Birileri; bombalı sabahlara uyanıyorlar, ince belli bardaktan, çay niyetine, kanlı gözyaşlarını içiyorlar, kırık camların kenarında, avuçlarına konan canlı cenazelerle hayal kuruyorlar.
Vücutlarına saplanan kurşunlar kahvaltıları oluyor. Birileri; küçük yürekleriyle, şehrinin ortasında kimsesiz bırakılıveriyorlar, yıkılmış evlerinin doldurdurduğu sokaklarda yalın ayak yürüyorlar, ne yana gideceğini bilemeden. Boyunlarına geçirilmiş iplerle, düşe kalka büyümek zorunda kalıyorlar.
Önce koşar adımlarla yürümeyi öğreniyorlar, düşmanla gözgöze gelmeyi.
Ve ilk oyuncakları silah, ilk gerçekleri ölüm oluyor.
Şimdi kalkın!
Uzun ve karanlık koridorlarınızı aşıp çocuğunuzun odasına ulaşın ve örtün üstünü, ayağına en pahalı ayakkabıları alın, saçma sapan dizileri izletin ve oradaki kahramanlara benzeyebilmesi için el uzatın ona, menfaatlerine göre kılıf değiştirmesine, renkten renge bürünmesine de izin verin, intikamı öğretin, ezilmemeyi, düştüğü yerden kalkmayı, acımamayı öğretin ona. Daha on sekizine basarken, en lüks arabanın anahtarını verin eline, son çıkan cep telefonunu cebine koymayı ihmal etmeyin sakın, oturup geceler boyu meslek düşünün, çevrenizde gururla bahsedeceğiniz mesleklerden olsun. Modern dünyanın gerektirdiği ebeveynlerden olun, kulağınızı tıkayın kanlı haberlere, gözlerinizi kapatın cinayetlere, oyalayın fani bedeninizi, biçimden biçime sokun nefsinizi.
Birileri; şehit veriyor aslan parçalarını, kundakta babasız kalan bebekler figan feryat, teliyle duağıyla gelin olacak kızlar sonsuz bekleyişte.
Şimdi bir haber yapın!
Gündemi alt üst edin, mesela; kim nerede, ne giymiş, kiminle birlikteymiş.
Televizyon programlarıyla süsleyin ahlaksızlıkları. görmemezlikten gelin karanlık gecelerin, karanlık Sokaklarında başa gelenleri. Ne de olsa alıştık artık gazetelerin manşetlerinde çatışma haberlerini okumaya.
Daha önemli konularımız var bizim; kimler başörtü takıyor, başörtülü insanlar nerelere girebilir, Hangi dizide Kim oynuyor, kaç para almış.
Hatta kazandığınız üç beş kuruşu da onlar için harcayın, onlar sıcacık evlerinde mışıl mışıl uyurlarken,siz soğuk Yataklarınızda tir tir titreyerek hayal kurun, konserlerinde çığlık çığlağa bağırıp üstünüzü başınızı paralayın, peki Yarın son günü gelen elektrik faturanızı kim ödeyecek?
Başınız sıkıştığınızda, kim açacak kollarını sonsuz Esirgeyişiyle?
kim açlıktan saplanan sancılarınızı dindirecek?
Birileri sofrasına ekmek alamıyor, kışın bastırdığı şu günlerde ayağına kadar getirilmiş doğalgazını kullanamıyor, karanlıkta oturmak zorunda kalıyor çünkü; faturasını ödemeyecek, bir çeşit yemeği zor koyup tenceresine küçük bir tüpün üzerinde yarı pişmiş servis yapıyor titreyerek bekleyen ailesine.
Şimdi en pahalı restoranın kapısından içeriye girin,
Şöyle cam kenarında bir yer belirleyin kendinize, menüyü alıp elinize karar veremezken ne yiyeceğinize, Donatın masanızı Allah ne verdiyse beğenmeyip, yarım bırakın hepsini, üstüne tatlı söyleyin kendinize.
Bütün şiddet ve hiddetiyle yağarken yağmur atlayın arabanıza ve son sürat ilerlerken otobüs duraklarında İncecik kıyafetleriyle, bekleşenlere bakmayın sakın, küçümseyerek bahsettiğiniz semtlere kazara yolunuz Düşecek olsa koşar adımlarla ilerleyin arkanıza bile bakmadan, başka yollara sapın.
Birileri hastane köşelerinde inim inim inliyor, son nefesini vereceği anı iple çekerken, bir elin ona uzanabilme ihtimalini düşlüyor. Cebinde parası olmadığı için tüm yakınları tarafından reddediliyor.emekli maaşını aldığı gün hain bir saldırıya uğruyor,her yanından acizlik akıyor.
Şimdi oturun sallanan sandalyenize. Bütün bunlardan sıyırıp zihninizi, sahip olduğunuz arabayı hangi modelle değiştireceğinizi, akşam nerede Kiminle yemek yiyeceğinizi, paranızı hangi bankaya yatıracağınızı tasarlayın.
Camiye adım atın sıkışık saflarda namaz kılın, alel acele selam verip hızla terkedin, dünyaya koşun, Ayakkabılarınız çalınacak endişesiyle poşete itinayla yerleştirirken oradaki eski bir okadar da su geçirecek Ayakkabıları görmemezlikten gelin, namazın ortasında öksürüğe gark olan ciğerlerden gelen sesleri İşitmememiş sayın kulaklarınızı. İbadetlerimi yapıyorum diye oyalayarak nefsinizi yastıklarınıza rahat koyun Başlarınızı, hiç kimseyi kurtarmayı düşünmeyin sıkıntıdan, dertten, yüreği kelepçelenmiş insanların kilidi Sizdeyken saklayın anahtarları ve bir kuşu kafesinde hapsetmek gibi hapsedin paralarınızı ceplerinize, kasalarınıza.
Dua edin için için size ve yakınlarınıza keder gelmemesi için, gözlerinizden yaş damlamasın diye.
Peki ben soruyorum o zaman bütün servet sahiplerine, makam koltuklarını işgal edenlere, arabalarının Anahtarlarını sallayarak gezenlere, küçük dağları kendilerinin yarattığını sananlara
SEN AĞLAMAYACAKSIN, TÜM SEVDİKLERİN AĞLAMAYACAK, PEKİ KİM AĞLAYACAK?
SEN ŞEHİT VERMEYECEKSİN EVLADINI, PEKİ KİM VERECEK?
Bulaşıklarını elinde yıkayan anamı, geceleri evine giden yoldan başka yol bilmeyen, harama hayır dediği için horlanan babamı, tiksinerek baktığın, tarlanı süren önüne binbir renk ve kokuda sebzenin, meyvenin gelmesini sağlayan insanlar mı?
ACI KİMİN CANINI YAKACAK?
KİMİN NEFESİ KOKACAK AÇLIKTAN?
Ve sen hala alkışlamaya devam mı edeceksin, modern dünyayı, modernleşme uğruna yeşilliklerini yok eden insanları?
Anadolu Gençlik Dergisi
Ocak 2009
Son yorumlar
14 sa. 10 dk. önce
3 gün 5 sa. önce
3 gün 5 sa. önce
3 gün 6 sa. önce
3 gün 6 sa. önce
3 gün 6 sa. önce
3 gün 8 sa. önce
3 gün 16 sa. önce
3 gün 17 sa. önce
3 gün 18 sa. önce