renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Selim Sevkioglu yazıları

Hindistan (II)

Ziyaretimizin üçüncü gününün sabahı, ülkemden bu denli uzak bir coğrafyada renkleri ve dilleri farklı bu insanlarla birlikte bayram namazını kılmayı nasip eden Allah’a karşı şükran duyguları içinde buluyorum kendimi. Hep birlikte dua için ellerimizi kaldırdığımızda tüm yabancılık, tüm mesafe duygularından sıyrıldığımı hissediyorum. Zaman ve mekansal farklılık nihayete eriyor bir anda. Bayram namazından sonra Mürşidabad’a uçuyoruz. Ülke içi seferlerde İngilizce ve Hintçe dışında, başka yerel dillerde anonslar yapılıyor. Kulağa hoş geliyor bu farklılıklar.

Usta

'Dünya kumaş pazarını ele geçirmek için İngilizler tarafından elleri kesilen Hindistanlı kumaş ustalarının anısına..'

Üç tekerlekli rikşanın yorgun kollarındayım şimdi
siyah gözleriyle bir esmer adam
abanmış da çeviriyor pedalları
Bir tarafta Tacmahal
hayalimdeyse kesilmiş kollar
Kurtların sevdiği gibi aynı
havada pus var
Tarihi gibi
arabacının fersiz gözleri gibi
Yürü usta! bas pedala
yağmasa da yağmur

Hz. İnek / Hindistan Notları (I)

Hindistan

Uçaktayız ve Hindistan’a doğru seyrediyoruz. Sınır dışı her seyahatte yanıma neden aldığımı bilemediğim heyecan yine bavulumda. Uzun soluklu yolculuklar, içimde, derinlerde barınan bir şeyleri harekete geçiriyor. Onların yüreğimin çeperlerine dokunduğunu hissedebiliyorum. Yolcuları süzüyorum. Nev-i şahıslarına münhasır sarıklarıyla Sihler, burnu hızmalı alnı kırmızı noktalı Hint kadınları, gözleri sürmeli küçük çocuklar, esmer tenli adamlar ve aktarma nedeniyle yolculuklarının ikinci ayağını Türkiye’den gerçekleştiren Avrupalı yolcuların hepsi gurbet olgusunu ünlüyorlar. Hepimiz yolcuyuz diye geçiriyorum içimden. Bu aşina olmadığımız yüzler ceviz kabuğu hayatlarımıza uzak olduğu kadar, dünyada oluş sergüzeştimize son derece yakınlar.

Bayramları Sevmem Ben..!

 Selim Şevkioğlu (2006 Kurban Bayramı, Nijerya)

-Murat’ın günlüğünden-

‘Haydi yavrum banyoya’ diye seslendi yine annem
Sizin arife dediğiniz benim için cehennem
Yarın bayram ya, yıkanılacakmış
Böyle günlerde temiz olunmalıymış
Temiz olmak iyi ama
Ya buna ihtiyacım yoksa!

Gidiyorum

Suyun pınardan içildiği,
ekmeğin tarladan biçildiği yere gidiyorum..
Sen ne dersen de!
içimdeki huzurla gidiyorum,
yavaş ve asude..

İşte..
gördüğün gibi!

Cemiylaaaa.. / Bosna

Poçitel Şişman İbrahim Paşa Camii

Tenlerimizin alabildiğine esmerliğinine rağmen, sarı saçları ve mavi gözleriyle bizden sonra ikinci sırayı alan gurbetteki kardeşimizin yaşadığı ülke değildir sadece Bosna. İsimleri isimlerimiz olan, sokakları sokaklarımızı andıran; yeşiliyle Karadeniz’i, mimarisiyle Bursa’yı dahi kıskandıran ikinci yavru vatandır. Ziyaret etmek maksadıyla çıktığınız yolda ayrı düştüğünüz asli vatanınıza dair yüreğinizde taşıdığınız özleme rağmen, geri dönerken kalbinizin burkulduğu kaç yer vardır bilemem. Komünist diktatöryanın ruhani bedenine attığı derin çentiklere rağmen, bardağın dolu tarafından bakmayı becerebilenler için Bosna’nın buralardan biri olacağına eminim.

El Sallıyor Çocuk

El

Aracın tekerlekleri çukurlara batıp çıktıkça bir o yana bir bu yana sallanıyorum. Yol bozuk, yollarımız bozuk! Yaşadığımız hayatla birlikte ruhlarımız da sarsılıyor. Bedenlerimiz ve şehir sarsılıyor. Hissetmiyoruz bunu. Alışıyoruz. İçine is kokusu sirayet etmiş rutubetli bir havayı soluyoruz. Fabrikalar şehrin içinde ve ülkenin yarı aracı egzoz dumanını bu şehirde salıyor.

Top..!

Daha Öğrenememiş Bir Öğretmenden Mülhem

Parktayım.. ne varsa artık parkta! Cıvıldayan çocuklar eksikliğimi artırmaktan başka bir işe yaramadı oysa.
Ahmet, ‘vardır bunda da bir hayır.. üzme kendini’ diyor ama, beni avutmak için söylemediğinden emin olamıyorum. Beklemediğim bir yanıt almaktan korktuğum için samimi olup olmadığını soramıyorum da.

Kilise'den mi Diye Soranlara Cami'den Getirdiğimizi Söyledik / Nijerya

Selim Şevkioğlu - NijeryaYoldayız ve adını koyamadığımız bir heyecanı da götürüyoruz yanımızda. Bilinmeyene dair zihinlerimizde taşıdığımız naif tedirginlik, yumuşak parmaklarıyla uzandığı bedenlerimizi yolculuğumuz sıra yoklamaya devam ediyor. Bizi oraya.. o bilmediğimiz egzotik yerlere götüren uçağın hava boşluğuna düşüp her sarsılışında uykulu zihnimizde dolaşan siyah yüzler ve yoksul beldelere ait silüetler birbirine karışıveriyor. Sonra yeniden toparlanıp, bu yüzleri birbirinden ayırarak sırayla bağrımıza basıyoruz. Ben geldim.. biz geldik der gibi muhabbetle bakıyoruz yüzlerine. Göreceğimiz karşılığı merak ettiğimiz simalardaki duygusal ifadeyi okuyabilmek için başka başka yerlere, başka başka kimselere koşuyoruz sonra.

İçeriği paylaş