renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

'Canım Dediklerim' Fenomeni

İnsanların, dara düştüklerinde başvuracakları adreslerin başında dostları yer alır. Sıkıntılı başlar, onların şefkatli göğüslerine dayanıp onanmaya; gözlerin yaşı yine onların müşfik parmaklarıyla silinip kurulanmaya çalışılır. Paylaşılan sıkıntının, gözlerinden süzülen merhamet dolu bakışlara takılıp eriyeceğine; sırta ağırlık veren yükün ise ellerinin sıvazlamasıyla ufalanıp gideceğine inanılır. Hal böyle olmasına rağmen, sıkıntı ve imtihana dair en elemli ifadeler yine dostlar adına edilenlerdir.. En yakın bildiğim.. canım dediklerim.. diye başlayan cümlelerin ardından, acıyı daha bir kederle ünleyen sitemler edilir. Öznenin dostlukla niteleniyor olması, fiilin sebep olduğu acıyı katlayarak çoğaltmak için kâfi gelecektir. Kötü, şer, menfi kabul edilen eylemin müsebbibi dost olunca, açtığı yara da büyük addedilir. Bunun nedeni, kişinin kötülük beklediği en uzak adresin yine dostları olmasından başkası değildir.

Düşman ise potansiyel bir tehlikedir. Kişiden, düşmanlarından gelebilecek herhangi bir sıkıntıya karşı belki her an hazırlıklı olması beklenir. Bu nedenledir ki; hazırlıksız yakalanma anında dahi beklenmedik bir durumun vuku bulduğunu iddia etmek güçleşir. Çünkü durumun böyle olması, kişinin gafletine ya da saflığına delalet edecektir.

Ne düşman ne de dost olanlar için durum biraz daha farklıdır. Kişi, onlardan yana bir beklenti içinde değildir. Yine genel teamüllere göre, el/elalemden vuku bulması muhtemel hiçbir şey için hazırlıklı olmak gerekmez. Vuku bulan vakıada şaşkınlık oluşturacak, acayip karşılanacak bir husus varsa şayet, bu failden ziyade filin kendinden/niteliğinden kaynaklanır. Oysa dost bilinenlerden kaynaklanan menfi hususlar için ise durum asla böyle olmaz. Ondan vaki olan şer nitelikli fiilin kendinden ziyade, fiilin öznesi şaşkınlık uyandırır. Dosttan, dost bilinenden kötülük değil her daim iyilik beklenir. Kişi kendini şartlandırdığı için beklentilerinin zıddı vuku bulduğunda, gösterdiği tepki de ister istemez sert olacaktır. Ve bu tepki her zaman dışa yansımayabilir. Susma, karşılık vermeme şeklinde ifade edilmesi dahi durumu değiştirmez. O, iç aleminde cereyan eden infialin şoku altındadır ve bu hali içten içe kaynayan bir yanardağa benzetilebilir.

Bir diğer husus ise fiilin nevi ile alakalıdır. Düşmandan gelen fiil yalnızca kötülük, gaddarlık, zalimlik olarak algılanıp kabul görürken; dosttan kaynaklananın ihanet olarak nitelenmesi durumu söz konusudur. İhanet fiilinin iç alemde oluşturduğu sıkıntı, elemlerin en büyüğü ve göğüslenip kabullenilmesi en zor olanıdır. Yer yer aşırılıklardan beslenen edebî metin ve söylemlerde Bürütüs idolünün sıklıkla kullanılıyor oluşu bunun en bariz örneğidir. İhanet mefhumu, mana itibariyle kötülüklerin en şiddetlilerindendir. Menfi bir mualeme ile karşılaşan biri, muhatap olduğu filin nitelerken, ona kuvvet kazandırmak için bu mefhumdan bahsetme yolunu tercih edebilir. Burada da gerçekler kadar, beklentilerin etkisi söz konusu edilebilir. Nitekim ihanet, ancak dostun arkadan vurması durumlarında gerçek hüviyetine kavuşur. Kişi dosttan asla bir kötülük beklemediği için, fiilin üzerinde oluşturduğu tesirin etkisiyle, sıfatlamada aşırıya giderek ihanetten bahsedebilecektir.

Kısacası dostun; başkalarının açtığı yaraları onayan kuvvetli eli; kendisinin sebep oldukları hususunda genelde aksi tesir gösterir. İnsanî bir yaklaşımla bu durum doğal kabul edilebilir. Psikolojimizin doğasında olan şey bundan başkası değildir..

Gerçeklerden bahsettikten sonra hakikatleri irdelemenin planlarını yaparken, değerli fikirlerinize başvurmanın paylaşım açısından daha güzel ve anlamlı olacağını düşündüğüm için burada kesiyorum.

Ne dersiniz, acaba durum anlattığım gibi mi? Yine bir şarkıda geçtiği gibi, canım dediklerimizden bir kötülük gördüğümüzde canımızı mı almış olurlar. Son dönemde dostlardan daha fazla şikayet edildiğini, ihanetten dem vurulduğunu müşahade ettiğimi söyleyebilirim. Bu nasıl dostluktur? Yoksa bu durum hep böyle mi olmuştur. Siz de dostlarınızdan sık sık darbe yer ve böyle etkilenir misiniz?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

dost muydun?

Dostun yeri başkaydı hayatta.. o olmadan paylaşmak olmazdı.. sevinçler, mutluluklar hep yarım kalırdı... dostluk varsa dost varsa gençlik vardı, orta yaş bunalımını çekecek bir baş, ya da ihtiyarladığında hayatı birbirine şikayet edebileceğin biri vardı, ağladığın bir omuz, acını hafifleten merhem gibi sözleri vardı ve seni anladım diyen bir çift göz..
O gözlerin olmayınca gücüm kuvvetim kalmıyor ki dostum..
anılar , yaşanmışlıklar, kavgalar, hele ayrılıklardan sonraki dönüşlerde özlem dolu bakışlar, gizlice yapılan çılgınlıklar,gezintiler, sohbetler, aynı kaptan yiyip içmeler bir daha yaşanırmıydı ki,hayat denen dönülmeyen yolculukta..
ben seninle tattığım güzellikleri başka birinde bulamıyorum ki dostum...
aşklar.. o hissederdi ilk kıpırtıları... heyecanla yaşanmış her an ona anlatılırken bi daha yaşanırdı sanki.. duygular gizlenmezdi ondan ve doyumsuz bir tat alınırdı paylaşıllınca...gözlerinin parıltısını onun gözlerinde de görürdün.. en güzel olan tarafı sen mutlu olduğun için o mutluydu.. çünkü senin mutluluğun artık onundu.. çünkü o dosttu...
mutluluğun çığlıklarını beraber atmayınca ben mutlu olamıyorum ki dostum......
ihtiyacın olduğunda ilk onun kapısı çalınırdı.. can ciğerlikti o senin için... onun için elinden gelenin fazlası yapılırdı... ve yardım ettiğin de duyduğun rahatlık anlatılmazdı... fikir danıştığın ilk merci oydu... güvenirdin ona, inanırdın... ve yalnız hissetmezdin hiçbir zaman kendini... çünkü vardı ve yanındaydı...
senden başka hiç kimse bana elini uzatmıyor ki dostum...
kelimelere gerek kalmazdı kimi zaman.. ne hissettiğini anlardı yüz ifadelerinden... yada sesinin tınısından duyardı hüznünü..samimi iki yürek akardı birbirine.. ve seni senden daha iyi tanırdı dostun... yalan olmazdı dostluklarda, riya yoktu....
birgün bu soruyu sordurmamalıydın
dostum dost muydun... artık değildin belki de...
güven olmazsa dost dediğin dost olmuyordu...
dost kaybetmek neydi ... yürekte bir acı... boğazında bir düğümdü... acı bir iz bırakırdı yüzde..
paylaşılanlar güzeldi ama bidaha paylaşılamaması kötü...
o kadar zorki bir dostu kaybetmek, ondan uzak durmak ve yüzünü görmeden, sesini duymadan geçirilen her an seni anladım ve senin yanındayım diyen o sözler olmadan yaşamak.
sen yoksun yüreğim buruk ...
her sevinç sensiz yarım kalıyor şimdi...
sensiz ne kederim keder ne mutluluğum mutluluk oluyor..
Varlığını hissetmediğim her gece yalnızlık bana koyuyor dostum...
Yüreğimde bir hıçkırık kaldı gidişinden yadigar...
Hoşça kal dostum... hoşça kal....

Ne bulsan onlarla yaratıyorsun mutlu oyunlarını. Bense zamanımı da, gücümü de elde edemeyeceğim şeylere veriyorum. Tutku denizini geçmeye çalışıyorum cılız kayığımla, oyun oynadığımı unutuyorum.
TAGORE

Canım Dediklerim "Canımdır"...

Es – selam Selim bey,

Dost, benim ruhumun yarısı onda; onun ruhunun yarısı da bende olandır. Ruhlarımız birbiriyle bütünleşir ve tam hâle gelir. Belki de biz, iki ayrı cesed bir ruh veya ruh içinde ruh gibiyiz...

Dostluk, herkesin yaşadığı, fakat pek az insanın tanıdığı hayat muammasında, yine pek az insana nasib olan yüce bir payedir. O payeden nasibi olan bu, kemmiyette az; ve fakat keyfiyet, değer ve kıymette her türlü aded ve riyazî ölçülerden vareste talihlilerdir ki, dostluğun hakiki neşvesine bürünür ve bütün kâinata, dostluk şarkısının hazin, buruk fakat sürûr bahseden güftesini terennüm ederler...

Dostluk, sevgi ile kazanılır; müsamaha ile korunur ve tefani sırayla, (ebed) kadar yeni olmanın, derin ve engin mânâsına erer.

Dost, kaybedilmez ancak çok zor kazanılır. Aristo:"Dostlarım! dünyada dost yoktur" derken, işte bu zorluğa işaret etmektedir. Dünyada yoktan daha az bir şey olsaydı, herhâlde mevcuduna kıyasla, hakiki dost olurdu, dersem; sözümde bir, mübalâğa aranmasın. Şu kadar var ki, onun kıymet ve değeri azlığında değil; belki, az olusu kıymet ve değerinde aranmalıdır!

Dost bulmak için aramak; aramak için de görmek şarttır. Ya görüp bulduktan sonra! İşin en çetin yeri burada: Gözlerini yumup körü körüne bağlanma!...

Düşmanı mağlûp edecek en kuvvetli silah, dostların sadâkat ve bağlılığıdır. Hudeybiyeyi fetih yapan işte bu sırdır. Kanâatımca: Rahmani bir düşünceye sahib olmak ve her zaafını yenmiş bir sevginin, üstüste kavislerinde dolaşmak ancak, ruh ve maddesiyle ve her türlü kemmî buutların ötesinde bir yığın baharın arasından geçmekte olan bir (DOSTUN) eteklerine tutunup, Ölesiye ve tükenesiye, sadâkat, sebat ve saygıdan zerrece taviz vermeksizin ona sımsıkı bağlanmakla mümkün olacaktır. Fethin muamması da bu duyguda saklıdır...

Descartes: "İnsanın kendini sevk ve idare etmek için kendi gözlerinden istifade etmesi, şüphesiz, gözü kapalı başkaları ardınca yürümekten çok daha hayırlıdır; fakat kapalı gözlerle tek başına kendini sevk ve idare etmektense, bu son vaziyette bulunmayı tercih etmek daha iyidir" der. Halbuki dostsuz insan ruhunun yarısını kaybetmiş insandır. Yarım bir ruhla kendini sevk ve idare etmesi ise mümkün değildir. Öyleyse bu durumda olan kişinin yapacağı tek müsbet hareket, güvendiği ve itimat ettiği bir dostunun ardı ve arkasınca, yürüyüp gitmek olacaktır.

Hem, hâdiseler arasındaki irtibatları değerlendirerek, yaptığı terkib ile, yarını, dün ve bugünü gibi gören dehânın çocuklarının dışında, kaçımız hayat muamması ve bu muammanın önümüze çıkardığı karanlık dehlizler karşısında gözlerimizin bağlı olmadığını iddia edebiliriz? Hayır, bu yersiz ve yetersiz iddiaları bir tarafa iterek, realitelerin iktiza ettirdiği şartlara uygun ve muvaffık hareket etmek mecburiyetinde hatta mahkûmiyetindeyiz: Solugundaki renklerle (DOST'U) tanımak; ışıldayan gölgesinin göz/ere akseden parıltısıyla karanlık ufuklara bakmak; gönül aydınlanınca, onun gölgesinde ısınmak; ve güneşte üşüyünce DOST' U kalbe gömmek!... İçinde DOST'U taşıyan bir tabut olmak ve böylece ebedî yaşamak!...

Dost, ifâdelerime mânâ kazandıran bir şifredir. Maksadım bu dört harfi çerçeveleyen şu dörtlükte gizlidir?

Şafak vaktini beklerken

Sakaklarına düştü ak

O ufku seyretmekteyken

Sakaklarındaydı şafak

Ve dostluk, gökler ötesinin yerlilere lutfeylediği en özel armağanlardan biridisidir. Dostlar, manevî mücevherlerdir efendim. Kimin kaç tane hakiki dostu varsa, zenginliği de o kadardır . En büyük, en kıymetli, en üstün, en yüce dost ise ALLAH'(cc)tır. Allah dostu olamayanların ise ne dostu vardır, ne dostlukları. Ölümle ölen dostların kabir kapısında biten dostlukları neye yarar ki… Dostluk dediğin ölümüne olandır, ama ölümsüzlüğe koşandır. Allahsız ölümsüzlük mümkün mü? Hesaplarımızı şu üç günlük dünya ömrü için sınırlayacak kadar sığ bir idealin kurbanları olmayı göze alamayacağımıza göre…sevgi ve saygılarımla...

“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”