renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Boykotun Düşündürdükleri

Gazze’ de son yaşananlardan sonra gündeme gelen İsrail mallarına boykot uygulamasını başta kendimiz ve giderek de ümmetin ortak aklında varoluşa dair bir bilince dönüştürmeye vesile kılma, boykotun sağlayacağı kısa vadedeki yararından daha önemli olarak görülmeli.

Bunun üzerinde düşünmek aynı zamanda toplum olarak yakın tarihimizde alınan boykot kararlarının neden etkili olmadığının ve hatta neden hedeflenen amacın tersi sonuçlar doğurduğunun cevabını da verecektir.

Soykırım yasa tasarısının Fransız Parlamentosunda kabul edilmesinden sonra yaşananları hatırlayalım. Fransız markalarına uygulanmaya başlayan boykot bu malları satan şirketlerin cirolarını ikiye katlamaları ile son bulmuştu. Malum reklamın iyisi kötüsü olmaz derler.

Hemen şunu belirtmeliyim ki uygulamaya çalışılan boykot çok önemlidir, hakkıyla uygulanabilirse de çok etkili olacaktır. Bu nedenle hepimizin bunun üzerinde titizlikle durmamız gerekiyor. Ancak ne olursa olsun bu sonuca yönelik bir tutumdur ve sonuç üzerinde konuşmak, sonucun olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaya çalışmak sebeplere inilmediği sürece kalıcı olamayacak ve bir dönüşüme yol alamayacaktır.

Boykottan hareketle sorgulamamız gereken eşyaya, paraya, mala kısacası dünyalığa bakışımız ve bu bakışı sağlayan zihni tasavvurumuzdur. Eğer müslüman olarak kendimizi mümince yaşama sınırları içerisinde tutabileceğimiz bir bilincimiz olsa idi bugün İsrail mallarına boykot uygulama diye bir durum en azından kişisel gündemimizde söz konusu olmazdı. Neden bütün çokuluslu kafirlerin ürettiklerine değil de sadece Yahudi markalarına boykot sorusu bile bence bu bilinçteki eksiklik ve bunu oluşturan tasavvurumuzdaki yamukluğa işaret ediyor. Birilerinin mallarını almama değil o birilerinin kurduğu ve dayattığı dünyaya esaslı bir itiraz geliştirebilecek zihni kurma bizi hakikate yaklaştıracaktır.

Zira kafirin malını kullanmayalım, ümmet onların mallarından daha kalitelisini, daha bol üretsin onlarınkine ihtiyacımız kalmasın. Meseleyi böyle Yahudiler gibi üretip zengin olma meselesi olarak mı görmeliyiz? Çok uzun süredir önümüze çözüm olarak sunulan müslümanlar da kapitalistler gibi fabrikalar kuracaklar, kaliteli ve bol üretim yapacaklar ve çok zengin olacaklar,ümmette düştüğü bu durumdan kurtulacak formülüne prim vermeye devam mı edeceğiz.Bilmeliyiz ki bu iki yüz yıllık büyük bir yalandır ve dünyanın, modern diye nitelendirebileceğimiz maddi refaha sahip ülkeleri dışında kalanların ne bunlar gibi üretmelerine ne de bunlar gibi tüketmelerine yetecek kaynağı yoktur. Çözümü olabildiğince çok üretmekte ve tüketmekte bulan zihin kapitalist bir zihindir ve insan ihtiyaçları sınırsızdır yalanı üzerinden iş tutar.

Oysa insanlık zihninde olabildiğince az üretmek ve olabildiğince az tüketmek fikrine yer açabildiğinde varoluşa bir yol bulabilecektir. Peki bize az tüketebilme gücünü sağlayacak olan şey nedir. Tabiî ki kanaat. Modern kapitalist hayatın tüketim köleliğine dur diyebilecek kavram kanaattir ve ancak tüketim ahlakını sağlayacak tasavvur bu kavramın kalıbında mayalanır. Evet düşünceler sözlerin oluşturdukları kalıplarda mayalanırlar ve ancak Kuran’ın inşa ettiği insan esaslı sözlere sahiptir.

Sadece parayı ve onun sağladığı tüketim gücünü hayatın anlamı haline getiren modern akıl sanayi devrimini yapabilirdi. Serbest piyasa ekonomisi ancak böyle bir akıldan neşet edebilirdi. Burjuvazi, sınıf çatışması, laiklik, demokrasi evet demokrasi gibi kavramları hayatını kutsala kapayan ve böylece aklını putlaştıran batılı batıl zihin üretebilirdi. Öyle de oldu zaten. İslam alfabesi böyle bir metin yazmaz. Mümkün değil. Burada demokrasi kavramı üzerinde de tekrar düşünmemiz gerektiğini hatırlatmak isterim.

Peki İslam alfabesi böyle bir metin yazmazsa ne oldu da Avrupa’nın sanayi devriminden sonra ürettiği ve son yüzyılda tam bir tüketim köleliğine dönüşen hayatı bizim için vazgeçilmez ve ulaşılması gereken bir hedef haline geldi. Kabul etmeliyiz ki Kuran ile bir şekilde devam ettirdiğimiz ilişki bize yeni bir hayat bahşedecek bir dili, bir ruhu vermedi. Yani asrın ve asırların idrakine söyletemedik Kuran’ ı. Bu gün batılıdan farkımız Kuran’ dan kendilerine bir dünya kurabilmiş geçmişimizin gelenek ile gelen mirasının etkisidir.

Eğer müslüman olarak kendimizi mümince yaşama sınırları içerisinde tutabileceğimiz bir bilincimiz olsa idi bugün İsrail mallarına boykot uygulama diye bir durum en azından kişisel gündemimizde söz konusu olmazdı dedik. Çünkü bu bilinci edinebilseydik çokuluslu kapitalist sermayeye ve ilişkilerine karşı kendimizi ve çevremizi uyanık tutacak, bu gün yapmamız gerekene vaktinde ön almış olacaktık. En azından hakkı tavsiye etme iddiasında olanlar bu bilinci kuşansaydı dünyalık ile olan ilişkinin nasıl olması gerektiği hususunda belirgin bir örneklik görebilirdik.

Ensar muhacir kardeşleriyle neyi varsa yarısını bölüşmüştü. Hz.Ebubekir malının tamamını Allah için harcayabilmişti. Hocalarımız bunları anlatarak yetiştirmediler mi bizleri? Bizler bunları okuyarak gelmedik mi bu günlere? Peki siz hiç servetinin yarısını ihtiyaç sahibi kardeşiyle bölüşen bir müslümana rastladınız mı? Malının tamamını dava için harcayan bir Müslüman tanıdınız mı? Tanımayı bırakın duydunuz mu?

Samimiyetle şu soruyu soralım kendimize.

Hz.Ebubekir’e benzeyen bir günüm oldu mu?

Tartışmamız gereken ne?

Modern hayata nasıl intibak edeceğimiz mi yoksa modern hayatın kendisi mi?