renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

celalmirza yazıları

Modern Bilime Bir İki, Bir de Benimki

junkitz.comTanrı tarafından kendisine rezerve edilmiş bir dünyada değil de, güneşin etrafında dönen herhangi bir gezegende yaşadığını öğrenen insan, dinlerin insana tevdiği ettiği "en şerefli mahluk" ünvanına şüpheyle yaklaşır oldu. Galileo’nun güneş merkezli sisteminin,

“Rabbin Amorluları İsraillilerin karşısında bozguna uğrattığı gün; Yeşu, halkın önünde Rabbe şöyle seslendi : ‘Dur, ey güneş, Gibeon üzerinde, ve ay, sen de Ayyalon deresinde!’ Halk, düşmanlarından öcünü alıncaya dek güneş durdu, ay da yerinde kaldı. Güneş, yaklaşık bir gün boyunca göğün ortasında durdu, batmakta acele etmedi”

Öküz, Sadece Öküz.

Evrenin en değerli varlıkları öküzler olabilir. Bize senelerdir, evrende en kıymetli varlık olduğumuz telkin edilmişse de, öküzlerin de “en değerli varlıklar biziz” şeklinde bir düşünce tarzına sahip olmaları da pekala muhtemeldir. Bu tür bir alternatif düşünceyle gündemi sarsmak ya da akılları bulandırmak gibi bir amacım olmasa da, inanmak için birçok sebep üretebilen aklın, bu hususta vücuda getirebileceği argümanların ne olduğuna dair merâkımın, biricik sebep olduğunu söyleyebilirim(zira akla, çok kez kalem yön verir). “Olmaz öyle şey arkadaş, biz daha üstün yaratıklarız; zira onlardan daha akıllıyız(!). Yeryüzüne medeniyeti biz getirdik. Üstelik Einstein da bizim takımdan” gibi fevrî çıkışlarda bulunsanız da, üstünlük adına ortaya koyduğunuz “akıl” kriteri, türümüze münhasır bir kriterdir ve evrenselliğe sahip olduğu kesin değildir.

Muhtelif Hakikatlerin Esbâb-ı Mûcizesi

“İnsan çendan bütün esmâya mazhar ve bütün kemâlâta müstaiddir. Lâkin, iktidarı cüz'î, istidadı muhtelif, arzuları mütefavit olduğu halde, binler perdeler, berzahlar içinde hakikati taharrî eder. Onun için, hakikatin keşfinde ve hakkın şuhudunda berzahlar ortaya düşüyor; bazılar berzahtan geçemiyorlar. Kabiliyetler başka başka oluyor; bazıların kabiliyeti, bazı erkân-ı imaniyenin inkişafına menşe olamıyor. Hem esmânın cilvelerinin renkleri mazhara göre tenevvü ediyor, ayrı ayrı oluyor; bazı mazhar olan zat, bir ismin tam cilvesine medar olamıyor. Hem külliyet ve cüz'iyet, ve zılliyet ve asliyet itibarıyla, cilve-i esmâ başka başka suret alıyor; bazı istidat cüz'iyetten geçemiyor ve gölgeden çıkamıyor. Ve istidada göre bazan bir isim galip oluyor, yalnız kendi hükmünü icra ediyor; o istidatta onun hükmü hükümran oluyor.”*

Bir Manyağın Senfonisi

Farkına varmak deliliktir (Dostoyevski)

Üfleyeceksem Sûr’a üflemeliydim.. Ve varolsam yeniden, bir peygamber olmak isterdim. En güzel ve en çok okunan şiiri ben yazabilmeli, karşılaştığım her insanın içini okuyabilmeliydim. Herkes önce Allahı, sonra da beni bilmeliydi.. Fakat bunların hiçbiri olmayacak. Değiştiremeyeceğim şeyleri tebessümle karşılama olgunluğuna sahip olduğumda, kendimden bir “Tanrı” yaratamıyor oluşumdan şikayet etmeyeceğim.

Manzum bir Muhasebe.

Kahpemsi gururdur beni alçaltan,
Ve düzenbazlık bir eroin gibidir.
Yalan kemirirken beni bir yandan,
Beni küçülten sinsi bir kindir...

Oysa insan sevmeli, bunu anladım.
Ruhuma dokunmalı artık insanlar.
Geç kalmış olsa da mutluluk feryâdım,
Hakkını helal etsin benden yananlar...

Hayatın Ardındaki Sır - 1

1) Hayatın ardındaki sır nedir?

İsterseniz öncelikle, hayatın ardındaki sırrın Arapçası olan 'mazmun' kelimesini inceleyelim. Mazmun kelimesi, 'zımn' kökünden gelir, zımn saklamak, mazmun ise saklanmış anlamına gelir. Bu ise, hayatın ardındaki sır hakkında elde edeceğimiz ilk ipucudur : Saklanmış olması. Mazmun kelimesi aynı zamanda 'hamile deve' demektir. Araplar, kelimenin anlamları arasında teşbih sanatını bolca kullanılar, ki mazmun kelimesinde de bunu gözlemliyoruz.

Kaygı'nın Anatomisi

Adem peygamber ve Havva anamız cennette dolaşırlarken, şeytan bir vesveseyle sokulur yanlarına : "Sizi Yaradan o meyvayı niçin yasakladı haberiniz var mı? Şayet o meyvadan yemiş olursanız, burada ebedi olarak kalacaksınız". Bu vesveseyle irkilen anne ve babamız, cennette ebedî olarak kalamama 'kaygı'sıyla yediler yasaklanan meyvayı. Ve ilk sürgün...

Yeryüzüne sürgün edilen Adem peygamber, nankörlüğünün farkına vardı. Oysa ne çok seviyordu kendisini Yaratmış olanı. Ve sevdiği Rabbinin kendisinden râzı olmayacağı 'kaygı'sıyla günahından istiğfar etti. Ve ilk tevbe...

Cazibe Unsurlarına Karşı Benliğin Tavrı

Sistemler, bireyleri eyleme teşvik etmek için ortaya bir cazibe unsuru koymak zorundadır. Hangi sistemi düşünürsek bu böyledir; zira insan bir benliğe sahiptir ve hiçbir benlik, zihinsel veya fiziksel bir çıkarı olmaksızın bir sistem için 'adam akıllı' bir fedakarlıkta bulunmaz. Her ne kadar, içinde bulunmuş olduğu kaoslardan kaçarken kendini, büyük bir teslimiyetle doğru sistemlerin kucağına atanları görmüşlüğümüz olsa da; bu teslim olayı, düşünmeksizin ortaya konmuştur, o yüzden göz ardı edebiliriz. Biz burda, sorgulayan ve düşünen benliğin tavrından bahsediyoruz.

"Millet Amma da Salak" Diyen Zihniyetin Anatomisi.

Anlamsız eylemlere ve yersiz söylevlere maruz kalmış bir dünyanın ortasındayız, ve hepimiz bir şeylerden şikayet eder olmuşuz. "Kimse beni anlamıyor.... Herkes salak... Aslında çok şey biliyorum da anlatamıyorum... Şuna bak hele, bildiği ne ki neyiyle artistik yapıyor..." gibi düşünceler çoğalmış hepimizde. Bu, hepimizin iyice yalnızlaştığının mührüdür...

İşte ben, böylesi düşüncelerle kirlenmiş aklımızın, bu konuma gelene kadar hangi aşamalardan geçtiğini özetlemek istiyorum kısaca; daha doğrusu benden evvel, bu 'duygu haritasını' izah etmiş büyüğümün ayak izlerine basmaya çalışacağım :

İçeriği paylaş