- Bakın şimdi bunu da hurafelerle açıklarlar!
- Şans işte! Başka ne denir!
- Futbolun ilahları böyle istedi!
- Çalışmanın sonucu bu, istemenin azmi! İnsan isterse yapar!
__________________
İsimlerin insanlar üstündeki etkisine inanır mısınız bilmem ama ben inananlar tarafındayım. Her olay karşısında her daim ümidvar olmam ismimden olsa gerek. Küçükken mesela 3-0 mağlub sürdürdüğümüz bir futbol müsabakasının 90. dakikasına kadar ümid beslerdim, dört atıp da yeneriz diye. Gerçi o zamanlar genelde bu ümidim "fos" çıkmıştır da hep üzülmüşümdür.
Fakat ne yalan söyleyeyim Türkiye Milli Takımının yapmış olduğu son futbol maçlarında mağlub duruma düştükten sonra hiç birinde bu ümidimi koruyamadım. Her defasında “eyvah, maç gitti” psikolojisiyle seyrettim kalan dakikaları. Ne var ki bu defa da beni mahcub etti milli takım!

Gerçekten bu maçları mantıkla, taktikle, sayısal bir şeylerle açıklamanın imkanı yok gibi gözüküyor. Hadi galib gelinen ilk iki maçı açıklarsınız belki de o son maçı nasıl açıklarsınız! Dakika 119’da gol yiyorsunuz, spor yazarlarının “aman Rüştü, sen hep ellerinle topu kullan, ayaklarınla kullanma” dedikleri Rüştü öyle bir orta yapıyor ki top Semih’in önüne düşüyor, çektiği şut da iki savunma oyuncusunun arasından sıyrılıp kalenin çatalına/doksanına gidiyor! Basketbolda son saniye sayılarına alışkınız ama futbolda son saniye golü hele de galibiyete yol açan bir son saniye golü nadirdir, çok kıymetlidir.
İsteyen bu durumu istediği şekilde açıklasın. Ama lütfen şunun da hakkını versin; bu durum bir inanç işi, dua işi! Bu iş Allah’ın işi! Elbette çalışma, mücadele, ter… hepsi kabul! Ama yüreklerin duası, anaların duası, futbolcuların da imanı/inancı varsa ancak tamam olur. Ne diyordu insanların en güzeli; “kaderin önüne geçebilirse ancak dua geçer!” Dakika 122’de kaderin önüne geçen şey yoksa dua’mıydı?
Sahaya çıkarken dudakları kıpırdayan, penaltı atışlarında okuyup üfleyen futbolcular... Maçlardan sonra futbolcuların açıklamalarını okuyun lütfen; mesela Nihat demiş “Allah’a şükürler olsun”; Arda’nın açıklaması “şimdi Allah’a şükür zamanı”; Semih de şöyle demiş "Allah'ın verdiği güçle vurdum…” Yani çalışmanın, duanın yanında elbette inanmak da önemli idi. Bu futbolcu arkadaşlarımız da bu inanca sahibmiş demek ki! Özellikle Hırvatistan maçı sonrası Yunanistan ve Macaristan basınında atılan gazete manşetleri de ilginç; “Allah hep Türklerle; Allah onlara yardım ediyor”
İçeriden de dışarıdan da bu kolaylıkla anlaşılabiliyorsa o zaman bazıları neden hâla bunu görmezden gelir, görmezden gelinmesini ister anlamak mümkün değil. Neden Allah’ımıza karşı bu kadar lakayt kalırız. Mesela lig mücadelesinin son haftası için Milliyet yazarı Hasan Cemal şöyle bir cümle kurduğunu okumuştum; “Bu saatten sonra Galatasaray’ın şampiyonluğunu Allah bile engelleyemez!”
Bilmem ki bazılarının Allah tasavvuru nasıl! Allah’ın her yerde tasarrufu olamayacağını mı sanıyorlar? Ya da “burası futbol sahası, burası sinema seti, burası üniversite bahçesi burada Allah’ın idaresi yoktur, O’nun yetki alanları farklıdır, buralarda bizim sözümüz geçer” diye mi düşünüyorlar?
Bunun hurafeyle alakası yok ki! Gerçeğin ta kendisi… Bir misal vermek istiyorum bu konuyla alakalı; “Yıllarca İngiliz egemenliğinde kalmış bir ülkede başbakan bir davet verir. Davete diğer bakanların yanında Sağlık Bakanı da katılmıştır. Ülkenin sevilen kanaat önderleri/şeyhler de vardır yemekte. Yemek esnasında başbakanın kızı hastalanır. Hemen yardımına koşarlar. Şeyh efendi başbakanın ricasıyla kızı için dualar etmeye başlar. Sağlık Bakanı hemen müdahale eder; “bu çağda hâla böyle hurafelere inanıyorsunuz; ilim var fen var! Nedir bu sözlerden, mistik güçlerde meded ummak!” Şeyh efendi bakana doğru döner ve der ki, “Biz adam olanları bakan yaparlar sanmıştık. Böyle eşek gibi inatçı kişilerden de mi bakan oluyormuş” gibi birkaç cümle söyler. Bakan tabi kıpkırmızı kesilir. Şeyh efendi durumu hemen toplar; “görüyorsunuz ya bakanım, şahsınıza etmiş olduğum birkaç kelam ile nasıl da nabzınız hızlı atmaya başladı, tansiyonunuz yükseldi, yüzünüz kıpkırmızı kesildi ve moraliniz bozulup öfkelendiniz. İşte bunun gibi nasıl ki kötü sözler insana olumsuz tesir eder aynen güzel sözler de insan ruhu üzerinde olumlu bir etki oluşturur”
Evet, buna günümüzde sinerji diyorlar, pozitif düşünmenin gücü diyorlar. Ne derlerse desinler fakat buna inanmak gerek! Duaların, güzel söz ve düşüncelerin belli bir makamca kabul edilip güzel sonuçlara yol açabileceğine inanmak gerek.
İşte bu duaların, güzel düşüncelerin etkisiyle belki dünya bizi konuşuyor. Belki bu defa karışımın bütün malzemeleri tam ölçüsünde, tam kıvamındaydı. Reçete tamdı yani!

Şimdi önümüzde finale giden bir maç var. Futbol, sadece futbol değil. Bunu artık biliyoruz. Ama bir yorumcunun da dediği gibi bu şampiyonada Türkiye de artık sadece Türkiye değil! Dünyanın çoğu ülkesinde bize karşı bir sempatinin olduğu bir gerçek! “Türkiye gol atınca” diyor gazeteci, “yanımdaki Korelilerle, Çinlilerle sarıldık. Tunuslu gazeteci en az bizim kadar sevindi.” Arab dünyası, Türk dünyası, Balkanlar, Osmanlının geçtiği yerler, sömürge olarak kullanılan devletler… hepsi ama hepsi ayakta! Çünkü Türkiye büyüklere kafa tutan, mücadele eden, başarıların elde edilebileceğini gösteren bir Müslüman ülkenin takımı! Her şeye rağmen bu böyle!
Keşke demeyi sevmiyoruz ama keşke bu başarı bilimde, sinemada, tıpta da ... vs. gelebilseydi. Ama şimdilik saha dışındaki kurallarıyla, kumarıyla, kara para aklamasıyla tasvib etmediğimiz futbolla yetiniyoruz. En azından bize ve bizim gibilere özgüven verdiği için!
Almanya maçı sonrasında da “Bak şu Allah’ın işine!” demek ümidiyle…
Yorumlar
Duaları Kanalize ederken..
Çar, 25/06/2008 - 10:32 — Fatih ÇobanEvet Allah'ın yardımı iman edenlerle beraberdir.
Ancak hangi alanlarda ve nasıl gelmesi bizleri dagha çok sevindirir ?
Ya da bizim istediğimiz dünyevi ve islama herhangibir hizmeti olmayan bir milli mücadele mi yoksa Hem dünyamızı hem ahiretimizi bereketlendirecek bir yardım mıdır?
Evet Allahın yardımı Türk milli takımı ile birlikte olmuş olabilir , ancak bence yardımı bir kavimler mücadelesi olarak gördüğüm bu gibi şeylerde isteyeceğimize O Kudreti sonsuzdan , bize hakkıyla islamı yaşayabileceğimiz ve yaşatabileceğimiz bir kavimler yönetimi yapabildiğimiz Dünya nasip etmesi için dua edelim.
Futbol sonuç itibariyle ne kadar cengaver iman kahramanları da oynasa bir spor mücadelesidir , fazlasıyla üstün görmenin bir mantığı olduğuna inanmıyorum . Bu uğurda aşırı ağlamanın veya aşırı sevinmenin gereği olmadığı gibi; bunun mükemmel bir yardım olduğunu düşünmenin bir anlamı , faydası olmakla birlikte , yardımın farklı şeylere kanalize edilmesi için farklı dualara ihtiyacımız olduğunun bilincinde olmamızı umuyorum.
Dua güçtür! Buna ihtiyacı olan İslamın mazlumiyetidir şu anda.
Selamlarımla..
bu ay hilal'i takib edin
Çar, 25/06/2008 - 12:58 — Ümit Demirhaklısınız fatih çoban, size katılıyorum! blogun konu kardeşi olan yazının altında girilen yorumlardaki akif emre'nin önemli tespitlerine de katılıyorum. hakan albayrak'a haşmet babaoğlu'na, cahit koytak'a, tarık tufan'a ...vs. da katılıyorum. kendime de, sana da, ona da katılıyorum... herkes baktığı açıdan, gördüğü yerden dolayı çok haklı, çok!
ikinci maçı annem ve ağabeyimle seyretmiştim. ilk gol oldu annem bana gol sonrası sordu, "sen niye bağırmadın, sevinmedin!" cidden çok soğuk maç seyrederim. maç esnasında ağzımı açtığım sayılıdır. neye aşırı sevindiğim, neye aşırı üzüldüğüm önemlidir çünkü kalbimin sağlığı için! kaynağı Mevla'dan gayrı olan sevinçlere ve üzüntülere mümkün oldukça uzak durmaya çalışırım. ya da -işte, sizin de bildiğiniz gibi- bir kardeşim silah altında inlerken, diğeri yiyecek ekmek bulamazken, beriki hapishanede çürürken...vs. aşırı sevinçler benim gönlüme dokunur, boğazıma tıkanır kalır. hasılı kelam her türlü şeyin aşırısından korumaya çalışırım kendimi.
futbolla alakalı eski yorumlarımı gözden geçirdim mesela bu blogu sunmadan önce! şimdi dedim bana laf atan da çok olur, diye! lakin bendenize ya da bu mantıkla yazı yazan diğer yazarlara bu yazıları yazdıran sebebler başka! siz de bir kısmını anlıyorsunuzdur büyük ihtimal!
ben bu yazıyı yazarken futbolu çıkış noktası olarak görmedim. çıkış noktası, duaya inanmayan insanların futbolun ilahlarına inanması oldu! çıkış noktası, dünyanın her tarafında türkiye'ye biçilen tarihi rolün maskesinin bu vesile ile düşmesi oldu! çıkış noktası, insanların Allah'sız konuşmaları oldu! çıkış noktası, bazı mandacılara inat abd'siz de bir şeyleri başarıyormuşuz inancını vermesi oldu! çıkış noktası, mazlum olarak, müslim olarak tek yürek sevinmemiz oldu! ... ila ahir!
bu vesile ile insanları dua ile buluşturabiliyorsak, bu vesile ile ümidi son dakikaya yaymayı verebiliyorsak, bu vesile ile Allah'ın nelere kâdir olduğunu kafalara çakabiliyorsak...vb. güzel olmaz mı! Allah'a yakınlaştıran her güzel olayı nimet görüyorum naçizane.
elbette her şeyin en doğrusunu, en güzelini Allah bilir! bizim kıt aklımız sadece bu dünyaya yansıyan kısmının birazını görebiliyor, gücü nisbetince... mutlak doğruyu O bilir! bizimki hüsn-ü zann ile hareket etmek.
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Ahmet Çakar vs Kazım Kanat
Çar, 25/06/2008 - 11:19 — barış öztürkAhmet Çakar diyor ki:" Dünyanın en iyi kalecesi olarak gösterilern bir kalecinin o topu elinden kaçırma ihtimali yok, ve ekliyor, mistik güçler var." Ahmet Çakar "mistik güçler" olarak açıklıyor ama bahsettiği şeyin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Tabi ki Kazım Kanat hemen atlıyor ve şöyle karşı çıkıyor: "Futbolu bile hurafelerle açıklıyorlar."
Ne diyeyim belki bir gün hurafelere! inanmayanların da yüzü kızarır ve kalp atışı hızlenır.
oldumu şimdi...
Çar, 25/06/2008 - 11:26 — Avni Yavuz (doğrulanmadı)kardeşim tedbire en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde bu yazı olmuş mu şimdi. bu yazıyı okuyan anamuhalefet partisi zaferin iptali için anayasa mahkemesine başvurmaz mı? google'da arama yapan sayın başsavcı bu yazınızı gördüğünde milli takıma kapatma davası açmaz mı? biraz daha layık olmanızı temnni ederdim :)
Hüzünle titreyen kalbe ince bir âh dokunur
Kalbi kırık olanın kalbine Allah dokunur
Full tesettür
Çar, 25/06/2008 - 12:58 — Sakine AkçaBenim oğlan şu son maç evvelinde bana takımı tanıtmaya çalışıyordu.
"Anne sen Semih'in annesini gördün mü?"
"Yok oğlum ben nerede göreyim."
"Annesi full tesettür."
"Ona pür tesettür derlerdi eskiden ama bu full tesettür belki de daha kapsayıcı bir tanımdır kimbilir."
Güldü. Kendi tanımına güldü. Yani daha bize yakın insanların varlığını belirtmeye çalışıyordu.
Gece dedim ki gerçekten full tesettürmüş oğlum. Duası kabul oldu.
Bilmiyorum ne haldeyiz gidiyoruz gündüz gece...
Allah sonumuzu hayr eylesin ,yÂr ve yardımcımız olsun.
Sizin bakış açınız da haklı muhakkak
Çar, 25/06/2008 - 14:27 — Fatih ÇobanEvet o açıdan baktığımız zaman gerçekten dini boğazlarından aşağı geçirmemişler ,ya da geçirme isteği dahi duymayanlar duanın gücüne inanmayacaklardır ,
ki inanmıyorlar da ..
Bu açıdan iyi bir tespit yapmışsınız . :Tebrik etmek istiyorum .
Ayrıca 'Futbolun ilahı' gibi ifadeler ne kadar elfaz- ı küfür ( küfre düşüren sözler ) olduğu ven e kdara umarsızca kullanıldığı açıkca görünüyor ,
Ben eskiden bi futbol hayranıydım tam olarak gerçek dini görüp benimsemeye nacizne başlayandan beridir , futbol karşılaşmalarını seyretmiyorum dahi seyrettiğimde de çok isteksiz oluyorum sizin gibi . Bunun nedeni sevinilmesi ya da üzülmesi gerekilen bunca şey varken buna yer kalmaması nispeten..
Dilipak, "Kral çıplak" diyor.
Çar, 25/06/2008 - 19:33 — Ömer Faruk TokatFutbol, bir din ya da put mu?..
25 Haziran 2008 Vakit
"Bir zenci, diğer bir zenciyi dövüyor.. Hani spor olsun diye! Karşıdaki Hıristiyan diye biz bizimkinden yana oluyoruz.. Peygamberimiz insanları yüzüne vurmayı yasakladığı halde! Tamamen duygusal, kompleksli bir ruh halinin eseri şeyler. Ulusal heyecanı besleyen Pragmatizm, ilkelerimizi çürütüyor..
O maç gecesi görecektiniz.. Lübnan'dan, Filistin'den, Irak'tan beter bir durum.. Bir yerden değil, her yerden silah sesleri geliyor. Bir uçak, bir de top yok; hepsi var yoksa...
Arabası olan atlıyor arabaya, ellerinde bira şişeleri ve bayrak sabaha kadar sokaklardaydılar.."
"Bilmiyorum ve sadece korkuyorum.. Ben o gün sokaklarda değildim, yarın da olmayacağım. “Allahım bizleri bağışla” diye dua ediyor olacağım ya da eğer silah sesleri susarsa o saatlerde uyuyor olacağım. Ya da bizim Yusuf Kaplan Nietzsche’nin “Deccal”ini okurum, daha iyi bir şey yaparım. İsteyen izler.. Bu da onun özgürlüğü.. Herkes benim gibi düşünmek zorunda değil, ben de onlar gibi"
Yazının tümünü şurada okuyabilirsiniz.
şükr bitti
Per, 26/06/2008 - 10:13 — Ümit Demirher galibiyette karmaşık duygularımız oluyor. yensek bir türlü yenilsek bir türlü... dilipak'ın yazısında anlattığı sebebler yüzünden iyi ki bitti diyorum.
şu, duayı görmezden gelen kesime karşı da ne desem bilemiyorum! gelen yorumlar üzerine belki, fatih terim ve rıdvan dilmen de dua karşıtı gruba katılmışlar sanki. ayaklar altındaki bir dosya kapağından meded umanlar neden âlemlerin yaratıcısından yüz çevirirler, O'nu pasifize etmeye çalışırlar; o da onların çelişkisi!
bu da işin reklamı...
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Dine karşı din...
Çar, 25/06/2008 - 21:20 — Nevin CesurMedyûn
Duanın gücüne inanmayanlar, hurafe diyenler... en zor anlarında ne yapıyor dersiniz; dua ediyorlar. Şeriati'nin deyimiyle 'dine karşı din' inançsızlıkta bir inançtır aslında. Keşke farkında olsalar da Bâki olana inansalar, en azından fakr olan benliklerini güçlendirebilseler. Milli takımımızla ilgili yorumlara bir bakın; "birlik, beraberlik, kardeşlik". Tartışılır bir birlik bence. Neden sadece maç konusunda birlik, çünkü adamlar zaten futbol delisi, takım da milli takım olunca en azılı vatan sever oluyorlar. Eğer bugün insanımız ben kavgasına düşmüşse, vahdet yok demektir. Dikkat edin etrafınıza, kendinize...hep ben hep ben. Yanlışta olsa bizim düşüncemiz en doğrusu kendi nezdimizde. Kapatmışız kapılarımızı farklı düşüncelere, farlı zevklere, ilgilere...Konuyu biraz dağıttık ama anlatmak istediklerimiz anlaşılmıştır umarım. Öz itibariyle; tek isteğim sadece futbolda birlik değil (çünkü bu nefsin hoşuna giden bir durum; ilgi alanı açısından, milli duygu açısından, ırk açısından...), halkımızın yararına uygun olan her durum konusunda inşallah birlik içinde oluruz.
Bakmayın siz bu hurafe diyenlere
Yaşantılarına bakıp gelseler bir kendilerine
Senden benden çok inançlı olurlar Rabb-i Rahim'e
Farkında değiller, ya da işlerine gelmiyor ama
İnşallah bir gün yürüyecekler Hakk'ın izinde.
(Yazıyı hazırlayan kardeşimizin ismine istinaden bizde ümitliyiz Allah'ın izniyle)
terim de mi brifing aldı :)
Pzt, 30/06/2008 - 10:44 — Ümit Demirönce...;
Haber 1 - “Oyuncularımı soyunma odasına ‘Allah utandırmasın’ diye gönderiyorum” diyen Terim şöyle konuştu: “70. dakikanın ardından yazdıklarınızı çöpe attığınız için kusuruma bakmayın. Benim odamda bir yazı var, ‘Mucizeler zaman alır’... Turnuva sürecinde de bu tip rahatsızlıklar vereceğimizi özür dileyerek şimdiden belirtmek istiyoruz.”
sonra...;
Haber 2 - Futbolda mucize diye bir şey tanımadığını dile getiren Terim, şöyle konuştu:
“Mucize ve şans diyenlere gülüyorum. Einstein, (her şeyi mucize olarak görüp yaşayanlar ve hiçbir şeyin mucize eseri olmayacağına inananlar) diye iki gruba ayırıyor insanları. Ben ikincisine inananlardanım. İnançlı, azimli bir takım yarattık.
***
bu arada gelişi güzel kullanılan mucize ne demek bir bakalım; "Mu'cize kelimesi Arapça olup (A-C-Z) kökünden türemiştir. İcâz'dan (âciz bırakmak) ism-i fail olup sonundaki "ta" mübalağa içindir. Lûgatta; karşı konulmaz, insanı âciz bırakan hârika mânâlarına gelir. Çoğulu mu'cizâttır. İslâmî ıstılâhta: "Münkirlere meydan okuduğu sırada peygamberlerin ellerinde, nübüvvet davalarında doğruluklarını isbat için, Allahû Teâla (cc) tarafından tabiat kanunlarına muhalif olarak yaratılan hadisedir ki, benzeri başkaları tarafından getirilemez." şeklinde tarif edilmiştir. Nübüvvet dâvâsından çok önce veya çok sonra meydana gelmez. Zira, ortada nübüvvet davası söz konusu olmadan, inkârdan veya tasdikten bahsetmek mümkün değildir." devamı verdiğimiz linkten okunabilir.
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Maalesef; o da dinî romantik bir şey sanıyor.
Pzt, 30/06/2008 - 11:42 — Alper SelçukSıkıntı içindeyken Allah'ı hatırlayan insan,sıkıntı geçince unutur ya. Kendisinden kaynaklı sanar olağandışılıkları.Ama esas sebep;onun sadece futbolcu-teknik direktör olduğu,bu alanda uzman olduğu ve din algısının diğer kendi alanlarında uzman olanlardan çok daha gelişmiş olmadığı gerçeğidir. Maalesef; o da dinî romantik bir şey sanıyor.
Alper SELÇUK
bu dua suç olur :)
Pzt, 30/06/2008 - 17:05 — Ümit Demirhaber;
Edinilen bilgiye göre, Cumhuriyet Başsavcılığı, kentte yerel yayın yapan bir radyonun etkinliği kapsamında, dün Erzurum Halk Eğitim Merkezinde ''toplu dua seansı'' gerçekleştirildiği iddialarıyla ilgili soruşturma açtı.
Soruşturma kapsamında toplantının görüntü kasetlerinin incelendiği öğrenildi.
30 6 2008
AA
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Bu kavga çok sürer!
Salı, 01/07/2008 - 08:11 — Mehmet DemirciYıllardır,bu kavga sürer gider."Dua ile mi başardık,çalışma ile mi başardık" kavgasından bahsediyorum.Kavganın iki tarafı arasındaki mücadele bir türlü bitmez.her başarı sonrası bu yaşanır.2002'deki dünya kupasında da "imanlı" "imansız" kavgamız vardı.
Doğrusu bu konuda dinle alakası olmayanlara hiç bir şey söylemeyeceğim!"Ancak dua ile başardık" diyen dindarlarımızın klasik din-iman algısına bir çift sözüm olacak.
Ey dindarlar,diliyle dua edene Allah veriyor da,çalışan kendi mi alıyor?Allahu teala "Halık-ı külli şey" değil mi?Başarıyı o yaratmıyor mu?Başarıyı belli sebeblere müracaat şartına bağlayan o değil mi?
Demek ki,sebeblere müracaat eden de başarılı olmak için dua etmiş oluyor.Bediüzzaman bu dua türüne "fiili dua diyor",dilimizle yaptığımıza da "kavli dua " diyor.
Bu ayrıma müracaat etmediğiniz sürece tevekkül,dua,çalışma arasındaki ilişkiyi çözemezsiniz.
Dünyada küfrün gelip dayandığı bu noktada "Çalışalım mı-dua
mı edelim" sorunsalına Bediüzzaman'ın verdiği cevabı vermezseniz bırakın muhatabınıza bir şey anlatabilmeyi,modern eğitimle iğdiş edilmiş kendi aklınıza bile söz geçiremezsiniz.
Tüm mesele çalıştığımızda verenin sebebler değil,Allah olduğunu idraktan başlayan tevhidi bir formatı beynimize atabilmekte!
http://www.karakalem.net