Kalemin tedirgin hareketleri kadar mürekkebin bencilce tutumu da sebebidir mağduriyetin. Kağıdın sonu gelmez aşüfteliği sessizliği pekiştirirken; ‘kaybetmek korkusu’nun önünde diz çöktürdüğü adamların sefillikten (t)üreyen arzuları dolduruyor sesten arınık meydanları.
İnatla sürdürülen teraziyi dengede tutma çabaları beyhude kalırken; bu hal, gerektiğinde yemek olarak sofraya konan helvadan putlara dönüşüyor; suni teneffüsle yaşatmanın kutsanması gibi kutsanıyor. Avuçlarda sıkı sıkıya tutulan ‘araçsallaştırılmış bir amaç’ın kırıntılarıyla her geçen gün biraz daha kan kaybediliyor böylece. Oysa hakikat apaçık değil mi! Apaçık ise, gözlere perdeler tutulması, bu perdelerin mutlaklaştırılarak gözlere sokulması niye?
Aslında bu soruların cevabı biliniyor. Bilinmiyorsa da hissediliyor çoğu zaman: Bir senaryo, bir komplo!!!
Gizemle örülü hayatta yazılan senaryoların gönüllü oyuncuları kusursuz bir oyun çıkarıyor. Kabadayı kabadayılığını yapıyor. Hırsız çalıyor. Ev sahibi çığlık atıyor. Buradaki fahişelerin ayrıcı özellikleri var: Bir tür değiller, sokaklara inmiyorlar; tilkinin mesleğini elinden almaya çalışıyor olmaları, tek becerileri. Ve beklentisiz çığlıkları beklendiği gibi yankısız kalıyor ev sahibinin. Çığlık sahibinin gayrı iradiliği kendisi için bir tuzak. Çünkü çığlıklar da oyunun bir parçası…
Mahalleli hırsızın bulunmasını talep ediyor. Bu talep oyunun bir parçası mı sorusu kafa karıştırıyor.
Katilin rol gereği boğazladığı maktul(?) senaryoda olmayan bitimsiz bir uykuya dalıyor: Ölüm!!! Maktulün ölümü...
Ve oyuncular bu ölümden senaristi, yapımcıyı, yönetmeni ve diğerlerini suçluyor. Bu da bir parçası mı senaryonun? Bilinmiyor. Ama suçlama olmadan sorgulama, sorgulama olmadan da suçlu(!) bulunmayacak! Meşrulaştırma.
Hayvansı iştahların tasallutundan payına düşeni almış meydanda gösterim. Filme seyirci aranıyor.
Evet, hiçbir zaman anlaşılmayacak, verili senaryonun yönetmenliğinin mutlaklaştırılması. Bunun “Kardeşlik-kalleşlik” ayırımı için ölçü, kavga nedeni olması, birkaç konu çerçevesinde verilen vaatler etrafında dönülüp dolaşılması: Amaçtan sapma!
Velhasıl “Yaşasın!” diyemiyoruz artık. Tıpkı “kahrolsun!” nidalarının mazide kalmış heyecanlı maceraları hatırlatması gibi. “Kahrolsun!” yok; çünkü boşalacak yeri dolduracak bir “yaşasın!” yok. Ruh ‘yaşasın’dan arınıyor yavaş yavaş.
Maktulün ölümü perdede açılan bir delik… dirilme imkanının var olduğunun işareti. Çünkü kurgu ile hakikat arasındaki keskin uçurum görülür oradan. Zaman içerisinde senaristlere de uğraması, ölümü, hayatın içindeki oyunlar için trajedi kılıyor. O herkesi gelip bulacak değil miydi zaten. O; her dalaverenin, bembeyaz bilinen her kara lekenin, kirin, iğrençliğin ve tabi ki senaryonun sona erdiricisi.
İmkan avuçlarda olduğuna göre, gelelim asıl soruya: Her kötülüğün hakkından ölüm gelecekse ‘insan’ niye burada?
Son yorumlar
5 sa. 49 dk. önce
6 sa. 14 dk. önce
10 sa. 12 dk. önce
10 sa. 29 dk. önce
11 sa. 48 dk. önce
19 sa. 11 dk. önce
21 sa. 34 dk. önce
21 sa. 53 dk. önce
5 sa. 36 dk. önce
1 gün 3 sa. önce