renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

deniz sahra yazıları

Rahmet

571
— Ümmetî

***
Hızla yokuşu tırmandı. Karanlıktı. Ara sokaklardaki ayak sesleri, koşuşturma halindeydi. İrili-ufaklı gölgeler düştü, evlerin duvarlarına. Koşan siyah heykelcikler yaladı duvarları. Panikledi. Duvarların ardındaki sakinlik korkularına dokundu. Evlerin ışıklarından umarsız bir sessizlik boşaldı sokaklara. Koştu. Ses hala kulaklarında:

— Yangın var, yanıyoruz!

Katili ve Maktülü Meçhul Bir Cinayet

Sokak

Nefes nefeseydi. Duyduğu bütün sesler içinde homurdanıyor, kafasında döne döne artıyor ve şiddetli bir basınçla kulaklarından dışarı doğru fışkırıyor, ancak görünmez bir alana çarpıp kendisi ve dışarısı arasındaki o ince çizgide sıkışıp kalıyordu. Pat! Pat! Pat! Pat! Ayakları yere her vuruşta sarsılıyordu bedeni. Bu koşturmada dengesini kaybediyor ama düşerse kapaklandığı yerde kalacağı hissi bir adım daha atmasını sağlıyordu. Düşerse kalkamazdı. Birbirine dolanan ayaklarını iteleyerek devam ediyordu koşturmasına. Pat! Pat! Pat! Adımları bu kadar hızlıyken, kulağına gelen yerle temas sesi neden bu kadar ağır işliyordu? Bir an hep aynı yerde saydığını zannetti.

Kalabalık Dekorlarda, Tek Kişilik Bir Öykü

"Onu ilk gördüğümde üzülmüş müydüm?"

Gün akşama doğru gidiyordu. Ufukataki kızıllık ya aşıkların ya da işi gücü yarıda bırakmışların umurundaydı. Şehrin sokakları dolar-boşalır işlevini tamamlıyordu. Son adımlarını topluyordu caddede koşuşturanlar. Seslerin çokluğu, hızın artışı bu paniktendi. Arzular gidendi, biz peşindeki. Boşa kürek çekmenin yorgunlukarıydı belimizi büken.

Vitrinler albeniliydi, bir gün öncekinden. Bir gün önceki de, bir gün öncekinden. Bu hep böyle sürüyordu. İnsan yetişemeyip iç geçiriyordu.

Poz

Göçmen kuşlar geçip gidiyordu şehrin üzerinden. Çığlıklarını bırakarak sokaklarda. Bu haykırışlarda boğulduğunu hissetti. Orta yerde kalmışlığıyla, sitemkâr baktı gökyüzüne. Şehre düşen bir çığlık olmak yerine, gitmeyi ne çok isterdi.
Binalarla kuşatılmış bu işlek caddenin kaldırımlarında yürümeye devam etti. Reklam panolarını, renkli afişleri arkasında bırakıp ilerlerken:
— Ne çok ses var Allah’ım, diye mırıldandı.
Silinmiş, siyah-beyaz bir fotoğrafın arkalarında kalmış figüranları gibiydi. Bir cümlenin içinde geçen “den” hali gibi.

Çok Çarpanlı Hüzünler

“Hüznümün ortasında bir mahşer, senin acılarından kotarılmış. Yüzün düşüyor gözlerime, çoğalıyor mahşerim. Bir şeyler söylesen, değişir miydi her şey?"

Kim bilir kaç kez adımladığım bu sokakta, tanıdık olmayan bir şeyler var bu kez. Dışarıdaki koşuşturmaca ilan ediyor kaygılarımın doğruluğunu. Korkuyor muyum? Yavaş yavaş bir yangın içimi sarıyor, havanın soğuğunu duymuyorum. Parçaları birleştirirken, acının biraz ötemde beklediğini biliyorum. Sabaha yakışmayan bir kalabalık, kalabalıktaki bu sessizlik, telaş; hüzne boyanmış her şey. Zihnim kendini şimdiden hazırlamış gibi gözükse de neticeye, hislerim…

Fetret

Çalınmış fiillerin geri gelmediği bir sokak bu. Tutunduklarımız “ di’li geçmiş zamanlar”. Vakit, durağanlıklarda kaybolmuş gibi gözükse de, en azılı düşmanımız. Çünkü sokağın dışında hala nefes alıp vermede fiiller. İçindeyse; kırışan derilerimizdir ispatı.

Düş: Fiillerimizin ihlas damarı. Tetikleyen, yılgınlıklarımızda. Düştü…

Anlık eylemler! Bizim ikiyüzlü kurtarıcılarımız. Size her dokunuşumuzda, azalır umut. Ellerimize bıraktığınız yalama olmuş bir yaşam. Tekrar ettikçe koyulaşan.

İçeriği paylaş