Alper Selçuk yazıları
Masumiyet
“Cesedin eylemsizliğinde öfke yoktur; masumiyet öfkenin yokluğunda aslına, toprağa döner; ceset masumiyet gittiği için çürür.”
Dışarı çıkmak, görünür olmak; pırıltılı serinliğini, görmek isteyenlerin gözbebeklerindeki sevgi sunaklarına takdim etmek masumiyet için hiç zor değildir. Kırpılmış yıldızların mavi ve kırmızı gözeneklerindeki sıcaklığın kaç kadir ettiğine bakmaksızın, çıplak gözle görülebilecek kadar duru ve masumiyet rengine çaldığını kesintisiz ikrâr ile tekrarlar durur, insanın derinliklerine çalınan maya…
***
Geçmiş, hangi bulanık ayrıntıyla ilişkilenmiş; kir, hangi şakrak ruhu kasvetin karanlıklarına gömmüş olursa olsun, masumiyet, temas ettiği ruhların serin parlaklığına her seferinde şahitlik eder. Bıkmaksızın çeker insanı, kendi iç döngülerinden; tertemiz bir iç aydınlığına sürükler, yıkar, durular.
Bir Düşünürün Ölümü
“Bir düşünür, nefsinin şiddetle arzuladığı şeylerin süsüne kapılıp gittiği anda ölür”
Efektif çıngarların cadı kazanına dönüştürdüğü zihinsel dönüşüm çemberlerinin, eski, yeni, yetkin, yetersiz her bir insanoğlunu kuzu kürkü gibi sarıp sarmaladığını anladığımda… Düşlerin kahverengi atmosferinde, griye, siyaha ve daha çok her bir koyu renkten en iç karartıcısına dümen kıran talepleri çözüp, aklın duvarına bağladığımda… henüz bir çocuktum.
***
Efektif çıngarlar zihnin karnını deşip bağırsaklarını sokağa döküyordu. Ortalık kokudan geçilmiyordu. Kadınlar, erkekler, çocuklar, yaşlılar ve daha niceleri burunlarını tıkayarak geçip gidiyorlardı, her bir karışı dökülmüş bağırsaklarla dopdolu sokaklardan. Sadece burunlarını tıkıyorlardı ve geçip gidiyorlardı. Birbirine kör, birbirine duyarsız, kendi efektif çıngarlarıyla baş başa, hatta onlarla yüzleşmiş bir şekilde kendi bağırsakları dökülmesin diye kaçışıp duruyorlardı.
Mide Bulantısında 13 Kritik/Anti Anakronik Ara
Sokakta hamburger yiyorlar, liseli iki zirzop gibi... Hiç bir şey olmamışçasına rahatlar. Rus olanı kola içiyor. Amerikalı soğuk çay. Kırgızistan’da binlerce kişiyi birlikte öldürdükleri halde. Etlerini Hamburger’in arasına sıkıştırdıkları binlerce Özbek ve Kırgız’ın kanları sıcak sıcak duman tüterken. Nasıl, ha nasıl? Hangi mideyle?
(1. Kritik/Anti Anakronik Ara)
İçim, bir yıl dolmadan yedi kez kol kola gelen bu iki adamın midesine tükürmek istiyor. Nasıl? Nasıl konuşabiliyorlar, insanların, hele o minicik çocukların ölümlerini. Nasıl? Her seferinde nükleer başlık mı konuşuyorlar? Filistinli çocuklar, Afganlı kadınlar, Pakistanlı yaşlılar, ah! Midem bulanıyor…
Kanaat Önderlerinin Etki Gücünün Sorgulanması ve Spekülatif Bir Örnek: Muhammed Fethullah Gülen

Düşüneceğiz; bu hengâmede zekâmızı/aklımızı ve nefsimizi Kur’an’ın kesin hükümlerine amâde kılarak düşüneceğiz. Başka çıkış yolumuz yok. Önce kişinin mükellefiyetine dair çerçeveyi inceleyecek, sonra bu hususta âlim veya bilenler sınıfına bakacak ve en son Gazze’ye insanî yardım götüren İHH organizatörlüğündeki filonun uğradığı saldırıyı ve gerekçelerini, kendi bakış açısına göre değerlendiren Muhammed Fethullah Gülen’in kanaat önderliğini tahlil edeceğiz.
***
Kanaat önderi tamlamasına ilişkin tahlillerin tenkit aynasında yer bulmasının zamanı geldi ve geçiyor.
Her Kast Ayaktakımıdır İstanbul’da
“İstanbul, birinin doğurup büyüttüğü bebeği, diğerinin büyük bir iştahla gözlediği yerdir.”
İstanbul’un küçümseyerek taşra dediği diğer şehirlerin, her birinin bir karakteri var. Net, durağan, kimi zaman çıkıntı birilerini doğurmak için azıcık ikircikli, ama sıradan; binlerce yıldır salınan söğüt dalları gibi. Fakat İstanbul öyle değil. İstanbul, tüm bileşenleriyle ayrık ve bu ayrıklığıyla bütünleşik bir şehir. Bütünleşik, çünkü; başka çâresi yok.
***
İstanbul, ağlarına takılmış, o ağlarla kanına akıtılan her bir umdeye, ciğerlerine üflenen her bir nefese mahkûm olan insanların şehri iken, tohumlarına karşı ilkelidir. O insanlara ağlarını anlatmaz, o ağlarla yaşamaya mahkûm olduklarını hissettirmez. İstanbul insanı hangi türe yenik düştüğünü göremediği gibi, hangi türü doğuracağını da bilmez. Tipik İstanbul insanı fanustaki balıktır.
Türk Fırkateynleri Gazze'ye Giden Gemilere Eşlik Etsin
Hükümet'e, Başbakan'a, Genelkurmay Başkanı'na Çağrı
Uluslararası alanda gemilerimiz var. Somali korsanlarına karşı güvenlik tedbirleri alıyorlar. TSK Deniz Kuvvetlerine ait fırkateynleri İsrail Korsanlarına karşı güvenlik tedbirleri almaya davet ediyoruz.
Gazze karasularına giremeyen Türkiye Cumhuriyeti'ne ait bir gemi Türkiye'nin egemenlik haklarına hakaretin kabulu manasına gelecektir.
- (3 yorum)
Devlet Ağa ile Kamuoyu Önünde Hasbihâl
"Benim özel hayatım toplumu ilgilendirmez, toplumu düşüncelerimin ilgilendirmesi lazım. Benim hayatım dümdüz bir ülkücü cizgidir, zigzag yoktur ki renkli olsun."
Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanı
Bugün 8 Mayıs 2010. Bugün güzel bir cumartesi. Ama ben şaşkınım. Şaşkınım, çünkü; gözlerim açık, bugün Devlet Bahçeli’nin ‘gerilim ve çatışma yüklü yeni dönemin baş aktörü‘ dediği AK Parti’nin eseri olan 17. Anayasa Değişiklikleri ile ilgili yaptığı yazılı açıklamayı okuyorum MHP’nin resmi internet sitesinden. Gerçeküstü bir dünyadayım ve muhteşem bir imitasyon filmi izliyorum, (ajitasyon değil, lütfen). İnönü, Demirel, Erbakan, Baykal, Cindoruk, Yılmaz ve benzeri bir yığın orijinal ağızdan sonra bu imitasyonu izlemek gerçekten hârika. Bu imitasyon muhteşem bir karma, maksikarma.
Leş Kargalarının Ellerinde Bir Eğri Top
"O Bir Curve Ball, O Hainlerden Bir Hain; O, Iraklı Ev Kozmetik Mühendisi Râfid Ahmed Elwân'"

CIA, o olmasaydı, başka birini veya birilerini bulacaktı; buna zerre kadar kuşku yok. Pakistan’ı ‘Taş Devri’ne döndürmekle tehdit eden ve Pakistan’ın mevcut hâli ile de bu vaadini yerine getirmiş bulunan George W. Bush ve ferikleri, Irak’ı Tunç Devri’ne döndürmekten çekinmeyecekti. Afganistan’ın mağaralar dönemindeki hâlini Ruslardan devralarak Karzai ve benzerleri ile daha da pekiştiren Neocon wampirler herhangi bir hain devşirmekte zorluk çekmeyeceklerdi.
“Çula Sarın, Küle Otur!* Artık Kral Değilsin!"
Tarih yazar; eski kahramanlar bileklerinin gücüyle birer ikişer adam toplar, ordu yapar, serhadler aşarlarmış. O kahramanların hangisini sayayım bilmiyorum; en son M.Ö 10.000 filminde gözlerimle gördüm; bir genç tek başına çıktığı yolda, kahramanlıklarıyla ordu kurmuş, dağları taşları aşmış, Firavun’u fildişinden yapılmış mızrağıyla öldürüp, onun tanrı olmadığını, aksine sıradan bir ölümlü olduğunu kanıtlamıştı.
***
Filmdi, kurguydu, efsaneydi; olmuşsa da olmamışsa da en nihayetinde tarihti işte. Tarihte kalmış kahramanlıklar aklıma geliyor son günlerde. Eskiye rağbet, bitpazarına nur yağdırıyor hâlâ. Gönlüm eski zamanın kılıç şakırtılarında, eğilmez-bükülmez yaylarında ve o ipince, çelik kadar sağlam oklarında kahramanlık arıyor.
Ruh Yırtıkları
“Her ruh yırtığı, o yırtıkta iz bırakmış diğer insanların ruhlarına ruh yırtıklarından bağlıdır”
Bir insan ruhu, çözümü o insanın ömrüne sığamayacak kadar büyük bir problemdir. Ömrü bir asra yaklaşmış olanların çoğunun gözlerinde yakaladıklarımız, bize bu problemin onlar için hâlâ çözülememiş olduğunu anlatır. O gözlerde, çözebilmişlerin sonsuz önceden sonsuz sonraya uzanan huzuru değil, doğum anından sonraya, adım adım son ana sarkan derin bir hüznü vardır; yenilmişliğin hüznü.
***
Ömür, sonsuz önceden sonsuz sonraya dönen çarkların dişlilerin sayısının geometrik hızla arttığı, çaplarının ritmik olarak büyüdüğü ve birdenbire eski hâline döndüğü bir zaman aralığıdır sadece. Dişliler ve çarkların çapı doğan her insanın öğrendikleri ve yaşadıkları ile de hem doğru hem ters orantılıdır.





Son yorumlar
9 sa. 39 sn. önce
21 sa. 24 dk. önce
1 gün 21 sa. önce
2 gün 5 sa. önce
2 gün 3 sa. önce
2 gün 12 sa. önce
2 gün 20 sa. önce
3 gün 1 dk. önce
3 gün 1 sa. önce
3 gün 2 sa. önce