Korkuların kol gezdiği caddelerde, sokak lambaların ışığıyla yazılmış cümleler…
Toplanın ey bulutlar!
Siz yarınlara adanmış yağmur damlalarınızla ıslarken gecelerimi, ben de düşlerimi üfleyeyim çocuk kalplerine. Bitmesin gece, dinmesin yağmur ve solmasın düşlerimiz derim, ama rüzgar törpülemez ruhumun kelepçelerini ve dinmez sızılar yetim uyanışlarda...
Bir fiile yaltaklanmadan, yarım kalmış cümleleri teskin etme adına bir şeyler söylemeye kalksam sesim titrekleşir, nefesim kesilir. Kalemimi donuklaştıran bu tablo karşısında bir harf savurmak gökyüzüne; iniltilerin çağladığı bir hengâmda bitmemiş bir şiiri dile dolayıp korkusuzca namluların menziline girmek yada çocukluğumuzdan arttırdığımız destanlar gibi. Barış iklimine göç edememiş beyaz güvercinlerim kurumuş zeytin ağaçlarının gölgesinde, bense özgürlüğe tutsak kalbimi bir yana bırakmış, göz yaşlarımla ıslıyorum kurumuş mürekkebimi. Hal böyle iken nasıl olurda sevgiden söz edilebilir ve nasıl dayanılır anne feryatlarının en yüksek perdeden giriş yaptığı bu ağıtlara. Ağıtlarınız çınlatsın dağları ve ben figanlarınıza sarılıp uyuyayım. Hadi bırakın beni ellerinizden ve denize düşen bir taş parçası olayım. Her halemde hürriyeti büyütürken silikleşeyim ve sonunda yok olayım gözlerinizde.
Çamaşır iplerine asılı geleceğimde korkuların izleri kalmış, saatleri ileriye almayı unuttuğum halde zaman beni öteleleyivermişken; hayatın mendilime bıraktıklarına bir defa daha baktım ve gene düş kırıklığımı şekersiz içtim. Özlemlerine yelkovan saplanmış bir kalbin vuslat rüzgarlarına savuracak kelimelerinden başka neyi olabilir ki deyip kalemimin iki ucunu da açıyorum. Önce sorular düşüyor kağıdıma:
Anlatılası her olayı not etsem gökyüzüne, esaretin üzerine güneşi doğurtmayabilir miyim? Pak düşüncelerimle kara bulutları resmetsem, fırtınalar koparabilir miyim tutsaklıklar dehlizinde?
Bir ömür peşinden koşacak aşkla cevaplarımı arıyorum, hiç bulamayacağımı bile bile. Cevaplar değil ama hiç hesapta yokken bir avuçlarında taş diğerinde umutları olan çocukların gülüşleri takılıyor gözüme enkaz altlarında. Bir kahve eşliğinde okunabilecek bir yazı oluveriyorum onlarla, diğer sayfaya geçildiğinde unutulacağımı bile bile gözlerinizin içine bakıyorum. Sizse en duyarlı yanlarınızı kırpıp spor haberlerine geçiyorsunuz, bense yalnızlıktan sıkılmış çocukların bir ömür kör ebesi oluyorum. Sokaklar bensiz, taşlar arkadaşsız kalıyor günbatımının en göz alıcı anında ve çöl rüzgarları sarıyor adına ” vatan” dediğimiz coğrafyaları…
Hadi pas bulaşmış zincirlerimi arındırın ve böylelikle soğurtun acıyan yanlarınızı! Hadi günahlarınızı çıkartmak için bir sıra alın ve yeni bir sayfa açın! Hadi cevap verin!
Elleri arkadan bağlı, diz çökmüşlüğü ile onuru zedelenen birinin göz alıcı renklere boyalı elbiseleri yüce davaların sırılsıklamlığını Kıyamet’e kadar taşıyabilir mi?
Son yorumlar
7 sa. 15 dk. önce
17 sa. 43 dk. önce
19 sa. 46 dk. önce
20 sa. 56 dk. önce
21 sa. 40 dk. önce
1 gün 8 sa. önce
1 gün 9 sa. önce
1 gün 10 sa. önce
1 gün 12 sa. önce
1 gün 12 sa. önce