renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bodrum Katı'ndan Teravih Notları

Göğe dayalı bir iskelede geri sayımı bekleyen uzay mekiği şeklinde tasarlanmış Modern Cami'nin avlusundayım. Cemaatin erkek kanadı camiye girme şerefine nail oluyorlar. İçinin nasıl olduğu hakkında bir bilgim yok, zira bu caminin bayanlar kısmı bodrum katında. Hanımlar, mukaddes varlıklar toprağa yakın bir yerdeler. Uhrevi bir hava arıyorum, derin derin nefes alıyorum, yok, burası bodrum...

Büyük bir salona giriyorum. Erkekler kısmıyla yani gerçek camiyle tek bağlantısı hoparlörler; neyse ki hocanın sesini duyabiliyoruz. Erkek tarafında teravih nasıl olur çok merak ediyorum. Gelen hemen paltosunu çıkarır ve çantasını açarak namaz malzemelerini önüne sıralar mı acaba: Seccade, mendil, kolonya, tesbih, namaz örtüsü, kılığın münasebetsizliğine göre etek, uzun kollu gömlek... Öyle bir hazırlıktır ki bu, gören sefere gidiyor zanneder... Kadın girdiği ortamı kendine benzetir diye düşünüyorum, adam camiye gider gelir ve cami kurallarına uyar. Fakat kadın, yayılır, dağılır, camiyi evi gibi görür. Bu durum kadın ve erkek arasındaki ibadet şekli farkları arasında sıralanabilir gibi geliyor bana.

Camideyiz fakat hocanın sesi olmasa bir altın gününde zannedeceğim kendimi. Uzun zamandır görmediğimiz ve bir daha hiç göremeyeceğimiz komşular, okul arkadaşları çıkıveriyor düzensiz safların arasından. Bu kısım caminin içinde olsaydı öksürükle, anonsla, hiddetli hacı amcaların naralarıyla susturulabilirdi hanımlar, ama maalesef biz caminin içinde değil, temeline yakın bir yerlerdeyiz ve hocanın sesini duyabildiğimize şükrediyoruz.

Konuşan kadınlar, uyaran kadınlar, susmaya çalışan, susturmaya çalışan kadınlar, herkes yerini alıyor. Ve ben "Şşşşşş" seslerinin duvardan duvara sekmesini seyrediyorum sessizce. Sonra sandalyede oturan bir teyze dikkatimi çekiyor. Göremediğimiz hocanın kadınlar kısmındaki yansıması gibi, sandalyede oturuyor, namazı bu şekilde kılacağından dolayı kimse itiraz edemiyor kendisine, müdür sanki...Tesbihi elinde, sessizce namazı bekliyor, benim gibi. Sakin görünüyor ama ses çoğalınca cebinden silahını çıkarıveriyor teyze, bir sopa mı sandınız, bir cetvel mi, hayır, bu bir düdük; hakemlerin boynunda asılan metal düdüklerden. Teyze sesin artması durumunda olan nefesiyle düdüğe yükleniyor, kadınlar biraz olsun utanıp susuyorlar. Bir uğultu bir düdük, bir uğultu bir düdük. Namaz başlayana kadar böyle devam ediyor. Alışıveriyoruz bu atışmaya. Bir müddet sonra, uğultu düdük sesini boğuveriyor. İşte tam bu sırada hocadan bir komut bekliyorum, gelmiyor...

Bu hazırlık safhasının verdiği huzur(!)la namaza başlayacağım lâkin kadın kılıklarına takılmadan edemiyorum. Namazın farzlarını düşünüyorum, yeterince ses olan bu bodrum mescidinde tül örtülü, dar pantolonlu insanları uyarmıyorum -tartışmaya gerek yok, buraya namaz kılmaya geldim-. Sesleri de duymamak için tesbihi elime alıyorum. Evde yalnız kıldığım namazları özlediğimi farkediyorum. Aslında evdeyken kısa kesiyorum hep, sekiz rekatta bitiriyorum, bazen dört, acaba bundan daha mı iyidir diye düşünmeden edemiyorum - ki bunu aklıma getirmemeliyim bile-.
Modern Cami'nin bodrum katından yaptığım canlı yayına son verirken ayağa kalkıp niyet ediyorum: Uydum İmama, Allahu Ekber!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Festivâl

Bu açılardan ilkinde Marmara İlahiyât'ın camisindeyiz. Ezanlar okundu. Ben de gittim polise sordum, "hangi durumlarda içeri alıyorsunuz?" diye. Kuvvetli bir "selamun aleyküm" de demiştim öncesinde. Polis amirine yönlendirdi ve gereken bilgiyi alıp Cuma namazı sonrası planlanan eylem için içeri girdim.

Neredeyse ikindi yaklaşacaktı. Gördüğüm, pankartlar, şiirler, ellerinde dijital kameralı başörtülü eylemciler.-Pek azı namaz için harekete geçmişti- O zaman kendi kendime "bu bir başörtüsü festivali" demiştim. Yasak devam etsin ve bu şenlik devam etsin.

Bu festivalleşen durumlardan birisi de bayram namazıdır. Bayram namazlarını bağımsız kılmaya çalışmak sonuç vermiyor. Bazen camide buna katlanıyorum. Cuma namazları için de geldiğime pişman olduğum çokça namaz var.

Festivâl anlayışı bazen öne geçiyor. Yıllardan beri ben de hep evde kılarım teravihleri, bazen de derhâhlarda kılarım, bazen de kardeşlerle cemaat oluruz. Dün ben de camiye gittim ve kadınların gürültüsünden gınâ geldim.

"Gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta"

bu iki

bu iki yazıdaki olayları değil ama bu iki yazarın kalbinin bu kadar dar oluşunu anlayamıyorum.

acaba efendimiz zamanında camiler nasıldı, kadın o yüzyılda da kadın değilmiydi. acaba efendimiz de küsüp namazı evinde kılsa ne olurdu.......
alışveriş merkezlerinde, televizyonlarda, otobüslerde, doğumhanelerde...ses ve gürültülerine müsamaha gösterdiğiniz;(ne olursa olsun oraya dininin direğini yıkmamak için gelmiş) hanımefendileri eleştirmeyi değil belki de "ne kadar da çoklar " diyerek şükürler etmeyi uygun görmelisiniz kendinize.....
o cemaatin içinde öyleleri vardır ki bazen onlar hürmetine affediliriz.
kadını bir de camiden dışlamaya kalkarsa fikir erbabları (velev ki adaba uymasın) o zaman bu dünyadan ay'a mı gitsin müslüman kadın......

a.g

camiden dışlananlar

Kadını camiden dışlamak mı???
Zaten kadın camiden dışlandığı için cami adabından bîhaber, bilmem farkında mısınız? Ben de yazımın sonunda böyle düşünememem gerektiğini de eklemişim.

Erkekler kısmında neler olduğunu bilmiyorum ama muhtemelen böyle şeyler olmuyordur...
Ya da oluyorsa biri de bunu yazsın. Ben gördüğümü yazdım...
Kalbim dar değil, inanmazsanız bakabilirsiniz...

Not: Sese her yerde tahammül edebiliriz ama camide dünya kelamı konuşulur mu söyleyin...

Camiler kiliseleşmesin ...

Camileri kilise kılma alışkanlığı ne zamandan kalmadır bilmem ama cami bizim her şeyimizdi...
Cami devletin yönetiminin toplandığı yerdi...
Devlet yöneticileri camide sadece ahiret kelamı mı konuşurlardı ? Elbette ki hayır...
Hem ahirette hesabı sorulacak bir kelam nasıl dünya kelamı olabilir ki?
Dünya kelamı diye bir kelam var mı?
Üstelik peygamber savaş oyunları da oynatırdı camide (mescitte)...
Şimdi cami içinde kılıç, kalkan oynamaya kalksak acep bizi hangi tefe koyarlar...
Ben camide namaz kılanın namazına engel olmayacak şekilde sohbet edenleri gördükçe, uyuyanları gördükçe temiz bir şekilde huzurluca yemek yiyenleri gördükçe seviniyorum... Çünkü oralar bizim evlerimiz...
Sadece namaz vakitlerinde acık olan camiler, hatta onlar da dahi kapalı olan, cami olamayan cami sayısı/cami anlayışı hızla artıyor...
Hiç kimsenin, evindeki halı çorap kokmaz ama bizim camilerin ayak kokusu filimlere konu olacak şekilde karşımıza çıkıyor, izleyenler bilir, Mösyö İbrahim ve Kur'an çiçekleri…
Tüm bunlar camilerin sahipsizliğindendir...Benimsemediğimiz, evimiz gibi kabul etmediğimizdendir...

Camide konuşulur da uyunur da yemek dahi yenir...
Bir bedevi gelip camide ihtiyacını görecek kadar hadiseyi abarttığında peygamber efendimiz ona karşı cami cemaatinin yüklenmesine izin vermemişti yanlış hatırlamıyorsam...
Camilerden ne kadar uzağız değil mi ?
Çünkü camileri ezan okunan yer, mühim günlerde de toplu namaz kılınan yer ilan etmişiz... Orada gerekmedikçe! bulunmaya ne hacet öyle değil mi?
Ben içinde uygun olan her şeyin yapıldığı camileri hiç görmedim ama onların hasreti ile camilerimizin kiliseleşmekten kurtarılmasını bekliyorum...

Ve yazı için teşekür ederiz Yollardagezer. İyi gözlemci olmakla beraber iyi bir aktarıcısın... Bizi de caminin bodrumuna götürdün, ortama kalabalık olduk sayende... :)

Türk Toplumu Türk Camii Ve Türk Usulü Cemaat

Biz buyuz işte! Bizim fotoğrafımızı çekmiş Aysun Yollardagezer ve bunu da oldukça başarılı bir şekilde yapmış. Daha da güzeli, nevii şahsına münhasır bir tarz tutturmuş. Sadece bu yazısında değil, aşağı yukarı her yazısında Yollardagezer imzasını görmek mümkün.

Çekilen fotoğrafta neler görüyoruz?

İlk göze çarpan şey 'aykırı' bir Cemaat tiplemesi. Tipik aykırı türk cemaati... Bu aykırılığı oluşturan unsurlar bence şunlar; Karikatürleşmiş ataerkillik, tevarüs edilmiş din anlayışı ve samimiyet. Bu üç unsur biraradaysa burada bir türk cemaatinden bahsediliyordur.

Gözüme çarpan ikinci unsur, göçebelik. Dikkat edilirse, caminin yapısına ve cemaatin tutumuna dair anlatılan şeyler bize bir oturmamışlığı, kısa vadeli aceleci yaklaşımı gösteriyor. Yerleşik düzende göçebe kafalarla yaşıyoruz. Bu da özgürlük tutkumuzdan ileri geliyor sanırım. Hoş, bu iyi mi yoksa kötü mü, onu kıyametten önce anlama şansımız da yok.

Unutkanlık da bir diğer önemi unsur. Bu, daha çok kadınlarımıza has gibi gözükse de başka yerlerde ve konularda pekala erkeklerimizin de unutkan olduklarını biliyoruz. Toplum olarak unutkanız zaten. Yollardagezer'in çektiği fotoğrafta, kadınların yer yer camide ve cem'an ibadet halinde olduklarını unuttuklarını görüyoruz. Burada kaybetmiş gibi gözükse de insanımız, aslında başka gizli gizli yerlerde ne dereler ne sular akıtıyor oysa. :) Dıştan göründüğümüz gibi değiliz, sağ gösterip sol vuruyoruz.

Rahat bir toplumuz vesselam! Bu tipik aykırı halimiz bizi tasarlanmaya müsait bir toplum olmaktan çıkarıp ele avuca gelmez bir yapıya büründürüyor. İlginçtir, seviyoruz bu halimizi ve bundan başka bir tarzı şimdilik kabul edecek gibi de görünmüyoruz.

Eskiden de böyle miydik biz Türkler?

Aslında, Yollardagezer'in çekip bize gösterdiği şu fotoğraf karesinin yanına bir de eski bir fotoğraf karesi koysa birisi, o zaman iş ilginç bir boyut kazanırdı. Eski ve yeniyi karşılaştırmak eminim çok değişik ufuklar açacaktır bize. Yok mu bizi alıp eskilere, taa osmanlı camilerinin zirvede olduğu bir noktaya alıp götürecek birisi? Görelim neymişiz de ne olmuşuz. Bakarsınız bu sayede ne olmak istediğimiz kendiliğinden beliriverir.

............................................................................
Bütün sorular sorulduğunda cevap verilmiştir
............................................................................

Eskici geldi eskiciii

Eskiden nasıldının cevabı belki benden de eskilerde daha nettir. Yalnız bende de mevcut fotoğraf kareleri var.
Cemaat(kadınları kastediyorum) teravih günü karşılaşmazdı birbiriyle. Daha Ramazan gelmeden camiinin temizliği için biraraya gelinirdi.Giderdik bizde...Halıları dışarı çıkarırır, çırpar ,yıkar ,camları siler pırıl pırıl yapardık. Oraya hizmet etmekten zevk alırdık. İnsan kendi temizlediği yere sahip çıkar benimser. Şimdi ise sadece imam ilgileniyor. Bir imam yakınım olduğu için biliyorum.
Eh artık kadınlar çağ atladı ve mefluç oldu. Kara kara düşünüp, mutsuzluk senaryoları yazıyor, anında mutlu edecek kitaplar bulmaya çalışıyor.Güzellik merkezlerinin hilafına çirkinlik yayıldıkça yayılıyor. Meşguliyet konusunda ciddi sıkıntılar var. Kendi evini temizlemekten zevk almayan insanlara camiyi teklif etmek zor oluyor.
O eski ruhu camiiyi sahiplenmediğimiz için bulamıyoruz. Tevafuk olacak biz de tam Aysun hanımın anlattığı gibi uygunsuz bir hanım yeri olan camiiye bugün gidecektik. Acaba orayı nasıl uygun hale getirebiliriz diye. Bizim mahallede de giriş çıkışta sorun var. Erkekler kısmından giriliyor. Evler için durmadan açık duran kesenin ağzını kesesi olanlar camii için açacaklar.Belki bir camii derneği kurulacak. Sadece inşaat için olmamalı. Daha sonra işleyiş ve temizlik için bir eğitim gönüllüleri bulunabilir belki. Kadınlar mutlaka bulunacak içinde...
Gene kadınlar cemaat olmayı bilmiyorlar erkekler kadar. Bu Hac yolculuğunda daha da farklı bir boyut kazanıyor. Mekkede buzdolabı kavgası yapabiliyor insanlar. Benim yiyeceğim konacak diyor. Hesap et.
Burada da yer kapar kardeşine yer açacağı yerde...Sorun gene kardeşlik şuurunun tesisinde büyük yaralar olduğu noktasına gelip düğümleniyor.
Önemli bir konudur ve sadece parmak basılmakla olmaz diye düşünüyorum el konulmalıdır. Allah yar ve yardımcınız olsun.

Aysun hanım, artık

Aysun hanım, artık düdükle bastırılabilecek bir gürültüden şikayetçi.. siz ise camilerin aslî işlevinden uzak hale gelişinden. Çözüme muhtaç iki farklı problem var ortada.

Camide yatılır (denemenizi tavsiye etmem gerçi), toplantı tertip edilir.. malayani olmamak şartıyla muhabbet te edilir. Ancak herkesin ibadet için geldiği bir vakitte, düdükle bastırılacak denli gürültü edilmez. Orası kilise olmadığı gibi, (düdüklerin öttürüldüğü) dingonun ahırına da çevrilmemelidir.

Bedevi rivayet güzel ancak adı üstünde o bir bedevi. Çölden gelen istisna. Hoşgörü ve adamına göre muamele doğal.

Evet, kalp kırmak, gönül incitmek çok fena. Böylesi problemlerin olduğu yerlerde cemaatin müdahaleleri bu yüzden sıkıntılı. Yine asıl iş cami imamlarına düşüyor sanırım.

bu bile, camide dünya

bu bile, camide dünya kelamı bile, belki de hurafe..
çünkü efendimizin camide ashabıyla konuştuğu, toplandığı hatta uyuduğunu bile biliyoruz, orda oturulup dinlenildiğini de..... çünkü cami demek toplantı yeri demek, cemaatleşme demek o zamanlar..
çocuklara aman ses yaparsın, gençlere sırıtma, kadınlara konuşma.......
böyle büyüdük değil mi....
o zaman bırakın alışalım o adaba... belki ramazan harici gelmeyen insanlar var değil mi.........
adabı bilmiyorsun, gelmeyin mi diyelim.....
çağıran "O" bir yalnışlık varsa hesapta onun elinde zaten.....
eleştirim ağırsa bu pek çok yaram olduğundandır.....a.g

Dünya kelamı nedir?

Temel bir gün... kızıım çocuk çok tatlıı... dün nasıl çaktık cimboma...

Dünya kelamı bunlar olsa gerek. Cemaat olmak ne güzel, kalabalık olmak ne sıkıcı. Cemaat ;ortak hedef için hareket eden topluluğa verilen ad olsun. Kalbalık ise bir yerde hasbel kader duran insanlara diyelim. gelmeyin demiyelim üstümüze düşeni yapıp edep öğretelim. Mini etek üstü türban takana aç demiyip örtün daha güzel örtün diyelim. Zor olan bu olsada.

illa ki edeb

esselam öncelikle

ben yazıyı okuduğumda camiden kadınları uzaklaştıralım diye bir mana çıkarmadım çıkarılmasına da çok şaşırdım
bir şeyi eksik anlamak anlamamaktan çok daha tehlikeli kanımca
anlamamanın verdiği rahatsızlık belki anlamaya ulaştırabilir insanı hiç olmazsa

arkadaşımızın işaret ettiği gibi mesele cami adabından uzaklaşılması
camiden uzaklaşalım uzaklaştıralım meselesi değil
edeb adab her vakit ihtiyacımız hatta en güzel süsümüz
kaldı ki bence camii de konuşulur da halleşilir çok güzel sohbetlerde edilir
çocuklar güler oynar neşeli kahkahalar atar hatta
keza benim en tatlı cocukluk anılarımdandır teravih namazları
insan oraya cem olmaya gidiyor zira
suküt icinde namaz kılmak isteyen evinde odasında da bunu yapabilir neticede

ellerine sağlık aysun yazı icin
sanki ordaymışım gibi hissettim okurken yazıyı
antrenör edalı teyzeye tebessüm etmeden edemedim :)

Tedarikli Teravih...

Öncelikle herkese bereketli bir ramazan diliyorum ve dualara cemaat sakini olarak eklenmek istiyorum....
Yazıda bahsedilen mevzu fazlasıyla su götürür, ramazanda polemiğe giremeyecek kadar dinginim :)
Lakin üslubu ve yazının tamamını takdir etmek için sabırsızlanıyorum... Aysun bu kadar mı güzel anlatılır? Gittiğimiz heryeri çiçek bahçesine çevirmede ne kadar mahiriz değil mi?..
Süperiz ya:)

Tebrikler Aysun

Selamün Aleyküm öncelikle Aysun kardeşimi bu yazısından dolayı kutluyorum. Olayı çok güzel analiz etmiş. Ve Rabia kardeşimiz de Aysun'un yakınma sebebini en güzel şekilde çözmüş. Gerçekten Aysun'un dedikleri az bile kalmış. Bayanların camiye gelme sebepleri cidden çok farklı (özellikle teravih namazlarında), sanki bir mabede değil de ne bileyim gün toplantı defile vs vs geliyorlar gibi bir hal içerisindeler. Bildiğim kadarıyla da bayanların teravih namazını evde eda etmesi daha makbul. Rabbim cümlemizi uyandırsın ve feyz ile ibadet edenlerden eylesin. Selam ve dua ile...

Çileyi Yutmak Acıyı Paylaşmak Ayı: Ramazan

"...Böylece yarın (ahiret'te) şöyle demeye yüzü olsun:

Zamanın eziyetleri içinde tutuldum kaldım
Ancak seni hatırlamaktan gafil kalmadım

Bundan sonra Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) bu ayın bazı hususiyelerini ve adaplarını açıklamıştır. Birincisi bu ay sabır ayıdır. Yani oruçtan veya başka şeyden dolayı sıkıntı gelirse, onlara cânı gönülden katlanmalı, çoğu kimselerin sıcak mevsimlere rastlayan Ramazan ayında alışkanlık hâline getirdikleri gibi kavga gürültü çıkarmamalıdır. Elde olmayan bir sebepten dolayı sahur yemeği yememişse, orucun matemi daha sabahtan başlamaktadır. Aynı şekilde teravihte bazı güçlükler hissedilirse buna büyük bir memnuniyetle katlanılmalıdır. Bunları musibet ve âfet bilmemelidir. Çünkü böyle düşünmek çok büyük bir mahrumiyettir. Bizler bazı basit dünya işlerimiz uğrunda yemeyi, içmeyi, rahatı ve dinlenmeyi kısaca hepsini terkediyoruz. Acaba Allah'ın rızasını elde etmenin karşılığında bunların ne değeri olabilir ki?
Daha sonra (hadiste) bu ayın acıları paylaşma ayı olduğu bildirilmiştir."

(Muhammed Zekeriya Kandehlevi, Fezâil-i A'mâl, Gülistan Neşriyat, syf: 568)

Aysun Yollardagezer'in de bu yazıyı "acısını paylaşmak" için yazdığını düşünüyorum. Ama, öfkenin belirmesiyle şeytanın da hemen hücum oklarını kişiye yönelttiğini, ve öfkeyle nefsin isyanı arasında ince bir çizgi olduğunu hatırlatmak istedim.
Şahsımızın çektiği bir sıkıntı ya da başkalarının verdiği rahatsızlık nedeniyle oluşan tepkimizi dışarıya nefis muhasebesi ile sunmamız gerektiğine inanırız müslüman olarak.

Mekana kızmak; ya da bu muydu bize verilen demek yerine, bize bir şey verilmiş, ama daha iyisi olmalı, o hâlde bu dönüşüme matuf 'işe yarar şeyler' yapmalıyım bundan sonra, mülahazasıyla yaşarız inşaAllah..
Çektiğimiz çileleri ve bunlara tepkimizi, Asr-ı Saadet'te ibadetler uğruna çekilen çileler ve verilen tepkilerle mukayese eder de, Allah'ın izniyle, Üstad Sezai Karakoç'un dediği gibi "insanı, yeniden varolma, yeniden yapılanma, yoğrulma yolunda bir ay süren bir çileye tabi tutan" oruçla manevi terakkiler yaşarız..

İnşaAllah, sıkıntılar yüzünden cemaati terkedip kendi köşemize çekilmez de, o topluluktaki hiç tahmin etmediğimiz birinin yüzü suyu hürmetine bağışlanabileceğimizi düşünür ya da bizim sayemizde belki birilerinin güzel şeyleri örnek alacağını umut ederiz de Allah da bunun karşılığın verir.

Yine Üstad'dan:
"Dayan, dayan ki; seller seni sürükleyip öbür kutlu zerrelerden uzağa düşürmesin."

Yazara samimi yazıları sebebiyle teşekkür ediyorum..

teşekkürler

hislerime tercüman olduğunuz için...

ben yazarın üslubunu, akıcılığını, vs. eleştirmedim zaten, ki bu eleştiri götürmez görünüyor...

ben camilerde patırtı yapan biride değilim; öğrenciliğim yüzünden şehrin çoğu camisinde de namaz kıldım....bu adabı iyi de bilirim. ama ben hep böyle değildim ki, ben camiden korkardım eskiden, çekinirdim gitmeye. Camilerin bir yerlerinden sürekli beni izlerdi sanki ; sertbakışlı, çatık kaşlı, soğuk vede mesafeli suretler, ve içlerinden dışlarına yansıyan 'hasbünallah' mimikleri.... biri bişey mi diyecek, eleştirecekmi, kızacak mı............ çekindiği korktuğu yeri sever mi insan....

bırakın ramazanlar panayır, bayram havasında kutlansın.... cıvıl cıvıl dolalım camilere... eş dost güne gider gibi de olsa gidelim.... hallenelim birbirimizin haliyle...... çoluk çocuk, genç yaşlı, ateşe koşan pervaneler gibi... omuzlarımız birbirine değince ve safları sıklaştırın denilince sevinelim çokluğumuza....

ve bu gürültünün sebebini de şuna bağladım ki olay uzamasın;
olay dışarıdaki yoğun gürültü ve konuşmalara alışkın olan kulağın içerideki sessizliğe bir anda ayak uyduramamasıdır ve böylece oluşuveren dil-ortakulak uyuşmazlığı...

Hz. Peygamber döneminde

Hz. Peygamber döneminde erkekler gibi kadınlar da beş vakit namazı cemaatle kılmak üzere mescide gidiyordu. Allah'ın Rasülü ashabına namaza çıkmak isteyen kadınlara engel olunmamasını bildirmiştir. (bk. Müslim, Salal, 135, 138, 140; Ebü Davud, Salat, 52; ibn Mace, Mukaddime, 2; A.b. Hanbel, l, 40, II, 43, 90, 140.) Ancak bununla birlikte; "kadınların en hayırlısı, mescidi, evlerinin içi olandır." (A.b. Hanbel, VI, 297, 301.) buyurarak, kadınların ibadetlerini evlerinde yapmalarının daha faziletli olduğuna işaret etmiştir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Kadının namazını evinde kılması dışarıda kılmasından daha faziletlidir. İç odasında kılması da evin diğer kısımlarında kılmasından daha faziletlidir." (Ebü Davud, Salat, 53,199.)

Camilerde taraflara karşılıklı menfaat sağlayan alım, satım, kira vb. akidler veya gelir getirici diğer işler yapılmasının hükmü mezheplere göre mekruh veya haram sayılmış, hibe akdi ise caiz görülmüştür. Camide dilenmenin veya dilenen kimseye bir şey vermenin mekruh veya haram olduğunu söyleyen alimler vardır. Ancak ihtiyaç sahiplerine kendileri istemeden sadaka vermek caizdir. Cami içinde, orada bulunanları rahatsız etmeyecek şekilde konuşmanın bir sakıncası yoktur. Bununla birlikte sırf sohbet etmek maksadıyla camiye gitmek, yüksek sesle konuşmak, hatta başkalarını rahatsız edecek şekilde yüksek sesle zikir yapmak tasvip edilmemiştir. Camiyi kirletmemek şartıyla orada uyumakta ve bir şeyler yemekte mahzur görmeyen fakihler bulunmakla birlikte Hanefî ve Maliki alimleri i'tikaf, yolculuk veya misafirlik gibi özel durumlar dışında bunu mekruh saymıştır.

Camide muhabbet

Camide muhabbet (gürültü değil) ile alakalı hususun hükmü, zikr ve malayanilik arasında belirlenir.

Malayani; boş ve faydasız söz anlamına gelir. Zikrden kasıt ise meşhur karşılığı ile Allah lafsıyla sınırlı değildir.

Ahval müsaitse mescidde güreş dahi yapılabilir. -Bunu yapıp boyunun ölçüsünü almış biri olarak-, konu ile alakalı fikir beyan edilirken, müşteki olunan hususun gürültü olduğunu ve ibadet vaktinde vuku bulduğunu dikkatlere arz etmek isterim.

Tamam, cemaati dövmeyelim.. ama öylesi yaklaşımlar var ki; hırsızın hiç mi suçu yok be kardeşim dedirtiyor insana. Var var, hırsızın da suçu var.

Erkek, Kadın, Notlar...

Es-Selam

Öncelikle bu gözlemi için Aysun Yollardagezer'e teşekkürlerimi sunuyorum. Hoş bir üslupla kaleme alınmış, en önemlisi yazının doğrudan doğruya gerçek hayattan gelen bir yansıma olması.

Evet, bu bizim gerçeğimiz. Görmezden gelinecek bir durum değil, öyle ya, nereye saklayabiliriz gerçeğimizi. Eninde sonunda yaşadığımız, şahit olduğumuz bir şeyse bizi bulacaktır. Şimdi düşünebiliriz, neden böyle?

Erkeklerin ve kadınların cami içerisindeki halleri çoğumuzun tanıdık olduğu şeylerdir bana kalırsa. Bu yazıyı okuyanların anlatılan olaylara uzak olmadığını düşünerek yazıyorum bunları. Erkeklerin ve kadınların bir araya gelişlerinde ortaya çıkan durumlar elbette farklıdır. Bunun sosyolojik analizi de yapılabilir, ancak bu beni aşan bir konu. Yalnızca şunu söyleyebilirim ki, kadınların sahiplenişlikleri veya herhangi bir şeye sahip çıkma yoğunlukları erkeklere nazaran daha fazladır. Bu da beraberinde ilginç durumlara sebebiyet verebiliyor. Kadınlar birbirlerini daha çok etkileyebiliyorlar erkeklere göre. Bu esasında sahiplenme isteğinin bir tezahürü olarak ortaya çıkıyor. Bununsa nefsle ilgili olduğunu düşünüyorum.

Kurduğum cümlelerin amacı erkek ve kadını ayırmak suretiyle karşı karşıya getirmek ve birbirine düşürmek değil, ancak durumun anlaşılması için bu şekilde bir açıklama yapmamız gerekiyor. Sonuçta erkek veya kadın, bir noktada kul, aynı emirler ve nehiylere tabi insanlar. Ancak yaratılış hususiyetlerini de göz önüne alarak düşünmemiz, konuşmamız, yazmamız yerinde olur kanaatindeyim.

Selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

sorun nerede?

aslında yazı da çok doğru tesbitler yapılmış...geçenlerde teravih namazında aynı hadiseye bende şahid oldum...

aslında bu noktada suç kim de???.....kadınları camiden uzaklaştıran bir kısım zihniyette mi yani cami den uzak kalan bayanlarda cami kültürü kalmıyor mu??? bence asıl sorun burada...

neyse umarız asrıı saadeti iyi tahlil ederiz...unutulmaması gerekir ki toplumun eğiticisi annelerdir...ünlü bir düşünüre soruyorlar en etkilendiğin kitap hangisidir diye düşünür ''annemdir'' diyor...gerçekten de öyledir...

aslında mesele basit gibi görünüyor ama işin arka planın da ne büyük yanlışlar yatıyor...