Bu sitede daha evvel yayımlanan iki yazı birbiriyle yarışıyor. Biri 16 bin küsur okunmuş diğeri 17 bin küsur. Jerfi QAZAQ beyefendinin Başörtünüzü Çıkarın Çıplak Oynayın yazısı ile İsmail Kılıçarslan beyefendinin Başörtülü Kızlarla Kim Evlenecek yazısı...
Kötü yazılar mıydı? Elbette hayır! Peki, çok okunur olmaları iyi yazılar olmalarından mıdır? Elbette hayır! Peki, neden çok okundular? Çünkü içinde kızlar vardı! Çok Freudisyen durmadım umarım. Oralardan öyle görmek isteyen varsa yanlış yapar...
Dikkat çekmek istediğim noktayı yaşları 30'un üzerinde olanlar hatta 40’a yaklaşmış olanlar hemen anlayıvereceklerdir. Bu yaşların altında kalanlar ise eğer kendimi iyi ifadelendirebilirsem, azıcık sabrederek aşağıdaki satırları okusunlar derim.
Duyurular arasındaki yerini pek bir sessizce almıştı Sami Yusuf konserinin haberi. Dikkat ederim de buradaki duyurular pek öyle aman aman okunmazlar. Eğer bir yorum yazılmışsa hasbelkader diğerlerinin bir buçuk katı daha fazla okunma şansına sahip olur o haber. Değilse 50, 60 bilemediniz 100,200 tık… Tık yok! Bu duyurular arasında diğerlerine nazaran daha bir şanslı olan Sami Yusuf konser haberi ve konser sonrasına ilişkin basın bülteniydi. Yorumlandı.. yorumlandı.. yorumlandı. Yorumlandıkça, sinirler gerildi, keyifler arttı, ‘oh ne güzel koydum lafı gediğine’ ciler dört döndüler. Öteki berikine, beriki öte yandakine, öte yandaki şuradakine, şuradaki yanıbaşımızdakine, yanıbaşımızdaki en nazik yanımıza kadar ilişti kalemiyle. Pes doğrusu.
Gariptir; ana sayfada onca güzel yazı varken onların hiçbirinin kale alınmayıp da bu haberin değer görmüş olması. Ama ne yaparsınız ki bu hep böyle olmuş,zahmeti az olana yönelinmiş, bunun getirdiği kolaycılığın sonu gelmez hazzından kemirdikçe kemirmiştir bazıları. Ne kemirilen kıymete değerdir, ne de kemirme eyleminin kendisi. Kemirene laf söylemeyi de şimdi yazının tam da burasında pek bir anlamsız bulduğumu ifade etmeliyim.
Aslında Sami Yusuf konserinde ya da şöyle söyleyelim konser dolayısıyla oluşan atmosferde bir problem olduğu belli. Tıpkı –ilgili metnin altında yorumlarda ifade bulduğu için söylüyorum- Dino Merlin konserinde olduğu gibi. Aralarındaki tek fark birinin tanıdık İslami formlar -en azından güfte bağlamında- dâhilinde müzik yapıyor olması, diğerinin ise senelerdir pop müzik yaptığını ilan etmiş olması. Bu yüzden ben Sami Yusuf müziği ile Dino Merlin müziğinin birbirinden ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Dino Merlin Aliya'yı söyledi diye bizim için aliyyül ala bir Müslüman olmamalı birdenbire. Ama Sami Yusuf bir iddia ile çıkıyor ortaya. Tutarlı olmak adına, mütevazı olmak zorunda, başı önde dolaşmalı, eşine falan hanım diye seslenmeli, nezaketinden asla taviz vermemeli. Bu yaptığı işin de aynı zamanda bir parçası niteliğinde. Çünkü yaptığı iş onun İslam’ın bir temsilcisi olma hüviyetini yüklemiş durumda. Yapacağı en ufak bir ucuz hareketin İslam’a mal edileceğini iyi biliyor olmalı. Yorumda bulunma ihtiyacı hisseden mihmandarının bu izahlarının bir karşılığı var elbette. Bu bağlamdan hareketle mevzunun hemen herkes tarafından katılımcılar dâhilinde değerlendirmeye alınmasını anlamlı bulduğumu söylemeliyim.
Cemaat okuru hatırlayacaktır; yakın zamanda Dino Merlin konseri özelinde de aynı tartışma alevlendirilmek istendi. Dansöz oynadı, kızlar göbek attı, Bosna bu muydu falan babından… Dino Merlin konserinin organizatörlerinin de elbette söyleyecek sözleri vardır diye tahmin ediyorum. Yaşanan her şeyi susarak karşılamaları konuşulanların yanlış mecradan aktıklarından olsa gerek diye düşünüyorum. Lakin orada eleştirilen şey ile Sami Yusuf konserinde eleştirilen şey arasında biraz da olsa bir fark var. Neticede Dino Merlin konseri ile ilgili sitenin yakından tanıdığı isimler polemiğe girmediler. Konuda kapandı gitti. Lakin Sami Yusuf konserine yapılan dozu biraz da fazla kaçan eleştiriler dolayısıyla Elif Şahin bence biraz acemi organizatör edasıyla savunmaya geçti. Acemi organizatör lafıma alınmasını istemem doğrusu. Acemi organizatör sözü biraz da beri tarafın anlayışını, amatör bir ruhla beklemekte olan profesyonel organizatör anlamında kullanılmıştır. Bu yapılan işin niteliğinde değişikliğe sebep vermez. Ama eminim ki Elif Şahin, bir sonraki konser organizasyonunda bence kulaklarını kapayacaktır bu eleştirilere...
Yapılan eleştiriler genel anlamda bir noktada gelip kilitleniyor; Kızlar! Başörtülü kızlar! Oynayan kızlar! Edepsiz (!) kızlar! Bandanalı kızlar! Sami Yusuf hayranı kızlar! Zıplayan kızlar! Kızlar da kızlar... Kızlar da kızlar... Yani kızlar. Evet kızlar. Şaşırmadınız değil mi, kızlar.
Yanlış mı? Hayır!
Sadece önündeki sıfat değişiyor. Ardındaki esas oğlan aynı; Kızlar!
Bu bugünün sorunu da değil aslında. Mesele; Üniversite koridorlarında birbirine ancak ve ancak ders notu isteyerek, utana sıkıla, kızara bozara yaklaşabilen kadın (bayan demedim dikkat lütfen) ve erkeğin sorunudur. O gün birbirlerinin yüzüne sağlıklı bakamayan temiz yüzlerin çocuklarının sorunudur sorun. Gece yastığa başını koyduğunda bile adını fısıldarken sevdiğinin mahcubiyet duyan insanların çocuklarıdır bugün eleştiriye maruz kalanlar.
Birçok toplantı vardır ki, katıldığım erkek abilerimiz biz üniversite kapılarında bu kızlar için mi mücadele ettik diyip, kot pantolonlu fingirdek kızları gösterip hayıflanırlardı. Çünkü onlar için kız demek, çatık kaşları, dik duruşu, alçacık sesi, siyah başörtüsü ile hızlı adımlarla nereye gideceğini bilerek kararlı yürüyen insanoğlu türevlerinden bir türevdi. Okumalı, çocuk yetiştirmeli, koşturmalı, evi idare etmeli, harcamaları kısmalı, fazla giysisi olmamalı, parti ya da cemaatlerin hanımlar kolu etkinliklerinde erkeklerinin göğüslerini kabartmalı, dünyadan her bir şeyden haberdar olmalı, lakin ne kadar bilirse bilsin erkeğine hakkı ve sabrı tavsiyeye yeltenmemeli.
Gelinen noktada ise başörtülü kızlar, kimileri için, kahkahalarını sokaklardan esirgemeyen, sağa sola adeta yata yata yürüyen, kulaklarındaki tıpalardan homoseksüel, komünist, radikal, repçi, popçu, mühtedi, hiphopçu, latin, v.s şarkıcıları dinleyerek kıpraşıp duran, lanlu lunlu (eskiden len di) hafiften küfüre kaçan sokak ağızlı, yüksek volüm sesli hale büründüler. Sokaklar bu kızlarla dolu bazıları için. (Gözleri neden başkaca kızları görmez? Hayret oysa ki!)
İki ayrı uç, iki ayrı dünya. Ya oraya savruluş, ya da buraya. Böyle değilsen öylesin, öyle olma böyle ol. Her iki durumda da bir sakatlık olduğu bir gerçektir. Sakatlık edilgen durumda olan kızlarda olduğu kadar onları tanımlayan ve olmaları gerektiği hali biçimleyen bakış açısındadır da.
Dikkat edilirse mevzu kızlar özelinde düğümlendiği kadar türban –türban kelimesi özellikle bu şekilde kullanılmıştır- özelinde de düğümleniyor. Bu da mevzunun bir başka yönden görüntüsüdür. Hazret-i Google’a girip bir "türbanlı kız" yazın da ne demek istediğimin ipuçlarını önceden yakalayın. Mevzu nerelere kadar uzanıyor. Gittikçe porno sitelerinin yeni gözdeleri haline dönüşüyor türbanlı kız figürü... Çünkü her şeyi meydanda olanın artık tüketildiği, tüketilmeye müsait başka şeylerin de aranmaya başlandığı bir dönemden geçiyor erotik, porno âlem. Hayvanlar, bebekler, çocuklar... ve şimdi de türbanlılar. 90’lardan itibaren başörtüsünden evirilerek üretilen türban tabirinin aslında başörtüsünün daha doğru bir ifadeyle tesettürün içinin boşaltılması anlamına geldiğini yeni yeni anlıyoruz artık. Lakin artık çok geç. Türban içi boş bir şeydir bugün. Ama başörtüsü asla öyle değildir. Magazinciler türbanı mindere aldılar bile. Sibel Can, Gülben Ergen ne bilim ney arasında böyle bir polemik sürüp gidiyor. Tuba Paşakapısı Cezaevi'nde kendini dine verdi haberleri onun muhtemelen tesettür defilelerinde çekilmiş şuh haliyle birlikte çıkıyor magazin sayfalarına. Demek istediğim türban bağlamından hareketle aslında kadın ön plana çıkarılarak cinsellik vurgusu yapılıyor içten içe. Türbanlı ya da değil.. önemli olan kadınlığı!
Sami Yusuf haberlerini sayfalarına taşıyan üfürükçü medyanın üslubunu gördük hepimiz. Israrla dans eden, kıvıran, deliler gibi aşk içinde salınan hatunlar aradı objektifleri belli ki o gece. Lakin o koz ellerine istedikleri dozda geçememiş olmalı. Bandanalı çarşaflı kadınlar ve gülümseyen keyfi her halinden belli kırmızı başörtülü kızların görüntüsünden başka bir şey geçmedi ellerine. Oysa ne düşük belli pantolon giymiş ince ve mümkünse türbanlı kızlar aramışlardır o gece acar muhabirler. Onlar için orada olan 50.000 kişinin türbanlı olması değildir önemli olan. Önemli olan şey 50.000 kadındır. Hem de 50.000 türbanlı kadın. Gazete sayfalarından aç gözlere sunulacak ve ağızların suyunu akıtacak tam 50.000 kadın bir arada. Süper!
Beri taraftaki durumda pek farklı değil tabi. Bunu malum medya yaptığı kadar İslamcılar da yapıyor. Evet, aynen böyle düşünüyorum. Yeni Şafak ya da Vakit'in ya da bir başkasının başörtüsü bağlamından hareketle yaptıkları diğerlerinden çok da farklılık arz etmiyor. Çünkü bütün meselemizi başörtüsüne endeksleyerek aslında şunu demeye getiriyorlar; Kadınlar! Kadınlar! Kadınlar! Ben burada, hâkim bakışın sahibi erkek tarafında vuku bulan az buçuk aşk acısı, az buçuk kıskançlık, az buçuk sahip olamama hissi seziyorum bazılarını kızdıracak olsam da...
Arkadaşlar;
Türban yerine tesettür anlayışına geçebilecek bir anlayışa sahip olduğunda bizim toplumumuz daha bir yerli yerinde konuşmuş olacağız her şeyi.Türban dişiliği örtmeye yetmiyor, bilakis dişiliği sunuyor. Oysa ki tesettür öyle değildir. Tesettür meselesi bireysel bir mesele olduğu kadar toplumsal bir içeriğe de haizdir. Tesettür örtmek demektir. Yani tesettürün ‘defile’si olmaz. Çünkü -mesela- ne gariptir ki defile Fransızca da açmak, açık olan, kapalı olmayan demektir! Kadın için tesettür dişiliğini evde bırakıp, kişiliğiyle dışarı çıkmasıdır. Erkek için de aynısıdır aslında. Mesela kızları, orda burda zıpladığı söylenen -erkek tabiriyle- hatunları süzüp duran İslamcı erkek tesettüre uymamıştır bence. Gözünü oynaşan zıplak şeylerin orasından burasından alamamıştır netekim! Kaybetmiştir. Nedense bu görülmez. Anlatılmaz erkeklerin yanlışları tanıdık ortamlarda. Namuslu olmak onlara yakışır, namussuzluk ezeli olarak kadınlara!
Sami Yusuf konserinde vuku bulan 50.000 kızlık hadise ulu orta cereyan ettiği için ilgi çekmiştir. Evet böyledir. Peki, ulu orta cereyan eden başka hadiseler niçin bu kadar ilgi çekmez? Necla Koytak Hanımefendi'nin çok önemli çabalarını niçin takdir etmek babından görmez bu kız takipçileri? Ne bileyim mesela AKV'nin kadınlara yönelik etkinliklerinden niçin söz etmez bu güruh? Çocuğuna onca işinin arasında Fatiha'yı, İhlâs’ı ezberletmeye çalışan ana için niçin bir tek satır yazmaz kimse?
Çünkü tüm bu sayılanlar arasındaki kadın cinsel bir obje olmanın ötesinde kişiliğini ortaya koyarak mücadelesini sürdürmektedir de ondan. Sami Yusuf konserinde kafasına bandana takıp da hayalindeki Sami Yusufların kuyularına dalıp giden 17’lik kız kardeşimizin kıpır kıpır bir yerleri daha caziptir de ondan. İki çocuğuyla minibüslerden otobüslere ine bine sohbete gitmeye çalışan kadın yoktur bunların ağızlarında. Bunlar asla takdir edilmezler.
Bir taşla bir kaç kuş -evet kuş- vurma niyeti var ortada;
1- Mevzu kız mevzuu
2- Popülerlik var okunuruz falan,
3- Medya, siyaset sahnesi öteki beriki de bununla ilgili zaten
4- Bizi yiyip de bitiren eleştiri açlığımızı tatmin etmiş oluruz bu kızlar üzerinden
5- Ne kadar kaliteli dinine bağlı erkek olduğumuz ortaya çıkar işe yarar bir gün bir yerlerde bakarsın
6-
7-
8-
48-
108-
Böyle gider bu...
Bana kalırsa Sami Yusuf konseri bir sonuçtur. Gelinen bir noktadır. İyi bakarsan iyi, yanlış bakarsan yanlış görürsün. Toplumumuzun bir vakıasıdır. Mevzuya dar bakmazsak eğer bu konserdeki 50.000 kızın yaptıklarını görmeye lüzum da görmeyiz. Sorunun sürecini görmeksizin sürecin sonuna odaklanmak bizi merkezden çok farklı bir yere doğru sürükleyecektir.
Bakın izah edeyim;
Şimdi çoğu arkadaşımız evlerinde evlenecek erkeklerini bekliyorlar. Bekliyorlar.. bekliyorlar.. bekliyorlar... O kadar. Okulunu yarıda bırakmışlar, sadece ve sadece hanımların ortamlarında sosyallik aramışlar, süper ultra tesettürlü kardeşlerim bunlar. Yemek yapmayı da reçel yapmayı da börekler baklavalar falan açmayı da biliyorlar, müstakbel çocuklarına öğretecek kadar Kuran'da... Ama yaşları 30'u aştı hala evdeler. Kendilerine talip olan erkekler kahve diplerinden aparılmış erkekler olabiliyor sadece. Onu da erkeğin anası ne bileyim kimin evindeki Kur'an sohbetinde görmüş de oradan talip oluyorlar falan. Oysaki üniversitenin kapısından dönmüşler, fiziği kimyası, matematiği, sosyolojisi, psikolojisi, ekonomisi yerinde kızlar bunlar. Az çok okumuş erkek bekliyorlar. Peki, okumuş erkekler neredeler? Hemen söyleyeyim. Sami Yusuf konserindeki 50.000 kızı takipteler. Bu evlenilecek erkeklerin gözü oradaysa eğer rağbet artmaz mı oralara? Haydi, soruyorum size? Hep hoppa kızları eleştirip de hoppanın tekiyle evlenen erkekler de tanıdı bu camia. Bu yüzden ortada bir tutarsızlık var.
Oradaki kızlardan yola çıkarak yorumda bulunmak bizi doğru yerlere götürmeyecektir. Daha yeni aldım elime Aliya'nın İslam Deklarasyonu’nu... Daha başlarda mevcut durumumuzun kötülüğü İslam'dan değil, İslam'ı terk ettiğimizden kaynaklanmaktadır diyor. İslam'ı terk etmiş ve ucundan kıyısından tekrar yakalamaya çalışan nesilleriz bizler. Evet, aynen böyle; ucundan, kıyısından… Bildiğimiz üç satır şeyle değerlendirmeye kalkıyoruz her şeyi. Bu kızlara da öyle bakın. Ucundan kıyısından tutunmaya çalışıyorlar. Kendilerine sunulan dünyada iyiye evirilmeye müsait olana tutunmaya çalışıyorlar bence. Hayat boşluk kabul etmiyor. Geleceklerini bu ortamlardan kurabileceklerini düşündükleri için oradalar. Bir zamanlar üniversite kapılarında hayal ettikleri o çok takva hanımlarla evlenen erkeklerin kızları bunlar.
Hayat çok hızlı ve hazlı... Bu hızın ve hazın çarkında harcamak kolaydır herkesi. Lanetler okumak, beddualar etmek falan... Dökülüyor her bir yanımız işte. Gazetemiz öyle, televizyonumuz öyle, evimiz öyle, sokağımız, şehrimiz, erkeğimiz, kadınımız öyle. Tüm bunları konuşacak kelimelere sahip olmadığımızdan mıdır kızlar üzerinden ucuz söylevlere girişmemiz? Hep şehrin çarpıklığını anlatmak için Turgut Cansever’in ağzına bakıyoruz. Tarihimizi öğretmek için bir tek Mustafa Armağan yetmiyor. Coğrafyamızı Amerikan menşe’li haber ajanslarından öğreniyoruz. Kardeşlerimizi onlar nasıl tanımlıyorsa biz de öyle tanımlıyoruz bir süre sonra. Neyi yazdıysak üç beş kelime dağarcığımızla yazdıklarımızı yedirdi bize hayat, neyi tavsiye ettiysek başkasına tavsiyeye muhtaç olduk aynı şey için.
Şimdi bu kızların tavşanlı karikatürünü çizmiş olmuyor mu erkekler? Leman Hayrunnisa Gül'ü tavşana benzetince niçin kızdık? Çünkü tavşan cinselliğin sembolüydü değil mi? Peki biz buradaki kızları neye benzettik? Hayrünnisa Hanım genç olsaydı, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı eşi falan olmasaydı bu konserde olmaz mıydı gerçekten? Tutarlı olmak lazım gelir. Leman'dan ne farkımız kalıyor? El insaf...
Sorun çok daha derindir. İşin kolayına kaçarak medyanın gösterdiği noktadan birbirimize vurmak doğru değildir. Kişi kınadığı başına gelmedikçe ölmez buyruluyor bize. Bu çocuklar yarın öbür gün eşiniz, gelininiz, yengeniz falan olacak haberiniz olsun. Ne yaparsın ki malzeme bu. Uzaydan hatun getirttiremeyeceksiniz beyler. O zaman akrabanız olacak bu kızlar için başkalarının kuracağı cümleler karşısında ne söylemeyi umuyorsunuz?
Kızların Sami Yusuf’a abileri olarak baktığı savunması yapılmış bir de. O kızlar hiç de sizin dediğin gibi abi gözüyle bakmıyorlar Sami Yusuf'a be kardeşim. Bizim lise zamanlarımızda popüler tarihçimize âşık olan kızlar vardı. Onlar da abi olarak seviyorum falan derlerdi. Defterlerinin sağında solunda adamın adı yazardı mesela. Sami Yusuf sembolize edilmiş bir prototiptir. Neticede Sami Yusuf aşık olunur ama Sami Özel ya da ne bileyim Yusuf Bektaş'la evlenilir. Haklısın bunda Sami Yusuf'un kabahati olmayabilir evet. Ama maalesef bu böyledir. Hangi genç kız öz abisinin adını alnına yazar da dolaşır sokak sokak sorarım.
Diyeceğim o ki;
Hepimiz toplumsal çözülmeler yaşıyoruz. Yaşanılan şey sadece ve sadece küçük bir parçadır. Bunun üzerinden hareketle din, ahlak, maneviyat, vicdan falan inşa etmeye kalkmayalım. Yanlış yaparız.
Oradaki kızlar popüler kültürün bir parçasıdır. Tıpkı sadece oradan malzeme bulabilen erkekler gibi...
Budur bence...
Yorumlar
Okudum!
Çar, 19/09/2007 - 18:57 — Edip Ozan KaraoğluBir vakitler bir ümmetin parçaları idik. Şimdi Bir toplumun parçalarıyız. Bahse konu bu kadın-erkek-başörtüsü vs yazılarının altına yaptığım yorumlarda defaatle belirttiğim nokta şu idi; biz ümmetten topluma, kuldan/insandan bireye evrildiğimiz sürece bu yozlaşmanın önünü almamız mümkün değil.
Konser gayet "toplumsal" bir vakıa. Konsere giden kızlar "toplumsal hayat"ın gereğini yerine getiriyorlar. Sizin tabirinizle onlara bakmaya giden erkekler de toplumsal hayatın gereğini yerin getiren kızlara bakıyorlar. Gayet doğal yapılanlar. Çünkü artık bir ümmet değil bir toplum var ortada.
Yazıdaki iki önemli tespite özellikle katılıyorum. Türban toplumsal bir şeydir artık. Bizim meselemiz ise tesettürle ilgilidir türbanla değil. Ve şu toplumsal hayata adepte olmuş "bayan"larladır "hanım"larla değil.
30'unu aşmış takva ehli kızlarımızın yanına 30'unu aşmış takva ehli bir sürü erkeğimizi de koyabilirsiniz. Ne sadece kadınlardadır suç ne de sadece erkeklerde.
Erkeklerin erkek, kadınların kadın, beylerin bey, hanımların hanım ve en önemlisi herkesin kul olduğu bir dünya kurma şansını kaybettik. Kimseyi ayırmaksızın hepimizin eline sağlık.
Müsvedde
Söylediklerimiz ve Söyleyemediklerimiz...
Çar, 19/09/2007 - 20:00 — Derviş YolluHerkesin konuştuğu dahası konuşabildiği hususlar vardır. Bazı konular herkes tarafından aşikar olsa da asla dile getirilemez. Öyle gördüm ki yazıyı yazan bu durumu aşmış ve açmış ağzını yummuş gözünü...
Ne diyeyim?
İyi etmiş...
Herkes sorumludur en çok da kendinden...
Hararetli bir yazı
Per, 20/09/2007 - 00:35 — Halil ErdemYazınızı okudum belli ki Sami Yusuf haberi altındaki yorumlardan oradaki başörtülü kızların yaptığı yakışıksız görülen hatta tesettürlü hanımın ağırbaşlılığına yakıştırılamayan davranışların eleştirilmesi dolayısı ile sinirlenip duygularınızz dökümüşsünüz yazıya.
Belki de haklısınız toplum öyle bir savruluş yaşıyor ki herkes kaybettiğimiz islami değerlere ucundan kıyısından tutunuyor ve yaşadığı gibi inanmaya başlıyor.
16-17 yaşlarındaki bir kızın başını örtmesi Türkiye'de İslam'ı öcü gören bir Batıcı laikçi kafanın yıllardır sürdürdüğü sindirme,hayattan çıkarma,yok etme anlayışına rağmen takdir edilecek bir tavırdır.
Sizin son paragrafta ifade ettiğinixze katılıyorum.Sadece Yazınızda islami duyarlılılğı olan gazeteleri diğer medyayla bir tutmanıza katılmıyorum.
Ece Temelkuran bugünkü yazısında "Ben de kapanmak istiyorum" diyor sizin yazınızdan sonra bir de onu okudum.Doğru tesbitler var.Ben de kapanmak istiyorum!
http://www.milliyet.com.tr/2007/09/19/yazar/temelkuran.html
"Hayat iman ve cihaddır."
sessizliği dinliyorum...
Per, 20/09/2007 - 12:34 — kaan alperson zamanlarda cemaatte okuduğum en iyi tespit yazısı desem abartmış
olmam sanırım...
sami yusuf başlığı altındaki yorumların "melekler dişi midir erkek midir?"
tarzına döndüğü ve tartışmanın şahıslar üzerine kaydığı bir anda
o kısır döngüye saplanıp,herkesin evine lay lom gitmesine izin vermediğiniz
için çok yaşayın e mi?
bir göktaşı yağmuru altında okundu yazı...
her bir cümle daha bir acıtsa da
ikrar getirildi doğruluğuna
-"efendim işte haklısınız ama şu noktada farklı düşünüyorum"
şeklinde kendini aklayan bir iç ses susturuldu...
kendim açısından yazı gitmesi gereken yere ulaştı...
bu yazı çok okunsa da altında çok yorum olmayacağı aşikar
sessizliği dinliyorum gözlerim kapalı...
Hatalarımızla topluca yüzleşmek, ...!
Per, 20/09/2007 - 13:09 — Büşra CahideYazınızı ilk olarak Sami Yusuf ile ilgili yorumların içinde okumuştum. Bir şeyler yazmak istesem de, ne diyeceğimi bilememiştim. Şimdi de söyleyecek fazla bir şeyim yok aslında. Ama şu var ki, hepimiz az ya da çok yaşadığımız yozlaşmanın farkındayız aslında. Halimizden şikayetçiyiz, dost meclislerinde,yaptığımız sohbetlerde kimse bugünkü halinden memnun görünmüyor. Pek çok ayrı konuda tespitlerimiz var, tedaviye de aşinayız biraz ama yerimizden kalkamıyoruz, kılımızı kıpırdatasımız yok. Kolay olanı seçtik galiba bilmiyorum ki.
Ya da; ... oturup modernizmin müslümanların üzerinde yaptığı dönüşümü sosyolojik boyutlarıyla ele alacak, inceleyecek ve sonunda yine pek çok tespit önümüzde, ama hareketsiz kalakalacağız.
Farkında olmak iyidir biliyorum, ya farkında olmasak bir de yaşadığımız dönüşümün.
Ama farkında olmak çözüm için adım atmamıza yardım etmiyorsa...!
Ne yapmalı o zaman?
Modern müslümanlar olmayı kabul mü etmeli?
Bilmiyorum ki hiç bir şeyi?
Ben bu konuda çok karamsarım!
ben de okudum.
Per, 20/09/2007 - 13:30 — mustafa silvanlı242. okuyucu bendim bu yazıyı.
Ne mi diyorum?
Allah razı olsun diyorum.
Başka bir şey demiyorum...
kötülükten men eden kötülükten men edilir
Per, 20/09/2007 - 16:17 — Muhammed AtasoyTecessüs iyi bir şey değil elbet. Ama yine de oruçlu haldeyken bile şu yorumu yapmadan geçemeyeceğim : Bu yazı bir erkek kaleminden çıkmış olmalı. çünkü yazıya sinen gözlemler bir erkek gözlemleri. Bu çok mu önemli ? Değildir diye düşünüyorum. Allah halis niyetlerle yazılan yazıları bereketlendirir inş...
toparlanmalıyız!
Per, 20/09/2007 - 16:54 — fatih burak cebrievet olay budur.
doğal bir süreç belki de: saldırıyorlar. hor görüyorlar. azarlıyorlar. eleştiriyorlar. yok etmeye çalışıyorlar. sağlıklı düşünemiyoruz. zihinsel yapımız çatırdıyor.
müslümanca düşünemiyoruz. müslümanca düşünemeyince, müslümanca yaşayamıyoruz.
toparlanmalıyız.
hayatımızı gözden geçirmeliyiz.
olanı olduğu gibi kabullenemeyiz. düzeltmek görevimiz. ve savaşım başlamalıdır.
teslimiyet kokan cümleler bize yakışmıyor çünkü.
ileri!!!
Müslümanca düşünmek...
Per, 20/09/2007 - 17:39 — Ayşe Betül HümaMüslümanca düşünmek... Evet sorunun temel kaynağı zannımca da burada; İslam ruhunu bütünü ile kavrayamayışımızda. Artık dışarıdan İslam'a bakıp anlamaya çalışmak yerine, bizzat İslam'ın penceresinden dışarıya bakmalı...
"Ya Rab! Belay-ı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belay-ı aşkdan etme cüda beni"
amin
Fevkaladenin Fevkinde...
Cum, 21/09/2007 - 01:40 — haşmet rasimİslamcı gençleri, onların psiko-sosyal durumlarını; popüleriteyi, vesaireyi...
Sanallığı, banallığı; azmettirici tantanaları...
vesaireyi, vesaireyi...
''Mahalle'' dediklerini, onun çok bilinmeyenli denklemlerini ortaya döken bir analiz...
İnternet sayfalarının kalitesini aşan bir yazı. Bir makale parçası... Müthiş bir değerlendirme, çarpıcı ...
Tebrikler, tebrikler, tebrikler...
Ve teşekkürler...
Bir de...
Cum, 21/09/2007 - 01:41 — haşmet rasimBir de izninizle Cahit Zarifoğlu şiirinden bir parça eklemek istiyorum buraya...
''Hayır sevgilim daha vermedin
aç biilaç üstündeyim etinin''
Google hakkında
Cum, 21/09/2007 - 14:55 — Mert NuhoğluGüzel bir yazı olmuş. Teşekkürler.
Yalnız özellikle google'da "türbanlı kızlar" diye arama yapmak konusunda teknik bir mesele var. Evet, bu kelimelerle arama yapınca ne yazık ki, çok sayıda ahlak dışı sitenin linki çıkıyor. Fakat bundan dolayı Türkiye'de insanların yoldan çıktığı gibi bir anlam çıkmasın. Burada sorun, internet kullanıcılarından değil, web sitesi yapımcılarından kaynaklanıyor.
SEO (search engine optimization) adı verilen bazı tekniklerle, bir site googleda kendisini üst sıraya çıkartabilecek kural dışı işlemler yaparak, google arama motorunu aldatabilir. Bu tip aldatmacalar İngilizce sitelerde çok az etkili oluyor. Mesela "nun girls" (rahibe kızlar) diye bir arama yapınca, hiçbir porno site linki çıkmıyor. Bunun sebebi, google'ın, aldatıcı sitelere karşı uyguladığı tedbirlerden ve cezalardan kaynaklanıyor. Fakat google'ın yazılımları daha ziyade İngilizce sitelerdeki aldatmaları tespit etmek konusunda uzmanlaştığı için, henüz Türkçede aynı kalitede bir hizmet sunulamıyor.
Fakat yine de bu problemin düzeltilmesi için bizim internet kullanıcıları olarak yapabileceğimiz bir şey var. Google'a aldatıcı sitelerin neler olduğunu raporlayabiliriz. Bunun için http://www.google.com.tr/contact/spamreport.html linkine girin ve hangi sitelerin kullanıcıları aldattığını bildirin. Google bu tip sitelere karşı çok sert önlemler alıyor. Bir sitenin aldatıcı olduğu tespit edildiğinde, oraya artık hiç link göndermiyor.
Okudukça
Cum, 21/09/2007 - 15:39 — Suphi BayramOkudukça kendimi;ümitsizliğin,no'lacak bu memleketin hali kolaycılığına, iten ellerin,baskısında hissetmedim desem yalan olur.
Tüm açıklığıyla karşımıza konan müslüman kız ve erkek profili için teşekkür ederiz.
Her devirde olduğu gibi bu devirde de karşımıza, çeşitli versiyonlarıyla şeytan çıkacaktır.
Bu şeytan,her meseleyle ilgilenen ekibiyle her zaman güncel, daha kötü,adem oğlunun önünde olmalıdır.Aksi takdirde görevi ihmale girer.Sağolsun adem oğlu aslında ondan üstündür ama bilinmez bir sebeb-i ahmak tan ona tabi olur da ona destek olur.
O zaman bizler de 'yeni mücadele müslümanı' ferdleriyiz.
Düşmanın değiştirdiği mevzi ve arkadan vurma planlarına karşı, bizde mevzimizi ve silahlarımızı değiştiriyoruz.
Tüm televizyonlarda yayınlanan,tüm cd leri çıkmış,tüm o kirli sakallı gözlerini yumup yumup bizi cezbeye getirip paraları götüren,minik ellerini açıp para dileyen kardeşlerimiz dahil hepsini dinlemeyerek, destek olmayarak ilk mevzimi alıyorum.
Başörtü konusunda da herzaman taraftarı olduğum kara çarşaf ve peçe sığınağına giriyorum.
Şimdi artık herkes düşünsün;Allah (cc) 'ın bizim neyimize ihtiyacı var da kendisine ibadet edecek yeni kavimler yaratmasın, ahmak olanlarını da helak etmesin.
Helak olmanın da bir ölçüsü yok,en rezilane en perişan,en çukur.
Dinimizin her noktasının, bu vahşi sınırsız kara propagandaya alet edenlere Allah (cc) lanet etsin.
iyi denemeydi ama ben yutmam:)
Cum, 28/09/2007 - 01:05 — ikbal hardalsöyliyecek çok şeyim var ama. ilk aklıma gelenleri yazıyorum.
bi kere niçin insanların eğlence anlayışına ya da duygularına karışıyorsunuz. bunu yani islami eğlence anlayışını başımıza geitren sizlersiniz. islami müzikleri islami düğünleri. islami toplantıları.
tüm bu çerpıklıklar en temelde yapılan yanlışın devamıdır ve bu yanlıştan dönülmedikçe bu çarpıklıklar bitmeyecektir. bugün tübanı aldılar mindere yarın tesettürü alırlar öbürgün başörtüsünü. çünkü bunu siz istiyorsunuz. sadece isimler değişir o kadar.
önce başörtüsü meselesine girmek istiyorum. Allah erkeklere indirdiği bir hükmü tutup biz tamamiyle kadınlara yükledik. yalan mı
hangi hoca ayetin başından okuyor önce erkekler bi sapıklıktan vazgeçsin diyor. siz kadın cinseldir dedikçe erkeklere de sapıksınız demiş oluyorsunuz. yalan mı. Kuran erkekler için ayrı kadınlar için ayrı bir islam mı indirdi. niye biz onlara cinselliğin üstünde insan olarak bakamıcaz. peygamber kadına değer verdi onu insan seviyesine çıkardı ama bu kadar başarabildi diye miras hukukundaki ayetleri yorumluyorsunuz da kadının kişilik olarak insan olarak cinselliğini ikinci plana atarak birey olmasına izin vermiyorsunuz. niye evinde oturuyorlar. düşünme organları başkalarına mı kiralandı.
tanıdığım bir çok insan var. günlük işlerinde işnde açık evinde yazmayla dolaşıyo. (kültür) eğleneceği zaman istediği kıyafeti giyiyor. ama ramazanda başını bağlayıp teravihe gidiyor. hergün kuran okurken namaz kılarken başını bağlıyor. ama dini kendisi yaşıyor ve eksiklikleri kendisini bağlıyor. ben neden bilmem kimin yaptığı densizliği üzerime isim olarak almak zorundayım. niye o insana bakarak benim de bir ucube olarak görsünler. sorarım size yüzyıllar boyu bizim tarihimizde hiç mi eğlenme şekli yoktu. o insanlar müslüman değilmiydi. örnek aldığınız osmanlıda herkes tesettürlümüydü.
bi kere herşeyimiz dökülüyor diyosunuz. neye göre dökülüyor kime göre
hangi örnek topluma göre. bana peygamberimiz dahil hiç bi arap toplumu gösteremezsiniz ne emevisi ne abbasisi. okuyun tarih kitaplarını da neler yaşanmış bi görün. sosyal hayatta gerçekten iyi bi toplum isityorsanız önce aynı kültür ve aynı değer yargılarımıza sahip olmazmız gerekir. biz türk toplumuyuz. değer yargılarımız osmanlını ilk 400 yılı dahil öncesinde hiç değişmedi. ama görüyorum ki modernlik vs gibi kavramlarla önce zorla "örtündürüldük" sonra bizim yüce kültürümüzde yapılamayacak ahlaksızlıklar bu örtünün altından yapıldı.
ne derseniz deyin. ben bunu birbirimize vurmak olarak düşünmüyorum madem bir dini yaşamak istiyorsunuz önce onu öğrenin. kıyısından kenarından tutunarak yapacaksanız hiç yapmayın.
hiç olmazsa gerçekten yaşayanları kirletmiş olmazsınız.
bir zamanlar açık bayanlar modaydı şimdi de kapalılar. ne farkeder ki
kişiliğini kazanamamış kendini tanımak istemeyen insanlar hep modaya uyacaklar. şimdi de sayenizde kapalılar moda:) hatta yine sayenizde aslı olmayan google fiyaskosuna bir yenisini de siz ekliyorsunuz bu yazıyı okuyanlar ne yapacaklar sizce..
madem islam adına konuşuyorsunuz öğrenin ondan sonra konuşun. dört vakit namazla oruçla, üçbeş esma ve ilahi ile islam yaşanmaz. Bu işin kolayıdır.
yazık size ki gerçek değerleri yok ettiniz. camide tv de evlerde konuşanlar insanların dinlediklerini anlatmak zorundadır ve siz korkaklar dürüstlükten doğruluktan gerçek iyilikten bahsedilmesini istemiyorsunuz. yılda bir kere verilen zamanında vergi olan zekatı (din için önceliği olmayan) kuranın her sayfasında geçen iyi amel ve sadakayla karıştırıyorsunuz. devletten vergi kaçırıp gerçekten yardıma muhtaç öz kardeşlerinize bile yardım etmiyorsunuz niye mi zekat ramzanda ve bir takım dernek kurumlara verilir. resmen soygun veya zaten işinize geliyor. böyle yaparak cennete gireceksiniz yada araplar için uydurulmuş bu yalanlara inanmak istiyorsunuz.
ne diyeyim acıyorum hepinize
kıskanmayın düşünün:)