renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Büyük Bir Ateş Yakmak İstiyoruz Ama Rüzgar Hiç Durmuyor!

Günlerden birgün Melike, Gülsüm'e tantuni yemeye gider. Tantuniler yenir afiyetle. Çay içmek için Gayfe'ye uğrarlar. Orada Fatih'i görürler ve gayfe sohbetine başlarlar. Melike, Cemaat.com'un tarihini merak eder, Fatih Cemaat.com tarihi ile ilgili Şadan Ercan'la 2004 mayıs ayında bir söyleşi yapmak istediğini ama bu teklifin Şadan Ercan tarafından kabul edilmediğini söyler. Melike böyle bir söyleşi için tekrar görüşebileceğini söyler. Fatih bütün vebali Melike'ye yıkar ve Gülsüm, Melike, Betül ve Fatih, Cemaat.com'un kurucusu ve admini Şadan Ercan'a şu soruları yöneltirler;

Şadan Ercan kendisini nasıl tanımlar?

Esprili, çoşkulu, heyecanlı ama ilk bakışta farklı hatta negatif görünen bir kişi. Her zaman beceremese de mütevazi olmaya çalışan, burnu büyük tiplerden midesi bulanan, protokolcü tutum ve davranışlardan nefret eden, monotonluğun her çeşidinden sıkılan, farklı ve garip karşılanan sorular soran, ufku ve hayal dünyası geniş, ya da böyle zanneden gariban bir vatandaş.

Sitecilik hikâyeniz Hevesli.com ile başladı ve Cemaat.com ile devam ediyor. Bize bunların hikâyesini anlatabilir misiniz ve sizin için Cemaat.com'un özel bir tarihi var mıdır?

Öncelikle bana bu soruyu yönelttiğiniz için çok teşekkür ederim :) Yıllardır hep bu sorunun sorulacağı günü bekledim :) Sitelerin hikayesini istiyorsunuz ama hani derler ya "anlatması uzun sürer" :)

Her iki site için de beni tetikleyen düşünce aslında "yazmak" ve "eser bırakmak" düşüncesiydi. Sonra bu isteğe sahip binlerce insan olduğunu düşündüm. Böylece insanları biraraya getirmek, renkli ve orjinal bir paylaşım/tartışma platformu oluşturmak fikri ortaya çıktı.

Hevesli.com ile başladığımız bu serüven yaklaşık 1 sene kadar sürdü ama sonra, yerinde saymaya başladı, tıkandı, ulaşmak istediği insanlara ulaşmayı beceremedi ve ben de daha fazla dayanamadım. O zaman şimdiki ekipten çok az sayıda arkadaş vardı. Sevgili Fatih Bilge olmasa bu kadar da sürmezdi belki de. Kapatma kararından sonra 6-7 ay bu konuda herhangi bir şey yapmadım. Ama içimdeki o dürtü yeniden alevlendi ve tekrar bir arayışa girdim. Ancak ilk deneyimden bazı dersler almak gerekliydi. Öncelikle ismi değiştirmekla başladım. Türk insanı hemen her ismi register etmiş, kullanmasada. Nasipmiş, cemaat.com ismi serbest kalmış, hemen register ettik. Böylece cemaat.com gemisinin bayrağını çekmiş olduk. Sene 2003, sıcak ve umut dolu bir Mayıs sabahı...

Cemaat.com'a 4 kişi ile başladık, Zaman içinde iki kişi fire verdi. Fatih ile zaman zaman umutsuzluğa düşer, "nolcak bizim halimiz" derdik. O zamanlar benim bir yaklaşımım vardı;

"Büyük bir ateş yakmak istiyoruz ama rüzgar hiç durmuyor. Biz devamlı ateşi körüklemeliyiz ki kor olabilsin ve ışığı uzaklardan görünebilsin. İşte o zaman uzaklardan da gelenler olacaktır."

Ama bu kolay bir şey değildi, sabır ve zaman istiyordu. İşte zamana direnen bu sabır ve azim sayesinde ve cemaatsever dostlarımızın da gayretiyle yavaş yavaş ateş tutuşmaya başladı. Sevgili Selim Şevkioğlu'nun katılması bize çok güç kazandırdı. Güçlü nefesiyle alevimizi palazlandırdı. Akabinde Yusuf Armağan'ın iştiraki apayrı bir zenginlik ve güzellik getirdi. Işığımızı yükseltti, alevimizi cilaladı. Şimdi hamdolsun çok iyi bir noktadayız. Ateşin ışığını görenler eli boş gelmiyor. Gidenler de elinde bir meşaleyle gidiyor. Tamam, tamam çok abarttım :)))

Cemaat.com için gelecekteki planlarınız nelerdir?

Siteyle ilgili plan ve projeleri ekip arkadaşlarımızla, üyelerimizin de teklif ve tenkitlerini dikkate alarak birlikte oluşturuyoruz. "Workgroup" ya da "team work" tabir edilen "ekip olarak çalışabilme", "birlikte üretme". Bunu oluşturabilmek ve yürütebilmek çok önemli.

Sitedeki kültürel çalışmaların, gerçek hayata da yansımasına önem veriyorum. Bu nedenle de elimizden geldiğince bunu çeşitli organizasyonlarla yapmaya çalışıyoruz. Zamanla daha iyi olacağını düşünüyorum.

Gelecekte daha güçlü bir medya olabilmeyi, çok daha geniş bir kitleye hitap edebilmeyi, daha renkli ve daha zengin içerik sunabilmeyi, çalışmaları internetin dışına da taşırıp hayırlı işlere vesile olabilmeyi ümit ediyoruz.

Cemaat.com'da sizi en çok sevindiren ve en çok üzen olaylar ne oldu?

Beni en çok üzen 2 olay vardı. Her ikisinde de haksız itham ve iftiraya maruz kaldık. Özellikle ilk olayda uzunca bir süre sitede moderatörlük yapmış bir kişinin bu ithamlarda bulunmasıydı. Fakat her iki olayda da her iki şahısla da da bizzat hiç görüşmemiş, bizatihi tanışmamıştık. Tek tesellim bu oldu.

Bu aralar üyelerimiz beni çok sevindiriyorlar, hangi birisini sayayım :) Ama bu site sana ne kazandırdı derseniz, bir çok iyi dost derim. Özellikle de site sayesinde dost olduğum Fatih Bilge, Selim Şevkioğlu ve Yusuf Armağan benim için en değerli kazanç oldular.

Cemaat.com'da şu da olsun diyebileceğiniz şeyler nelerdir?

Efendim biliyorsunuz bunları şimdi burada açıklamam spekülasyonlara ve şoka neden olabilir :) Şu anda eksiklğini çektiğimiz çok ciddi bir şey yok. Zaten siteyi sürekli geliştirmeye ve zenginleştirmeye çalışıyoruz. Sevgili Şamil Kürşat Bozkurt'un da altyapıya teknik ve estetik açıdan yaptığı katkılar ile daha iyiye doğru yürümeye çalışıyoruz.

Yapılan dedikodulara göre Cemaat.com nargile gayfe açmayı düşünüyormuş. Üyelerin sabırsızlıkla beklediği gayfe ne zaman açılacak bu konuda bir açıklama yapmak ister misiniz?

Aman hatun duymasın! Bir nargile kafemiz olursa artık eve de uğramayız. Gayfemiz var zaten sitede. Her ne kadar nargile ikramı olmasa da sıcak sohbet sunuyoruz. Sanal çay, dijital sahlep ve pixel tost çeşitlerimiz mevcuttur :)

"Nargile, bilgisayar, gayfe, avukatlık, üye, basketbol, hevesli" gibi kavramları birer cümle ile anlatabilir misiniz?

Nargile- "sigaraya hayır, nargileye evet"
Bilgisayar- "bir türlü yakamı bırakmıyor"
Gayfe- "bakalım kaç yıl hatırı olacak?"
Avukatlık- "Türkiye'de çok tatsız ve zor."
Üye- "kemmiyet değil keyfiyet !"
Basketbol- "sporların şahı !"
Hevesli- "O şimdi mazide !"

Şadan Ercan en son hangi filme gitti ve en son hangi albümü aldı?

Epey zaman olsu, sanırım "Gangs of Newyork" idi. Ama aslında en son seyrettiğim film değil. Sinemaya pek düşün değilim, ben daha çok evcil bir zat olduğum için evde divx seyrediyorum. Yani en son seyrettiğim film Judie Foster'in başrol oynadığı "Contact" isimli bir filmdi. Film o kadar güzel değildi ama Foster'in müthiş performansı seyredilmeye değerdi. Albüm olarak da "Kıraç- Kayıp Şehir". Kıraç son neslin en iyi müzisyenlerinden biri, beğeniyle dinliyorum.

Sizin konuşma tarzınızı ve sesinizi Ekmek Teknesi'ndeki "Kirli"ye benzetiyoruz, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Neyse buna da şükür. En azından tipini özellikle de göbeğini benzetmemiş olmanız benim için umut verici bir durum. Evet gerçekten de benzerlik var. Her ikimiz de bir teknedeyiz. O ekmek teknesinde kirli, ben de cemaat teknesinde Irgatbaşı.

Bizimle böyle bir söyleşiyi gerçekleştirdiğiniz için ve Cemaat.com'u kurduğunuz için size teşekkür ediyoruz.

Rica ederim, beni siz "oluşturdunuz" :)

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Hevesli'den Cemaat'e: Büyük Bir Ateş Yakmak İstiyoruz!

2002 yılının başları. Hevesli.com'u tavsiye etti bir arkadaş. Septik bir insan olduğum için siteye girmedim. Tekrar söyledi siteyi. Sonra birlikte girdik siteye. Mayıs ayı gibi üye oldum Hevesli.com'a. Üye kavramı yoktu orada "Hevesli" diyorduk birbirimize. Daha çok bir arkadaş grubu sitesi niteliğindeydi. Şadan Ercan'la o site aracılığıyla tanıştım. İlk mesajlaşmamızda bana "hanımefendi" diye hitap etti:) Yazı tarzımdan olsa gerek:) Hevesli çok uzun sürmedi. Kasım sonunda kapandı. Hevesli'den çok şey öğrenmiştik, iyi bir siteydi bana göre. En önemlisi sıcak bir siteydi. Şadan Ercan "Hevesli" kapanırken "Dostluğumuz ömür boyu sürecek" demişti bana. Sonra "hevesli mail grubu" vasıtasıyla yazışıyorduk. 2003 yılı ocak-şubat aylarında "ABD-Irak Savaşı"na ramak vardı, Ahmet Hakan Coşkun "Müslüman solculuk" kavramını ortaya atmıştı, mail grubunda bunlar üzerine yazdık. Nisan aylarının sonlarında Şadan Ercan bir site projesinin olduğunu haber verdi. Oldukça heyecanlanmıştık arkadaşlarla. Mayıs ortaları gibi Cemaat.com güneş gibi doğdu. İlk başta "bu isim ne yaaa!" dediğim çok oldu. Sanal cemaat sanal mürit getirir dedik:) Hevesli.com'da üyelere "hevesli" diyorduk, burada da "mürit" deriz diye epey geyik muhabbeti de yaptık. Şadan Ercan attığı maille sitenin misyonunu bize kısaca anlattı. O zamanlar sitenin yöneticileri olarak başta Irgatbaşı Şadan Ercan ve moderatör olarak ben yani F.Bilge, Simurg, j_belbo ve HaticeVera vardı. Bir gece sohbetci.com'da bir chat odasında buluşup Cemaat.com için neler yapabiliriz diye konuşmuştuk. Çok keyifli bir geceydi:) Aramızdan ayrılanlar oldu, haftada bazen iki-üç yazı zor geldi siteye, her yazının altına yorum yazdık çoğu zaman siteyi ayakta tutmak için... Ama güzel keyifli günler yaşadık.

2004 yılı Mart ayında Birinci İstanbul Ziyaretimde zat-ı şahaneleri ile tanıştım. Selim abi ile birlikteydik biz. Şadan Ercan geldi, Selim Abi ile kucaklaştı Fatih nerde diye sordu, hâlbuki yanındaydım Selim Abi'nin. Gülümsedi, "--Pek ufak tefekmişsin, senden ancak play-maker olur" dedi:) Şadan Abi'nin eşi de zaten "--Çoluk çocukla mı geziyorsun" demiş. Eyvallah:)

İkinci ve Üçüncü İstanbul ziyaretlerimde de kendisiyle görüşmekten büyük onur duydum...

Şubat 2005...

Geçmişi düşünüyorum. Her şey boğazımda düğümleniyor...

Üç yılı doldurmuş bir dostluk, dostluktan öte bir kardeşliğimiz var. Neler başımıza gelmedi ki! "-Allah selamet versin" dedik çoğu zaman. Yorum zenginliği olsun diye ikişer üçer nickle yorum yaptık ilk başlarda. Siteyi arama motorlarına ekledik. Bilumum mail gruplarında yazdığımız her mailin altına "Cemaat.com" linkini iliştirdik. Zaman zaman ümitsizliğe düştük ama yılmadık hiçbir zaman... Şadan Ercan'ın dediği gibi Selim Şevkioğlu en bunalımlı dönemlerimizde bize güç ve soyadı gibi "şevk" verdi, Yusuf Armağan'la daha da güçlendik ve soyadı gibi bize "armağan" oldu. Ve sitede yazan yorumlayan diğer bütün arkadaşlarla bugünlere geldik.

Şimdiki zaman...

1300'e yakın üye sayısıyla, sürekli güncellenmesiyle, gündemi yakından takip etmesiyle ve "Orijinal Fikir, Farklı Kalıp" sunmasıyla özgün bir site Cemaat.com. Yada Tarık Tufan'ın deyimiyle "Bizim Mahallenin Sitesi".

Bendeki Şadan Ercan tanımına gelecek olursak; "İlk başlarda ne yaptığını anlayamadığım, sonraları içindeki çocuğun farkına vardığım, her aklıma geldiğinde tebessüm ettiğim, tebessüme ihtiyacım olduğunda masaüstüme baktığım yüce insan."

Kalplerimizi yakınlaştıran Allah'a hamd olsun.

Son sözü de Melike için söyleyeyim: İyi iş çıkardık ortak:)

yanlış anlaşılmasın

Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için küçük ama pek mühim bir açıklama yapma zarureti hasıl olmuş, bu nedenle bu derkenarda fotoğrafın kısa bir tarihçesine değinilmiştir.

Röportajda kullanılan, bendenizin kolu kanadı kırıkken çekilmiş eski bir fotoğrafıdır. Halihazırada iyileşmiş ve Mevlaya hamdolsun hala yüksek yüzdeli üçlükler atabilmektedir.

Sakat bir şekilde evimde, dört duvar arasında bunalmış bir vaziyette istirahat ederken Selim emmimin davetiyle gittiğimiz Küçük Ayasofya'da, gül bahçesinde, nargile hazırlandığı esnada çekilmiştir. (Nargilesi kötü ama manzarası çok güzeldir)

Fotoğraf, sayın Şevkioğlu tarafından çekilmiştir. Fotoğrafçılığının acemilik günlerine tekabül eden bu eseri bile aslında duygu yüklüdür ancak çözünürlüğü ve ebatları küçüldüğü için yeterince belli olmamaktadır:) (Bana acıdığı belli olmasın diye böyle yaptım :)

Teşekkürler Şadan Ercan, her şey için...

Bu kadar güzel, eğlenceli ve bilgili:) bir söyleşinin ardından nedense hüzünlü bir yorum yazmak istiyorum. Ama yok ağlatamazsınız beni:) Eskilere gidiyor aklım durmadan, daha eskimemiş olan eskilere... Cemaat.com'u tanıyalı ne kadar da az zaman oldu. Sanırım Ağustos 2004'te tanıştım, 6 ay olucak. Cemaat.com'un benim için ne anlama geldiğini anlatmam o kadar güç ki sayfalarca yazmam gerekir.
iç ses: Abartmıyorum:)
Her şey bu güzel insanın benim web sitemi beğenip önce "Büyüteç" kısmına sonra ise "Komşular" bölümüne eklemesi ile oldu. Daha önce ekleyen olmamış mıydı sitemi sanki tam tersi bir çok blog sitesinde linkim vardı hiçbirini umursamadım ama bir adımın atılması gerekiyordu. Melike'nin de kalkıp kendi adımını atması geç olmuştu, hayırlısı böylesi oldu. İyi ki de oldu:) Bir yere bağlı kalamayan, bir orada geziden, sıkılan sonra başka mekanlara göç eden ben uzun soluklu bir maceraya başladı işte. Macera diyorum çünkü ekşınsız gün olmuyor yahu:) Sonra üyelerini tanıdım tek tek. İlk tanıdığım kişilerdendi Şadan Abi, belki hatırlamaz o günleri ama Fikir Dünyası'nın Sempozyumu'nun olduğu tarihlerdeki tavsiyeleri, öğütleri hala kulaklarımda. Yeni olduğuma rağmen hiç de yabancılık çekmedim sitede. Bunun büyük sebebi tabi ki Şadan Abi oldu. O'nun bu sıcakkanlı, samimi ve gerçek tavrı benim de siteye adapte olmamı sağladı. Sonra da ayaklı bannerı oldum onun:) O bilmez ama gördüklerime hep söyledim, anlattım:) sitenin ismini anlatmam zor olsa da, reklam çalışmaları devam ediyor. Böyle şeyler anlatılmaz ya:))
Şimdilerde söylemese de Burhan Öcal'ın "Melikem, kavur balıkları" türküsü ile ağırlardı gayfeye. Başlardan buna bozuluyordum, ismimin başka kişiler tarafından kullanılmasına sinir olduğumdan sanırım bu:) Nasıl olurda benim ismim bir şarkıda geçiyor hem de Trakya havası:)
iç ses: Aman Trakyalılar bozulmasınlar, türkü pek bi acayip ondan dedim:)
Ama gel de Şadan Abi'ye bozul, sinirlen ama yok böyle bir duygu beslenemiyor bile bu Şirin Baba'ya:) Kaneviçe, dantel muhabbeti yapsa da her zaman bayanları ayrı bir katagoriye koysa da kızların okumuşunu sevmese de:P işte kızılamıyor O'na...

Sonra kendisi ile tanışma fırsatı buldum, cemaat.com'un tanışma toplantısında. Sanal ile gerçeğin korkusu varken, bu toplantıda hepsi yok olmuştu. Gerçek vardı sadece! Bu kişilerin hepsi gerçekti, hiçbir fark yoktu. Çok memnun kalmıştım, üşümem dışında:)

Sonra son görüşme, Şubat'ın bir pazar gününde; her yer karla kaplanmış, Sultahahmet daha bir güzelken beklettiğimiz kardan adam olmuş Şadan Abi:) Kar kış demeden gerçekleştirilen bir toplantı... Hepsi çok güzeldi.

Şadan Abi'yi anlatmak çok zor (anlatılmaz yaşanır:P) ki bu bana düşmez zaten ne de olsa küçüğüm daha:) kendi duygularımı anlattım. Sıkılırsanız okumayın kardeşim, yazıcam tutamaz kimse beni:) Şadan abi için diceklerim; hassas, duyarlı, cemaat.com ve üyelerine çok değer veren, çok sık sinirlenmeyen, iyi nargile içemeyen:), site yöneticiğini iyi yapan, samimi ve de sanal ortamın inadına gerçek bir kişi.

İyi ki varsın Şadan Ercan, geç buldum demek istemiyorum çünkü benim için en doğru zamanda buldum. İyi ki link vermişsin bana, ayrıca teşekkür. Eğer bir gün gidecek olursam buralardan, bil ki cemaat.com ve Şadan Ercan'ın yeri hep başka yerde olucak Melike için...

Ayrıca söyleşi teklifimizi hiç itiraz etmeden kabul ettiğiniz için de tekrardan teşekkür ederim.

Son söz F.Bilge'a: İyi ki de yıkmışsın vebali bana ortak, güzel iş çıkartmışız..

Bir de okuyuculara: Yakında bomba gibi başka söyleşiler gelicek, bizi izlemeye devam edin:)

****

Cemaline çevir yüzümü Başkasına rağbet ettirme kalbimi.

Hey gidi günler

Aslında hevesli.com'un bir geçmişi vardı. Bunu buradakilerden hiçkimse hatırlamaz. Ama internetin hafızası durumundaki archive.org unutmamış. İşte tarihi belge; (şekil-a)

http://web.archive.org/web/20010818234316/http://www.hevesli.com/

Burada ismi geçen kişilerden sadece Gülsüm Hanım ve Bilgin Okutan bir süre aktif devam etti. Şimdilerde O da yok. Peki niçin katılmadılar diyorsanız, bu arkadaşları aktive etmek istemiştim ama istekli olmadılar. Onların yerini apranox ve yeryuzu aldılar. O zaman onların verdiği destek çok anlamlıydı. Basketboldan da takım arkadaşlığı yaptığımız bu güzel insanları şükranla anmak istiyorum. Yoğun iş trafikleri nedeniyle şu an yazmıyor olsalar da en kısa zaman içinde yeniden "yazın dünyasına" geri döneceklerini umut etmekteyim.

Burada ismi geçen garibanidealistler ise kurduğum bir mail grubuydu. Yani benim garibanlığım taa o günlere dayanır :)

İdealistler garibanlığı, garibanlar da idealist olmayı reddedince, mail grubu düşündüğüm gibi bereketli olmamıştı. Ama benim umudum kırılmadı, bilakis şekil-a'da gördüğünüz gibi heveslendim :) Sonrasında da (şekil-b) ortaya çıktı;

http://web.archive.org/web/20021201063417/http://hevesli.com/

ordaydım

şadan beyin siteyi bu hale getirme sürecinin ilk yarısında elimizden geldiğince yardımlarda bulunduk. şu sıralar(son 2 yıldır) pek uğrayamıyorum siteye. her uğrayışımda yeni ve olumlu gelişmeler görüyorum. bravo şadana diyoruz hep beraber yeryuzu'yle. bir de yeryuzu'nun en çok okunan yazısı hala en çok okunan mı diye kontrol ederim.

Kare

Şu yazının üstündeki fotoğraf karesi...İlesam'a benziyor yer, bir yolcu kurulmuş bir yolculuğun hayata kurulması gibi.Herşeyi anlatıyor yazıdan öte...

Küçük Ayasofya

Yok yok, orası İlesam değil, Küçük Ayasofya. Şadan Emmi yazmış aşağıda da zaten. Ben ilk bakışta tanımıştım ya o ayrı mesele :p

cemaat günleri...

Yaz mevsimi sene 2003
darvakit dergisi Hakan Aslanbenzer'in kötü bir şiirini yayımlamış, habire yükleniyoruz dergiye. İskender; beni o günlerde tanısa gırtlaklardı herhalde :)
Bir gün, henüz cemaat.com dan ayrılmamış olan Haticevera bir mail atarak "düşüncelerinizi gelin burada paylaşın" der.
Akabinde darvakiti taşlayan ekipden ayrılıp cemaat.com saflarında yer aramaya başladığım günler...

İnternette boş dolaşmaktan sıkıldığım günlerde tanıdım cemaat.com'u
bir süre sadece okur olarak kaldım, sonraları bu sitenin eskiden arada-sırada uğradığım hevesli.com un devamı olduğunu öğrendim.
Bilakis İnternetin nelere kadir olduğunu anlamama sebep oldu cemaat.
Benim gibi kıl bir adam kalkıp sanal bir oluşumun buluşmasına gitmisse bir şeyler vardır gerçekten.
...

Yolda Yürürken..

Bu yolun başını anlatsam uzun sürer.. İyi şeyler iyi şeylerle tanıştırır fikrinin uygulamalı örneğiyim sanırım. Bilmediğim düşünmediğim aslında beklediğim bir zamanın en sonunda zincirleme oluşlarla karşıma çıkmasıydı belki..
Mevsimlerden yaz.. Gece .. Hatta öyle bir geceki herşeyiyle karanlık olanlardan... Radyoda gezinip duruyorum hiç bişey bulamayıp Fmden Mw kanalına geçiyorum. Anlamadığım diller garip konuşan kadınlar, kötü şarkılar tekrar dönüyorum radyoya.. Radyoda ozamana kadar tanımadığım bir adam var. Söylediği şey az önce yaptığım şey. Hayattan sıkılıp Fmden Mwye geçmek gibi başka bir zamana geçsek diye başlayan bir cümle.. Sonra bu adam kim diye aramaya başlıyorum yazılarını okuyorum uzun süre.. ve aslında benim o zamana kadar varlığından kimbilir hangi anlamsız sebeple habersiz olduğum başka bir "zamanın hayatıyla" karşılaşıyorum. Bir kapı başka bir kapıyı açıyor. Bir kişi başka kişileri. Bu başka zamanın hayatını artık bende yaşamalıyım diyorum...
Eğer etrafınızda olanlar bu başka zamanın hayatını kabullenmekte güçlük çekiyorlarsa artık istediğiniz zamanın insanlarının bir selamına hasrettesiniz demektir.
Aramalarınız en nihayetinde sonuçlanır. Yolunuza çıkan "Adam"lar sayesinde bir anlamda aynı yolda yürümeye başlarsınız...

Biraz romantik ya da duygusal oldu sanırım yazdıklarım ama başka ifadesi yok işte.. Biraz korkak, biraz çekingen ve çok suskun bir başlangıç yapmıştım. Sadece okuduğum dönemle birlikte sanıyorum neredeyse birbuçuk yıl oluyor. Tanıdığım insanların bana neler anlatmaya çalıştığını ya da anlamaya çalıştıklarını artık daha iyi kavrayabiliyorum. Herşeyden önce yürümeye cesaret etmem onlarla olmuştur. Hepsinin birbirinden farklı anlattıkları oldu, çok zaman onlar anlattı ben dinledim bazen ben konuştum sessiz sessiz... Bazı cümleleri ve konuşmalarımızı hiç unutamıyorum bazen en çok güldüğüm yer burada oldu diye düşünüyorum. O zamandan bu zamana burada çok değişiklik oldu gibi geliyor gidenler, yeni gelenler, arada bir gidip gelenler, gitmek isteyip gidemeyenler... Bense hep buradayım...

Anlamı daha anlamlı yapan ve en önemlisi "yeniden öğrenmeme" sebep olan ; Yusuf Armağan, Murat Kirişci, Selim Şevkioğlu ve F.Bilge'a ve belkide herşeyin başlamasını sağlayan Şadan Ercan'a en nihayetinde belkide bu yürüyüşten hiç haberi olmayan İbrahim Paşalı'ya teşekkür ederim.

Teşekkürler 309 Sedef Kaplan

Bana dinlemenin ne demekliğini susmanın ne demekliğini en pratik şekliyle öğreten kişi kim derlerse eğer bir gün hiç bir tereddüde mahal vermeksizin Sedef Kaplan cevabını verebilirim. Benim için susamayı konuşmaya yeğleyen, bilmediği varsayımını her zaman bütün cümlelerinin önünde tutan, bakışlarına hayata dair anlamlar yüklemeye çalışan, sessizliğin içerisinde aslında en gür sesin de kendi çığlığı olduğunu bilen insanların her zaman farklı bir konumu olmuştur. Sedef Kaplan'ın da böylesi nadir karşılaştığım kişilerden olduğunu söylemeliyim.

Bugünkü adıyla gayfe, o zamanlarki adıyla chatbox da görmüştük ilk kez kendisini. Kullandığı nick sdfkpln idi. Biz burada yeni tanışmış olmanın verdiği heyecanla, karşımızdaki insana bir şekil, bir cemal izafe ederek avucumuzdaki cümlelerimizi onlarla yüzleştirme çabasındaydık o zamanlar. Biri gelir ve hiç konuşmadan dururdu öylece. Susardı. Bir tek selamı vardı söylemeyi uygun bulduğu. Kelimelerini bizlerle yüzleştirmeden önce bizim kelimelerimizle kendi zihnindeki anlamlandırma projesine tuğlalar edinmeye çalışırdı sanki. Benim dikkatimi çekmişti. Konuşmaya çabalamıştım. Pek yanaşmamıştı. Hatta Sedef mindere gel diye seslenmeye çalışırdık kendisine. O dinlemeyi seçerdi. Sonraları zamanla kendisine dair ipuçlarını vermeyi uygun görmüştü bizim cümlelerimzle birlikte. Onun cümlelerini de duyar olmuştuk. Konuştukça temiz, önyargısız, anlamlandırmaya yönelik bir duru zihnin varlığından haberdar olmuştuk.

Yazmaya davet ettiğimi hatırlıyorum kendisini. Ben yazamam demişti. Neden? diye sorduğumda sizlerin yanında ben yazamam, okumayı tercih ediyorum demişti. Bir tehdit savurmuştum, ne karşılık bulacağını hiç hesap etmeden : Sen yazmazsan eğer bundan sonra ben de yazmayacağım!. Selim Sevkioğlu'nun da yüklendiğini hatırlıyorum : Elini korkak alıştırma Sedef! diyerek.

Konu istedi benden. O zamanlar Kur'an okumalarımda karşıma çıkan ilginç bir adam vardı: Şehrin Dışından Koşarak Gelen Adam! Bu adamın kendisinde nasıl bir çağrışım yapacağını doğrusu merak etmiştim. Derken bir yazı yazdı. Bir Adam Çıkar Gelir adıyla. Yazısını ilk ben gördüm Sedef'in. Sedef Kaplan'ın yazılarının cemaat sayfalarında eksik kalan bir yanımızın tamamlayıcısı olduğunu düşünmüştüm o anda. Heyecanla yayınlayalım! dediğimi hatırlıyorum. Ve o yazı bugün cemaat sayfalarının en çok okunan yazılar arasında yer alıyor.

Teşekkür ediyorum Sedef Kaplan. Durgun bir su kadar güzel yüzü olan kaleminle durduruluyoruz önce, sonra duruluyoruz işte. Ve şimdi diyorum ki; bu site benim insan olabilme kaygısı taşıyan bir tek insanla yüzleşmemi temin edecekse eğer kesinlikle buralarda bir yerlerde olmalı. Çünkü güzel bir insanla her şey çok daha güzel oluyor.

Yürüyüşün kutlu olsun ve Allah'ın gülleri yakanı bırakmasın Sedef Kaplan.

Oku! merkezli buluşma

Selam ile dua ile...

"Cemaat" adresinde yeni sayılırım.İlkin "Dergibi"den tanıdım.Oradan bir bağlantı kurmuştum; ara ara geldim ama üyelik aşaması daha yeni."Cemaat" sitesi bize dair sahici bir dili çoğaltıyor.Sizleri bir vesile ile tanımış olmaktan memnunum.Selam ile dua ile...

Murat Soyak

Geçmiş Zaman Olur ki: Bir Düğün, Bir Söyleşi

28 Ekim pazar günü İstanbul'daydım, Cemaat.com vesilesi ile tanıştığım Faruk Yücel'in* evlilik merasimi için. İstanbul trafiğini ve yol bilmezliğimizi hesaba katmadığımız için biraz geciktik haliyle. Küçükyalı'ya geldiğimizde nikah töreninin bitmiş olduğunu tahmin ediyorduk. Aynı yerde 4-5 nikah salonunun bir arada olması ise ayrı bir çeldiricilik oluşturuyordu hedefe ulaşmamızda. Bir arabanın arkasındaki "H" ile "Ö.F" kısaltmalarını görünce doğru mekanda olduğumuzu anladık. Merdivenlere yönelmiştik ki birilerinin bizi işaret ettiğini farkettik. Karanlıkta çok da tanıyamadım. Sonra sıcacık bir gülümseme, "Merhaba, ben Melike hoşgeldiniz..." ve yanında Gülsüm ile Betül hanım. Uzun zamandır görüşmemiştik. 2 yıl oldu sanırım. O gece dost insanları görmek güzeldi. Biz hemen yeni evli çifti tebrik edelim diye içeri geçtik. Sonra etrafa çok bakındık görebilir miyiz, sohbet edebilir miyiz diye, ancak kalabalıkta kaybolmuştuk bile...

28 Ekim pazar gecesi bu kısa görüşmemiz, yukarıda Şadan Ercan'la yaptığımız söyleşiyi hatırlattı bana, ne çok eğlenmiştik bu söyleşi esnasında. Söyleşi, düğün, geçmiş zaman ne alaka diyip geçmeyin lütfen. Şadan Ercan'la ilk tanışmamız 2001 yılına denk geliyor çünkü. 6 yıldan fazla olmuş ağabey!

Demem o ki, bu söyleşi yapıldığından beri hayatımızda bir çok şey değişti belki de, değişmeyen yukarıda ismini zikrettiğim insanların sıcak gülümsemeleriydi. 2005 yılı şubat ayının o soğuk günlerinde Sultanahmet Camiinin orda bir cafede Cemaat.com toplaşmasında; "Ben Prometheus'um" dediğimdeki gülümsemeleri yaşar gibi oldum. Melike Işıklar, Betül Yıldız ve Gülsüm Yıldız keşke biraz daha görüşebilme imkanımız olsaydı...

*Mutluluklar kardeşim, kalbinizdeki berraklık yüzünüzdeydi o gece, Allah ellerinizi bırakmasın.

yıllar, aylar, günler sonra

2004 ağustos ayında başlamış yolculuk, 3 sene geçeli çok olmuş.. Fatih iyi ki bu yazının altına yorum yapmışsın ben de şimdi gittim o günlere, gerçeğin çoğu zaman anlamsız kaldığı bu günlerde, sanal bir ortam benim için ne çok anlam taşıyormuş.
nikah günü çok düşündüm ayıp mı ettim diye sonra ne ayıbı o benim ortağımdı yahu dedim. işin ilginç tarafı onca zaman geçmesine rağmen sanki hiç geçmemiş gibi, o yüzden sana seslendim, ben buralardayım çığlığıydı bir yerde...unutulmamak ve unutmamak güzel bir şey vesselam..
yollar bir kez birleştiyse, elbet yine birleşir. belki bir kaç yıl sonra yine denk düşeriz, velhasıl seni görmek güzeldi..
muhabbetle..

hep yansın, hiç sönmesin

Nasıl iyi geldi bu Cemaat bana, anlatamam. Tempolu ve adrenili yüksek bir işi bırakıp evime oturduktan sonra, eşten dosttan ayağımı çekip a-sosyal hayatıma uyum sağlamaya çalışırken (4 yıldır uyum sağlayamadığım bir süreç) tanıştım değerli Cemaatin müritleriyle :)
Emek veren herkese teşekkür ediyorum.

Selametle.