renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Muhammet Çelik yazıları

Hastalığım Hakkında

Çağın sisli havasında burnunu çekip duruyor yalnızlığım. Sağıma ve soluma kıpırdayamıyorum boynumun tutukluluğundan. Başımda sanki Ağrı dağı büyüklüğünde bir bulut kümesi var. Kimsenin görmezden gelemeyeceği ama herkesin de görebilmesi mümkün olmayan bir yaralanma yaşıyorum.

Her şey içimde olup bitiyor; dıştan bakanlar beni sağlıklı, mutlu görüyorlar. İçimde eriyen, akan, yok olan bir şeylerin olduğunu hissediyorum. Çürüyen bir yanı var ruhumun. Bir boşlukta sallanıyor beynim sanki. Damarlarım pis bir sıvıya tepki verir gibi titreyerek çalışıyor. Gözlerim çarpık bakışlar uzatıyor göstergelere. Cin çarpmış gibi fikirlerim.

Dirilişin Ufukları

Bir dirilişin gerçekleşmesi, öncelikle ona inanan insanların var olması ile başlar. Bu inanış bir güven meselesidir aslında. Bu güven de, gerekli bilgi altyapısı olan kişilerin duyacağı bir duygudur ancak. “Diriliş erleri” olmaya aday bir nesil, neyi bilmelidir? Neye güvenerek, neye dayanarak bu dirilişi gerçekleştirme sevdasına düşmelidir? Dirilişe inandıkları kadar onun büyüklüğüne, gerekliliğine, imkânına ve yaklaştığına da inanmaları beklenir. Çünkü “diriliş İslâm’ın dirilişidir.” (I/35)

Problemi Görmek

Gaiplerin bilgisi, herkesin göremeyeceği bir boyuttadır. Görüş açısının farklı olması gerekir. Özgün bir yaklaşıma ihtiyaç duyar gerçeğin keşfi.

İbaretler Şehri

Ellerim cebimde, yüzümde bir gülümsemeyle gelmiştim İstanbul’a. Harem otogarında insanlar, şaşkın ve aceleci olmak üzere iki gruba ayrılıyorlardı. Ben şaşkınlardan olmam gerekirken, onlardan değilmişim izlenimi uyandırmak için aceleci davranıyordum. Ancak ihtiyaç gidermenin fiyatını öğrenince ilk şaşkınlığı yaşadım ve öyle olur olmaz her yerde lavaboya gidilemeyeceğini öğrendim. Dudağında sigara tüttüren siyah beyaz fotoğrafların insanları, yine o şapkaları ve çantalarıyla sahilden yana bakıyorlar. İşte Haydarpaşa limanı, gemiler… Simitçi çocuklar kıvrak belleriyle insanların aralarından geçerek, Tanrının kendileri için hazırladığı rızıklara doğru yol alıyorlar, ne diller dökerek… İstanbul sürekli bir yolculuktur, hiç acıtmayan vapur düdükleriyle, martı çığlıklarıyla ve trenlerin geçtiği ve geçmekle kalmayıp çok yakıştığı semtleriyle, ilkellikleriyle…

İftara Doğru

O akşam sanki Üsküdar’dan karşıya doğru bir seyir izlemiyordum da, ikindiden iftara doğru bir yolculuğa çıkmıştım. İçinde bulunduğum her ortamda, iftara doğru giden, sürüklenen, koşar adım yürüyen insanları ve araçları görebiliyordum. Her şey ırmak olmuş, sel gibi coşmuş, iftar denizine boşalmak için akıyor da akıyordu. İstanbul’un iş yerleri yoğunlukta olan semtlerinden konutların yoğun olduğu semtlerine doğru bir akın vardı. Herkes bir bilinmeyen yarış içinde birbirini geçme peşinde… Birbirini iten kakan, birbirine çarpan milyonlar. Düşünün sayısız atom hareketleri bunlar. Havada bir kıyamet tedirginliği de yok üstelik. Bütün bunlar iftara yetişme telaşı…

İçimde Boş Tüneller

her sabah, her sabah kalkıyorum güneş renkli bir duvara bakıyorum, orada ikilikler, tekleşmeler, gülüşmeler arıyorum, yok ki… ne dedim ben, yüzüm ne şekil aldı, farkında mısınız? unutulmuş o çocukluk anılarını geri getiren bir kemanın telleri gibi geriniyorum… ellerim çatılara kadar değiyor… nafile…

kahvaltı tabağımı yeşil zeytinler süslüyor, reçel genellikle çilekli, çay eski kirli bardaklarda, sesim etkili çıkıyor sabahları, sen kendinin farkında bile değilken ey beyaz iri kuş, ben yaz helvasının cevizli olanında buluyorum gerçekliğini, hayır, yakın değilsin o kadar, özlüyorum sadece…

Kalbimizde Uzak Yaralar

Çin Türk ırkına komşu bir ülke olsa da, bizim için hep uzaklık timsalidir. Çünkü Peygamberimiz (sav) “İlim Çin’de de olsa gidip alın” dediğinde uzakları göstermişti. Ancak Çin “Çin” olmaktan çıkınca, yani Konfüçyüs’e bağlı ahlakçı o eski medeniyet gidip yerine Batı’dan farklı gibi görünüp hiçbir farkı olmayan, emperyalizmde ona ayak uydurma isteğiyle hareket eden ve tutup komünist olarak bu hayranlığını tamamlayan bir ülke olunca… Artık komünizmden hayır gelmeyeceğini biliyoruz ya… Hepten uzak oldu bize Çin… Bize, yani insanlığa…

Bir Gece Dirilişi

“Ey örtülere bürünen insan!..” (1) “Ey yalnızlığına bürünmüş olan!..” (2) Battaniyelerin, sıcacık yorganların, uykuyu çörekleyen, üzerine boca eden karanlıkların içinde, kendini kuş kadar bırakan bürünmüşlüğün ve iradeni fiziksel güçlere teslim eden hülyaya dalışınla ey…

Bu battaniyeler içinde yemeği de çok yemiş ve iyice mayışmış, göbeğini de şişirmiş insanlardan değil, kuş tüyü yatakları fırlatıp atmaya ve kuru yer hasırlarında uzanıp kalmaya talip…

Sezai Karakoç'tan Kriz Tespiti ve Çıkış Yolu

Son günlerde ve geçtiğimiz yüzyıl boyunca ekonomik krizden, krizler zincirinden bahsedildi durdu. Müslümanlar dâhil bütün insanlar bu krize göre tavır takındı, yeri geldi titrediler, yeri geldi tüyleri diken diken oldu. Dünyanın, hayatın anlamına dair bakışımız ne zamandır para endeksli hale geldi. Ya komünist olmak var kaderinde dünyanın ya kapitalist olmak, gibi gösterildi bize. Ya da namazını kılıp tespihini çeker ve oturursun caminin bir köşesinde. Oysa bu moda düşüncelere itiraz eden biri vardı...

Sayılarla Başımız Dertte

Saplantılar içindeyiz. Açgözlü kurtlar gibi. Tekasür suresinden ne haber?.. Metal sesleri ile mezar sessizliği arasında kaybolmuş gibiyiz. İyi miyiz? Peygamber Efendimizin bir haftada yediğini biz bir oturuşta bitiriyoruz ama onun tek başına yürüttüğü dâvasını iki milyar müslüman olarak diri tutamıyoruz.

Kutlu doğum günleri yaşanırken, kaç salâvat getirmiş olduğumuza bakıyoruz. Radyolar, vakıflar, dernekler… salâvat sayısında yarışıyorlar.

Çıkmış Sorular

Herkesin sorup sorup da yorulduğu, bir daha sormamak üzere meçhul bir yöne doğru gidip kaybolduğu, ah o sorular… Bir kez daha sorulsa, bu kez de ben sorsam, ritimsiz haykırışlar şeklinde, kafamın uçsuz bucaksız düzlüklerini bu kez de ben sersem gözlerinizin önüne… Aklınızı sorularla çelmeye hiç mi hiç niyetim yok emmee merakımı yenmek, en azından içimi dökmek de hakkım olsa gerek…

Kendimi aldatmadan, sizi de yanıltmadan… Nasıl söylesem bilmem… Sevginin dışına çıkmadan, müziğimi kaybetmeden, yormadan yorulmadan, çekip gitmeden son bir yekinmeyle…

İçeriği paylaş