renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kadir Onder yazıları

Arabesk Günler

1954 © Werner Bishof - Magnum PhotosAnlatacak çok şey yok aslında yaşamalı insan bazı şeyleri, yarım yamalak mektuplara baktım bugün bir daha. Hayatımın en güzel yıllarında yazılmış fakat yollanamamış olmanın üzüntüsü üzerlerine o kadar çok sinmiştiki, zavallılar kahırlarından sararmışlar. Hayat ne garip değil mi? Uzaktakilere yazdığımız mektupları postaya vermeye üşenen ellerimiz, işe girmek için yazılacak özgeçmişler için durup bekleyemiyor, oysa mektuplarda

İhtimal

Kırmızı kurdelalar bağlı saçlarında, durmaksızın hiç yorulmaksızın hayatın akışı içersinde,onca çalışmanın, gezmenin, tozmanın bir yerinde.
Fark edilmeden geçilen duraklarda, yol tabelalarının arkaşlarındaki notlarda bulmaya çalıştım seni.

Gün dönümlerinde deliler gibi sokaklarda aramak gibi bir cesaretim yok henüz. Hiç durmaksızın akan hayatın; bazen pembe bazen yeşil ve bazen de gri olan yerlerinde bulmak istiyorum seni.

Ayva Dalından Tanıdık Istanbul


Güneş doğarken bu şehre, martı çığlıkları ile birlikte , turuncu bulutların belirmesiyle uyanan insanlar, yüreklerinde yeni bir güne başlamanın umudu ile otururlar kahvaltı masalarına.
Bu şehrin kahvaltı masaları vardır, herşeye inat üzerlerinde haşlanmış yumurta ve bir bardak çay olan.

Yolcularken Seni, Ağlayacağımı Hiç Düşünemezdim...

Ve git,
Söylenmemiş sözlerimi içimde tuttuğum akşamlara inat git.

Ucuz Kitap Mevzuu

Alkım'ın Ahmet Altanla başlattığı ucuz kitap furyası kimi çevrelerce "özensiz kitap" yakıştırmasına maruz kalsada Türk okuruna -daha az ödeme ile kitap satın aldırması- bakımından güzel bir gelişme. Ahmet Altan'ın Can yayınlarından ayrılması ve Alkım yayınlarına geçmesiyle birlikte başlayan 500 bin sattıracağız iddiaları -ucuz kitap- doğrultusunda gerçeğe dönüşmüŞ gibi gözüküyor.

Alkım yayınlarının başlattığı bu debi ile -okumasa bile kitap alanlar- ortaya çıkmıştır, buda geleceğe daha aydınlık bakmamıza neden olmaktadır. Öyleki insanlar baştan sona kadar okumasalar bile en ucuzundan bir paket sigara parasına veya bir öğle yemeği ödeneği ile kitap alıyorlar, ve alınan her kitabın mutlaka arka kapaktaki özeti okunuyor. Sizcede hiç almamaktan ve hiç okumamaktan daha iyi değil mi?

Şimdi Herkez Susmalı...

Şimdi herkez susmalı,
Az sonra reisi Cumhur açıklama yapacakmış...
Yıl 1974 soğuk bir akşam ankarada.

Mahallenin kahvesinde toplaşmış yüz-yüzelli erkek dikkat kesilmişler TRT nin haberlerine. Saat sekiz'i on dakika geçiyor, Başbakan az sonra milletine seslenecek.
Ankara yenimahallenin mert çocukları olarak bizde babalarımız ve ağabeylerimizle kahvede Reis'i Cumhurumuzun açıklama yapmasını bekliyoruz... Hayal meyal hatırlıyorumda Asım amca etrafındakilere "Şu anda tüm ülke bu açıklama için televizyon karşısında. İstanbulda,İzmirde,Konyada,Sivasda,Trabzonda,diyarbakırda... Tüm millet tek yürek şuanda".

Edebi-yat...

BAŞ AĞRILARIM...

Ülkemizde edebiyat(?) alemi şimdilerde edebi mekanlardan çok biranın su gibi tüketildiği, edebiyatın dekoltesinin tartışıldığı bar ve cafelerde buluşur hale gelmiştir.

Kendisine edebiyatcı adını veren ve halk nazarında yüksek bir mevkide tutulan bir sanat adamını elinde bira bardağı ile etrafına sapık gülücükler atarken gördükten sonra kafamdan geçenlerdir yazacaklarım.

Popüler Edebiyat Yada Para Kasası...

Edebiyat; seksen sonrası popülerliğe yönelmiştir. yani; "okurun içinde kendinden bir şeyler bulabileceği" türe doğru kaymaya başlamıştır .Şimdilerde gerek yayın evleri, gerekse okur (not veren kesim) okuyacağı kitapta realist hayat hikayeleri istiyor. Bu akım "yazılan kitapların para etmesinden" sonra başlamıştır. Okur, okuduğu roman veya anlatıda kendini avutacak cümleler şiirler ve enstantaneler görmek arzusunda, hakezâ yayın evleri de "satılacak kitap yazan bibliyograf " arama derdine düştüler. Bu akımı takip eden yazarlardan birinin şu sözü: ''Kendim avunurken baktım ki avutuyorum.'' Yazılanların mala dönüştürüldüğünün en açık ifadesidir. Okuyucunun istediği şeyleri yazabilmek "yazarların hayallerinin körelmesine" neden olacaktır. Çünkü yazar kendinin hayal ettiğini, yaşadığını, duyduğunu değil, hayal ettirileni-yaşatılanı ve duyurulanı yazmaya çalışmakta, bunu yaparken de yazılarında ve düşüncelerinde zorlanmaktadır.

Kıymetlerini Bilmiyoruz...

Cem Karacayı da hakkın rahmetine uğurladık....
sıra kimde bilemiyoruz yalnız bir bildiğimiz var ki, onların değeri yeni yetme "sözde starlardan" daha az biliniyor...
şimdi bu yazıyı okuyan herkese hepinize, hepimize soruyorum... hangimiz Cem Karaca nın namus belasını kendimize uyarlamadık... Fikirlerimiz, görüşlerimiz farklı olsa da hangimiz Edip Akbayram'ın sesinden "bekle beni İstanbul" ezgisini dinlerken gurbet-aşk ve dava üçlemesini yaşamadık. Sonra bir barış manço ezgisinde hangimizin sevdiğine karşı olan duyguları artmadı.

İçeriği paylaş