Bir pazar sabahı... Sabah namazının arkasından uyumuş ve "seher" vaktinin feyzinden istifade etmenin zevkini yaşamamış olmanın ağırlığı ile zonklayan başım, kuvvetli bir baş ağrısıyla bana eşlik ediyor uyanırken. Bu sabah diyorum, işte bu sabah göstereceğiz tepkimizin ne kadar büyük olduğunu. Herkes görecek; peygamberi aşağılamayı marifet sayanlar da, Müslümanlara işkence yaparken onların sahipsiz olduğunu sananlar da, ümmetin görünen parçalanmışlığının ötesinde nasıl ortak bir ruha sahip olduğu idrakinden yoksun zorba zihniyetlerde. Şu anda binlerce insan akıyor olmalıydı Çağlayan'a... Aramızda mesafeler olsa da yüreğim orada atan binlerce yürekten bir tanesiydi. Aynı heyecanı taşıyordum. "Beni de" diyordum "beni de ilhak eyle o zümreye Ya Rabb, orda değilim ama orda olmayı isterdim, haykırmak isterdim ve duruşumla buradayım demek, yalnız değilsiniz demek kardeşlerime..." Popüler kültürün çemberini kırmak adına evimden uzaklaştırdığım televizyonun eksikliğini hissettim derinden. En azından görseydim dedim. Görseydim belki biraz hafiflerdi orada olamamanın üzüntüsü. Olsun dedim. Bu tepki gösterilsin de, varsın ben olmayayım. Sesimiz gür çıksın da, varsın ben duymayayım. "Acaba" dedi zihnimde kocaman bir şüphe "acaba kalabalık olacak mı, kaç kişi koşacak bu davete". Zira acı bir tecrübe yaşamıştı bu fakir Konya'da. Amerika'nın Irak'ı işgal ettiği günlerdi. Otuz küsur sivil toplum örgütünün düzenlediği "Irak'ın işgalini protesto mitingine" sadece 500 kişi katılmıştı. Ki Konya'da normal şartlarda bu mitingin onbinleri toplaması gerekiyordu o meydana. Ama bomboştu koca meydan. Meydanın büyüklüğünün altında ezilmişti kalabalığın küçüklüğü. Aynı günler Türkiye'de iktidar değişimine ve tezkere tartışmalarına sahne oluyordu. İktidarın Irak konusundaki tutumu ve meydanın boşluğu garip tesadüftü sanırım! Herhalde insanların daha önemli işleri vardı ve böyle bir mitinge gelerek kaybedecek zamanları yoktu. Yoksa bu durumun sebebi iktidarda olana verdikleri büyük destek ve kendilerine ters düşmeme kaygısı olmamalıydı!
Şükür ki korktuğum olmadı. Miting meydanından telefon açan bir kardeşim "kalabalık mahşerî" diyordu. "İnsan selinin sonu görünmüyor, beklemiyordum bu kalabalığı" diye ekliyor. Buydu olması gereken ve olmuştu. Müslümanların duyarlılığı ayân olmuştu. Belki içinizden kemmiyete bu kadar önem verme diyecek olanlar vardır. İbrahim Paşalı'nın müsadesiyle ona ait bir kavramlaştırmayla buna cevap verme arzusundayım. Hissiyat ve hassasiyet ayrımı. Halkın hisleri, aydınların hassasiyetleri vardır. "Halkımızın hissiyatı yerinde, bizim eksikliğimiz hassasiyet sahibi aydınlardır" diyordu İbrahim Abi. Bu kalabalık da halkın hissiyatının bir tezahürüydü. Üzerimize düşeni yapmıştık halk olarak.
Şimdi sıra medyadaydı. Duyarlı medya organları yansıtmalıydı bu tepkinin büyüklüğünü. Çünkü yıllarca birileri kendi mahallerinden olan on kişinin sesini yükseltip, bizim mahallenin on binlerini es geçmişlerdi. Biz konuşmuştuk ama onların sesi duyulmuştu. Biz bağırmıştık, işitilen onların çığlığıydı.
Bu sefer ciddi bir inceleme yapmalıyım dedim. Çünkü kimin sesimizi ne kadar kaale aldığını görmeliydim. Ertesi gün gazeteleri aldım elime ve başladım incelemeye. Ve sonuçlar:
CNN İnternational mitingi ikinci haber olarak vermişti. Bir milyon kişinin katıldığını söylemişti.
El Cezire canlı olarak yayınlamış.
Milli Gazete gazetenin büyük bir kısmını mitinge ayırmış ve 1.5 milyon kişinin katıldığını yazıyor. Aynı zamanda mitinge katılan diğer milletlerden gazetecilerin fikirlerine yer vermiş. Örneğin İranlı gazeteci "böyle bir kalabalık beklemediğini ve bu mitingin İslam âleminin yüz akı olduğunu" ifade ediyor.
Vakit aynı şekilde habere birinci sayfasını ayırıyor. Vakit gazetesi bugün (21.02.06) de medyanın mitinge kayıtsız kalmasına tepki gösteriyor. Ve mitingin tertipleyicileri ile yaptığı bir röportajı yayınlıyor.
Milliyet ilginç bir şekilde mitinge orta sayfalarından birinin neredeyse tamamını ayırıyor ve katılımın 150 bin olduğunu yazıyor. Haberi verirken de, olumlu bir üslup kullanıyor.
Posta, haberi tek sütunda ve içerikten yoksun gayri ciddi bir şekilde servis yapıyor.
Türkiye, mitinge yüzbinlerin katıldığını yazıyor ve olumlu ifadeler kullanıyor.
Yeni Şafak haberi sürmanşete çekmiş ve organizasyonun mükemmel ve katılımın yüksek olduğunu yazmış. Ayrıca haber fotoğraflarla süslenmiş.
Hürriyet küçücük bir köşede 50 bin kişinin katıldığı ufak bir mitingden bahsetmiş.
Sabah ise rakamı bi anda 40 bine düşürüvermiş ve tabi ki haber de küçük bir köşeye sıkışmış.
Veee Zaman, kalabalığın sadece 50 bin olduğunu söylemiş. Birinci sayfanın ortalarında tek sütun ve ikinci sayfada iki fotoğraflı minik bir haber…
Burada sormak istediğim soru; Zaman neden böyle bir haberi atlamak ve küçültmek istiyor? Neden en azından Milliyet kadar vicdan sahibi olamıyor? Aynı gazete, Eğitim-Sen bir eylem yapsa emin olun daha fazla yer ayırır.
Ve son soru: Dinler arası hoşgörünün yılmaz savaşçıları, aynı hoşgörünün bir miktarını kendi dindaşları için gösteremiyorlar? Farklı dinlerle diyalogun yolu içerdeki diyalogsuzluktan mı geçiyor?
Yorumlar
çağlayan mitingi ve bayraklar...
Cts, 25/02/2006 - 16:50 — halil ibrahim sertÇağlayan mitingini tv5 ten seyrederken ilk aklıma gelen şu oldu; neden saadet partisi bayrakları kullanıldı..parti bayrakları kullanılmasaydı daha kalabalık bir miting olurdu sanırım...
Seyyid Kutup derki; "toplumun desteğini alamayan hiç bir hareket başarıya ulaşamaz". Saadet partisi toplumun desteğini yitirmiş bir parti ve ne yazık ki Erbakan Hocamızda toplumun desteğini kaybetmiş ve gözünden düşmüş bir lider...Emin olun o meydanda parti bayrakları olmasa idi... mücahit erbakan sloganları atılmasa idi meydanı dolduran insanların sayısı 650 bin değil milyonlara ulaşırdı..parti mitingi gibi bir protesto gösterisine bu halkın büyük bir kısmı katılmaz..Herşeyi siyasetten ibaret görenler,peygamberimize yapılan hakaretlere tepki mitinginide siyasete alet etmeyi başardılar..Siz siyasi bir miting havasında peygambere yapılan hakaretleri protesto ediceksiniz sonrada buna birlik ve bütünlük gösterisi diyeceksiniz.Meydana destek için giden birçok kişi parti bayraklarını görünce ordan uzaklaşmıştır emin olun...
Zaman gazetesine gelince..O günün gazetesi şu an önümde ve meydanda toplanan insanların sayısıyla alakalı bir rakam verilmemiş...sadece Saadet Partisi Gençlik Kolları üyesi yaklaşık 3 bin gencin görev yaptığı söyleniyor...
Zaman gazetesinin yaptığıda parti bayraklarını görüp mitinge katılmaktan vazgeçen vatandaşın tavrıyla aynı...parti bayraklarını gördüm ve bende ordan uzaklaştım..mücahit erbakan diye slogan atıcak halim yoktu sanırım...
Tebliğ ve irşat gibi bir derdi olmayan insanların diyalog ve hoşgörü hareketini anlamalarını beklemiyoruz zaten..toplumun desteğini kazanmak saadet partisi ile mi olucak..siyaset ile mi olucak..islam'ı siyasetle mi insanlara ulaştırıcaksınız...
Ama şu söylediğinize katılıyorum."Dinler arası hoşgörünün yılmaz savaşçıları,aynı hoşgörünün bir miktarını kendi dindaşları için niye göstermiyorlar" diyorsunuz ya...buna katılıyorum..
Ve bu soru onlara sorulması gerektiği gibi,bu soruyu soran kişiyede/kişilere sorulması da şart..
Tıpkı benim hoşgörü gösteremeyip büyük bir camia ile ilgili böyle kırıcı şeyler yazmam gibi..Tıpkı sizin koca bir camia ile ilgi böyle kırıcı şeyler yazmanız gibi..amaan boşverin biz bunu aşamayacağız sanırım.
Bediüzzaman hazretlerinin dediği gibi diyorum; " siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım "
herkese selam
Bediüzzaman ve Zamane Siyaseti
Paz, 26/02/2006 - 02:28 — Ulvi AlacakaptanBediüzzamanın kastetiği siyaset tam da kendini ona nispet eden Zamane gurubun yaptığıdır
Oysa kendisinin tüm yaşamı bir Siyaset dersidir.
İktidara her gelecek parti ve lideri destekleyen Özal/Çiller/Yılmaz/Ecevit ve Erdoğan a oylarını yığanların yaptığı Kuyruk Politikası nı da evet mitingte parti bayragiını da olumsuzluyorum.
Rus Malezya Çin ne bileyim Arnavut çocuklarına Milli Marşımızı söyletmek mi doğru siyaset?
Ben Alman Lisesi nde okudum Bize Deutschland Über Alles i söyletmediler söylemezdim de!
Herşeyi bir yana bırakalım hoşgörünüzü takınıp benimle Diyalog kurar mısınız Yoksa bu da pespayelik mi olur?
www.ulvialacakaptan.com
Parti mitinginde niçin parti bayrakları vardı?
Salı, 28/02/2006 - 14:22 — Hacı PaşaBen mi birşeyler kaçırmışım?
Bu mitingi önce bağımsız bir grup tertip ederken, SP bayrakları son anda mı açılmış?
Miting alanına gelenler bu mitingi SP İstanbul il teşkilatının düzenlediğini orada mı öğrenmişler?
Yok eğer böyle değil de, bu mitingi SP'nin yaptığı herkesçe bilinirken yine de "Parti mitinginde niçin parti bayrakları vardı?" mı deniliyor?...
ne yazmamızı istiyorsunuz
Salı, 28/02/2006 - 22:14 — sezai aktuncayazdıklarımıza sansür uygulandığını bilmiyordum.Tabii işine geldiği gibi.Kimin işine geliyorsa artık.Önceki yazım Fethullah Gülen'e dair olduğundan olmalı zülf-ü yare dokunduğundan yayınlanmadı.Orada ne demiştim.28 Şubaşt'ın sene-i devriyesinde bir kez daha söylüyorum.Hatırlayın hani ne demişti o 28 şubatın o ilk soğuk savaş yıllarında fethullah hocanız Erbakan hocamızla ilgili: "O adama bir türlü içim ısınamadı!" Evet aynen böyle,tarih unutmuyor!Deniz Baykal'a yüreğinde yer bulan Fethullah hoca Erbakan için böyle diyordu.Yalan mı???Siz bir de kalkmış Zaman'ın Çağlayan mitingine neden yer vermediğinden bahsediyorsunuz.Onu bilmeyecek ne var;esareti cesaretle değiştiklerinden dolayı.Haydi eyvallah!
Ah Paşa'm ne güzel buyurdunuz
Salı, 28/02/2006 - 23:52 — Ulvi AlacakaptanPaşa'm tecahülüarifane yapıyor Tabii biliniyordu. SP nin düzenlediğini ancak Parti eski alışkanlığı üzre herşeyi kendine maledip sayı arttırımına meftunluğunu bir yana atar da Ümmet'i kucaklayıcı bir eylemi bayraklarıyla gölgelemez diye umulmuş!
Olmayacak duaya amin kırk yıllık zihniyeti tanımamak işte!
Bazı şeyler hiç değişmez bu ülkede!
Rabbimizin rahmetine sığınalım!
Hiç değişmemenin tutarlılıkla pek ilgisi yoktur.
Dönmedolap gibi dönmek te aynıdır.
www.ulvialacakaptan.com
ulvi şey(cik)ler
Pzt, 05/01/2009 - 12:21 — selman yasir cebiHep takip edeceğiz.Bakalım nereye kadar.Kırılmayacağız ama sevgimizin eksilmediğini de hiçbirimiz iddia edemeyiz.Bu islami kesim denilenin şeyin(bazılarına göre sadece olsa olsa kasaplar ya da bilemedin bazı terziler için kullanılabilecek bu adlandırma) içinde ne tür ince düşünen(!) insanlar varmış ki...insanın ''vayy be'' demediği bir Allah'ın günü yok neredeyse...
Her neyse meramımı söyleyeyim bari...Evet müslümanlarda sosyolojik olarak belli ki çeyrek asırdır bir kabuk kırma ve kabuğunu kırdırma (toplumsal talepler, köyden kente göç, yönetime katılma, inanç hürriyeti''ne demekse'' vs.) hareketi var.Bunların tüm siyasi fikirler, cemaatler, tarikatlar, STKlar için aynı olgular olduğu da malum herkesçe...Şimdi bu kabuk kırma ya da kabuğunu başkasının müsaade ettiği ölçüde başkasının omurgasıyla beraber kullanma durumunu aslında herkesin güzel bir şekilde düşünmesi lazım gelmez mi.
Her şeyi eleştirel kılabilmek güzel midir? Bilmiyorum lakin eleştiri değil de asıl maksat her defasında hakaretse;bir insanın izzetini hedef almaksa eğer hiç kimse kusura bakmasın biz bunu kabul edemeyiz.
Son on yılda müslüman aydınlara(ben ezici bir çoğunun hala daha neyi aydınlattığını anlayabilmiş değilim) bir baktığımızda; tam da konuşmaları gereken zamanda ki bu müslümanlardaki kafa karıŞIKlığının belki de zirveye ulaştığı bir tarih kesitidir.(Bir takım halkla ilişkiler faaliyetleriyle kendini yeni gösterme, sağa kıvırma, liberal-neo liberal- post keynesgil tekliflere balıklama atlama, hayatından helal- haram sınırını uzak tutma, her şeyi eleştirel kılma ''kendini bunların sorumluluğundan beri kılarak ki bu öncekini söylem olarak bir defa reddetmekle iktifa edece kadar kolaymış meğer'', sağa kıvırdık ama ulusal refleksleri de ihmal etmemek lazım diyerek, bazen de sözümona milli tavırlar takınma, demokrasi havariliğini kimseye bırakmama vs.) bulaşan büyük hastalıklar vardır(yukarıda parantezde saymağa çalıştık ki bunlar devede kulaktır)
ben az bir şey okuyan ve düşünen birri olarak kendimi kabul ederekten şunu söylüyorum: Malum tarihte bu yana müslüman aydın dediğimiz kişilerin ekseriyası bir imtihan olarak düşündüğümüzde süreci(hayat zaten bir imtihan değil mi) bunu kaybetmişlerdir.Kimisi demokrasi denilen tam bir tanımı olmayan şeyi hararetle savunarak, kimisi seküler tekliflerin dayattığı yaşam şeklini kabul edenlerin medyasında,basınında baş göstererek, kimisi bulunduğu makamı( üniversite, bürokrasi, belediye vs.)kaybetmek korkusuyla sessiz kalarak, bazıları ise malum süreç boyunca belki on defa fikir, konum ve tavır değiştirerek(buna Ali Bulaç'ı örnek veriyorum) insanlardaki kafa karıŞIKlığını ortadan kaldırmak bir yana iyiden iyiye bilakis bu karışılığı artırmışlardır.
Bu sürer...
Ne çok HACI var...İlhan ÇEBİ ''Yaşıyarak ve görerekten''
Ne çok acı var...A.C.Z. ''Yaşamak''tan
Az önceki desteğimi geri çekiyorum
Pzt, 13/03/2006 - 19:46 — Hasan Hüseyin KoşarUlvi bey yazık ki siz o Alman okulundan öğrendiğiniz bilgilerle ne Bediüzzaman'ı ne de Fethullah Gülen Hocaefendi'yi anlayabilirsiniz. Az önce Perinçek hakkında yazdıklarımla beraber size bir mail atmış ve sizi övmüştüm. Özür dilerim ben onu sizin gibi birine atmamıştım. Yazık ki Bediüzzaman'ın deyimiyle çok fazla "Firengi" okumuşsunuz.
Ne yazık ki İslam kaynaklarından bihaber "sallıyorsunuz." Siz Allahu Alem Hocaefendi'nin yazısını da okumamışsınızdır. Burada size hodri meydan diyor ve diyalog meselesini tartışmaya davet ediyorum. Benim kaynaklarım kendi aklım değil bizatihi Allah Rasulunun yaşamından alıntılardır.
Ha bu arada ben o bahsettiğiniz kişilerle uzun zaman beraber olmama rağmen hiç bir partiye oy atmadım. Kimse de beni oy atmam için zorlamadı. Bilmeden konuşmanın da bir sınırı olmalı ama değil mi? Kimse kuyruk politikası yapmamakta aslında siz demogoji peşinde koşmaktasınız.
Son olarak ben sizi Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın iftarlarında gördüğümü hatırlıyorum. Ya yanlış görmüşüm ya da bu sitede yazan bazı ahmak ve terbiyezlerin dediği gibi siz de sırf yemek yemek için orada görüntü vermişsiniz. Sizinle diyalog yapalım o zaman...
Oyun'a gelmek
Pzt, 13/03/2006 - 22:17 — Ulvi AlacakaptanOyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com
FANATİKLİK FUTBOLA YAKIŞIR AKİDEYE DEĞİL
Pzt, 13/03/2006 - 22:18 — Ulvi AlacakaptanBen birşey anlamıyorum anladıklarımdan siz hoşlanmıyorsunuz .Benim söylediklerim doğru ve hakk ise hangi okulda okuduğum önemli mi?
Oruç tutmuşum iftara çağrılmışım davete .icabet etmişim bu da mı sahtekarlık insaf yani!
Haa sırf Fethullah Gülenin son çıkmış 3 kitabını elimize tutuşturmak ve bizi acaip kukuletalı garaip akideli insanlarla aynı salondaki resme dahil etmek ve yemek mezesi kabilinden semazenlere seyirci kılmak için çağırdıklarını bilseydim gitmezdim Geçen Ramazan da gitmedim zaten.
Ben sizden destek istemedim siz deyiminizle ben sallarken bana köstek olmayın yeter.
F.G:nin parti destekleri yalan veya yanlış mı siz oy vermemiş olsanız da?O ZAMANlar çok küçük bir örnek Samanyolu TV de program yapan SnEngin Noyan ın eşi Eser Noyan Trabzon dan DSP adayı değil miydi?
BİR DE BANA SÖVEN KARŞI ÇIKAN BURALARA YAZIYOR DA OLUMLU BİŞEY SÖYLEYECEK OLAN MAİLİME ÖZEL YAZIYOR BU BA EPEYİ İLGİNÇ
Düşün Seni Kim Över?
www.ulvialacakaptan.com
Selamlarımla...
Cts, 25/02/2006 - 17:43 — M.Mustafa UZUNSelamlarımla...
O gün, O meydanda toplanan yüzbinlerin "kalabalık" derdi yoktu.
Hürriyet ve Zilliyet gibi yabancı basın organlarının konuya ve kalabalığa dair yer verdikleri alışılagelmiş haber tarzı ile de bir alakaları yoktu.
Fakat tahmin ettiğim gibi hemen herkes ZAMAN gazetesinin bu konu da ne yapacağını merak ediyordu.
ZAMAN hangi safta duracak, hangi pencereden olaya göz atacak, hangi ağzın sözcülüğünü yapacaktı...
Bir önce ki SAVAŞA HAYIR mitinginden sonra yaşanılanlar bu defa da yaşanacak mıydı?
...
Malesef...
Malesef ZAMAN kalabalığı dert etmiş ve olabilecek en az rakamla haberi vererek kendince mitingi küçültmüştü.
O gün O meydanda toplanan yüzbinlerin "kalabalık" derdi yoktu ama ZAMAN'ın vardı.
Hocaefendinin "sokaklara dökülmeyin, pespaye olmayın" mesajını dikkate değer bulmayan, rahat koltuklardan sır kapılarını aralamak yerine Peygamber aşkına bir Pazar sabahı Türkiye'nin hemen her tarafından İstanbul'a akın ederek, emeklerini, güçlerini, paralarını, enerjilerini ama en önemlisi yüreklerini ortaya koyarak gelen yüzbinler yine her defasında olduğu gibi ZAMAN'ın hoşgörüsünden nasiplerini alamadılar.
ZAMAN, diğerlerine gösterdiği hoşgörüyü bu milletin kendisine, aslolan değerlerine ve Peygamber aşkına göstermedi.
Çünkü bu haber'den diyalog namına birşey çıkartamazdı...
Çünkü bu miting'ten kullanabilecekleri, değerlendirebilecekleri birşey çıkmazdı.
Çünkü bu durum hiçte hoşgörülecek bir durum değildi onlar için...
...
Kendi iddialarından vazgeçenler için, başkalarının iddiaları için kendi kültürel kodlarına ait herşeyi küçük görmek elbette pek doğaldır.
...
Allah şaşırtmasın
Vesselam
ENDÜLÜS
Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs’ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi!
Onlar sizden yana çevirerek gözlerini
Ufuklara bakıp bir imdat beklediler
O diyalog islam alemi içinde aynı kardeeeş
Cts, 25/02/2006 - 19:23 — ahmet ciritDaha önce de dile getirdim fakat yayınlamadılar Gülen efendinin 20.07.1997 tarihinde Nevval Sevindi ile yaptığı röportaj da aynı hoşgörü ve hoşgörüsüzlüğü Amerika ve İran için nasıl dillendirdiğini görebilirsiniz. Sadece Türkiye müslümanları için değil yani tüm İslam aleminden utanır bir tavır ları var arkadaşlarımızın. Allah izan versin hepimize de birbirimizi anlayalım. Çünkü anlayabilmemiz için Allah ve Kuran ve Allah Rasulü ortak noktamız. Şia'si Sünni'si ile bu böyle. Aynı secdeye aynı niyetle gitmiyor muyuz?
ciritahmet
Ey Siyaset..
Cts, 25/02/2006 - 19:25 — enes yıldızBöyle bir mitingin düzenlenebilmiş olması büyük bir başarı, sevinerek okudum ilgili haberleri, müslümanca verilen-verilmek istenen-tepkiyi.. bu anlamdaki coşku ve arayışlarınıza katılmakla beraber.. eleştirinizi yanlış tarafa , yanlış şekilde yönlendirdiğiniz kanaatindeyim.. burada yapılacak birinci eleştiri: bütün müslümanları kapsayan, cemaat, meşreb ayrımı gözetmemesi gereken böyle muazzam bir eylemin neden siyasi bir güç şeklinde gösterildiğidir.. Recai Kutan'ın ( ki zatını çok severim ), Peygamber'in anılacağı meydanda, fırsattan istifade, dercesine, hükümete, dinlerarası diyalog çabalarına, AB ilişkilerine ( ki daha dün Milli Görüş AB demiyor muydu) ve muhalafete sataşmasıdır.. Ben oradaki kalabalığın tamamının elinde veya kafasında Saadet Partisi bayrağıyla gelmediğine eminim şahsen.. müminlik hissiyatları için gelenler neden siyasi bir güç gibi gibi gövde gösterisine alet ediliyor? Es geçelim bu faslı.. bizim mahalle sizin mahalle yok çünkü.. hepimiz aynı mahallenin çocuklarıyız deyip..
Sayılar konusunda, hiçbir basın kuruluşu diğerinin aynı bir rakam vermedi.. bu da gösteriyor ki, birileri kasten bunu 1.5 milyon gibi abartırken ( İstanbul'daki her 10 kişiden biri ordaymış yani ), başkaları da düşürmeye çalışmış önemsiz gibi.. Acaba doğru nedir Abdullah kardeşim? abartmak mı küçültmek mi, elbette ikisi de değil.. peki Zaman'ın küçültme gayretinde olduğunu da nerden çıkardınız o halde ?
Son sorunuza aynen katılıyorum.. Kendi dindaşlarına hoş görü gösterenler nerde sahi ? bir haberdeki sayısal bir değerden yola çıkarak bütün bir camiayı ötekileştirenler mi acaba?
ve Ey Siyaset Sen Nelere Kadirsin....
"Bizim Mahalle" diye biryer var!
Paz, 26/02/2006 - 11:54 — Muhammed BahadırAbdullah Furkan kardeşimi tanımasam derdim ki; "işte yine gerilim heveslisi bir ifadeler zinciri". Ve yine ayrımcılıktan beslenen kimi yazarların ortaya attığı tutarsız hezeyanların bir parçası...
Ama öyle değil. Bu haykırış yıllardır nereden gelip nereye gittiğini bilmeyen, nereye ait olduğu hususunda kafası karış-tırıl-an yığınların kendilerine gelmesi, takkelerini önüne alıp düşünmeleri ve artık "bi zahmet" dik durmaları talebinin üstelik sarsıcı bir biçimde ortaya kyulmasına yöneliktir.
Evet belki Tv5 hadiseyi şahsileştirmiş ve de sahiplenmiştir. Ama yapmayın Allah Aşkına! Biz "Mücahit Erbakan" sloganlarının atılmadığı mitingleri de gördük. Muhafazakar(!) Konya'nın nasıl mevcut durumu muhafaza edip gıkını çıkarmadığına da şahit olduk.
Bu tartışma cemaat-mezhep-grup tartışması değildir. Bir sonraki Vakit'in sürmanşetine ve "arşiv" sayfasına dikkati çekmektir. Yusuf Armağan'ın "28 Şubatta neyin karikatürü çizildi?" sorusuyla ortaya koymak istediğine göz atmaktır. Boykot zamanı baskı tesisleri bu mahallede olmayan, ama ısrarla bu mahallede yayın yapmaya çalışan gazeteler için de gelmiştir.
Alt-üst kimlik tartışmalarının gırla gittiği, ulusalcılık söylemlerinin yüksek sesle dillendirildiği bir dönemde Diyarbakırlı müslümanların çıkışından kaçımızın haberi var? Bu çıkışın neye tekabül ettiğini kaçımız hangi meclislerde tartıştık! Daha dün Can Ataklı diye bir adam bu ipliği bir kere daha pazara çıkarmadı mı?
Bizim Mahalle diye biryer vardır. Ve o kadar belirgindir ki bunun sınırları; dün faşistlerin "maymunluklarına" sahada karşılık veren ve zafer işaretiyle tüm tahkir edilenleri selamlayan Barcelonalı İsmail Eto'o kardeş de bu mahallede oturmaktadır!!!
Allah'ın selamı üzerinize olsun!
Birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak...
Cevap
Paz, 26/02/2006 - 15:03 — Abdullah FURKANYazıya yapılan yorumlaın akabinde açıklama yapma ihtiyacı hasıl oldu. Buna binaen birkaç noktaya temas etmek isiyorum.
İlk olarak Zaman gazatesinde o gün herhangi bir rakam verilmediğini iddia eden kardeşim http://www.zaman.com.tr/?hn=257750&bl=haberler&trh=20060220 adresini ziyaret ederek kontrol edebilir. Esasen kaç kişinin katıldığı çok önemli değil. Ama beni üzen Emniyet kayıtlarında bile 650 bin kişinin katıldığı bir mitingi böyle yansıtmaları. Ve maalesef ben burada bir kasıt olduğu kanaatindeyim.
Bir diğer öne çıkan konu da, meydandaki parti bayrakları. Evvela orada parti bayraklarının bulunmasını tasvip etmediğimi belirtmek istiyorum. Lakin soru(n), Zaman'ın temsil ettiği misyona sahip insanlar mitinge neden katılmadı olsaydı, meydandaki bayraklar güzel bir cevap olurdu. Soru gazetenin bu haberi neden küçülttüğü olunca, meydandaki bayraklar buna cevap teşkil etmiyor.
Kitap'ta "Siz onların dinine girmedikçe, onlar sizden hoşnut olmazlar" ayeti apaçık dururken, hangi sonuca ulaşmak arzusundadır diyalogcular. Bizden her halükarda nefret edeceği ayetle sabit olan ve aynı zamanda bizi hunharca katleden insanlarla diyalog ne kazandıracaktır ümmet-i Muhammed'e. Birgün bize acıyıp "oysa ne kadar iyi insanlarmış, bari bundan sonra onları katletmeyelim" mi diyecekler? Ve aynı insanlar neden İsrail'e gösterdikleri hoşgörünün birazını Hamas'a göztermezler? Neden hoşgörünün muhatabı olabimenin yolu, farklı dine mensup olmaktan geçer? Neden Papa'ya gösterdikleri hoşgörüden, Erbakan biraz da olsa nasiplenemez?
Siyasetin şerrinden Allah'a sığındığını söyleyenler neden her seçimde gidip bir partiye oy verirler? Alacakaptan'ın dediği gibi her seçimde ayrı bir partiyi desteklemek siyaset olmuyor mu?
Şunu unutmamamız gerekiyor: "Ancak müslümanlar kardeştirler". Nitekim Fethullah Hoca baskılara mâruz kaldığı zaman, 28 Şubat'a destek vermiş olmasına rağmen O'na en büyük desteği yine Milli Gazete, Akit ve Yeni Şafak vermişti. Bırakalım ecnebilerle diyaloğu da kendi muhabbetimize bakalım. Allah için sevip, Allah için buğz edelim.
Selam ve dua ile...
Çağlayan'
Salı, 28/02/2006 - 23:01 — misafirÇağlayan' daydık...
Çağlayan' da insan seli çağlıyordu...
Yüzbinlerin yüreği ağlıyorudu...
Kimileri dudak bükecekti , hiç bükmedikleri kadar ...Zira onlar zalime lanet etmeyi de islami !!! bulmamışlardı...Müslüman lanet etmez diyordu
pespayeliği bize yakıştıranlar . Oysa ayetler hadisler lanet ediyordu , biz kimdik ki...Hiç mi görmemişlerdi o kutsal metinleri...?
Eğer ki bu mitingi Saadet Partis'i düzenlememiş olsaydı , bir başka organizasyonla düzenlemiş olsaydı , yine de aynı zorlukları aşarak 9 saat yolculuğu göze alırdım...
Ama anlamadılar hiç ... Ve hiç anlamayacaklar , zira anlama gibi bir dert içinde değiller , ki onlar diyologla çok çok meşguller ...
Erbakan'ı Şahsı muhterem hocaya sorduklarında, bilmem kaç siyasetçiyi sevdiğini ama onu bir türlü sevemediğini söyleyen Hoca , medyanın eline bizler arasındaki diyalogsuzluğu koz gibi verirken , aynı şey
Erbakana sorulduğunda biz onunla aynı secdede günde 5 vakit görüşüyoruz diyebiliyordu... Fark arayana fark burada, diyalog arayana diyaloğ burada diyorum...
Orada olamazlardı malum kişiler....Zira bu diyoloğa aykırıydı... Biz zaten pespaye değilmiydik....
Parti bayrağına takılıpta gelmeyenler komikleşmekten başka bir hal içine girmemişlerdir...Bilmem kimler parti bayrağına takılır , ama haçlı zihniyetinin bayraklarını hoş görü adı altında neredeyse öpecek konumda olurlar...
Tabi onların bayrağı demokrasi bayrağı....Saadetin bayrağı bayrak mı !!!?
Hocaefendi ve HoşGörü'süzlük
Çar, 01/03/2006 - 18:01 — halil ibrahim sertilk yaptığım yorumda 90'lı yılların hamasetiyle hareket etmekten bahsetmiştim ya,nazan(gerçek isminizi yazmadığınız için bay veya bayan diye hitap edemediğim için üzgünüm) rumuzlu arkadaşımızın yazısıda buna örnek..90'lı yıllardan kastım 28 şubat 1997'ye kadar olan zaman dilimi...Bu hamasi tavırlarımız başımıza açmadı mı bunca şey'i..8 yıllık kesintisiz eğitim bu hamasi tavırlarımızdan söylemlerimizden dolayı değil mi..." imam hatipler bizim arka bahçemiz" sözleri değilmi imam hatiplileri madur eden..."bize oy vermeyenler patates dininden' sözleri değil mi herşeyi içinden çıkılmaz hale getiren..tek amaç siyaset olunca , insan siyaseti ne için istediğinide unutabiliyor...biz değilmiydik bizim toplumumuz için yazılmamış eserleri okuyup sokaklara düşen..bizim hastalığımıza uygun olmayan reçetelerle meydanları dolduran..gördük ki bize sunulan reçetedeki ilaçlar bünyemizi bozdu,bize iyi gelmedi..bizi zehirledi..Adil düzen de bu reçetelerden biri...meşruluğu zaten tartışmalı olan bu düzen içinde onlar'ın koyduğu kurallarla(sürekli değişen) bu oyunu kazanmanız zaten mümkün değil...siz hala kuralları belli olmayan bu arenada başarı kazanmaktan bahsediyorsunuz ve böylece tek amacınız iktidara gelmek oluyor...tek amaç partizanlık olunca,islamı anlatmak,insanlara ulaşmak,onlara hoşgörü ile yaklaşmak önemini ve önceliğini yitiriyor...
"bir insanın imanını kurtarmak vadiler dolusu deveden daha hayırlıdır" mealindeki hadisleri gözünüz görmez oluyor...Hz.Peygamber(a.s) vefat ettiğinde arabistanda yaklaşık 120 bin sahabi vardı.ama şimdi gidip baktığınızda bunlardan sadece 10 bininin o topraklarda kabrinin olduğunu görürsünüz..peki diğer 110 bin nereye gitti..islamı insanlara ulaştırmak için dünyanın dört bir yanına yayıldılar...acaba sizin adil düzen anlayışınız sadece şuan dindar olan ve partinize oy veren insanlarımı kapsıyor...sadece misak-ı milli sınırları içindeki insanları mı kapsıyor ki sadece bu ülkede büyümeye çalışan bir partiye mahkum etmişsiniz Adil Düzen denen şey'i...şu an yapmamız gereken şey tek tek insanları kazanmak,gönüllerine girmek bence...buna katılmak istemeye bilirsiniz..dikkat ediyorsanız "bence" diyorum.çünkü elimizde hakikat var...
Hz.Peygamber'in(a.s) medinede hıristiyanlarla ve yahudilerle yaptığı anlaşma metinlerine bakmanızı tavsiye ederim..savaş zamanında dahi Hz.Peygambe'in müşriklere karşı tavırlarına ve onlara yaklaşımına bakmanızı tavsiye ederim..Bunlara bakmadan Peygamberimizin hal'ini tahlil etmeden ortaya çıkıp kendi içimizden nefretle ve peşinhükümle birilerini mahkum etmeye kimsenin hakkı yok...
Filistinde taş atan çocukları ve yaptıkları direnişi yüceltiriz de acaba bu çocuklar namaz kılar mı diye sormak hiç birimizin aklına gelmez..namaz mı önemlidir..taş atmak mı?namaz kılmadığımız için tüm bunlar başımıza gelmiyor mu? Tebliğ mi önemlidir temsil mi?
Ama yaptığımız yanlış bence şu; bardağın hep boş tarafına bakıyoruz.
Bedüzzamanın bir örneğini aktarmak isterim..Bir gemide 9 tane cani olsa 1 tane de masum olsa, o 1 masum için o gemiyi batırmaya hakkınız yoktur..İşte insanda aynen öyledir...Bir insanda 9 tane kötü özellik olsa 1 tane de iyi özellik olsa o 1 iyi özellik için siz o insanı silemzsiniz.hakaret edemezsiniz..sizin amacınız o bir'e bakıp diğer dokuz'u nasıl düzeltirim diye düşünmek olmalıdır...işte hoşgörü budur..mantık budur...
Hocaefendi bu kadar kötü bir insan mı ki her fırsatta yerden yere vuruyorsunuz..O bu kadar islamı bilmeyen bir insan mı ki bu kadar kolay hakaret ediyorsunuz...Bu Adamın hiç mi iyi bir hizmeti yok..yaptığı iyi birşey yok....
Tamam diyelim ki Hocaefendi cemaatinin günahı HOŞGÖRÜ(farz-ı muhal)..herkes günahının cezasını görecek.Peki ya sizin günahınız ne? başkalarının günahlarını orta yere dökmek kolay,görmek kolay...kendi günahınız hiç mi yok ki başkalarının günahıyla uğraşıyorsunuz...siz asıl bunun cevabını verin...
NOT: arkadaşlar ben ne hocaefendi cemaatindenim ne de onların temsilcisiyim..bu yüzden ben onların temsilcisiymişim gibi bana cevaplar vermeyin.sadece yazdıklarımla ilgili cevap verin..görüyorum ki bazı arkadaşlar benim yazdıklarımla ilgili değil diğer başka konularla ilgili cevaplar veriyorlar...
herkese selam....ama 'herkese'
Halil ibrahim kardeş,
Çar, 01/03/2006 - 19:21 — Abdullah FURKANHalil ibrahim kardeş, istersen yazmadan önce biraz araştır. Erbakan'ın ağzından bugüne kadar "İmam Hatiplar bizim arka bahçemizdir" sözü çıkmamıştır. Mesut Yılmaz'ın ortaya attğı, Cüneyt Ülsever'in dallandırıp budaklandırdığı ve Erbakan'ın üzerine yamadıkları bir iftiradır. Lütfen bu müfterilerin, müttefikleri olmayalım.
Ortada bir hamaset varsa, bunun müsebbibi Nazan rumuzlu arkadaşın yazdığı, her iki liderin bakış açısında açıkça görülmektedir.
Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni!
Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!
Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!
Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?
N.F.K.
sana katılıyorum
Per, 02/03/2006 - 09:28 — ahmet ciritSana katılıyorum abdullah bey buraya yazı yazacak adam yazdıklarının doğru olması gerektiğini bilmeli. Yorum başka bir şeydir düşündüğünüifade edersin yanlış düşüne bilirisin ama bir olayı aktarırken yanlış aktaramazsın bu yalan olur.
ciritahmet
Halil İbrahim bey
Per, 02/03/2006 - 12:51 — misafirÖncelikle ,rumuzun gerçek adımdır...
Sonra yazı yazmadan önce , bir kısım medya gibi yazmamak için isterseniz biraz daha araştırma yapın...
Sorduğunuz sorulara cevap vermeyeceğim zira arştırma yapılarak yazılmış bir yazı olsaydı cevap gerekti...
Alakasını bağlamayı size bırakarak bir hikaye anlatmak istiyorum hafızamda kaldığı kadarıyla;
Bir gün adamın biri "akrebe" insanlık dersi vermeye çalışıyormuş...Bunu gören bir bilirkişi ,onu uyarmış...Bak o akrep sokar seni uğraşma demiş...Akrebe insanlık öğretmeye çalışan adam , onun fıtratını gözardı ederek , "ama bazı şeyler öğretilebilir" diye ısrarcı olmuş... Ve akrep adamı sokmuş...Adam bir daha uyarılmış yapma o akrep sokar seni diye...Adam tekrar insanlık dersini vermek için canla başla akrep uğraşmaya koyulmuş...Akrebin fıtratını değiştime gibi bir hayale kapılmış ve akrep birdaha sokmuş onu...
Akrepler diyarında akrebe insanlık dersi verenlerin kanına akrep zehiri karışır...
Fırtat bilincine varmalıyız , niyetmiz ne olursa olsun müslüman iki kere asla sokulmamalı...
Çağlayan'ın Düşündürdükleri
Çar, 07/01/2009 - 02:14 — Recep KısacıkBu yazıya yorum yazan bütün arkadaşlara sesleniyorum.
Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'un Gazze için yapılması gereken şeyleri söylerken aklıma şu soru takıldı. Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan 'ın 1990 lı yıllarda Filistin meselesi ile ilgili mevcut hükümete hangi önerilerde bulunmuşlardı. Bunları çok merak ettim zira Filistin meselesi bugün ortaya çıkmış bir mesele değildi.
İslami hassasiyete sahip olan yazılı ve görsel basında dikkatimi şu çekti. İstisnaları vardır elbette ama çoğunluğu sanki büyükelçilik yapmış gibi, reel politikten falan bahsedip, elbette ki devletler arası ilişkilerde duygusallığa yer yok gibi laflar eder olmuşlar. Oysa ki böyle konuşan ve yayın yapan kuruluşların 1990 lı yıllar daki arşivlerini ve yazılarını gözden geçirmelerini rica ederiyorum. Haktan ve Adaletten bahseden özellikle Vakit gazetesi gibi bir gazetenin Yayın Yönetmeninin Hilal tv deki açıklamaları bende Şükrü Elekdağ konuşuyormuş hissi uyandırdı. Lütfen Zulüm karşısında çifte standartlı davranılmasın.
Bence siyasetten uzak duran ve suya sabuna dokunmayan arkadaşlara bir sözüm olacak muhterem Hoca Efendi F. Gülen 'in siyaset üstü siyaseti nerede, ya durdursun şu vahşeti yada varsa yapılması gereken ne ise çıkıp söylesin de elimizden ne gelirse yapalım. Yeter ki bitsin bu vahşet.
FİLİSTİNLİ KADIN SESLENİYOR!
EY MÜSLÜMANLAR NEREDESİNİZ!
EY ARAPLAR NEREDESİNİZ!
Allahım bizleri ve bütün müslümanları affet ve Filistindeki mücahit kardeşlermize yardım et!