Her şey izlediğim bir haberle başladı...
Aslında başlamadı, zaten olan bir şey artık iyice iyice boğmaya başladı beni..
Atv'nin anahaber bülteninde Antalya yakınındaki bir beldemizdeki kadınlardan bahsediyordu haber..
Şöyle diyordu spiker "Yörenin erkekleri kadınları denize sokamayınca çareyi onlara havuz yapmakta buldu"* "Ama önce günün ilk saatlerine gidelim.." Kadınlar bütün işleri yapıyorlar.. Bu sırada görüntülenen inekler, tarlalar ve çalışan kadınlar... Kadınlara bir havuz yapılmış.. "Ama havuza mayoyla değil, şalvarla, başörtüsüyle giriyorlar." Evet kadınlar şalvarla, başörtüleriyle havuzdalar...(1-2 kadın)
Ve kadına soruluyor; mayo giyer misiniz diye.. "Olsa giyeriz emme nerden bulacan, erkekleri ne yapcaz?" Kadınların şikayetleri erkekler imiş.. Ve havuzun küçüklüğünden şikayetçi kadınlar.. En sonunda sarfedilen cümle beni vuruyor: (havuzdaki şalvarlı, başörtülü kadınların görüntüleriyle birlikte) "Kim bilir, bir olimpik havuzları olsaydı, rekorlar kırabilirlerdi belki de.."
Nasıl da dalga geçtiler... Erkeklerden utanan ve kıyafetlerini çıkarmayan kadınlarımızla...
Dikkat etmeyen ve önem vermeyenlerin yüzünde bu görüntüler eşliğinde verilen bu cümleyle bitirilen haberin sonunda bir gülümseme oldu.. Bense çok sinirlendim..
Ki o sırada başka bir haberi tanıtmaya başladı spiker hanım.. "İngilizler, Fransızlar, Almanlar derken Antalya (bodrum da olabilir) İranlı turistleri ağırlıyor.."
Ne ?! dedim.. İnanamadım.. İnanmak istemedim.. Bu sırada görüntülerine geçildi haberin.. İranlı erkeklerin mayo(!)larıyla rus revülerinin arasındaki dansları gösterildi bir süre.. Ve İranlı kızların bikinileriyle müzik eşliğinde dansları.. Şöyle diyordu haberi anlatan: "Kimi mayosuyla bikinisiyle eğleniyor, kimiyse başörtüsüyle havuz başında... İranlı turistler....."(devamını dinleyemedim görüntülere takıldığımdan.. Kulağıma çalınan sayılarının arttığı oldu sadece) Kızların ve erkeklerin müzikle azmalarını gösteriyordu "Bu sefer hepsi pistteydi, çünkü çalan onların şarkısıydı" derken.. Ve (güya) başörtülü kadınları gösteriyordu.. Bir bikinili kıza sorulmuş, ülkesindeki durum.. Kız diyor ki, ülkemi seviyorum, her ülkenin kendine göre kanunları var.. Gerisi kesiliyor hızla, öğrenemiyoruz.. "Bir adam başörtülü eşiyle birasını yudumluyor".. Bir süre sonra devamı geliyor.. "Ama bira alkolsüz." Hıı diyoruz, içimiz rahatlıyor (!!)
Nefret ettim, iğrendim başörtüsünün özellikle her yerde gözümüzün içine sokulmasından.. Dalga geçilmesinden..
Geçenlerde duydum radyoda, alkollü kadınlar, gece barlardan çıktıktan sonra polislerin durdurmaması için torpidodan çıkardıkları başörtüleri takıyorlarmış..
Gazeteyi açtım.. Yenişafağın 2. sayfasındaydı haber: heryerde yasak tartışmaları devam ederken Londradaki Southgate Koleji tanıtımlarında başörtülü kız fotoğrafları kullanmış.. Haber İngilterede başörtüsünün okuyan için de çalışan için de serbest olduğunu anlatıyordu ancak ben yine o fotoğraflara takıldım..
Ve bıktım..
Başörtüsünün kullanılmasından bıktım! Yeter! Midem bulanıyor! Kanal(izasyon)lar beni sokakta görseler türbanlı derler.. Tarladaki kadına başörtülü diyorlar. Sonra diyorlar ki bizim başörtüsüyle sorunumuz yok! Biz türbana karşıyız..
Yani örtünle kapıcı olabilirsin, temizlikçi olabilirsin, hademe olabilirsin, tarlada çalışabilirsin.. Ama doktor olamazsın.. O zaman Atatürkün laikliğine aykırısın.. Ama başını örtüp, yerleri sildiğinde bir devlet dairesinde aykırı değilsin laikliğe..
Zaten bir de esrarengiz bir kamusal alanımız var.. Teziçin açıkladığı.. Hani diyelim ben Teziçle yürüyormuşum parkta (Allah korusun) polis gelmiş, kimliğimizi sormuş, ben çıkarmışım, polis demiş ki sizi fotoğraftakine tam benzetemiyorum.. O anda etfartan dumanlar içinde bir şey belirmeye başlıyor, çocuklar sağa sola kaçışıyorlar, kaçııın kamusal alan! Evet işte o anda kamusal alana girmiş bulunuyormuşuz birden bire.. Dalga geçmiyorum Teziç diyor "O an birden bire kamusal alan oluşmaya başlar" diyor.. Park artık kamusal alan.. Eskiden neydi.. Bilinmez..
Türbanın kimi çevrelerce kullanıldığını iddia edenler türbanı en çok kullananlar oluyor..
Yeter! Bıktım! İnanarak taktığım örtümün önüne gelenin ağzında kirlenmesinden bıktım!
Müslümanların buna gerçekten bir çare bulması gerekiyor..
Kurandaki başörtüsü ayetleri tavsiye ayetleri, kurban gibi.. Fakat kurban sünnet, örtünme farz.. Çünkü peygamberimiz ısrarla bunu kadınlara uygulatıyor.. şimdilerin degaje dedikleri bölgeyi açıkta bırakarak örtünen kadınların oralarını da kapatarak örtünmeleri sağlanıyor.. Başörtüsü sadece İslama özgü değil. Kendilerine başörtüsü yasağı gelen Yahudi kadınların başlarını sıfıra vurdukları olmuştur tarihte.. Ki rahibeler de bizim basınımızın adlandırışıyla kara çarşaf giymektedirler..
Daha önce söylediğim gibi ben şuan baktığımda dünyada Müslümanların özgürlüğünü iki şeyin temsil ettiğini görüyorum, yahut üç.. (başka yoktur demiyorum. Ben temel olarak bunları görüyorum, ekleyebilirsiniz de.. ama çıkaramazsınız)
Birincisi Filistin.
İkincisi Başörtüsü..
Üçüncüsü petrol..
Bu üç şey özgür ve serbest olduğunda dünyada Müslümanlar da özgür olacaklar sanırım.. Asıl önemli olan nokta ise: bunlar serbest olmadıkça Müslümanların asla özgür olamayacakları...
Asıl konuma dönecek olursam, iğrenç kelimelerinizden bıktım artık.. Çekin örtümüzden ellerinizi... Bahanelerinizden bıktım.. Bir çare bulunmalı diyorum.. Bir çare..
Bir çare bulmalıyız buna.. Bir çare...
Farklı insan muamelesi yapılmakta.. Birisi haberde geçecekse ve başörtülüyse bu mutlaka bildiriliyor..
Farklı bir şeymiş gibi davranılıyor onlara.. Elbette bu da bir politika.. Bezdirme politikalarından sadece biri.. Ben yemem desem de, bu sefer de bunlardan etkilenenleri düşünüyorum.. Hep aynı gerekçe: örttüğünüz bir simgedir.. simge yasaktır..
Başörtüsü simge midir, değil midir?
Evet bir simgedir.. Çok radikal gelmeyeyim size.. Öyle de değilim zira.. Açmak, açıklamak lazım..
Ama konum bu değil.. Bu yüzden açmayacağım da.. Cemaat de ben de hazır olduğumuz zaman bu konu üstüne bir blog yazacağım inşaallah...
* " " içindeki yerler aklımda kalan metinlerdir.. Ufak kelime değişiklikleri olabilir..
baki selamlar...
Yorumlar
Muz gibi soy..
Cum, 06/08/2004 - 01:37 — Nuh A. TUNAATV ve bu yönde yayın yapan kanalar bu tür haberleri hep yapıyor..
SEYİRCİLERİ HEP KARŞILAŞTIRMA MANTIĞIYLA ALT EDİYORLAR.Ağır bir tahrik var...insanları kendileri gibi düşünmeye çağırıyorlar..kendileri gibi diğer insanlara yorum yapmayı teşvik ediyorlar....Tesettürlü kızlar,kadınlar,bizi dinleyin..bakın size ne anlatacağız..Bunu takarsanız kamusal alana giremezsiniz.sizlerin birçoğu gençsiniz,gençliğinizi yaşamak zorundasınız.Açılın,saçılın hem siz eğlenin hem biz eğlenelim.Gelin gelin diskolara , barlara koşun.Deşarj olun.Bizim de gözümüz gönlümüz bayram etsin,hem güzele bakmak da sevap değil mi?Bak ne güzel oldu kızım açılınca..Güllerin açıldı vallahi.Ayrıca senin fiziğin de hiç kötü değilmiş.Seni manken yapalım,fotomodel yapalım,olmadı bir dizide rol verelim,ünlü ol..
Çok yaşa emi...Ne güzel şeyler söylüyorlar değil mi?Önümüzde Bircan Pekcan(adını yanlış hatırlıyor olabilirim) gibi bir örnek var.Göz kamaşıtırıcı hayatlarla gelen erken bir ölüm.Karaktersizliğin karakter olduğu bir kültür ve bu kültür de teşvik ediyor ki açılın..
Sana ne! Açılsam sana ne ,açılmasam sana ne?
Çağdaş olmak açıklık katsayılıysa doğru orantılıysa en yakınından başla açmaya..sonra kendin açıl..çoluk çocuk ,yaşlı genç ,kız kızan demeden herkesi muz gibi soy,servis yap...
Hey Allah'ım bir erkek olarak bu durum ne kadar kanıma dokunuyor..Hele ki fıtratlarında duygusallığın daha fazla olduğu kadınları hiç düşünemiyorum..
Tesettüre girmezsin ama saygı duyarsın..ben de sana saygı duyarım..
ama işler böyle yürümüyor..zalim zalimliğini gösterecek ki iyi ile kötü belli olsun vesselam..
yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey...
.
Cts, 07/08/2004 - 21:56 — Elif Kırmızıha bir de örümcek adamın kurtardığı başörtülü teyze fotoğrafı var tabii..
=YAŞAMANI GEREKLİ KILAN; YARATILMANA SEBEP OLAN ŞEYLERDİR!=
=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=
Özgürlük ama nasıl?
Paz, 08/08/2004 - 23:11 — E.Fatih BilgeBu üç şey özgür ve serbest olduğunda dünyada Müslümanlar da özgür olacaklar sanırım.. Asıl önemli olan nokta ise: bunlar serbest olmadıkça Müslümanların asla özgür olamayacakları;
Birincisi Filistin.
İkincisi Başörtüsü..
Üçüncüsü petrol!
Yazıda en çok ilgimi çeken nokta bu oldu.
İfadenin mübdii aslında kavram noktasındaki nüansı çok güzel bir şekilde ayırt etmiş: 'özgür' ve 'serbest'. Konumuz bu değil ama bu iki kavramın ayrım noktasına da dikkat çekmek isterim.
Öncelikle yukarıda saydığı hususlarda bütün olarak aynı noktaya ulaşma ihtimalimiz olsa da bu şekilde yani sorunu üç farklı ve alanları açısından temel olan noktalarda indirgemek hem 'özgürlük' kavramının hem de 'özgür olma' kavramının birey açısından algılanması hususunda sakıncaların olabileceğini söylemek isterim.
Birinci önermeden yola çıkacak olursak, İsrail'in devlet kurma projesi her ne kadar arz-ı mevud meselelerinden dolayı yüzyıllar öncesine dayansa da modern manadaki İsrail devleti projesinin 1948 yılı itibariyle gündeme geldiğini görüyoruz. Filistin sorunu bu tarihten sonra hep kanayan yara olarak devam etmiştir. Hatta Arap-İsrail savaşları Filistin halkının özgürlüğü için çıkmıştır. İsrail elinde bulundurduğu NBC (Nükleer Biyolojik ve Kimyasal) silahlar sayesinde Filistin'i 3-5 günde yok edebilir. Ancak burada İsrail'in önemli bir stratejisi ortaya çıkıyor ve Filistin İsrail için hep bir sorun olarak kalıyor. Şimdi İsrail Filistin'i yok etmek istemiyor çünkü dünyada oluşturulan silahsızlanma hareketleri (özellikle NBC) noktasında İsrail'e NBC'yi edinme hususunda bir meşruluk getiriyor. Filistin'in bir sac ayağı olarak kullanıldığını düşünüyorum. Filistin'e özgürlük demek Kudüs bölgesinde silahsızlanma demektir.
Başörtüsüne özgürlük, AİHM'nin kararıyla Türkiye boyutunu aşmış Avrupa ile bütünleşmiştir. Başörtüsü ile özgürlük ilişkisi bana göre Müslüman toplumların özgürlüğü olarak görülmemeli. Konuya insan hakları açısından bakmak daha doğru olacaktır.
Üçüncü önerme olan petrol 'ki bu önerme BOP'un bölgeyi sevimli hale getirmek istemesinin de menfaat kaynağını oluşturuyor.- özgürleşme noktasında tamamen ilginç sorunları da beraberinde getiriyor. Birinci sorun burada Arap halklarının neden demokratikleşemediği hususunda tezahür edecek, ikinci sorun ise modernleşme kuramlarının eleştirisi noktasında temayüz edecektir. Bunları burada açıklamam saatler alacağı için bütüne geçmek istiyorum.
Müslümanların özgürlüğünden bahsederken nasıl bir özgürlük onu belirlememiz gerekiyor. Hattı zatında Müslüman zaten özgürdür. Batı'nın Müslümanları özgürleştirme düşüncesi tamamen ideolojik bir düşünme sürecinin parçasıdır. Müslümanlar bir taraflarına oryantalizmi yaslayarak diğer tarafa o güzelim gelenekselciliklerini yaslayarak bireysel ve toplumsal özgürleşme yolunda ancak batı gibi özgürleşebilirler. Bu da batı uygarlığının on altı ve on yedinci yüzyıllardaki aydınlanma vehminden ibaret olacaktır. Belki bazı Müslümanlar batı uygarlığının aydınlanma düşüncesini beğeniyordur kim bilir'!
Ben Müslümanların özgürleşme hususunda önündeki tek engelin düşünce donukluğu olduğunu düşünüyorum. Hala küçük fıkhi meseleler üzerinde tartışmaktan vahyin asıl mesajını unutan bir toplum olma yolunda hızla ilerleyen Müslümanlar (Müslümancılar) 'Bu gidiş nereye' sorununu çözmeyi bir türlü akledememişlerdir. Kalbi bir imanın yerini şekli ve göstermelik bir iman alınca 'ben, sen, o' özneleri ön plana çıkmış ve kapitalizmin sunduğu bireyci insan tipolojisine bir katkıyı kendileri yapmışlardır. Modernizmi ya çok iyi yaşamışlar 'değişmişler- ya da modernizme muhalif olmuş 'hiçbir şey yapamamışlardır.- Burada önemli olan husus, Müslümanların kendi kavramı olmayan modernizme ne katılım ne de karşı duruş göstermek yersizdir. Müslüman toplumlar kendi medeniyet kavramlarını, kendi modernizmlerini, kendi aydınlanmalarını kendileri üretmek zorundadırlar. Müslümanlar kendilerinin olmayan ve belirli bir ideolojik okumanın ürünü olan kavramlar konusunda dirençli olmazlarsa işte o zaman bireysel ve toplumsal yozlaşma başlayacaktır. Bundan dolayı 'özgürleşim' hususunda Müslüman toplumların en büyük sorunu yukarıda sayılan 'üç dinamik' değil, 'özgürleşim' olgusunun temelinde yatan Müslüman medeniyetinin ne olduğu hususudur. Bu da fikir donukluğunun giderilmesiyle mümkün olacaktır.
...
çözüm önerisiyle çözülmesinin sonuçları ayrı şeylerdi
Pzt, 09/08/2004 - 07:18 — Elif KırmızıBahsi geçen üç konu hali hazırda karşımızdaki üç problemdir..
Konunun özü bunlar değildir..
Konun özü noktasında Fatih'in fikirlerine katılıyorum..
Elbette ki kişi her şeye önce kendinden başlamalıdır ve ancak kendinden başlarsa etkili ve kalıcı olacaktır..
Benim bahsettiklerimse üç problemdir..
Bunların çözülmüş olduğu bir dünyanın Müslümanlar için daha özgür bir dünya olacağını düşünmekteyim..
Dikkat edilirse çözümleri noktasında bir fikir öne sürmüş değilim..
(Ve çözümleri noktasında Fatihe de katılmaktayım..)
Fakat sadece düşündüğümüzde bile bu sonuca varabiliriz..
Bu üç problemin Müslümanlar lehine çözülmüş olduğu bir dünya düşünün.. Bu dünya Müslümanların özgür olduğu bir dünya olmaz mıydı şuandakinden.. Yani bu büyük problemlerin çözümü(lehte) diğer çoğu küçük problemin de çözümü anlamına gelir bir yerde..
Büyüğünü çözen, küçüğünü de çözer..:)
İnanıyorum ki Müslümanlığın ne demek olduğunu bilen, vahyi kişiliğine oturtmuş Müslümanlar bu sorunları çözeceklerdir..
Aksi halde çözüm gibi görünen şeyler de batılıların kendi çıkarlarına göre ayarladıkları projeler olacaktır..
Başörtüsü konusuna gelince...
Ben başörtüsü özgürlüğünün Müslümanların özgürlüğüyle doğru orantılı ilerlediğine inanıyorum..
Bugün Müslümanların Avrupada en özgür oldukları ülkelerden biri (belki de ilki) Hollanda.. ve Hollandada başörtülü hakim çalışmaktadır şuan..
Fikrimce başörtüsü kadının Müslümanlığının bir simgesidir.. (umarım cümleye dikkat etmişsinizdir.. devriklik bulunmamakta.. kelimeler doğru yerlerindeler.. )
Dolayısıyla kadınların bu durumlarıyla HER ALANDAKİ özgürlüğü, bir o kadar Müslümanların özgürlüğü anlamına da gelmektedir..
Bunu kişisel haklar statüsüne taşıyabiliriz.. Şuan yapılmaya çalışılan da budur..
Fakat bu durumu sadece dini, İslami özgürlük alanında tartışarak çözüme kavuşturmamızdır aslında Müslümanların asıl gücünü gösteren..
Bu olsun demiyorum.. Olmasın da demiyorum..
Dediğim şu ki ; kişisel haklar demek bunların patent sahibi olduğunu iddia eden batı da işin içinde demektir.. asıl sorunsa batının işin içinde olmasında değil batıdan da yardım istenmesi noktasında başlamakta..
Nuray Mert'in bir köşe yazısında dediği gibi (ki tümünün okunmasını tavsiye ederim. 11.11.2003 Radikal)
"Hem dediğim gibi bu konuyu çözmek tek demokratik İslam ülkesi olan Türkiye'ye düşüyor, bu sefer Batı'dan kopya çekmeye heveslenmek boşuna. Çünkü, bu konuda Batı demokrasileri çuvallamış gözüküyor ve bu çok ciddi bir durum. " ..
Yani ki bu durum bir çözüme ulaştırılmalıdır.. Öncelik budur..
Bunun nasıl yapılacağı ise biraz "güce yaslanma" durumu olacaktır..
Bu konu hakkında yazılacak çok şey vardır.. Çok da yazılır.. Ama sonuç hep aynıdır.. Dolayısıyla burada kalayım..
Buyrun...
Pzt, 09/08/2004 - 22:59 — E.Fatih BilgeEndonezya'da güzellik yarışmasına başörtülü olarak katılmış birisi. Halk oylamasında birinci gidiyormuş ama jüri birinci seçmemiş. (PMS)
Yarınlar kadar yakın içimde fırtına
Bu dalgasız deniz durgun aldatır inanma
Yaslanıp gururumun kambur sırtına
Kendime rağmen durmam basar giderim
:(
Salı, 10/08/2004 - 00:42 — Elif Kırmızı1. seçmemiş de ne olmuş..
ikinci yada üçüncü seçmiş..
vah bizim emeklerimiz..
vah bizden öncekilerin emekleri..