Şehir, Ahmet Turan Alkan)

İçeriği paylaş