cemalcalik yazıları

Hasırlı (21)

BÖLÜM BEŞ

N’olaydı görmeye idi bu macerayı gözüm
Yazuklar ana reva görmedi bu ray’ı gözüm
Taşlıcalı Yahya

-1-
Yağlı paçavraları odunlara sarmışlar ve yakmışlardı. Yanan ateşler görüldüğü için yürüyüş başlamıştı. Kural böyleydi. Boşaltmaya karar vermişlerdi vahayı. Kötü kokular gelmeye başlamıştı. Savaş için yıldızların onayına baş vurulmuş olumsuz yanıt alınmıştı. İstemeyerek de olsa göç kervanı yola koyulacaktı. Geceden yol alınacaktı. Loğusa eşleri, yatalak sahiplerinin burun kurun etmeleri bir şeyi değiştirmeyecekti.
Beli hanım! Diyordu, bayan da karşılık veriyordu;
“Beli.. turuqa!” diye. Turuqa diyordu ben anlamıyordum. Turuqalıymış kaltak, diyordu “beli” diyen adam. Gülüyordu kaltağın yüzüne. Kaltak denildiğini bilmeden gülüyordu Serma. Adı Sermaydı, öyle dedi.

Kategori:

Hasırlı (20)

3-
Sözcüklerim çalındı hekimbaşı!
Tam üç gün boyunca güldüler. Abartmıyorum. Şimdi diyeceksin ki;
“Üç gün nasıl gülünür?”
Doğru ben de şaşırdım. Ama güldüler işte. Hem de ara vermeden güldüler, diyeceğim BEN de. Afallayacaksın! Yalan mı? oturmuş tavla oynuyorlardı bir haber geldi o an bastılar kahkahayı.
Durun!
Durun.. acele etmeyin sabredin! Bir ay bir hafta bir yıl.. sabredin işte!
Ne oldu?
Kimse çalışmıyor.
İşler yürümüyor!
Her taraf mezbeleye döndü.
Yumurtalar da çürük çıkıyor.

Kategori:

Hasırlı (19)

BÖLÜM DÖRT

-1-
AÇINLAMA DÖRT
KENDİME İLİŞKİN ANILAR

Deli.
Bütün bir gün zamanda yolculuktan söz edip durdu.
“Tayy-i mekan tayy-i zaman” herkesin olmasa da bir çok kişinin yapabildiği bir şey imiş. Tanıkları bile varmış? Göz açıp kapayıncaya kadar.. bir yerden bir yere.. bir zamandan başka bir zamana..
Güldüm. Kahkahalarla güldüm içimden. Var gücümle. Yine de korudum ciddiyetimi. Ciddiyetimden kuşkulanır gibi oldu. Budala işte! Kimden duymuşsa bütün diretmelerime karşın yalanında –veya yanlışında- ısrar etti.

Kategori:

Hasırlı (18)

-7-
Ayaklarım taşıyamayacak kadar ağırlaştı içim. Canı çıksın elimin.. ellerimin. Daştan olmasa boylu boyunca uzanacaktım yere. Düşüp kalacaktım. Kolumdan tuttu. Zar-zor geldim kendime. Bu ana kadar olan biteni anımsamıyorum.
Uyanınca bir gün ya da öğrenince bakmasını, anılarımı bir kâğıt gibi buruşturup atmanın gereğine varmışım demektir.
Kim yakacak hınç meşalesini intikamdan koparıp ateşi? Karabasanları kim koparacak kim?
Sözcüklerden övgüler bulamayınca karabasanlar ya da bildik bir rüzgar yetirince BELEMİR kokularını RUHUM’a yolu belirlenmiştir artık çölün.. aydınlanmıştır.
Sarayın artıklarından arınmış bir insan ölümle-dirimi koparmış demektir ölümden.

Kategori:

Hasırlı (17)

-5-
Denge nedir Suat Ulu?
Denge Ömer Ağam, kişinin kurduğu düşlerle yaşadıklarının örtüşmesidir. Gün sonuna kadar kişiyi ayakta tutacak düşlerin yaşadıklarınla uyumlu olmasıdır.
Yaşanacak olumsuzluklar için kıyıda biriktirdiğin anıların var olduğunun ayrımında olmaktır denge.
Suat Ulu denge nedir?
Kış geldiğinde.. aman! Hep zor sular bana yöneltiliyor.. bana yöneltiyorsunuz Ömer Ağam. Lütfen yani!
Yine duraksamalar başladı.. sızlanmalar sökün etmeye başladı..
Duraksamalar beraberinde huzursuzluğu getirir.. ağız dalaşmalarını.. karşılıklı tehditleşmeleri. Gözler kararır.
Yapılan iyilikler bir bir ortaya dökülür.

Kategori:

Hasırlı (16)

-3-
"çak görüp göğsümü kılma ilacım tabib
zâyi' olur merhemin bende biter yare yokh"

Gülmeyin! Gülünmesin! Yok acımayın da! Merhamet dilencisine çıkarmayın adımı! Kimseden merhamet dilenmedim. Dilenmiyorum. Dilenmem de! Çaresizliğimi görün istiyorum. Çaresizliğimi anlayın istiyorum. Yalnız sözcüklerim çalınmadı, onurum da ayaklar altında. Uzanıyorum, olmuyor! Kararımı verdim; insan belleğinin tırnaklarından yeterince yararlanamıyor. Ya söktürüyor bir daha uzayabilir endişesiyle, ya da hiç umursamayıp uzayabildiğince uzasın diyor.
Aptallık işte! İkisi de tehlikeli bence. Bence çölü düşlemek de aptalca. Saçmalık denemez. Yazık olur SAÇMA sözcüğüne.

Kategori:

Hasırlı (15)

-2-
Konu Dışı Bir Söylev

Sevin! Derdi Bilge lakaplı Daştan!
Obamızın nakkaşı, söz ustası şair-i azam Daştan; Sevin! Derdi.
“Sevin Dostlar!
Sevmenin hesabı kitabı yapılan bir zamanda, bölük-pörçük aşklar yaşanan bir zamanda siz noktasız virgülsüz ünlemsiz sevin. Zırhınız olsun Sevgi.
Bu sözün sözler içinde apayrı bir yeri olduğunu şimdi daha iyi anladım.
Sevginizi Eylem’lerle kanıtlayın!
Eylemlerle dillendirin Sevginizi! Söz ay ışığı gibidir.. eylemse güneş.. sözünüzü sözlerinizi eylemlere yükleyin! Baştan ayağa eylem kesilin.
Söz durağanlığın imidir. Durağanlık ölümün ulağıdır. Durağanlığın mezarıdır EYLEM! Söze yüklenen, sözü yüklenen ÖLÜMÜ yüklenmiştir.”

Kategori:

Hasırlı (14)

Bölüm 3
-1-
Tanrı Kavramı
Tanım Bir

***Tanrı: Cildi pudralanmış, içi kof cinsiyeti yitik.
Çözünleme: Mevsimliktir bu varlıklar.. anlıktırlar..
Sel sularının taşlara çarpa çarpa sürüklediği odun parçaları gibidirler.
Ya da şimşeğin anidenliğine ve aldatıcılığına sahip varlıklar gibi.
Daştan bir tanrı olabilirdi. Böylesi bir yeteneği vardı. Elverişliydi yani. Yakışıklıydı. Marazi bir hali de yok değil, denebilir miydi? Bilemiyorum.
Daştan, Erdal çölde tanrı olabilirdi ama kuyucu murat ASLA! Kuyucu murat iticidir. Çirkindir hatta.. içten pazarlıklı oluşu, dilinin tatlılığı elverişli gibi gösterse de olamazdı.

Kategori:

Hasırlı (13)

-8-
“Roxelenna! Roxelenna.. şahitlik makamına geçiniz.. lutfen.. yinelettirmeyin ama.. şahitlik makamı dediysem şahitlik makamıdır.. bir dil sürçmesi falan değil, yok ortada öyle birşey! Olmaz da! Olamaz da! Evet Roxelenna senin bu serseri KARA MASTIK hakkında söyleyeceklerini dinleyelim..”
“Efendim ben.. aslında benim de sözcüklerim çalınmıştır.. aslında çalınmıştır diyerek kimseyi suçlamış olmayayım.. kayıptır.. o yüzden.. bilmem ki..”
Ömer Ağamın hiddetini hiç görmemiş.. ya da unutmuş olmalı.. kim bilir belki de umursamıyordur.. umursamazlık işine geliyordur.. işte avurtlarını şişirdi.. işte yumruklarını sıktı..

Kategori:

Hasırlı (12)

-7-

Saran kimdir? İşte böyle şaşırırsınız!
Benimki kolay.. bir çırpıda söyleyebilirim.. duvarlar öyle mi? haha ha! Güleyim bari.. sular.. uçsuz bucaksız sular.. tıpkı çöl gibi.. hoş fırsatım olsa ne olurdu ki? Çölde ben yolumu bulamazdım ki bu su çölünde bulabileyim.. Necmi yanımda olsa işler değişirdi.. o yalnız yıldızlara bakarak bulmazdı yolları.. bir hinlik vardı şıppadak yol belirlemelerde.. Babam bile gıpta ederdi.. “Cinleri var bu kızın.. kesin cinleri var.. baksanıza develer şaşırdı bu şaşırmadı!” derdi gözlerini içi gülerek. Yine de bu sevinci saklardı. Kimse bilsin istemezdi. Bir çocuk hem de bir kız çocuğu.. tefe kor çalarlardı.. bilirdi bunu babam.. ben olsam.. ya da Daştan.. o zaman göğsünü kabartarak gezinirdi kabile arasında elbet..

Kategori: