"Haydi anlat bakalım ona" desem. Daha neyi anlatmanı istediğimi söylemeden bir çok şey söylersin değil mi? "Hayat, yaşamak, mücadele etmek nedir?" desem. Son olarak "Aşk" desem, aşkı anlat ona, neler anlatırsın kim bilir? Kelimelerdir aklına gelen, dokunamadığın kelimeler, "hayır anlatamıyorsun yeter, kes artık" desem. Aklına gelir mi gözlerinin içine bakmak, içine doğru akmak?
Susmanın ne demek olduğunu, yaşamın içinde kayıp giden hayatların içinde gezinen bir adamdan öğreniyoruz. Zamanın unutulan bir kavramı, çoğu insanın acizlikle, zayıflıkla nitelendireceği bir ifade: Susmak.
24. Uluslararası İstanbul Film Festivalinin en iyi filmlerinden olan, 27 Mayıs'da vizyona giren bir filmden bahsediyorum. Ki-duk'un son filmi "Boş Ev".
Gündüzleri sokaklarda gezinen, boş evleri kendine has yöntemiyle tesbit eden, ev sahiplerinin evde olmadığını anladığında bu boş evlere misafir olan bir adam. Ev sahiplerinden çok o evin bilincinde olan, tanımadığı hayatlara dokunan, evi hisseden, evde kalanlara saygı gösteren, evin temizlik işlerini gören, ufak tefek tamiratlar yapan, ev sahiplerinin rahatsız olmayacağı bir misafir "Tae-suk".
Kahramanımız tam bir masal kahramanı gibi; kendine has bir duruşu olan, onurlu, gizemli ve hayatın anlamı hakkında bir sırra sahip olduğunu düşündüğümüz genç bir erkek. Sürekli başka hayatlara şahit olan Tae-suk birgün boş sanıp girdiği bir evde yaşayan, daha önceleri model olan, evli, eşinden şiddet gören bir kadın ile tanışıyor. Kadın önce izliyor Tae-suk 'u onun bir hırsız olmadığını, zarar görmeyeceğini anladığında ortaya çıkıyor. Dört duvar arasına hapsolmuş Sun-hwa ile duvarları olmayan Tae-suk araya hiç bir şeyin girmesini istemiyormuş gibi konuşmadan beraber kaçıyorlar ruhsuzların arasından ve nereye gittiklerini bilmeden, susup gidiyorlar. Birbirlerini ilk tanıdıkları andan itibaren gerçek bir aşka bağlanıyor ve bilinmeyen bir maceraya başlıyorlar. Aralarında bir kez sadece sessizlik bozuluyor, Sun-hwa'nın o korkmadığı an, umursamadığı, çekinmediği, sevdiğinin gözlerinin içine doyasıya bakabildiği "Seni Seviyorum" dediğini an...
"Bütün yalnız ve kayıp ruhlar birer boş evdir, sahibini, konuğunu bekler." diyen bir yönetmenin gerçek üstü bir aşkı sessiz ve gizemli bir şekilde anlatmasına şahit oluyorsunuz, yetmeyen 95 dakika'da. Konuşarak gerçeklerin kirlendiği, her aklına gelenin söylendiği bir dünyada, gerçek üstü bir aşkı konuşmalara yer vermeden anlatıyor yönetmen. Yalnız insanların; yaşadıklarını, zorluklarını ve mücadelelerini beyaz perdeye aktarıyor Kim Ki-duk. Fransa'da güzel sanatlar eğitimi alan yönetmen uzak doğu felsefesini de başarılı bir şekilde işliyor bütün filmlerinde. Senaryo'da olması gereken diyaloglar yerine etkileyici bir görsellikle aktarıyor filmini. Diğer filmlerini izleme şansınız olduysa kahramanlarındaki ortak noktayı bu film ile de göreceksiniz. Abartısız, hayatın karışıklığından bunalan, iç huzur arayan, söylenmiş sözleri reddenen yerine susmayı tercih eden ve bu sayede kendisini ve diğer insanları sessizce dinleyip, anlayan, anladıkça daha çok susan yaralı kahramanlardır bunların hepsi. Kim Ki-Duk, önceki yıl tüm dünya festivallerindeki ilgi çeken bir yönetmen."İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış... ve İlkbahar" (Spring, Summer, Fall, Winter... and Spring) filmiyle tanıdığımız Güney Koreli bu yönetmenin ülkemizde en son vizyona giren "Boş Ev"filmi geçen yıl Viyana Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü aldı ayrıca ülkemizde Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) 'ın yıllık geleneksel en iyi filmler sıralamasında 3. en iyi yabancı film oldu. Filmin en dikkat çeken ve beğenilen bir yanı da film müzikleriydi. Slvian'nin müzikleri, filmdeki görsellikle etkileyici bir bütünlük sağlamış.
Bir yönetmen filmi diyebileceğimiz bu sanat filmini özellikle; farklı, uzak doğu felsefesini seven herkese tavsiye ediyorum.
Şimdi anlat her şeyi, bırak başkalarının da kurabileceği cümleleri, gözlerine bak ve dokun ona. Kalsın diğerlerinde tüm kelimeler ve cümleler. Sus hiç ses çıkarmadan oku gördüklerini, yaşa sessizce, dokun ve hisset. Anlat ona ne varsa sağır edebilecek bir sessizlikle. Anlat ve anla... Hazır ol, bildiğin her şey değişecek, hayal gücün yetersiz kalacak. Sustun... Şimdi anlıyorsun değil mi?
Yorumlar
dur ! "Aşk"ın resmini çizeyim..!
Çar, 15/06/2005 - 18:09 — Emre UğurAşk ha ! demek aşk..!
"Aşk; kısaca, Yaradan ile yaradılan arasındaki seyr-ü sefer halidir." Ve ancak, "İman" referans alınarak , zahiren ifadesizliğin başladığı yerde, ruhen ifadelendirebileceğin bir tanıma sahiptir Aşk.
aşk; Aynadaki yüze saygındır, aynadaki yüzün sana taahhütü.
aşk; Bir adıla dünyaları sığdırıştır, yaradılışının anlamlandırılışıdır.
.......e daha ne olsun ! :)
ve söz:
"benim gözlerim aldatmaz,
hele, yalan olana hiç bakmaz,
bir bakışla susmaz,
yürek denen kamanın, kını parçalanmadıkça."
daim muhabbet
dualarla kalalım
çelişki
Per, 16/06/2005 - 08:23 — mevlana seydinisinema eleştirilerinde güçlü bir kaleminiz var kaba olmazsa bu işten anlıyorsunuz.
yalnız bende, kullanılan bu resim konusunda aynı tedirginliği yaşadım ama bunda muhatap siz değil site yönetimidir.
yani bu sitenin belirlediği çizgi nedir?
sağ üst köşede bir ayet dururken yanında böyle bir resim, açıkçası yadırgadım
tabiki kültürel yazılar olacak ama filmin resim ile bağlantısını kurmak burda biraz zor. yüzeysel bakmak istemiyorum
ilk baktığımda film adı ile resim arasında bir yakınlık kuramadım
Günseli hanımın yazdığı gibi filmi izlemeden belki bu bağlantıyı kuramayabiliriz.doğrudur...
bence bu sitenin empoze ettiği ile izlediği yol biraz çelişkiler oluşturuyor gibi geliyor bana...
"Ey hayat! Ölüme şükret,seni onun sayesinde seviyorum."
Tenkitler, tebrikler
Per, 16/06/2005 - 09:12 — Cemaat.comYazarın resim afişini kullanmak istemesi gayet doğal. Ancak yazarımız da afişin görüntüsünün filmin içeriğini yansıtmaktan uzak olduğunu belirtmiştir. Yönetim olarak ilkelerimizden biri de "her söze kulak vermek ve en doğrusuna uymaktır." Afiş olarak kullanılan resmin uygun olmadığı düşüncesine katılarak resmi değiştiriyoruz.
Azıcık tuz atıyorum çorbaya..!
Per, 16/06/2005 - 12:42 — Emre UğurCemaat.com içerisinde, izlediğimiz, baktığımız, gördüğümüz ve akabinde bildiğimiz kadarıyla, yönetimi, yazarı, okuyucusu ve yorumcusunun boş insanlardan oluşmadığı görülmektedir.
Kalite bakımından ( ki ortalamanın üzerinde olduğunu düşündüğüm), ilgililer topluluğuna hitap eden bir site ve site yönetimi; tutuyor, tepki aldığını düşündüğü bir resmi değiştiriyor. Üyelerini dikkate alma noktasında güzel bir tavır elbette. Ama konu bu değil bence, en azından sorgulanması gereken kısım buradan itibaren farklı bir hal almaya başlıyor gibi.
Nasıl mı? Şöyle ki; ilgili yönetimin, sanal olsa da bir kurumu idare ettiğini düşünürsek, bu kuruluşun çizgisi, prensip ve kriterleri vardır.( olmak zorunda) , ve yayına çıkan her şey bu kriterlere uygunluğu referans alınarak çıkıyordur mutlaka. Ha elbette hatasız kul olmaz, esnekliğini daima kalemimizin yanıbaşında ve göz ucumuzda bulunduruyoruz tabi ki.
Şimdi, buradan hareketle; sorularımızı sıralayalım.
Resim, tepkiler baz alınarak mı değiştirilmiştir?
Acaba resme önyargılı mı yaklaşılmıştır?
Sitenin formatına uygun olmadığının farkına mı varılmıştır? Öyleyse ilk başta ne düşünülmüştür?
Eğer yazarın kendisi, ola ki resmin uygun olduğunu düşünse idi, yine de değiştirilir miydi?
"Allah ,tanrının belasını versin" bloğundaki resim ne kadar caizdir? Mesela.
Acaba, sitenin kriterleri henüz oturmamış mıdır?
Şayet, değiştirilen resmi uygun bulanların çoğunlukta olduğu düşünülse idi ve yazarda bu durumu desteklese idi, resim yerinde kalmaya devam eder miydi?
Şu anki resim, ilgili bloğu daha iyi tamladığı için mi bulunmakta, yoksa en caizi bu olarak mı yer almakta?
Vs vs soruları çoğaltmak mümkün...
Esasında orada hangi resmin olduğu o kadar da önemli değil, zaten resmin uygunluğu yada uygunsuzluğu değil dikkati çekmeye çalıştığımız nokta acizane. İsterseniz oraya miki farenin resmini koyun :) mühim değil. Ben bloğu okurken yada okuduktan sonra oraya uygun olan resmi çiziyorum zaten, ve kafamda oraya kendi çizmiş olduğum resmi yerleştiriyorum. Kim müdahale edebilir? Hiç kimse.
Burada parmak basmaya çalıştığımız husus, verilen karar ve akabinde ortaya konan eylemin anlaşılmasına yönelik bir sorgulamadır sadece. Ve ben de, üyeliğimin bana vermiş olduğu hak dahilinde anlamaya çalışıyorum . "tenkitler, tebrikler" yorumunda geçen "her söze kulak vermek ve en doğrusuna uymak-cemaat" ifadesini dayanak kabul ederek, emek verilen çorbaya bir miktar tuz eklemek gailesidir derdimiz. Polemiklere zemin hazırlamak değil.
Zaten fikir jimnastiğidir yaptığımız. Hani , aynı manzara başka pencerelerden nasıl görünüyor acaba, diyerekten pencere pencere geziyoruz evimizde.
Bu arada : blogla ilgili yorumlardan birinde dikkatimi çekti de! "empoze etmek" deyimi.
Burada bulunan arkadaşların, etkilenme, yönlendirilme yada komutlandırılma yaşlarının çoktan geçtiğine inanıyorum. Kim, kime, neyi empoze ediyor kardeşim! Bırakın Allah aşkına. Düşünme yeteneği, ve melekeleri gelişmemiş kreş ortamında mıyız ! geçelim bu tür yaklaşımları. Burası "direktif" alınan yada verilen bir yer değil, "istifade" edilen bir platform. Yanılıyorsam bile inadına böyle algılıyorum ben.
Daim muhabbetler
Mevlam; bizi, muhabbetimize akıl katanlarla eylesin inşallah.
dualarla kalalım
Sayın Emre Uğur,
Per, 16/06/2005 - 14:07 — Günseli ÜmitÖncelikle fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Daha önce yazdığım bir yazının(Solino) başına gelenlerin bu film için gelmesini istemezdim ama yine o yöne doğru gitmekte yorumlar bu yüzden her ne kadar bu konu hakkında bir açıklama yapmak istemesem de (gereksiz olduğunu düşündüğüm için)yapmak zorunda kalıyorum.
Bu resmi, site yönetimi seçip koymadı bu yazıya, özellikle film afişini çok beğendiğim ve sanatsal bulduğum için ben koyulmasını isledim. Gerekli açıklamayı(resmin anlamını, okuyuculara daha fazla ayrıntı vermemek için yapmadım) yaptığım için de yönetim bu resmi koyulması yönünde bir sorun görmedi, gelen tepkiler doğrultusunda yazının amacından uzaklaşıldığı için ben de bu resmin değiştirilmesini istedim. Bir de şunu eklemek istiyorum, sizin bu siteyi önemsediğiniz gibi ben de önemsiyorum ve film yazılarımla hem sitenin içeriğine hem de beğendiğim filmleri sizlere anlatarak katkı sağladığımı düşünüyorum ama görüyorum ki yazdıklarımdan çok başka şeyler okuyucuların ilgisini çekiyor, gerçekten çok üzücü bir şey benim için. Yine de gelen tüm yorumlara teşekkür ediyorum, söylediğim gibi resmin yayınlanmasında sadece ben sorumluyum, gerekli açıklamamı geçerli bulup yayınlanmıştır yazı. Ve son olarak resim de değiştiği için bunun hakkında daha fazla yorum yapılmasını istemiyorum.
Saygılarımla...
Çorba tuzsuz olmaz !
Per, 16/06/2005 - 16:48 — Şadan ErcanYönetimde yer alan bir kişi olarak sorulara kendi zaviyemden kısaca cevap vermek istiyorum;
-Resim, tepkiler baz alınarak mı değiştirilmiştir?
-Tepki olmasaydı da değiştirilebilirdi, tepkilere hak verildi diyelim. Tepkiler olması önemli değil sadece bir ikaz bile olsa dikkate alınır, yeter ki doğru olsun.
-Acaba resme önyargılı mı yaklaşılmıştır?
-Önyargılı yaşmak söz konusu değil. Diğer yandan önyargısız bir insan yaşamı mümkün değil bu fıtri bir şey ama olabildiğince kaçınmaya çalışıyoruz.
-Sitenin formatına uygun olmadığının farkına mı varılmıştır? Öyleyse ilk başta ne düşünülmüştür?
-Bu soruya yukarıda cevap verilmiştir.
-Eğer yazarın kendisi, ola ki resmin uygun olduğunu düşünse idi, yine de değiştirilir miydi?
-Bu soruya yukarıda cevap verilmiştir.
-"Allah, tanrının belasını versin" bloğundaki resim ne kadar caizdir?
-Kendimi fetva vermek makamında görmediğim için caiz ya da la yecüz demek durumunda değilim. Varsa bir deliliniz buyrunuz.
-Acaba, sitenin kriterleri henüz oturmamış mıdır?
-Sitenin kriterleribi yazılı olanlar(http://www.cemaat.com/?q=node/943) ve yazılı olmayanlar (inanç ve ahlak ilkeleri) olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Yazılı olmayanları ise tek tek saymak mümkün değil. Dinamik bir dünyada yaşıyoruz, vazgeçilmez temel ilkeler dışındaki kriterler zaman içinde değişebilir.
-Şayet, değiştirilen resmi uygun bulanların çoğunlukta olduğu düşünülse idi ve yazarda bu durumu desteklese idi, resim yerinde kalmaya devam eder miydi?
-Eğer bir şey yanlışsa bunu bir kişinin söylemesi bile yeterlidir.
-Şu anki resim, ilgili bloğu daha iyi tamladığı için mi bulunmakta, yoksa en caizi bu olarak mı yer almakta?
-Bir şey ya caizdir ya da değildir. Biraz caiz biraz değil olmaz.
Vs vs cevapları çoğaltmak mümkün...
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
Sayın Bencil'in "Akıl" Sorunu
Cum, 24/06/2005 - 10:14 — Nadir MarmaraHeyecanlanmamak elde değil. Fantastik düşlemin bel kemiğini kıran bir düzlemden seslenir bize kahramanımız. Akıl diyor, aşk diyor, cinsel tanımlamışlık, sabit akıllı vücut, bedensel bütünlük ve üzerine kılıf çekilmiş kutsal hikayeler. Her tanım birer facia, her söylem bir ütopya. Böyle bir kurgu içinde fethin gücü olağanüstü. İnsanın yargısı yazgısı oluvermiş.
Sevgili Bencil'in yorumundan söz ediyoruz. Değişmemizin değişimden geçtiğini düşünen bir zekanın beyin ürünlerinin reklamlarını dinliyoruz. "Seni seviyorum" diyebilmek için ilk önce "ben" demeyi bilmek gerekir" diyor Sayın Bencil. Biz daha "ben"in ne olduğunu kendisinden dinleyelim derken frekanslarımız aniden değişiverir ve bu ne olduğu belirsiz benin "ödülünün" "romantik aşk" olduğunu öğreniyoruz. Benlik bilincini ödüle doyurmanın bir üst biçimi gibi "aşk" ve "romantizm" bir kalıpta harmanlanmış gibi konuluyor önümüze. Hazmetmek zorunda değiliz, yutalım gitsin nasıl olsa midemiz sindiriverir. Tamda bu yerde bir "muktedirlik" kayasına çarpıyoruz ki, romantizm ve aşk üzerinde gezinen bir iktidar olgusunun varlığı dikkatimizi çekmektedir. Ve ardından bu belirsiz iktidarın kutsal açıklamaları gelmektedir. Bu yeri belirlenememiş Stendal bozması "kristalliğinden" arındırılmış aşk dizisinden sonra, benleşmiş bir zekanın sanki yeni keşfiymiş gibi "seks" konusuna atıfta bulunulmaktadır. Konuya ilişkin satırları Sayın Bencil'in yorumunda uzun uzun okuyabilirsiniz? Buraya paragraflar halinde aktararak kendi yorumumun içeriğini uzatarak, zaten okumaktan ödü kopan okuru korkutmak istemiyorum.
Açık ve net biçimde sayın Bencil'e şunu demek istiyorum: Ne söylüyorsunuz? Veya neyi söylemeye çalışıyorsunuz? Söylediklerinizin anlam ve tanım hakkını adınıza uygun (Bencil!) biçimde siz mi belirliyorsunuz?
Bu yazının yerini belirleyen şayet mantıksa, mantık bu yazıda yer aldığı gibi akılsal artılar üzerine oturtulmuş bir kalıp değildir? Ayrıca, akıldışı olanı akılın anlama olanakları içinde belirlemek yetkimiz varsa, o halde aşkın belirlenmişliğinin yegane kuralı akıldır? Eger bu akıl, bedensel olanın yerinin doğrudan belirlenmesi ise o zaman bedensel olan bütün tutkular aklidir? İşte, ver bakalım, bu durumda akıl dışı olan tutumun, içgüdünün, aşkın, fedakarlığın yanıtını? Sorum oldukça açık: vücudun akli ve akıl dışı olduğunu belirleyen şey akıl mıdır? Eger akılsa, - size göre, akıl bedensel olanın dışında değildir - o zaman bedensel olan her şeyin akılsal olarak tutarlılık alanıdır da. Bu durumda, hem bedensel olup, hem akli olmayan bir şeyin kaynağı nedir?
Saygılarımla...
abooov ki abooov..!
Cum, 24/06/2005 - 18:26 — Emre Uğur"değişmeden değiştiremeyiz".....!
yılan dahi arada kabuk değiştirir, ama özüyle daha çok özdeşleşmek için yapar bunu. kabuğunun değişmesi onu özüne başkalaştırmaz zira.
nedense: dinine, ailesine, töresine, geleneğine, memleketine , milletine ( bazı yazarlar bunun karşılığı olarak alamanyalardan ödül de alır) harp açmışların, çıkış noktası hep "değişmeden değiştiremeyiz" sloganı olmuştur. neyinden tiksinip, neyini değiştirmeye çalışıyorsan!
tööbe tööbe..:)
dua: Ya Rabbi ; beni olmamı istediğin gibi dosdoğru eyle, hertürlü fesatlık ve fenalıktan sana sığınırım.
daim muhabbet
dualarla kalalım
Sayın Bencil Bir Alıntı Yumağı...
Cts, 25/06/2005 - 05:39 — Nadir MarmaraSayın Bencil, nedense bir yazıda işine gelen şeyleri görür. Anlaşılan alıntı yapabileceği kıstaslara öncelik tanımaktadır. Ki benim gerçek sorum, yorumumun en altında yer almaktaydı.
Kaldı ki, "obijektif realite" diye bir şey olmaz. Realite realitedir. Onu obijektivize eden insanın kendi mantık yorumu. Madem, bir şey realdir, onu birde neden objektivize ediyorsunuz? Real olanı olduğu gibi aktarın, bırakında her kes bu realliği kendince yorumlasın. Siz hiçbir realite aktarmadan, oblektiflikten söz ediyorsunuz? Acaba kendinizi realitenin kendisi olarak mı görüyorsunuz? Gerçeğin tarafsızlığını belirlemekse mesele, önce tarafsızlığın yerini belirlemek gerekir. Kime göre ve neye göre tarafısızlık?
Ayrıca "değişim" de ne demek? Çağdaş bir değişimden mi söz ediyorsunuz? Yani çağı öncü olarak alan bir değişim mi, yoksa içsel bir değişim mi?
Açıkcası, Sayın Bencil siz bir şeyler söylüyorsunuz ama, kullandığınız dili ve söylemlerin ne olduğunu kendinizde bilmiyorsunuz?
Kısaca, zati alilerinize sorduğum soruları hâlâ yanıtlanmış kabul etmiyorum. Lütfedip yanıtlarsanız çok memnun olurum. Özellikle, de "akıl"la ilgili soruları.
Saygılarımla...
Sayın Bencil Alıntılarından Dolayı Başı Dertte...
Pzt, 27/06/2005 - 08:53 — Nadir MarmaraSitenin bir magazin köşesi olsaydı, tahmin ediyorum Sayın Bencil için aynen bu başlık atılırdı: Alıntılarından Dolayı Başı Dertten Kurtulamayan Bencil...
Sayın Bencil, öncelikle ben sizi suçlamıyorum. Sizin kendiniz için bir kimlik olarak biçmiş olduğunuz söyleminizi suçluyorum. Tabii, insan bilgi karşısında çaresiz kalıp her hangi bir söylemi kendisi için kişisel bir tanımlama olarak görürse, kişiliği de söylemleşiyor. Böylece, söylemine ilişkin her şeyi kişiliğine yönelmiş bir suçlama olarak görmektedir. Buda benden, sizin "benlik" (siteden alınan ilk yazınızda vurgu yaptığınız "ben") düşüncenize yapılmış bir gönderme olarak algılasın.
Ayrıca, gördüğüm kadarıyla siz alıntıyı bilgi aktarımı olarak değilde tümden bir söylemin alıntısı olarak düşünüyorsunuz. Madem Aristo mantığından haberdarsınız, biraz ötesine giderek, Platon'da "söylemin" ne olduğunu da araştırabilirsiniz. Nitekim, bir söylemin alıntısı olmaz, bu sıkı bir ezberden öte bir şey değildir.
Bir diğer husus ise, bu aralar sıkı bir "sansür" (Sevgili Şadan'ın tebessümlerini görüyorum şimdiden. Bu yüzden bu "sansür" sözcüğünü hayıra yormasını istirham etmekteyim:)) - N.M.) "kurbanı" olduğunuzu varsayarak kendi sitenizde tartışacağımız uygun bir ortam belirlerseniz memnuniyetle bu tartışmamızı orada sürdürebiliriz. Böylece, ne sizin alıntılar kesilip alınmaz, ne siz uzun alıntılarınızı buraya taşımak zorunda kalırsınız, ne de bu tartışmamızın söz konusu yazıyla pek ilişkisinin olmadığını hesaba katarak okurları ve blog giren yazarın yazısını yormamış oluruz. Ben sizin sitenizde kendi görüş ve eleştirilerimi memnuniyetle dile getirmeye hazırım. Tabii, çaylar ve sigaralar şirketinize ait olmak koşuluyla:))
Saygılarımla...
Sansürlü Sansar
Pzt, 27/06/2005 - 09:28 — Şadan ErcanSansür; önceden denetleme işi... neyi görüp neyi görmeyeceğimize, neyi okuyup neyi okumayacağımıza başkalarının, devletin karar vermesi...
Sansar; gelincik ile aynı familyadan ya da takendisi olduğunu tahmin edilen komik bi hayvan. kümeslerden yumurta ve tavuk çalmaları ile ünlüdür bu hayvanatlar... (*)
Peki nedir Sansür ile Sansar arasındaki en belirgin ilişki? "Ü"'dür ü ! "Ü"yü çıkarıp "A" yı koyunca Sansar olur.
Tarkan'ın bir şarkısı var. Ben şarkı sözlerini pek hafızamda tutamam, hatırladığım kadarıyla şöyleydi :)
Verme verme verme alıntı verme
Verme verme verme çalıntı verme
Vereceksen fikir ver vereceksen huzur ver
Ayn Rand'ın fikirlerini merak edenler google'de "Ayn Rand" yazarak (misal http://www.google.com.tr/search?hl=tr&biw=992&q=%22ayn+rand%22&btnG=Ara&...) buldukları siteleri ziyaret ederek ulaşabilirler.
Sizlere sözleri ve bestesi bana ait olan "Kurnaz Sansar" isimli rap şarkısı ile veda ediyorum:
"Alıntı yapma
hava atmaaa
Kurnaz sansar
tavukları çalmaaa
o yeeaa ! o yeeaa !..
Reklam yapma
bizi salak sanmaaa
Fotokopi satma
atma, tutma, uyutmaaa
o yeeaaa! o yeeaa !...
-----
(*) tanımlarda ekşi bir sözlükten yararlanılmıştır.
oo yeea??
Pzt, 27/06/2005 - 10:45 — farukyucelzavallı Günseli.. o kadar yazı yaz blog gir, sonra film seyret , üşenme bunu da yazı haline getir sonra tekrar blog olarak gir ama blogun altında olmadık yorumlar olsun. Hatta Şadan Ercan beste yapsın rap okusun , takla atsın, olacak şey değil. bu ne şansızlıktır , ne bahtsızlıktır.. nedir ya bu?
"atma, tutma, uyutmaaa
o yeeaaa! o yeeaa !..."
: ))))
-----
Bu Ne Bencilliktir Bre ..!
Cum, 24/06/2005 - 14:37 — Emre Uğur"İslam Dini" diyor büyüklerden biri; neden mantık dinidir biliyor musunuz? Şöyle ki ;
"İslam" mantığınızı kuşattığı yahut kapsadığı için mantık dinidir. İslam'ı büyük bir daire olarak düşünün, ve sizde o dairenin içinde yaşıyorsunuz. Nereye baksanız onu görüyor,onunla görünüyorsunuz. Yani İslam ı mantığınıza kapsattırdığınızı zannettiğiniz için değil, algılama veya anlama yeteneğinizle o'nun manasına hükmettiğinizi zannettiğiniz için değil. O'nun manasında yitecek kadar küçük olduğunuz için,. İslam tarafından kapsandığınız için mantık dinidir. İster Tüme gidin, ister tümden gelin, ne yaparsanız yapın, sizi siz yapan ve tanımlayan tek kaynak ve tanımlamalarınız için dayanabileceğiniz tek gerçek referanstır İslam. Budur.
Yaşadığımız hayatın, pozitif bilimler ışığında görünen yanının tanımı için "fizik" ten ibaret derler.Bilmenin, anlamanın ve akabinde iman etmenin farkında olarak yaşayan ilim elçileri.
Matematik, kimya, biyoloji vs gibi sayısal kaynaklı bilimler de alt başlıklarını oluşturur fiziğin. Sorgulama, kıyaslama, yüzleştirme, bilinenlerden bilinmeyene ulaşma (eldeki verilerden) yetisi, yaratılıştan gelen sayısal analiz mantığından kaynaklanır.
Hedef tanımlamak ta da bu mantık esas alınır.( bilmiyor olman, bunun bu şekilde olmadığı anlamına gelmez). İstasyon noktasında varlığını tanımlarsın, referans noktasından hedefe yönelik çıkışını alırsın, ve detayların içine gizlenmiş şeytana aldırış etmeden , varman gereken yere olan yolculuğuna başlarsın.
Yok eğer, gözlerini yumarak el yordamıyla yaşamak gailesine düşer, amacında sana eşlik etmek için araç mahiyetinde sunulmuş nimetleri vazifelerinin ve asıl tanımlarının dışında tanımlamaya kalkar, eldeki verileri, sana verilmiş olan denklem üzerinde olması gereken yerlere koymazsan, detayların içinde aklını zorlayarak, kendini olduğundan farklı bir yere oturtup , Mevla'nın seni sınadıklarıyla, tutar sen kendini sınamaya kalkarsan. Ortaya koyacakların da " geceleyin yüksek ateşler altında kalmış birinin, hasta sayıklamalarından öte bir anlam ifade etmeyecektir"
Sayın bencil: gerek aile ve gerekse sosyal hayatımız başlığı altında ele alınan konularda, bir takım şeylerin( sizin pervasızca ifade ettikleriniz) alenen ifade edilmiyor olması, bunların, sizin zannettiğiniz gibi gözden kaçtığı yada muhafazakar bir tavrın altında saklanıyor olduğu düşüncesini akla getirmemeli.
Zira: gerek dini metot, gerekse töresel ve geleneksel metotlar ışığında her muhabbetin ayrı bir edebi ve ahlaki duruşu vardır. Bu duruşlara riayet : bırakın insanlığı, adamlık şuurunun, aile olmak şuurunun, cemaat olmak şuurunun, millet olmak şuurunun, saygının, ve meşru bir zeminde oluşacak olan sevginin ve dahi Yaradan'a olan sadakatin tanımıdır.
Aşk'ın ve sevdanın; hem Yaradan katında, hem de tarih nazarında ustası ve kabulü olmuşlardan öğrenmişiz ve öğreniyoruz gereğini. Manayı maddeye boğduranlardan değil, Aşka, "ben"den ve "bedenden" yola çıkarak ulaşmak isteyenlerden değil vesselam.
"eski çınar şimdi noel ağacı,
dallarda iğreti, yaprak utansın"
N.F.K
dua: Ya Rabbi bizi muhabbetimize "akıl" katanlarla eyle inşaallah.
daim muhabbet
dualarla kalalım