renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bozulmuş Bir Namazın Sehiv Secdesi Olur mu?

“Namaz kılıyoruz
Bozulmuş bir namaz kılıyoruz
Belki de namaz kılmıyoruz”

Hatice’nin göz renginden tutunda, pazardaki kurtlu meyveye kadar hepsi namazın kapısına sıralanır ve ben “Allahu Ekber” deyince nefsim onları bir bir içeri alır.

Vaktin girdiğini bilirim okunan ezanla.. havaya, kuşlara, duvarlara bakarım “gel” diye çağıran birini görmezden gelircesine… kuşlar onun, hava onun, duvar onun, ben onunum diye ensesine vurup şeytanın, kulağından tutarak sürüklerim bedenimi seccadeye…

Ademler maça dalmışken, Havvalar akşama yemek yetiştirirken vakit basamak basamak çıkar minare merdivenlerini.. devre arası namazını alelacele kılıp, ikinci devresine yetişince rahatlayan adamlara bu nasıl bir rahatlamışlıktır diye sormaz mı “benim ayağımı namazdayken kesin” diyen Hz. Ali..

Allahu ekber deyip euzu besmeleyi çekince; ikinci perdesi seccadede açılır seyrettiğim filmlerin… artistlerimin yüzünü boyar, sesini değiştirir, repliklerini ben yazarım… bir-iki bölüm çektikten sonra “şeytanın senaryomda ne işi var” deyip bir yönetmen şımarıklığıyla yırtıp atarım senaryoyu ve her bir parçası tövbelerimin üstüne düşer yazdıklarımın…

Euzu besmeleyi baştan çekerim nedametle…

Fatihanın “hamd” kelimesine gelince, bir kıpırtı başlar şeytanın çomak soktuğu arı kovanı gibi kaynayan dimağımda. Sevmediğim insanlarla kurduğum diyaloglar yeniden canlanır.. “keşke şunu da deseydim, bunu da..” pişmanlıkları, vızır vızır dolanır başörtümün içinde... “çok şükür ki ağzının payını verdim adamların” diye düşününce; kulağım, gözüm, parmaklarım, burnum ve iç organlarım zonklamaya başlar “neyin şükrünü eda ediyorsun?” diye…

Zar zor bitirince fatihayı ağlamaklı geçerim diğer sureye… en kısa olanı seç der şeytan, resullullahın "kaf, tekvin ve insan" sureleriyle sabah namazını kıldığını unutturarak…

Rükuya eğilince ve boyum yarıma inince ayaklarımın ucu yaklaşır anlıma, ayaklarım derki; “senin de benzinde benimki gibi nasırlar çıkmadıkça bil ki uzaksın secdeye, sâcid olamazsın ben kadar…" o an ayaklarımı omuzlarıma, başımı ayaklarıma vidalayıp dolaşmak isterim caddelerde. Bu başla; topraktan, çamurdan, çöplerin kenarından, kuş pisliklerinin üstünden geçmek isterim, nefsim yüzünü ekşitip namaza dönme kararı alana dek…

En nihayet secdeye gidince;
Bozuk paraların hayali dökülür seccadeye; birini alır cebime koyarım, birini avucumda sımsıkı tutarım, veririm birini üç ekmeği uzatan fırıncıya, ikisini şarküteri reyonundaki adama.. kalanlardan birisi de secdede anlıma yapışır “senin değerin bu kadar” dercesine… kağıt paralar da yüz bulup hışırdamaya başlamadan tüm paraları atarım namazın penceresinden ve şeytanı da “aa bak hadi getir onları bana” diyerek yollarım paraların arkasından.. gülmeyin.. rabbim demiyor mu şeytanın hilesi çok zayıftır diye..

İkinci rekatta süs ve oyunlarla dolu hayatımı rabbimle arama sıralayınca ve aynel yakin’e yaklaşamayınca ve her namazım; dürülüp fırlatılmayı bekleyen kokuşmuş tomarlar haline dönünce işte o an geç kalmaktan korkup çakarım benliğimin küflü tahtasına “ihsan nedir?” sorusuna efendimizin “rabbini görüyormuşçasına namaz kılmandır” cevabını…. Dağları hatırlayıp emanetin büyüklüğünü omuzlarımda hissederim.

Bavullarına saman doldurmuş bir yolcu gibiyim çoğu kez seccade üzerinde dikilirken.. oysa kıyamdaki her beden özgürlüğün kapısında eli bağlı bekleyen asi bir köle değilmidir birazdan salıverilecek?

İçimdeki gevezeleği susturup, rukuya varınca ve secdeye akınca tekrar… tahiyatta aklım başıma gelince… peygamberime, anneme babama selam gönderince Rabbenayı okuyup… işte ancak o zaman bakacak yüzüm kalır omuzlarımdaki iki meleğe…

Sehiv secdesini çoktandır namazın bir parçası gibi kılıyorum. Belki çoğu kez namaz değil sadece sehiv secdesi kılıyorum…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ALiman

Evet... Hz. Ali'nin imanı ve onun namazı her zaman en sağlam örnek...

Kalbinde iman
engel tanımaz
bir büyük seldi
döküldükçe damlalar
nur pinarı gözlerinden
seccaden göklere yükseldi

Ali Hamza; sakal ve bıyık

Bir süredir okuyorum siteyi;

Ali Hamza arkadışımız yeni dahil oldu. neredeyse her yorumu -sanırım bir de yazısı vardı- Hz. Ali üzerine. Herhangi bir konuyu Hz. Ali efendimiz üzerinden bağlayabiliyor.

Şimdi ya kadeşim ashab-ı kiram da başkaca isim mi yok desek; sen Hz. Ali'yi küçümsüyor musun denecek. Biz evet ya Hz. Ali.. falan desek ötekileri ne yana koyacağız? Sakal ve bıyık işte. Biri aşağıda durur biri yukarıda.

Bölmenin, parçalamanın anlamı nedir?

Hz. Ali canımız ciğerimizse, mesela -aklıma şu an geldi- Hz. Talha bin Ubeydullah ne yana düşer? Hiç bir yana düşmezse eğer, Ali Hamza kardeşim niçin hiç diğerlerinden bahsetmez anlayabilmiş değilim doğrusu.

Site enteresan doğrusu;

Miting var diye öncü kolluk kuvvetleri gibi siteye doluşan partililer de var, papa'nın gelişinden partililerin nemalandığını düşünüp de partili tayfaya yine mi ya serzenişi fırlatanlar da.. (Siteye miting zamanı doluşuyor diyorum ama bir de Ulvi Alacakaptan bir cümle kurduğunda da doluşuyordu aynı tayfa.. Ulvi Bey ortalarda görünmeyince bunlarda kaybolduydular. Örneğin bkz. İkbal Genç reaksiyoner hareket. Papa varsa varız, Ulvi laf ettiyse varız.. yoksa sözümüz yoktur.. tınna) Şimdi Alicilerimiz oldu, karşısında Osmancılarımız çıkar yakında. Ali Osman'dan iyidir, Osman Ali'den evladır felan bu böyle gider.. Bu ülkenin evlatları Ali ve Osman sorununa kalıcı bir çözüm getirmişlerdir ve çocuklarına Ali Osman ismini beraberce koymuşardır. Birkızına Ayşe demişse diğer kızına da Fatma demeyi başarmıştır. Bu kadardır mesele.. Bitmiştir!

Valla ben onu bunu bilmem de benim tanıdığım bi Selami Amca ile Halime Hanım Teyze var namazını o biçim kılıyorlar. Namazsa namaz, imansa iman. Halime Hanım Teyzem 80'inde.. Cumhuriyet çocuğu imiş zamanında. Nereden nereye işte.. Mazlumlar için döktüğü gözyaşının ne haddi ne de hesabı var.

Hz. Ali'nin namazındansa bence herkesin kendi namazı daha bir önemli yerde duruyor kanımca. Hz. Ali kılmış namazını.. iyi güzel. Nurbanû ne yapmaktadır namaz konusunda mesela? Ya da Ali Hamza kendi namazını ne yana koymaktadır?

Dedim ya sakal ve bıyık işte.. biri yukarıda biri aşağıda.

Nurbanu Huda

Kiymetli Nurbanu Huda,

Hakkimda yazmis oldugunuz bu onyargili yaziyi gorunce uzuldum acikcasi. Oncelikle belirtmek isterim ki ben Ashab arasinda ayrimcilik yapmaktan Allah'a siginirim. Keske biraz daha sabretseydiniz de onumuzdeki gunlerde yayinlanmasini umdugun diger Ashab buyuklerini anlattigim yazilari okuyabilseydiniz ve boyle bir suclamada bulunmasaydiniz.

Ayrica, gectigimiz gun Hz. Osman (R.A.)in Rasullulah (S.A.V.) nezdindeki faziletini anlatan bir Hadis-i serif de alintilamistim. Sanirim bunu gozden kacirdiniz.

Suna da bir aciklik kavusturayim: Hz. Ali ayrimciligi yapmiyorum. Hepimizin kalbinde, kendi kisisel degerlendirmeleri neticesinde ozellikle sevdigi bir kac sahabe vardir. Bu da, diger sahabeleri sevmemenin bir isareti degildir. Rasullulah (S.A.V.) Ashabim gokteki yildizlar gibidir buyurmus, hangisine uyarsaniz kurtulasa erersiniz buyurmus. Ben bu kadar acik ve net bir Nebevi ogut karsisinda neden kendimi atese atayim? Hz. Ali sevgisi hicbir zumreye ait degildir. Hz. Ali deyince neden akillara soru isaretleri geliyor anlayamiyorum. Neden bu on yargi? Sii misin? Hz Osman dusmani misin? Alevi misin?

(Hicbiri degilim, bunu sadece aciklik kavusturmak icin yazdim. Yoksa Siilik, Sunnilik, Alevilik uzerine yazmak isteyecegim konular degil. Sii olur Sunni olur, Alevi olur baska bir sey olur bunlar onemli degil. Allah ve Rasulunu seviyor, takip ediyor ise hepsi bir.)

Yorum farklılıkları...

Konusu namaz olan hoş bir yazının ardına bu tür yorumların gelmesi pek de hoş olmamış açıkçası...

Ama Ali Hamza Bey'e katılmamak mümkün değil... Yanlış anlamaya kapı açılmaması da ayrı bir konu... Belki...

Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen

Hz. Namaz

Ali beyin Hz. Ali yi katıştırarak yaptığı yorumlar beni rahatsız etmiyor... birisi de Hz. Osman'ı, bir başkası da Hz. Ebubekir'i katsın yorumlara ne kaybederiz.. bilakis çok şey kazanırız... onların namazı, sözü, duruşu örnektir bize onlar cennetle müjdelenecek kadar büyüktür çünkü....

namaz ve sahabeler ortak noktalarımızdan sadece bir kaçı değil mi?

"eddai"

Virgül Boşluk

HZ.EbubekirÖmerOsmanAliMus'abBinUmeyrSelmanıFarisiEbuZerGıfari
MuazBinCebelBilalBinRebahSa'dBinEbuVakkasHamzaBinAbdulmuttalib
AbdullahBinMesudZeydBinHariseHuzeyfeBinYemanTalhaBinUbeydullah
ZubeyrBinAvvamMikdadBinAmrCaferBinEbuTalibSadBinMuazSadBinUbade
EbuEyyubElEnsariHubeybBinAdiyHaramBinMilhanAbdullahBinCahşUsameBinZeyd

ve adını sayamayacağım yüzlercesi...

Birbirlerine (Allah'a Ve Rasulüne) bağlılıkları virgül boşluk kabul etmez Kahramanlar... Allah Hepsinden Razı olsun...

Onlara olan sevgimizde de virgüle yer yok. Hepsi bir.

İsabetli değil..

Sakal-Bıyık temsili bu konuda gerçekten de isabetsizdir. Seçim olarak sakal-bıyık etkili bir vurgudur. Ama neye bina edilğine bakarsanız kopmalar başlıyor. İki durumda da olumsuzluk hali belirtilirse kullanılır bu ifade. Mesela bazılarının hazreti dediği Muaviye, mızraklarına kuran sayfalarını takıp yürümüş. Bu örneği, yani kutsalı kullanarak harekete geçme örneğini de kullanırlar.
Peki bina ettiğiniz şeye birebir kodlayın desek cevap verebilirler mi?

Amr'ın, Muaviye'nin, Ehli Beyt düşmanlarının çok cüretkarane bir şekilde, müsbet yönde anlatıldığı bir dönemde, bir zeminde, hz.Ali vurgusu yeterli seviyede bile değildir.

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Mirac idi değil mi???

Söyledikleriniz nasılsa isabet ediyor kanayan yaralarımıza... Evet, öyle çok işi sıkıştırdık ki namazz. dahası hep söylenir ya hani iş arası namaz kılar olduk. kıblesi kaymış, pusulası yitik müslümanlara döndük... mirac nerde, burak nerde???

Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen

secde biraz daha secde..

Allah razı olsun, "şeytan oturum açtı" yazısından sonra yine beni kendi dünyamda sarsıntılı kazılar yapmaya sevk eden bir yazı...

belki de bu şekilde kıldığımız için, secdeden çok sehiv olduğu için "dinin direği, göz nuru, müminin miracı" sırlarına vakıf olamıyor ve her Cuma'da işittiğimiz:

"..اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ "
(..namazı hakkıyla ifa et.Muhakkak ki namaz, insanı, ahlâk dışı davranışlardan, meşrû olmayan işlerden uzak tutar. Allah'ı namazla anmak, elbette en büyük fazilettir. Allah bütün işlediklerinizi bilir. / Ankebut:45) hükmü hayatımızda işlemiyor. namaz, bir çok fenalığımıza engel ol(a)mıyor...

küçük bir not: bu denli içten ve içimizden bir mevzuya (yoksa yorumlara mı desedydim ) yapılan yorumlara şaşırdım doğrusu. bu yazıdan çıka çıka bu mu çıktı güzide arkadaşlar ?

her şey bir tutam mavi uğrunaydı, biraz gökyüzünden, biraz denizden , biraz da kalbimizden bir tutam mavi içindi her şey...

Kanımızın Bulaşmadığına Dilimizi Bulaştırmamak

Tarih boyunca defalarca izlenmiş bir gerçektir: Kar dağına göre yağıyor. Peygamber aleyhisselam efendimizden sonra yaşanan olaylar, o dönemi görmüş insanlar üzerinde değerlendirildiğinde daha vahim, acısı daha ağır olmaktadır. Belki de başka bir dönemde, başkaları yapsa bu kadar elim görülmezdi denebilir. Ancak şunu unutmamak gerekiyor: Bütün olup bitenler Allah’ın kaderi ile olmaktadır. Yaşananlar yaşayanların fitneleridir. Onlar imanlarına ve bulundukları mevkilere uygun bir imtihana tabi tutuldular. Kazanırken veya kaybederken imtihanın hacmine ve şekline uyumlu bir kazanmaları ya da kaybetmeleri oldu. Ama asla kimsenin yaptığı zayi olmadı. Her nefes izlendi. Her söz yazıldı. Kimilerinin dünyalık mevkileri, ellerindeki nimetleri kıyamet gününde nedamete ve yürek acısına dönüşecek, kimileri de fani dünyada kaybettiklerinin, çektikleri acının karşılığı olarak cenneti ve Allah’ın rızasını kazanmış olacaktır.

Musab kardeşimizin ehli beyt düşmanları diye bahsetmesine sebep olan olaylar hakkında bize ulaşan bilgiler ne Kur’an ayeti ne hadislerden alıntı ne de mütevatir derecesinde bilgiler değildir. Bu olayların bize intikali klasik tarih bilgisi ile olmuştur. Olayları bize aktaranların, gördüklerinden etkilenip taraf tutan, müşahede ettiklerinde bazı detayları gözden kaçıran veya olayı yanlış anlayan birilerinin olması gayet tabiidir. Hesap sormaya çalıştıklarımız içinde ashabın ileri gelenleri vardı. Bizim tavrımız bundan sonra böyle bir fitnenin önlenmesi yönünde olmalıdır.

Son olarak, konusu namaz olan bir yazının yorumlarının bu yöne kayması bile bozulmuş namazın sehiv secdesini yapmaya benziyor.

Safa ve Dua ile..

TarihCemiyeti
Tarihinizle Yüzleşin!

Dinin direği yıkılmayagörsün...

Ah be ahh...
Nasıl namaz kılıyorsak öyle yaşıyoruz..
Nasıl yaşıyorsak öyle inanıyoruz..
Nasıl inandıysak öyle gidiyoruz işte...

Amir bin Abdullah

Amir bin Abdullah şöyle derdi:

Vücudumun mızraklarla parçalanması, benim için namazda sizin düşündüğünüz şeyleri düşünmemden daha sevimlidir.

* * *

Rasullulah'ın (S.A.V.) tavsiye ettiği bir dua:
Allahumme, eini, ala zikrike ve sukruke ve ala ibadetike.

(Allah'ım! Seni zikretmek, Sana şükretmek, ve Sana güzel ibadet edebilmek için bana yardım et.)

Sayın Ayşegül Genç

Sayın Ayşegül Genç,

Yazınızı bir kez okuyabildim.. doğrusu yorumların da bir ikisini, kısa olanlarını..
zamanım olduğunda diğerlerini de okuyacağım..

Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm ve araştırmalar yaptığım, o hâl'e ulaştıracak köprülerden biri olduğu için namaza ilgi duyuyorum..

Her insanın ibadeti kendincedir, ben hiç namaz kılmadım ama çok şükür ahenk-i nihan'la vuslat yaşadığım anlar çok olmuştur..

Beni üzerinde araştıma yapmaya iten de bu kavuşma anlarının ne kadar kısa olursa olsun muhteşemliğidir.. tasavvuf felsefesinden, budizme, şamanizme kadar çeşitli kaynaklardan okuduğum kadarıyla ve kendi tecrübelerimle de sabitlendiği üzere: sizin sehiv secdeniz sizi yeni bir sehiv secdesine mecbur ediyor, ve gene, gene.. nereye kadar..

Yani anlayamadığım için bağışlarsınız umarım, dünya gailesiyle bunca meşgul iken zihin ve kuyrukları dolanan tilkileri ayırmaya çalışırken amaca ulaşabiliyor musunuz sonunda?

Özürlerimle ve bilmediğim konularda aydınlatılma gereksinimiyle..

Nevin hanım’a

Nevin hanım’a

Öncelikle benim namazda bu tür düşüncelerle hemhal olmam daha da doğrusu boğuşmam elbette sahih şekilde eda edilmiş her namazdan kat kat beridedir. İnsanoğlu malumunuz “bir damla kan , bin endişe..” diye özetlenir…

İstediğimiz kadar (namazımızla sınırlı değil sadece) erdemli, dürüst, doğrucu, samimi vs hallerde bulunalım yine de bir yanımız hep zelil ve düşüktür bunun sebebi de şeytanın ve nefsimizin her daim bizi dürtüklemesindendir… şimdi bir olayı aktarmak istiyorum;

Hz. Hanzala birgün koşarak efendimizin yanına geldi;
"Ya Resulallah! Hanzala münafık oldu" Resûlüllah (s.a.v);
"Neden öyle söylüyorsun" diye sordu.
"Yanınızdan ayrılınca bu güzel hal bizden gidiyor" dedi. O zaman Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:

"Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki eğer benim yanımda olduğunuz gibi evinizde de o şekilde olsanız, melekler sizinle yolda yürüdüğünüz zaman ve yataklarınızda (sizinle) musafaha (el sıkışmak; sevgi göstermek) yapar. Fakat ya Hanzala! Bir saat öyle, bir saat böyle, diye üç defa tekrar etti." (S.Müslim; Tevbe )

Bu olayda olduğu üzere insanoğlu sahabe de olsa bir saati öyle bir saati böyledir.. insan gidip gelmeler halindedir sürekli.. bende namazda nefsim ve şeytanla olan mücadelemi aktardım… keşke her zaman ihlasla kılabilsek namazlarımızı…

Namaz mümin için en önemli ibadet, dinin direği..

İnsan bir maden ocağı işletmeye kalkınca amacı o madene ulaşmak olur değil mi? bir gün o madene ulaşacağını bildiği için sürekli kazar durur… hergün toprakta yese kumda yutsa aramaya devam eder o madeni… bizimki de böylesi bir arayış… o madene talibiz… yani o namazın bir gün en güzel halini kılmaya ve en ihlaslı ve huşu içinde belki de secdelerde ruh teslim etmeye talibiz….

"Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir."

Belki de bu ruh haliyle namaz kılmaktan müteessir olmak bile bizi hayasızlık ve kötülükten alıkoyuyordur...

Açıklamam eksikse(ki eminim eksik) diğer arkadaşlarımdan ek bilgiler taleb ediyorum.

Ayşegül hanım, size de

Ayşegül hanım, size ve açıklayıcı bilgiler veren diğer arkadaşlara teşekkür ederim..

bloglarınızı takip edeceğim

sağ olunuz

Sehiv = Tevbe ?

Üçüncül bir birey olarak, bende; Nevin hanıma cevap verme isteği doğdu. Şöyle ki: Evvela Ayşegül hanım ile sizin aranızda namaza bakış konusunda bir perspektif kırılganlığının yaşandığını düşünüyorum. Size göre namaz; sizi o hal'e (hangi halden bahsediliyor?) ulaştırmada bir araç. Oysa bana göre Namaz Allah rızasıyla alakalı bir nokta-i güzide. Dolayısıyla bizim o hal'e ulaştıracak namazdan başka aracımız ve dahi bineğimiz yoktur. İbadeti kişisel bir haz alma yahut acı tadma işlevselliği olduğu için değil, direkt olarak Allah rızası olduğu için yapılması gerektiğine inanıyoruz...

Bir diğer husus olan kaybedişlerimizle alakalı, yani; sehiv secdelerimizle... Sehiv secdelerimizin bizi yeniden sehiv secdesine yöneltmesi, ya da Ayşegül hanımın tabiriyle sadece sehiv secdesini kılmamız bana göre ayrı bir lutuftur. Çünkü Tevbe ediyoruz, her sehivde... Bu namaz olmadı, senin Rab'liğine layık bir namaz kılmadım dan ziyade aklımıza gelen, yahut aklımıza getirdiğimiz binbir teranelerden dolayı utanıp, sıkılmamızın adıdır sehiv secdesi...

Kaybede, kaybede kazanıyoruz... Her kaybettiğimizde başucumuzda duran tevbeler; henüz kesilmemişse ümit yaratandan bize rahmet kucağını açıyor.

Ayrılığın kavuşması, günahın tevbesi güzel... Bu ahir zamanda günah işlememenin ihtimalini düşünemiyorum bile. Dolayısıyla günahlarımızla bize saldıran düşmana tevbe silahıyla savunmaya geçmeli, hatta salih amelle taarruza başlanmalı.

"...Bunun üzerine Allah onların tevbelerini kabul etti ki, tevbe etsinler. Hiç kuşkusuz Allah, tevbelerin kabul edicisidir, merhametlidir..." (Tevbe Suresi 118'den bir tutam meal.)

O 'hâl', olağanüstü hâldir

Nevin hanım, namaz hususu ne yazık ki kısmen adet haline getirildiği için hakkıyla yapılamayan bir ibadet olarak hayatlarımızda yer buluyor.

Ayşegül hanımın da yazısında belirttiği gibi Kur'an-ı Kerim'de geçen "Sana vahyedilen Kitabı güzel güzel oku ve namazı kıl! Muhakkak sahih namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan alıkoyar" ayeti biz Müslümanların namazlarının bir ölçüsü olarak erbabı tarafından önemle belirtilir.

Şöyle ki namazların kabul edilip edilmemesini insan, hayatındaki kötülüklerin, uygunsuzlukların ve edepsizliklerin olmayışından anlar. Eğer bir insan hem namaz kılıyor hem de ahlaka uygun olmayan, özellikle İslam’ın yasakladığı hal ve hareketlerde bulunuyorsa o kişinin namazlarının kabul edilmediği, layıkıyla namaz kılmadığı aşikârdır.

Çünkü Allah (cc) yalan söz -hâşâ- söyleyecek değildir. Namaz sizi kötülüklerden uzak tutar diyorsa bu doğrudur. Eda edilen namaz bizi kötülüklerden verdiği rabıta ile uzak tutar. Ki islamın özü de zaten budur. Her an rabıta halinde olmak Allah ile. Rabıta yani bağ kurmak, bağlı kalmak...

Yani sizin o hâl diye kavuşma özlemi çektiğiniz an, İslam’da imanını kemale erdirmiş, nefsin basamaklarında yükselerek nefsini Rabbinden gelen her şeye razı kılmış biri için soluk aldığı her andır.

Keza yine oruç’tan bahsederken Kur'an, "oruç sizden öncekilere olduğu gibi size de farz kılındır. Ta ki takvaya eresiniz" mealinde bir yönlendirme yapar. Yine namaz konusunda da olduğu gibi tutulan oruçlar insanı takvaya yani mükemmel olmaya vesile değilse o oruçlarda da sorun var demektir.

İslam imandan sonra takvaya yani güzel ahlaka bakar. Ondan sonra ibadetler gelir.

O hâl'e ulaşmanız ve her daim o hâl üzre kalmanız duasıyla...

"olağanüstü hâl"

Ümit Demir merhaba,

yazınızı okudum çok teşekkür ederim.. ben de tam "o hâl" nedir sorusunu atladığımı ve bir şeyler söylemem gerektiğini düşünüyordum..

dediğiniz gibi, namaz ve dua ve hatta oruç bizleri olağanüstü hâl'e ulaştırabilecek deneyimlerdir.. ve belki islamiyet semai dinler içinde en son gelen olduğu için diğer bütün dinlerin ve disiplinlerin içinden, binlerce yıldır süregelen, en etkili ve faydalı olan ritüelleri bir potada toplamış olandır..

bu olağanüstü hâl'i deneyimlemenin islamiyetle, hristiyanlıkla, musevilikle ve hatta budizmle birlikte başlamadığını, insanın yeryüzünde ilk varoluşundan beri gerçekleştiğini düşünüyorum.. biyolojik, psikolojik, varoluşsal olarak mayamız aynı çünkü.. insan biraz evrim geçirdi tabii ama çok büyük fark yok..

başka pek çok disiplinde olduğu gibi tasavvuf felsefesinde de zihnin dört hâl'inden (durumundan) söz edilir: 1.uyanıklık 2.uyku 3.rüya 4.ne uyku, ne uyanıklık, ne rüya..

"tüm algıların değiştiği ve bedenlerimizin gereksizleştiği bir tecrübe alanına girmiş olduğum"uz bilinci ile deneyimlenen düşüncesiz idrak hâli.. (tırnak içindeki ifade: C.G. Bennett'e ait.. Tanık-Bir Arayışın Hikayesi, geçtiğimiz ay Çiçek Öztek çevirisiyle yky'den çıktı.)

ve aşağıya yazacağım da yine aynı kitabın Birinci Basım'a Önsöz'ünden:

"Bu kitabın kökleri, insanın dünya üzerindeki görevinin önemli bir kısmını, kendisine gösterildiği şekliyle hakikate tanıklık etmenin oluşturduğuna dair kanaatte yatıyor. Her insan, hakikat hakkındaki görüşlerini bir kitapta ya da hatta sadece kelimelerle ifade etmek üzere görevlendirilmemiştir. En katışıksız tanıklıklar, hayatları, dış görünüşün ardında yatan gerçeğin son derece iyi olduğunun işareti olan insanlarınkilerdir. Benim hayatım tabii ki nu türden olmamıştır; ancak ben, gerçeğin en ilginç ve en önemli kısmının duyularımız ve aklımızın ötesinde olduğuna beni inandıran kendi deneyimlerim içinden çıkan olayların tanığı oldum."

dostlukla

Olağanüstü hal'de sebze fiyatları düştü...

Sayın Nevin hanım, sizinle bizim aramızda pek derin bir uçurum var. Siz namaza kişisel bir haz alma olarak bakıyorsunuz. Bahsettiğiniz tasavvufun bilmem kaçıncı derecesine çıkmak için çırpınıyorsunuz. Ama bizim derdimiz farklı. Bizim bedenimizin gereksizleştiği bir halet-i ruhiyeye ihtiyacımız yok. Ve bilmelisiniz ki islamiyet ilk insanla birlikte başladı. Öyle bir yazmışsınız ki sanki hz. Muhammed geçmiş dinlerdeki tüm ritüel ve inançları biraraya toplamış ve aralarından en iyilerini seçmiş olduğu için bu din güzel felan. Ya aynı dili konuşmuyoruz, ya da bize hazmedemiyeceğimiz ve size de hazmettirmeyeceğimiz şeylerden bahsediyorsunuz.

Yani bu din'in amacı Allah'ın rızasına ulaşmak. Bunun için çabalıyoruz. Bunun için namaz kılıyoruz. Ne ohal'de gözümüz var. Ne de başka halde...

pekâlâ, nazik konulara

pekâlâ, nazik konulara girdiğimin farkına vardım, aslında aynı amacı farklı sözcüklerle konuşuyoruz sanırım.. neyse sağlık olsun..

kusura bakmayınız arkadaşlar ben haddimi bilirim, bu husustaki yazılarınızı okumakla yetinebilirim..

esen kalın

Uçurumlar hep vardır

Nevin hanım "özürlerimle ve bilmediğim konularda aydınlatılma gereksinimiyle" derken ve dahi o hâl'i "... İslam’da imanını kemale erdirmiş, nefsin basamaklarında yükselerek nefsini Rabbinden gelen her şeye razı kılmış biri için soluk aldığı her andır" düzeyine çekme gayreti gösterirken sizin ti'ye alır başlığınız müslüman zarafetine ve nezaketine yakışmadı bence.

Nevin hanım arayış içinde olduğunu ifade ediyor ki peygamberî ahlakın verdiği incelik ve hassasiyetle bu yolda ona bildiklerimizi aktarmak varken ne diye kapıları yüzüne kapatır gibi yaparız anlamak zor.

Her insan hatta her müslüman arasında az çok uçurum vardır. cennet yedi ya da sekiz kattır; bu katlar arasında bile akıl almaz mesafe söz konusudur. Hal böyleyken uçurum var diye her insana her müslümana küsmeye ya da cennetin en alt katına küsmeye hakkımız var mı; ya da küsmek geri durmak akıl kârı mı?

muhabbetlerimle...

Birileri kapıyı aralıyor diye biz dışarı mı çıkacağız

Tabi ki hayır.

Bendeniz bu kapının önünde oturacağım. Ve bu kapıyı aralayanlara kişisel gelişimlerini tamamlamak için mi, haz almak için mi, kültürünü geliştirmek için mi, yoksa eleştirmek için mi araladığını anlayıp ona göre hareket edeceğim... Eğer bunlardan biri için gelmişler ise kendilerinin kulağına "my friend, it's not here" diyeceğim.

Yani...

Ne olursan ol yine de gel demiyoruz, kusura bakmayın zira ne geldiyse başımıza. bundan sebebtir. Kapının da bir çalış normu vardır. Lütfen bir kere zile basınız ve bekleyiniz çünkü kapıyı tekmeleyenlere kapımız açılmaz yani "it's closed".

Ya buyur geç başımın üstünde yerin var diyeceğim, yahutta kapıyı küt diye yüzüne kapatacağım. Hayır ben bir ilah değilim. Ama kendimi O'nun halifesi görüyorum. Dolayısıyla onun adına tercih yapma hakkına sahibim...

Deneyim değil "mahvolma"

Merhaba Nevin hanım, yazınız içeriğindeki bazı anlamlara değinmek istiyorum.

Öncelikle namaz, dua, oruç, hac, zekat... vb. gibi İslam’ın emirleri deneyimden ziyade ilk başta bir görev, şükrü yerine getirme, hakkı yerine teslim etme, tefekkür etme, 'Bir' ve çoklukla hemhal olma, aynileşme, aczi ve fakr'ı ifade etme halleridir. Bunların hakkıyla yerine getirilmesiyle insan kemale erer ve insan-ı kâmil dediğimiz sıfata kavuşur. Gönülde samimiyet olduğu müddetçe bu hiç de zor olmayan bir yol alıştır. Bu sebepten olaya sadece dünyevi açıdan sığ bir bakışla bakamaz Müslüman. Deneyimden ziyade anlatmaya çalıştığımız açılardan ve daha fazlasıyla bakar.

İslam, dediğiniz gibi son dindir. Ama akidede yeni değildir. Tek tanrı inancı, tek kitap ve peygamber... Bunlar ilk insanla başlayan ilahi dinlerin değişmez akidesidir. Dini yaşam konusunda zaman içinde farklılık olsa da bu inanç şekli kutsal kitaplar ve elçilerle hep insanlara iletilmiştir.

Bu doğrultuda yani ilahi dinlerin devamlılık arz ettiği noktasında âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz Muhammed (sav)'in gelişini haber veren değişik kaynaklarda yer alan ifadeleri örnek veriyorum;

Buda şöyle dedi: Ben dünyaya gelen ilk Buda (yol gösterici) değilim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi gelecektir. O da kudsî, aydınlamış ve idarede fevkalade kabiliyetli olan biridir. O benim size öğretmiş olduğum aynı ebedî gerçekleri öğretecektir...

Anânda sordu: O nasıl bilinecek? Buda cevapladı: O, Maitreyâ (RAHMET) olarak bilinecek”

Hind Mukaddes metinlerinden...

Bununla beraber ben size gerçeği söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü ben gitmezsem Paraklit size gelmez. Fakat gidersem onu size gönderirim.
Ve o geldiği zaman günah, doğruluk ve hüküm konusunda dünyayı suçlu olduğuna ikna edecektir.

İncil Yuhanna 16, 78

O, iki binici gördü; biri merkep üzerinde (Hz. İsa) girmiştir. Diğeri deve üzerindeki (Hz. Muhammed) binicilerdi. O dikkatle dinledi.

Hz. İşaya XXI, 7 Tevrat

Görüldüğü gibi kaynak tek olduğu için ifadelerde de bu bir’liği görebiliyoruz.

Yazınızda üzüldüğüm bir başka kavram evrim kelimesini kullanmış olmanız. İnsan ne beden olarak ne de ruh olarak bir evrim geçirmemiştir, geçirmiyordur. İlk insan neyse şu anki insan yapısı da aynıdır. İlk insan ve ilk peygamber olan Adem (as)’in oğullarının hayata bakışları, takvaya ermeleri, samimiyetleri neyse bugünkü insan halet-i ruhiyesi de aynı. Nasıl ki Habil (rha) samimiyetini ve takvasını en güzel şekilde ortaya koymak isterken Kabil, içine düştüğü hasedin ateşinde kendini ve takipçilerini yaktı gitti. Bu iki insan tipi bugün de temel bir sınıflandırmadır; “muti olan” ve “asi olan” ya da “samimi” ve “riyakâr” ve ya “inanan” ve “inanmayan” … İnsan çoğul manada evrim geçirmedi, geçirmez. Ama tekil olarak kendi özünde tekamül etmeye namzet bir varlıktır. Çünkü onun ruhuna “O” nurundan üflemiştir. Sonsuzdan pay sahibi olan devamlı olarak genişlemeye, iyi yönde ilerlemeye belki mecburdur.

Tasavvufun dört halinden bahsetmişsiniz ki bunun kaynaklarını verirseniz memnun olur, inceleme imkanı elde ederim.

Güzellikleri âlemlerin Rabbinden, çirkinlikleri ise bizim kusurlu nefsimizden bilmeniz temennisiyle saygılarımı sunarım.

Nevin Hanımı irşad seansına

bende katılmak istiyorum; çünkü eğer sevap hasıl olacaksa payımı almak isterim bende, öyle lappadanak mahallemize gelmiş ve '' ben bilmiyorum aydınlatır mısınız? '' tevazuu içinde anlatılanı dinleyip irşad olacak kaç kişi var şunun şurasında; hele bizler gibi mürşidi bol bi mekanda bu fırsatı kaçırmak istemem doğrusu.

Ayşegül kardeşimiz de kırılmasın, onun başlattığı '' günah çıkarma seansı '' kaldığı yerden '' irşad seansına '' evrildi ne güzel oldu işte.

Şimdi Nevin hanım sizin söyledikleriniz her ne kadar Ümit beyin söyledikleriyle aynı kaynaktan çıkıyorsa ve aynı göle dökülüyorsa da, mekanın, tarihin ve kültürün de aşındırıcı etkisini sayarak, o kadar kusur kadı kızında da olur deyip geçiştirebileceğimiz bir meseleyi neden Ümit kardeşimiz bu denli büyütmüş anlayamadık doğrusu. Neden der gibi bakmayın! Hadi Nevin hanım bilmiyor, hatalarını düzeltmek babından biraz daha esnek olabiliriz ama Ümit kardeşimizi bu olayda mürşit kıvamına yakın ele alırsak şu incilerin delilini asıl ona sormak isteriz Nevin hanımdan önce:''... insan çoğul manada evrim geçirmedi, geçirmez. Ama tekil olarak tekamül etmeye namzet bir varlıktır. Çünkü onun ruhuna '' o '' nurundan üflemiştir. Sonsuzdan pay sahibi olan devamlı olarak genişlemeye, iyi yönde ilerlemeye belki mecburdur. ''

Ümit 'im yanlış anlama senden ümitliyim; ama ümitli olmak tek başına yeterli olmuyor biliyorsun. Bakmak lazım, iyi düşünmek lazım, tartmak lazım; çünkü, bunlar cesur cümleler, çıkarsamalar, yargılar amma doğruluğu şüpheli yada fazla bulamaç halinde sunulmuş anlaşılmıyor diyelim usulca; yoksa mevzu bir şiir tartışmasıyla kıyaslanamayacak kadar mühim, biliyorsun, hepimiz için. ( yukarıda geçen bir ve çoklukla hemhal ve aynileşmeye de taktım ama hüsnü zanda bulunup, kafiye amaçlı cümleyi doldurma işlevi verilmiş herhalde dedim; bilmiyorum yanlış mı yaptım) Yani kardeşim kısaca diyorum ki: kullandığımız kelimelere hakim miyiz, anlamını biliyor muyuz; cümle içinde yan yana gelince hangi kapıya sığar, hangi kapıdan çıkar diye bir bakıyor muyuz?

Selamünaleyküm

Lütfen biraz seviye

Allah Teâlâ insanı nasıl ve neden yarattığını açıkladığı âyetlerden birinde şöyle buyuruyor: "Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir..."(Secde: 33/9).

devamı için http://www.hayrettinkaraman.net/sc/00003.htm

size yazdığım cevabı konuya ve diğer yazarlara saygımdan buraya taşımak istemedim... bir şekilde size ulaştırırım inşeAllah...

muhabbetle...

Ümidimi Yitirmeyeceğim

Çünkü, seni doğru anlamış olmanın sevinciyle başlıyorum kardeşim. Seviyeye takılma, küfretmedim kimseye, uyarmaya çalışıyorum aklımca; ama eyyamcılık yapıp kendi haline bırakmıyorum seni, iyi tarafından bak bide..
Ümidim! Dikkat ettiysen yorumumun sonunda kelimelerin anlamından ve aynı cümle içinde vardıkları yerden bahsettim. Bu düşünmekle anlaşılabilecek bir durum, örneklemek istiyorum.
'' ona kendi ruhundan üflemiştir..''
kendi ruhu = bizzat parçası olarak
kendi ruhu = maliki olmak : yani sahibi bulunduğu, ruh denen gerçek muhtevasını bilmediğimiz, canlılığa sebebiyet veren aslını Rabbimizin bildiği ve hem ruhun hem bizim malikimiz olarak bize bahşettiği; buna varolmak de, farkındalık de, kendini ve çevreni bilmek de...ama organik ilişki deme. ondan bir parça değil çünkü bu (haşa)
Böyle yorumlar yap diyor hayrettin karamanda verdiğin linkte; ama diyor: sübhana halel getirecek yorumlar yapma. Orayıda dikkatli oku.
Yani kardeşim; maliki olduğum paramdan, malımdan, sevgimden, öfkemden sana verdiklerim aramızda organik bir bağ oluşturmuyor. Ki tam düşünmeden şimdi aklıma geldi örnek: aramızda kan alış-verişi yapmak gibi değil bu ruhtan üflenme meselesi.
yani buna pek dikkat etmediğini gördüğüm için uyarmak istedim seni; tanrısal nitelikler taşımadığını fark et istedim. Kulsal, kullara ait aciz niteliklerine dikkat çekmekti amacım ukalalık değil ama biliyorsun ki bunu söyleyince ukalalığında kapıları açılmış oluyor. Sen yinede söylemek istediğime iyi dikkat et. Ne peygamberlerin nede başka insanların tanrısal organik ilişkileri ve nitelikleri yok. Kulhüvallahü ehad... İdrakin ötesinde orası hocam, aklımız hakkaten ermez.
Ama diyorsanızki bazı mutasavvıflar öyle demiyor diye; bende soruyorum: onlar nerden biliyorlarmış?
Bu meseleler önemli, sallamaya gelmez. Bana istersen kızabilirsin ama bu gerçeği değiştirmez..
Selamünaleyküm

nevin hanım'ın kasıtlı

nevin hanım'ın kasıtlı kasıtsız (bilemem) yazdığı ve istediği bilgiler aslında onun nezdinde cümle soru işareti olan kafalara cevabdır. ümit kardeşim bildiğini paylaştı ve bunu sorumluluk olarak gördü.. amel-niyet meselesi... kalbimizdekini cenabı hak bilir... nevin hanımın sinesini de yine rabbimiz bilir...

"günah çıkarma seansı" denilmiş. ehhe..:))

papa nerde(??!!), ben kimim(!!???), sen kimsin(?+^'!?:) ,ben nerdeyim burası neresi, hacı kim oğlu kim(zzıızzt,zızttt)

"eddai"

Ayşegül hanım sorumun

Ayşegül hanım sorumun elbette kasıtlı bir tarafı vardı.. ama kasıtlar iyi niyetli ve kötü niyetli olarak sanırım kabaca ikiye ayrılabilir..
eğer mesele beni inanç sahibi yapmaya ve temel konularda aydınlatmaya çekilmeseydi.. niyetimi bir şekilde açıklamaya hazırlanıyordum ki.. bu çizgiye geldik..
kardeşim sorumda kötü bir kasıt yoktu.. zihni dünya gailelerinden uzaklaştırmanın da bazı temrinleri vardır ki sizler sanırım benden daha iyi bilirsiniz..
birincisi dua.. duaya yoğunlaşmak.. ikincisi de nefesi düzenlemektir..

dostlukla

Neden yâr neden, bilinmez acı çekmeden...

Bir toplumda cahil bir kimse müslüman olmak isteyince yahut islamiyetle alakalı bir takım sorular sorunca maalesef hep aynı hikaye tekerrür ediyor...

Şöyle ki; bilenler -yahut bildiğini zannedenler- büyük bir iştahla anlatıyor, ondan sonra bu bilenlerden birisi bir diğerinin anlattığını bilmediğinden yahut bilmek istemediğinden yahut anlatılmak istenen insana yaranmak istenildiğinden midir nedir karşı çıkıyor. Ya da bu vakıa tam tersi şeklinde zuhur eyliyor...

Peki neden?
Yani bir kimse İslam'a girmek istiyor. Peki, tamam. Başımız ve gözümüz üstüne. Ama neden bu kardeşler kavga ediyor diye bir melankolizm oluşturma eğiliminde değilim tabi ki. Bu gerekli bir ayrışma sürecidir çünkü...

Sayın anlatılmak istenene lafım yok -şimdilik-.

Ama bu arkadaşı savunma pozisyonuna geçen arkadaşa "Sen neyi savunuyorsun" demek lazım. Yani ne bu ? Varsayalım ki biz uslup olarak yanlış bir tutum içindeyiz. Şimdi senin safın ne olmalı? Uslubu yanlış bir doğru mu ? Uslubu doğru bir yanlış mı -bu da nasıl olacaksa- ? Yoksa bundan farklı çıkarımlarda mı bulunmamız gerekiyor... Mesala bak bunlar, çok kaba heriflerdir, ben senin gönüllü şövalyenim gibi... Hatta bak senin için dava(!) arkadaşlarımı bile, onları bile siliyorum...

Peygamberimi hatırlıyorum..., mekke'nin 'soylularını' İslama davet ederken kör bir kimse gelip ondan tebliğ istemişti. Ama peygamber davasının elde edeceği kazanımları aklından geçirerek -ki bence çok mantıklı- kör olan kimseye daha sonra tebligat yapmayı düşündüğü zaman şu ayetler onu uyarmıştı:

''Yüzünü ekşitip çevirdi. Kendisine o a'mâ geldi diye..."
"Sana ne bildirdi? Belki o temizlenecekti, yahut öğüt alacaktı ve bu öğüt ona fayda verecekti"
"Ama müstağni görene gelince..."
"İşte sen onu karşına alıyorsun"
"Halbuki onun temizlenmemesinden sana ne..."
"Ama korkan biri olduğu halde, sana koşarak gelen kimseye gelince, sen bırakır da oyalanırsın"
"Sakın. Çünkü o, bir öğüttür. Binâenaleyh dileyen ondan öğüt alır"
"O, çok şerefli, kadri yüce ve tertemiz sahifelerdedir. Kıymetli, sevgili ve takva sahibi katiblerin elleriyle (yazılmıştır)"
Abese 1-16

Habib'ini bu şekilde uyarmaktan çekinmeyen Rabbimiz'in bu uyarısı dikkate alınmalıdır. Yani demek istediğim biri bir şey öğrenmek istiyorsa öğrenir, öyle fazlaca "aman gitti gidiyor balık", hezeyanlarına gerek yok. Allah dilediğine hidayeti erdirir. Biz onlardan sorumlu değiliz. Ama gel gör ki şu dinler arası diyalog meyvelerinin(!) alındığı bir zamanda -niye ünlem çekiyorsun abi, baksana papa gelmiş, hatta türk bayrağı sallamış- söylediklerimiz yankı bulur mu şüphe içindeyiz.

Bush müslüman olmak istese ona islamı nasıl anlatırsınız?... Sizin cevabınızı bilmem ama, ben ona islamı anlatmadan önce yaptıklarının hesabını sorardım...

İslam izzet dinidir, şeref dinidir arkadaşlar!

Bu blog çerçevesinde

Bu blog çerçevesinde hiçbir şey yazmak istemiyordum. Ancak sayın Ümit Demir arkadaşımın beni bir parça da olsa anlamış olduğu (ya da anlamak istediği) kanaatine vardığım için bir şeyler söylemeliyim..

ilkin şu: niye bu kadar şiddetle eleştirildiğimi gerçekten anlamış değilim.. bu hususta yazdıklarımın ta başından önyargısız bir gözle okunmasını rica ediyorum..
başta İslamiyet'e inancım olmak üzere tüm semai dinlere saygıyla yaklaşıyorum.. Allah'a inancım var.. Başta Hz. Muhammmed (sav)'e inancım olmak üzere tüm peygamberlere saygıyla yaklaşıyorum.. yazdıklarım içinde bunlara ters düşen bir şey olduğunu sanmıyorum..
sizler ibadetlerinizi Allah'ın rızasını almak için yaptığınızı söylüyorsunuz.. doğrusu ben hiçbir beklentim olmadan, olması gerektiği için yapıyorum.. benim için bir yaşam biçimi haline gelmiştir.. kendimi daha insan hissediyorum.. yani daha Kuran'ı okumadan önce bile bunun böyle olması gerektiğini sezgilerimle bulmuşum..
doğrusu sizin literatürünüze henüz aşina olmadığım için nasıl yazacağımı da bilemiyorum.. şimdi gene bir kelimeden ters bir anlam çıkaracaksınız diye de endişem var.. hatta "Nevin hanımı irşad seansına" başlığını okuyunca birden sözlüğe sarılmışım, yahu bu recm etmenin bir başka söylenişi mi? kelimeyi bildiğim halde o anda bilgi sıfırlanmış kafamda.. arkadaşlar yapmayın allahaşkına diyorum.. Allah yarattığı kulunun aydınlanmasını da kendisi nasip eder.. sizlerin beni bu anlamda aydınlatmanıza gerek yoktur.. ama bilgi alışverişi.. tamam.. buna evet diyorum.. Kendime göre belli bir inanç taşımasam burada işim ne?

Bugüne kadar hayatta duruşum dinimizin öngördüğü nisbette insani olmuştur.. İslamiyet ve Kuan-ı Kerim üzerine derinleşmek istiyorum.. bunu sizlere daha önce de yazmıştım, bugüne kadar batılı kaynaklardan okumuş olmamın bir eksiklik olduğunun bilincindeyim.. bugün batının ve abd'nin yaptığı zulmün, haksızlıkların, yüzyıllardır ve hala daha sömürge parası yediklerinin, köleliğin de atom bumbasının da, her türlü kötülüğün ve fesadın mucidi olduğunu biliyorum.. farkındayım.. ama batının aydınlanmış insanlarını okumaktan geri duramam bu böyledir diye.. batının aklı başında düşünür ve yazarlarının, sanatçılarının bir suçu yoktur bugün yaşananlarda.. eğer referanslarımdan da yola çıkarak yargılıyorsanız beni, bir kez daha düşünmenizi, yazdıklarımı önyargısız bir daha okumanızı ya da bu son satırlara güvenmenizi rica ediyorum..

Ümit Demir

Ümit Demir kardeşim,
tasavvufun dört hâl'inden değil, tasavvuf felsefesinde zihnin dört hâlinden söz edilir demiştim yanılmıyorsam..
size kaynak göstermek için okuma notlarımı tuttuğum defterlere bakacağım.

ayrıca konuya yaklaşımınız ve gösterdiğiniz kaynaklar için çok teşekkür ederim.

hayırlı akşamlar

Özür dilerim

estağfirullah el-aziym el-kerim er-rahim...

konunun nevin özden-ümit demir olayına dönüştüğü için ilk olarak Rabbime tevbe ediyor, sonra da tüm arkadaşlardan, kardeşlerimden özür diliyorum.

bir Allah dostu şöyle demiş; "siz bir dağın başında hakkı tebliğ edersiniz. belki olumlu yanıt alamazsınız ama Allah sizin bu çabanıza karşılık mesela japonya'da bir kaç kişinin hidayetini murad eyler"

nacizane çabamızı da bu daire içinde görülmesini rica ederim. hani İbrahim (as) peygamberin Kabe'ye çağırması gibi insanları. dilimizin, bilgimizin yettiği ölçüde Hakk'ı söylemeye çalıştığımı hüsnüzan ediyorum. varsa bir eksiğim ya da kusurum sonsuz tevbe...

ama Rabbime de hamdolsun bana imanımı izhar eyleme fırsatı verdiği için. beni kardeşiniz olarak bilme imkanı sağladığı için. imanımı, bilgimi doğru olarak aktarmayı az da olsa paylaşmayı becermeyi nasip eylemiş ki mevlam bir iki hatanın dışında bana kardeşim diyebiliyorsunuz; elhamdülilleh! umarım bu şahitliğinizi ihtiyacım olduğu zamanda da yaparsınız ki kurtulabileyim. Allah razı olsun!

ben suizana yol açtığım için kardeşlerimden tekrar özür diliyorum. sonra nevin hanım sizden de özür diliyorum. ben nacizane bildiğimi paylaşmak istedim.

zaten birilerini irşad etmek benim gibi birine kalamaz kalmamalı. konusunu dağıttığım için ayşegül hanımdan da özür diliyorum... bugün cuma kardeşlerim... bayram günü dargınlık olmazmış:)
bugün cuma; Allahümme salli ala seyyidina Muhammed...

muhabbetle...

günah çıkarma seansı(!)-35

ilahi ümit bey özür dilemişsiniz... bura da yeni olduğunuz için hassas davranmışınız.. şahsım adına ben estağfirullah diyorum... konunun dağıldığını düşünmüyorum... belki benim yazım burada geçen tüm ayet ve hadislerin bir kez daha okunması ve idrak edilmesi için bir vesile olmuştur...

ben tüm kelime ve harflarin rıza-i ilahi için yanıp tutuştuklarını düşünürüm... her harf ve hece "O" nun isminin etrafına pervane olmak ister belki de... her dil O'ndan uzaklaştığı an manadan ve ehemmiyetten uzaklaşır.... rabbim en güzel şekilde kendini anlamamızı ve anlatmamızı nasib etsin... her namazın bir sehiv secdesi ile düzeltimesi mümküm peki ya koca bir ömür bittiğinde bir sehiv mümkün mü elbette hayır son anda yapılan tövbe geçersiz....

her gün bizim için bir mühlet, her gün yeni bir başlangıç elbette... O'nu anmadan tükettiğimiz her nefesi rabbim ceza hanemize yazmasın... bu mübarek gün hürmetine...

teveccüh gösterip olumlu yorumlar yazan kardeşlerime selam ederim...

ve ben inancım gereği "günah çıkarmıyorum" elhamdülillah... ve bu namaz yazısında şeytana galib gelen biri var daha dikkatle okunursa... sadece içimdeki med-cezirdir bu.. keşke herkes benimgibi medcezirleri ile yüzleşebilse...

"eddai"

Kardeşler!

deseydim '' kardeşlerim! '' '' bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan '' ... yazık, şairler kadar cesur değilim. İ.Özel

Galiba kırdım sizleri, olsun gönlünüzü almayı da, bunu ifade etmekle sinirlerinizi bozmayı da bilebilen biriyim ben. Şairlerden daha cesurum anlıycanız, belki ukalayım da - '' belki '' fazla oldu - şakacıyım da ama siz de hiç ironi mironi bilmiyorsunuz. Hani diyorum burda şiir, yorum, edebiyatla uğraşıyorsunuz; sanki biraz daha açık bir algınız olmalıymış, leb demeden leblebiyi anlamlıymışsınız ve de mizahi yönünüzün güçlü olması gerekiyormuş ön kabulüyle hareket ediyorum galiba ve anlıyorum ki yanılıyorum. Nevin hanım, o kadar okumuşsunuz o başlığa öyle mi takılınır? Şu aptal işareti mi koymamı istiyorsunuz :) yazıların içine? Bu şaka, bu var ya ciddi, burda giydirmeye çalışıyorum, burada kendi bizzat şahsi kişisel bana özgü çok çok özel önemimi ön plana çıkarıyorum...vs.

Cemaat beni şaşırtıyor. Bir bakıyorum dünya edebiyatını devirmiş bir çok güzel insan, birşeyler anlatıyorlar falan, birde bakıyorum sanki hiç birşey okumamışlar gibi durağan evren teorisini doğrulama gayreti içine girmişler.

Osman Koca kardeşim! Sen potansiyel bir mutasavvıfsın, ben değilim. Senin, benim gibi bi ukala karşısında daha engin olman gerekiyor. Ben kişiselleştiririm, nefs adamıyım, oysa siz aşkın biriymişsiniz gibi davranmalısınız en azından. Hani şöyle: hikayelerde , mesellerde anlatılan bilge adamlar gibi olmalısınız. Size sorulanı cevaplamalı, soranın küstahlığına, ukalalığına sabretmeli, bir gönül adamı olduğunuzu ortaya koymalısınız. Yoksa ben cahilden ne farkınız olur; kaldı ki siz sorulara cevap vermek yerine benim ne kadar ayıp biri olduğuma deyinmişsiniz ki... böyle böyle yazarak sinirlerinizi daha fazla bozmak istemiyorum. Ama o sorular hakikaten sizin için önemli, benim beslendiğim mahfillerden ziyade, senin taşımakta olduğun vicdanının bu sorular karşısındaki tutumu önemli. bana cevap ver diye yazmadım zaten, bil istedim ki artık istemesende biliyorsun.

Ümit kardeşimden özür diliyorum. Yani doğru yanlış farketmez hepinizden özür diliyorum kalbinizi kırmışsam ama niyetimin bu olmadığı anlatmaya çabaladığım şeylerden bellidir diye umuyorum. Ümit Kardeşin samimiyetini görmesem bu denli rahat konuşmam, konuşamam; çünkü müslümanların sınırları olduğunu, o sınırlarda hareket etmeye özen gösterdiklerini bildiğim için ve en kötü ihtimal yüreklerinin yumuşaklığı yanlışımı düzeltebilme imkanını baştan verdiği için bana ( yada öyle zannettiğim için ) daha rahat konuşuyorum. Biraz laubali görünüyor ama ağır abi imajı bizim mahalleyi bıktırmış olmalı diye düşündüğümdendir.

Eddai! Size gelince, şaşırmış görünüyorsunuz yorumunuzda, lakin bizi şaşırtacak birşey yapmıyorsunuz. Klavye-msn-şeytan üçgeni yazınızdan farklı olmamış bu yazınız da. Yani, bizim mahallenin klasik edebiyatını yapmışsın demek istiyorum. Alınganlığa gerek yok kardeşim. Yanlışa bakıcaz, düzelticez; konuşuyoruz, paylaşıyoruz işte; paylaşmadan nasıl öğrenicez bunu...

'' yargı kesin: acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin, susturur insanı; adına çıdam denir...'' İ.Özel

Yani Ayşegül kardeş, bizim mahalle edebiyatından kastım: biz şöyle reziliz, böyle beteriz, aşağılıkız, adam olmayız... muhabbeti yapılır heryerde. Böyle yapılınca ''çok sevap'' sanılacak kadar yaygınlık kazandı bu ve bakın nasıl veciz hükümlere ulaştı: tamam içiyorum ama günah olduğunu inkar etmiyorum, böyle yapıyorum ama suç olduğunun bilincindeyim... Bilinçli suç işleme meşruluğu doğdu, yazıklanmanın (günah çıkarmanın) yumuşak göbeğine yaslanmayı öğreneli beri. Hoş, hristiyanlar bunu öğreneli çok olmuş, kurumsallaştırmışlar ama merak etmeyin bizde rubanlık olmadığı için halkımız bunu kendi arasında birbirine itiraf ederek yapmayı hem beceriyor hem tercihlerin ekseriside bu yönde. Bakınız sizin yazınıza girilen bir kaç yoruma, anlıyacaksınız demek istediğimi.

Bizde suçu ifşa etmekten ziyade gizlemek efdaldir. Şuyuu vukuu meselesi. Bunları konuşmayın der kitap, nasıl mı? Zinaya 4 şahit ister. Bulması kolay değil biliyorsunuz. 3 olursa susun! Konuşursanız, yalancı olursunuz. Konuşmayın şeri, gündemi işgal etmeyin, işleriniz yoğun, küfürle savaşınız var örgütlenmeye ordular kurmaya şeytanı alt etmeye, savaşmaya devam... der. Ne zamana kadar, Rahman bizi alıncaya kadar. Bunu yaparken önemli bir başlangıç varki, olmazsa olamaz. Müslümanlar şuurlarını vahiyle inşa etmedikçe ne gerçeği hakkıyla görebilirler, ne bu dünyayı doğru algılayabilirler, ne de ahireti...

Ben acizane, sizlere müdahale ederken bu mantıkla hareket etmeye çalışıyorum. Din adına yaygın olarak bize gelen ve burada konuştuğumuz bazı konular varki değinmeden geçilecek cinsten değil. İsa Allah'ın oğludur demek suç, ama Muhammed Onun tecellisidir demek sevap (!) Düşünmeden konuşulan, söylenegelen tuhaflıklar var ve algı kırılmaları meydana getirilmek suretiyle, kitaptan deliler getirmeye kalkıyoruz Rahman'la organik ilişkiler kurmaya kalkıyoruz ve görüldüğü üzre bunu şaka yapar kolaylığında ifadelendirebiliyoruz ve en acısı bunu din ve dindarlık adına yapıyoruz. Benim üslubuma kızan kardeşlerim çok haklı olmakla beraber, Rahman'la ilgili ifadelerde çok daha hassas olmak zorundadırlar. Demek istediğim anlaşılıyordur diye umuyorum yoksa literatürümüz bu gibi saçmalamalarımızı çok daha ağır ifadeler kullanarak uyarıyor bizleri. Lafı uzatmış olmayayım...

Kendiniz hakkında, söylemediğiniz bir sözü söylediğiniz söylentisi sizi nekadar rahatsız ediyor iyi düşünün! Allah hakkında ileri geri konuşma hakkımız yok kardeşlerim!

Selamünaleyküm

hele mizahı hiç sevmem

"Kardeşlerim"

diyorum, hakikaten içimden geldiği için..

ironiden çok iyi anlamadığımı itiraf edeyim.. hele mizahı hiç sevmem.. sanki dünyada yaşanan bütün olumsuzluklarla bir uyuşma çabasıymış gibi gelir..

Rüştü Hacıoğlu'nun yorum başlığının beni ilkin böyle bir algıya sürüklediği ne yazık ki doğru.. sözlükte i harfini bulup irş'ye doğru ilerlerken zihnimden de şöyle bir karar geçmekteydi: tamam diyeyim kardeşlerime, bir alan adı vereyim, büyükçe olsun, sabah erkenden gidip oturayım ve bekleyeyim, ama kalabalık gelsinler.. nasıl bunda bir ironi payı var mı? hayır yok.. insani bir korku, insani bir direnç var..

Ayşegül hanıma teşekkürü bir borç biliyorum, bizleri bu konu etrafında düşündürdüğü için, bana ayetlerden alıntılarla ışık tutmaya çalışan herkese de teşekkür ederim..

Rüştü Hacıoğlu az önce bloglarınıza baktım, sadece başlıklarına.. ama okuma sırasına aldım.. antiemperyalist olmak şu günlerde her işin başında geliyor zira..

eminim bu sitede bulunan (öyle ya bir sürü lay lay lom site dururken) hiçbirimizin birbirimizi anlama çabasından başka bir emeli olmadığı inancındayım ve hiçbirimizin bir koruyucuya ihtiyacı yoktur.. sitenin panoraması ve kendini tanıtımı da bunu yansıtmaktadır..

herkese selamlar

İroni tamam da seninki mironi be Rüştü'm

eh müsaadenizle o zaman biraz da ben mironi yapayım...

burası oldukça nükteli insanlarla dolu imiş... olağanüstü hâl'de fiyatlar düştü, başlığından sonra bu yazıların da oldukça sevimli... gülelim hep beraber...

nacizane ben de yazmak isterim bu türde... madem boru sesi'ne alınıp yazılar yazılır kayıtsız kalmayalım 'o hâl'de... pardon bu o hâl malum o hâl değildi... cümle içinde kendiliğinden gelişti... eh bazen hakim olamıyorum kelimelere işte işaret buyurduğun gibi... yanyana gelince zaptedemiyorum, elimden sabun gibi kayıveriyorlar... bak sen şu kelimelere...

irşad demişken mürşit demen olmamış rüştü'm. (bak hemen samimi pozlar moduna girdim) yakında rüştü'mü de ispat ederim... hımmm.. bu bayat bi espiri oldu kabul ediyorum)

irşad -d ile de mürşit'in günahı neydi de -t ile yazdın. adından dolayı kompleksin filan mı var yoksa... laf aramızda ben ümid olsun isterdim... ah şu kelimeler! bak yine hakim olamıyorum eline koz veriyorum. artık buradan da vurabilirsin...

mürşidliğimden, mehdiliğimden, halifeliğimden kim zarar görmüş ki sen laf edersin! bir daha ki seansımız nasıl mürşid olunur olacak. gelirsin umarım...

şimdi gö-rüştü'm konu neydi? ha, tamam hatırladım sana cevap yazıyordum... şimdi hocam, beni yazı konusunda irşad ederken zatınızda bir mürşid oluyor musunuz, merak ettim. ve herşeyin cevabı sende midir rüştü kardeşim! nedir yani!

kim ne söylerse hatalıdır, yanlıştır tek senin dediğin doğrudur'u anladım ben yazılarından. yanlış anlamamı düzeltirsin umarım. mürşid-i ekber, kutbul aktab, gavsul azam... yok yok mehdi gibi bişi olsa gerek böyle her gelenin yanlışını bulup ahanda yüzüne çarpmak! hoş öylelerine bizim mahallede meczub da denir! bırak dokunma, kendi kendine eğleniyor filan yani...

beni tutmasan az kalsın çukurlardan bir çukura düşüyordum.. mübarek elini uzatmasaydın, beni irşad etmeseydin gidiyordum cub diye... sağolun varolun!

ama ben hala mironi yapıyorum... eh işte sen kadar olmasa da yapmaya çalışıyorum. sıradışı olmak da kötü olmak değildir. biz ağar abileri de severiz hem... böyle paçalarından su çıkan abilere biraz alışmamız lazım...

rüştü'm ben hala mironi yapıyorum sakın alınma...
olsa dükkan senindi inan ama elimden gelen bu kadar...

muhabbetle...

Gönlüm'den Genç'e...

gönül der ki,
yazarın bu samimiyet havasıyle dolu olan iç'ini bizlere açması ne güzel !

ve gönül,
hatanın nasıl bir şey olduğunu;
eller tutulur, gözle görülür bir şey olup olmadığını sorgular;
aldığı nefesle verdiği nefes arasındaki zamanın hesabını nasıl vereceğini düşünürken,
bu yazı ağırlığına ağırlık katmıştır...

şeytanın namazda dudaklarındaki kıvrımları gösterecek derecede yakınlaşması, biz müslümanlar için ne kadar zor ve vesveseli bir haldir, âh !...ve âh, yüreciğim o denli sızlar ki, yürürken bile sehiv secdesi kılabilir miyim gibi anlamsız sorular üretir...

ve gönül, ayşegül genç isminin kaleminden dökülen yazıları takip etmekte yanılmadığını anlar...ve teşekkür eder...
ve daha önce yaptığı
"hece vezni ile şiir
-ismet özel'i sevmek/sevmemek
-yunus emre bahsi" konusunda yazdıklarına da imzasını atar...

saygılarıyla....

namaz

sevgili Aise, son iki yazininda icsel oze ait olmasindan dolayi bundan sonraki yazilarin ilgi ile beklememe sebebe olacak, bu yasta bunlari yazarsan bizim yasimizda evliya olursun galiba :) arada unutuyoruz bizi kendimize getirecek cumlelerini bekliyorum

ellerin dert gormesin.

Aşk hâli bu olsa gerek

Evet; aşk hâli bu olmalı... aşık, maşuğunun aşkına layık olabilmek için ne kadar da paralar kendini... önemli olan Ona layık olup olduğunu bilmek değil, layık olsa bile bunu bilmezlikten gelerek daha da çok vermektir kendini aşk... mahvolmak, fena olmak... kendi derdini unutup aşk'ın derdine düşmek... bu ıstırab, aşk'ın ateşidir işte! yakdıkça olgunlaştıran...

Yanlış hatırlamıyorsam Peygamber Efendimiz (sav) "namazını kim aklına bir şey gelmeden kılarsa ona hırkamı vereceğim" demiş, sonrasında da dört halife sırayla namaz kılmışlar ama hepsi de namaz bitimi mahzun ve mahcub bir halde "yapamadım Allah'ın (cc) resulü, aklıma bazı şeyler geldi namazda, dediğin gibi namaz kılamadım" diyerek hallerini ifade etmişler.

Mehmed Zahid Kotku (rha), her namaz sonrası üç defa "estağfirullah el aziym..." demenin hikmetinden bir parçayı şöyle anlatıyordu bir sohbetinde; "şimdi biz namaz kıldık sonra Allah'a tevbe ediyoruz. peki biz kötü bir şey mi yaptık da Allah'tan özür diliyor, tevbe ediyoruz. aksine sevaplı bir iş yaptık. peki neden bu estağfirullah dememiz? çünkü nasıl ki namazın bir şartı kıbleye dönmektir, kıbleye dönmezsen namazın şartı sağlanmış olmaz. onun gibi gönül de sadece Hakk'a dönmeli, yalnız O'na bağlanmalı... ama bizim namazlarımızda ne yazıkki gönlümüz hep başka şeylere kayıyor; değişik şeyler düşünüyoruz. gönlümüzün kıblesi Hakk'tan gayrı şeylere çevriliyor yani... işte bu yüzden namaz bitimi, "Allah'ım bu namaz sana layık olmadı, sana layıkıyla ibadet edemedim.. beni affet, ibadetlerimi rahmetinle kabul et!" duygularıyla estağfirullah diyoruz... sehiv secdesi unutanlar için de bu sünnet kafi gelir."

Ne mutlu bu yolu kendine derd edinenlere!

Secde

Secdede 'Batarım'
Alnım Kararır...
Ötelere Doğarım
Yüzüm Nur!

kulu, Rabbine yakın kılsın da adı farketmez sûcud'un...

son kale

İslam bağları bir bir çözülecek. Biri çözüldükçe insanlar ondan sonrakine yapışacaklar. İlk çözülen, hüküm (ilahi nizama uymayan hükümle hüküm vermek), en son çözülen ise namaz olacaktır.
4293-RAMUZ'ÜL EHADİS

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...