Yere bakarak yürüyorum. İnsanlara, direklere ve sokak köpeklerine çarpmamak için önüme şişman birini alıyorum. O yolu açıyor, ben geçiyorum. Beni evimden iskeleye kadar taşıyan minibüsün şoförü, indiğim yerde su satan çocuk, insanları sıraya sokan çığırtkan, caddenin karşısındaki pastanenin camlarını silen garson... -bunların hepsi erkek ve ben bu ayrıntıyı onların ayakkabılarına bakınca fark ediyorum-. Şoförün ayakkabısını nasıl mı görüyorum? Benim için o bir ayakkabıdan ibaret, o ve tüm erkekler: Kimselerin yüzünü görmüyorum.
Bir de kadınlar var; kaldırım işgalcileri. "Camabakan" diyebiliriz onlara ya da vitrin önü heykelcikleri. Bir müddet camın önünde durur ve sonra içerideki kıyafeti ruhuyla doldurup onu gezintiye çıkaracak bedeli öder. Elbise ruhla doldurulur mu hiç? Doldurulmaz mı? Cansız mankenin ruhu var mı ki gitsin sahile eteklerini uçuşturmaya. Erkekler ayakkabı ise kadınlar da elbisedir benim için: elbise değerinde...
Kadınlar ve erkekler ve yüzler ve yüzsüzler...
Eski kafam, işte bu her gün biraz daha eskiyen kafam yüzünden "gözlerim" yerlerde geziyor. Yollardaki izmaritleri sayıyorum. Hani kibrit çöplerinden gece lambası yaparlar mahkumlar, izmaritleri de değerlendirseler diye düşünürüm. Ben yere bakarken çok şey düşünürüm aslında: Boş şeyler...
Toprağa yakın olduğumdan değil, ağırbaşlı olduğumdan değil, yerde başım. Suçlu değilim, hırsız hiç değil. Utanmıyorum kimseden ve bir soru sorulursa bana- adres ya da saat- nazikçe cevaplayabilirim. Benim asıl derdim şu: "Yüz" görmek istemiyorum.
Eğer yüzünü görmemişsek, görmemiş sayılırız hiçbir şeyi, hiçkimseyi. Bundan dolayı sokakta karşılaştığım insanlarla aslında hiç karşılaşmamış oluyorum. Gözlerim tertemiz sanki, göz değmemiş iki yuvarlak...
"Yüz" bu kadar önemli mi? Yüz görmediğimde neden güvende hissediyorum kendimi ve yüzümü sakladığımda neden huzurlu oluyorum? Bir vesikalık fotoğraftan ibaret miyim yani? Ya bu boynumdan aşağıya uzanan kısım, sadece başımı taşıyacak bir ayrıntı mı?
Bana siper olan şişman insan yolunu değiştirdiğinde kimselere çarpmam, fakat çarpılırım. Olduğum yerde bir müddet durup yavaşça başımı kaldırıveririm. Önüme yayılan caddeye denizmiş gibi bakarım: başların dalgalandırdığı karanlık bir deniz. Yüzme bilmediğimi hatırlarım, -hiç ihtiyaç hissetmedim bugüne kadar- Yani denize düşecek olsam kazara: ölmeye hazırım...
Yerle birim şimdilik, gözlerim yerle bir! İnsan yüzüne tahammül edebildiğimde ya da yüzümü gösterme cesaretini gösterebildiğimde, direklere, köpeklere çarpma tehlikesi geçirmeden yürüyebildiğimde yüzmeyi öğreneceğim ve baş denizinde bir dalga da ben olacağım...
Yorumlar
İnanmak istemiyorum...
Cum, 15/09/2006 - 13:05 — Derviş Yollu"Artık bir şeyler söylemeliyim. Bilinmeli. Kanguru yürüyüşü hükmünü de iktibas etmeli, adı üzerine yeminden. Mesela şunu bilin: Hiçbir şey değilim. Şunu da söylemeliyim: Hiçbir şey olmayacağımı. Ve yüksek müsaadenizle ah dağında yangın olduğunu bildirmek isterim, hiçbir şey adına.
Rabbim…
İnanmak istemiyorum kuşların terk ettiğine, bahçemi. "
Sadece başka birine ait olan bir yazının bir bölümünü iktibas etmek istedim.
Aşk olsun Aysun.
Cum, 15/09/2006 - 16:28 — Sule DemirtasGozumde bir yazarin degeri, kapsadigi cesit cesit bilgiyle degil, kelimeleri mabel sakızı gibi çekiştirip bükmesiyle degil, o yaziyi aklinin, kalbinin neresiyle yazdigiyla olculdu...Yaziyi okurken hissiyat damlar insanin yuregine...Yazin damladi icerime.
Yakin gecmisime gittim. Sokakta insanlara carparak yurumelerim geldi gozumun onune...Devamli gordugum cesit cesit ayakkabilar.
Oltanin ucu sivri, misinan uzun...En uzaga gidiyor kelimelerin...Ne guzel...Bir yazar baska ne ister?
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
Guzel satirlar! Da mevzuu ne?
Cum, 15/09/2006 - 23:55 — Bekir L. YildirimDogrusu dokunakli satirlar. Bir halet-i ruhiyenin bir anlik forografi. Ama sormadan edemiyorum; Simdi ne anladim ben bundan? Gerisi nerede? Bu ruh halini dogruan etkenler neler? Belki bu lirik, kuvvetli metaforlar, imgelerle dolu yazinin biryerlerinde sakli bunlar da benmi desifre edemdim? Benim gordugum bir sahne, bir hikaye degil; bir tahlil hic degil. Yorumum insafsizca geldi ise bir de bir hanima da bir erkegi elestrirken gosterdigim "tavizsizligin" aslinda onun entellektuel kisiligine saygi olarak ta aliglanabilecegini hatirlatmak isterim. En azindan benim niyetim bu.
Saygilar
Bekir L. Yildirim
Perdenin Gerisinde
Cts, 16/09/2006 - 19:28 — Fatih M. TiyanşanKalabalıklar…
Şairin dediği gibi şehrin insanı şehrin…
Bu deryada boğulmamak kolay değil elbet...
Ayakkabıların ve elbiselerin arasında bir yol tutmak…
Hem tutsa bile nereye tutturacak ki kendini insan, yine yalnız ve yine…
İliklenmeyi bekleyen bir düğme gibi insan, iliklerine kadar yabancılığı ve “uzak” denen o tuhaf şeyi hisseden, silik yüzler arasında yüz bulmaya çabalayan bir meczup belki de…
Biriken bir şeyler, kelimeler aslında...
Anlamın eşiğine gelmişken parıldayan ışıklar ya da garip bir şarkının süssüz sözleri…
Göz ve kuş… Yuvalar… Göz ucuyla bakmak, göğe...
Belki o an için anlaşılamayan bir nesneye, sonrası kanat sesi olur hep…
Bakmaklar ve uçmaklar arasında çalkanan bir dünya bu...
Açıp kapatmaklardan ibaret, gellerden ve gitlerden… Sürüklenişlerden…
Yansımalar…
Dilden düşen dile düşerse dil nereye düşer?
"Boğulma Provası" gerçekten manidar bir yazıydı, kelimelerinize sağlık...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
her zamanki gibi
Cts, 16/09/2006 - 21:13 — oğuzhan gencerher zamanki gibi güzel bir yazı yazmışsın aysun yollardagezer.
''Yere bakarak yürüyorum.''
Yere bakıp yürek yakmıyorsunuz değil mi?
Şaka bir yana, yazdığın yazı güzel.
Tebrik ederim.
Yürüyen
Paz, 17/09/2006 - 00:43 — Nuh A. TUNAUzun boylu düşünmeye vakti olmayan hızlı hızlı yürüyen onca telaşlı insan içinde
tefekkür eden insanların varlığına şahid olmak
mutluluk verici..
Not : Aklıma Sait Faiki getirdin.
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''
Yüzünde göz izi var
Paz, 17/09/2006 - 23:40 — Şaban AbakYunus'un "Senin yüzün yerde gerek/Sana rahmet yerden yağar" mısralarını hatırladım. Müslüman terbiyesiyle büyümüş insanların hepsinin kendilerinden izler bulduğu, gerçek ortak bir "ruh hali"ne işaret eden hoş bir yazı.
Dedemden aldığım o terbiyeyle gençliğimi başı yerde geçirdim. Öyle ki bir keresinde halam, aynı kaldırımda karşımda bitmiş, niye beni farkedince başını yere eğdin, görmek istemedin, diye azarlamaya kalkışmıştı. Oysa ben sadece herhangi bir kadın geliyor algısıyla ve adeta refleksif olarak başımı indirmiştim.
Üstad Bediüzzaman'ın "Güzel gören, güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır" sözünü şiar edinmek gerekir. Haram olan her şey çirkindir de. Gözü çirkinlikten korumak, "göz değmemiş, tertemiz" tutmak günümüzde her babayiğidin harcı değil.
Bize göre çok daha tertemiz olduğuna inandığım eskiler, yüzdeki göz izini dahi farkederlermiş bu yüzden.
"Yüzünde göz izi var
Sana kim baktı yarim"
bakmak ve görmek
Per, 21/09/2006 - 23:16 — haluk özkanyazınızı okudum. bir çok konuda size hak vermemek elde değil. fakat ne yaparsın dışarı çıktığında hele büyük şehir olursa ne tarafa dünsen çirkef dolu manzaralar görmek mümkün. sakınmak için ya gözü kapalı yürüyecen ya da kafeslenip çıkmayacan. çünkü herkes senin gibi şanslı olmayabilir. gürültülü ormanın minik ayıcığını bulmak herkese nasip olmaz.
yüzler vardır...
Cts, 23/09/2006 - 16:58 — Hacer Korsevgili yollardagezer inşallah yolun bir günde mekkeye düşer. o zaman senden 'yüz' lerle ilgili bir yazı daha bekleriz. orda erkekleri ayakkabılarından değil ihramlarından tanırsın. kadınlar daha bir insan görünürler gözüne. her ne kadar buralarda yere bakan bir baş taşısan da orda bunu pek başaramazsın. elinde değildir her yüzde bir anlam ararsın ve bulursun da. kabe hep bakış ister gözlerini ondan alamazsın, tavaf ettiğin insanların yüzlerinde görülmesi gereken birçok ifade vardır. kabeye yüzlerini dayayıp ağlayan insanların samimiyeti seni derin bir hüzne sevkeder. mekke sokakları canlıdır hep bir heyecan taşır içinde. mekanda güvenin ne demek olduğunu anlar benim gibi gece yarısı kabeye gidersin. orda başlardan bir baş olmak seni rahatsız etmez herkesle manevi bir birliktelik yaşamaktan huzur duyarsın. safa ve merve arasında gider gelirken insanların yüzlerinde hacerin çaresizliğini ve teslimiyetini ararsın orda. gidenler gelenlere gelenler gidenlere bakar. yüzler tek tek yüz olmaktan ziyade bir inanç bütünlüğünü yansıtır sana. hasılı dünyada bakılası yüzler de vardır. belki dar bir mekandan bahsediyorum ama inan buraya yansıttığı birçok anlam var. zaten anlam çoklukta pek bulunmuyo.
selam ve dua ile
Mekke Yollarında Yürümek
Cts, 23/09/2006 - 22:25 — aysun yollardagezerSevgili Hacer Kardeşim,
Yorumun beni çok duygulandırdı. Özel olarak ulaşamadığım için bu yorumu yazarak hem sana hem de diğer yorumculara (Sayın Şaban Abak, Haluk Özkan, Derviş Yollu, Sevgili Şule Demirtaş, Kardeşlerim Fatih Mehmet Tiyanşan, Nuh Tuna ve Oğuzhan Gencer) teşekkür etmek istedim.
İnşallah bir gün Mekke'de yürürüm...
Sayın Bekir L. Yıldırım Beyefendi, yorumunuz insafsız gelmedi. Yazı orada bitmeliydi, fazla söze gerek yoktu. Bu ruh halinin sosyolojik ve psikolojik sebeplerini açmam yazının edebi yönünü gölgeleyebilirdi.
Ya da, neden yazımı savunuyorum ki; böyle yazıyorum işte:) Yorumladığınız için tekrar teşekkür ediyorum.
Sa'y
Per, 09/11/2006 - 01:43 — U.Ali BirkardeşlerKanaatimce, Mekke'de ''yüz'' değil ''sa'y'' kalıyor akılda. Verilen Nimet'i en iyi şekilde değerlendirmenin ''sa'y''ı: Körlerin, içinde hapsoldukları karanlığı delme gayreti, bastonlarından güç alarak yürüyebilenlerin ayakta kalma gayreti, Beyt-i Atik'i daha fazla görmek isteyenlerin uykuya galip gelme gayreti, Hacerül Esved'i öpebilme gayreti, Makam'da durabilme gayreti, mermer zeminin ayaklara verdiği acıya dayanma gayreti... İnsanlardaki bu muazzam gayrete hayret ediyorsunuz. ''Paris Bir Şenlik'tir'' diyor ya Hemingway, ''Mekke Bir Gayret'tir'' diyorum. Evet, devingen bir gayret. Oraya bir defa gittiniz mi hayatınızda artık daha gayretli olmanız gerektiğini anlıyorsunuz. Sarf ettiğiniz gayreti tartmayı öğreniyorsunuz.
Allah (C.C.), O'nun yolunda Rıza'sına kavuşmak maksadıyla gösterdiğimiz çabalarımızı kabul buyursun.
Ve son olarak, Mekke'ye gitmek bir yana adı anıldığında bile kalbinde depremler olan, gözleri yaşlarla dolan ve oradan (ya da Medine-i Münevvere'den) gelen bir hurmanın çekirdeğine bile büyük bir hürmet gösteren kullarına rahmet etsin. Amin.