renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Çarşı'dan Alışveriş Merkezi'ne

Bir şey, başka bir şeyin var oluşunu zaruri kılar. Üretimde tüketimi zorunlu kılar. Modern çağın önemli farklılıklarından olan sanayinin gelişmesi ve buna bağlı olarak üretimin artması ile tüketim anlayışı da değişmiştir. Üretenler, ürettiklerinin pazarlamak için birçok yöntemler geliştirmeye çalışmışlardır. Üretilen malın tüketilmesi için, bunun zorunlu bir ihtiyaç olarak insanlara hissettirilmesi, markalaşma ile kendi alanında hegamonik bir yapıya bürünmesi, satış mekânlarının(internet, televizyon, hipermarket vs.) yeni baştan şekillendirilmesi gibi birçok değişik süreçler oluşturulmaktadır.

İslam kültürünün her alanda olduğu gibi ekonomik noktada da kendi düşüncesi doğrultusunda şekillendirdiği bir yapısı vardır. Tarihsel süreç içerisindeki değişimleri ıskalamadan, bunları dönüştürerek farklı bir anlayışın oluşmasına katkı sağlamıştır. Medine Pazarı, İpek Yolu, Ahilik, Loncalar, Çarşılar gibi kendi ruhunu yansıttığı kurumsal yapılar oluşturmuştur. Ancak Modernleşme ile birlikte yeni ekonomik yapılanmalar karşısındaki şaşkınlığı devam ettirmektedir. Yeni ekonomik süreçlerin neresinde duracağını bilememektedir. Bunlardan biride Alışveriş Merkezi ile oluşmaya başlayan yeni bir tüketim- yaşam kültürüdür.

Üretim- tüketim paradigmasının modern çağda en önemli görüngülerinden biri hipermarketler- alışveriş merkezleridir. Çoğunlukla Şehrin kenar bir noktasında, merkezden yalıtılmış, hemen her alanda alışveriş çeşitliliği sağlanarak, eğlence ve dinlenmeye dönük ortamlarında bulunduğu merkezlerdir. Bu merkezlerde Türkiye ve dünyada bilinen “marka”lar alanlar kiralayarak yer bulmaktadırlar. İnsanlar burada birçok ihtiyacını aynı mekânda karşılamasına olanak sağladığı için bu merkezlere yönelmektedir. Bu merkezlerin bir sahibi vardır. Yerleri kiralayarak gelir elde etmektedir. Burada yer alacak firmalar ulusal veya uluslar arası markalardan seçilmektedir. Deyim yerindeyse bir çarşıyı bir merkezde toplamaktadır. Müşteri populasyonu genel olarak orta ve üst gelir gruplarına hitap etmektedir. Temizliği, güvenliği ile de seçkin bir konumda bulunmaktadırlar.

Yazar Necati Mert “Büyük Mağaza veya On Bir Parça Nizamı” adlı hikâyesinde yeni üretim biçimlerinin şehri, ekonomik yapıyı, insanlar arası ilişkileri nasıl etkilediğini anlatır. Terzi Nizami’nin mevcut gidişata karşı umutsuz direnişini ve kaçınılmaz yenilgisini anlatır. “Deri ateş pahası! Kösele yok! Hani bunun işçiliği, reklamı, vergisi, mağaza gideri? Onların işi tıkırında canım! Fırtınaya tutulan biziz yine! Bi tutturmuşuz işçi olmam dükkancı olurum diye. Örs başında olduktan sonra Cumhurbaşkanı olsan nafile! Adamlar fabrikasyon ayakkabıya hız verdiklerinde cıscıbıldak kalacaz ortada! İşçi olabilmek için fabrikalarında, birbirimizi yiyecez oysa! Senin anlaycan adaşım, paçamızı dün de kurtaramamıştık, bugünde! Yarın ise malum değil! Ama belki! Allah kerim demişler çünkü!” (Mert,1973: 57) Fabrikasyon çağında üretim merkezlerinin tek elde toplanma süreci tüketim merkezleri ile devam etmektedir. Üretenler, ürettiklerini pazarlamak için tüketimi hızlandıracak, kesintisiz kılacak yollar aramaktadırlar. Tüketim kültürü sokaktan, çarşıdan, pazardan çekilerek Alışveriş Merkezi’ne yönelmektedir. “Tam o sırada bütün dükkanlara uğraya uğraya elindeki ilanları dağıtan çocuk girdi içeri. Onlara da ilan bıraktı. İlanda, şehre yeni büyük bir mağazanın açıldığı müjdeleniyordu. Elbiseden ayakkabıya, oda takımından buzdolabına, mutfak eşyalarından halıya, kumaştan perdeye, gömlekten elektrikli aletlere kadar bin bir çeşit ihtiyacın bir arada bulunduğu, memurlara taksitle satış yapıldığı, ayrıca ödemede de kolaylık gösterildiği yazıyordu” (Mert,1979: 61)

Türkiye geç-sanayileşme de olduğu gibi şimdi de geç-hipermarketleşme sürecini tamamlamaya çalışmaktadır. Mahalle dükkânlarından, devasa alışveriş merkezlerine geçiş süreci hızlanmaktadır. Şehirlerde her yıl bu türden yeni merkezler açılmaktadır. Büyük paralarla yapılan bu yatırımlar şehir hayatının vazgeçilmezleri olmaya ve statü değeri taşımaya başlamıştır.

Modern yaşamın önemli “mabed”lerinden olan alışveriş merkezlerinin şehir kültürüne ve insanların yaşam biçimine yapacağı etkileri çok iyi göz önünde bulundurmakta fayda vardır. “Mabed” hüviyetini kazanmıştır çünkü insanlar orada manevi bir doyuma da ulaşmaktadırlar. Bu alışveriş merkezlerinde bulunmak, uğramak, gezmek, bir şeyler almak, eğlenmek insanın bazı doyum noktalarına ulaştırmaktadır. Televizyon, radyo, internet, gazete, dergi vs. birçok araçlarla hep bir şey alıp mutluluğu yakalayabileceği öngörüsü yerleştirilmiş ve yeni ihtiyaçlar hissettirilmiş insanlar bu merkezlere koşmaktadırlar. Şehir kimliğinin parçası olan hipermarketlerin oluşturmaya başladığı yeni yaşam tarzı noktasında şu yaklaşım önemlidir. “İnsanlar buraya kendi kendilerine sorabilecekleri her türlü sorunun nesneleşmiş yanıtlarını bulmaya ve aralarından bir seçim yapmaya gelmektedirler. Daha doğrusu nesnelerce oluşturulan işlevsel ve yönlendirilmiş bir sorunun karşılığı olmaya gelmektedirler. Nesneler burada bir mal olma özelliklerini yitirerek, taşıdıkları anlam ve mesajın çözülüp, onaylanması gereken türden göstergelerle çoktan seçmeli bir teste benzemektedirler. Bize sorular sorup, yanıt vermeye zorlamaktadırlar. Üstelik yanıtlar sorunun içindedir. Yeni kentler hipermarket ya da shopping centerların uydularına dönüşmüşlerdir.” (Baudrillard,2003)

Hipermarketlerin insan yaşamının merkezine oturması ile birlikte oluşan yeni yaşam anlayışı bireysel ve kurumsal bazda sorgulanmalıdır. Alışveriş merkezlerinde zamanın emilip, sanal bir dünya içerisinde, hayattan yalıtılmış şekilde yaşamanın merkezi haline gelmiştir. Belirtildiği üzere buralarda mal, mal olmaktan çıkıp insan hayatının öznesi haline gelmektedir. Sadece bir mal değil kültür de pazarlanmaktadır. İnsanın tüketen, nesneleşen, edilginleşen, esir alınan konuma geldiği bu merkezlerin rolü ve geleceği iyi tanımlanmalıdır.

Kaçınılmaz görünen bir sürecin içindeyiz. Modernleşmeyi batılılaşmaktan ayırarak, bu sürecin hayatımızı doğru bir şekilde biçimlendirmesini sağlanmalıdır. Her yeni ürünün, açılan bir kurumun hayatın içine dönük etkilerini bilmek, anlamak ve buna uygun bilinç geliştirmek zorunluluğu vardır. Geç modernleşme sürecini erken tamamlamak adına aceleci bir tavırla atılan adımlar; bizim, biz olduğumuz zamanlar değildir. Yeni olguları doğru tanımlamalar ve algılamalarla aşmak durumundayız. Yoksa her seferinde kendimizi mahrum ve mahkûm görmekten başka bir şey yapmayacağız. “Ah ulan büyük mağaza! Yedin bizi! Süngümüzü düşürdün!” inleyebildi yalnız. (Mert,1979: 61)

Kaynakça

  • Mert, Necati. 1979. Gramofonlar, Radyolar, Teypler. Yansıma Yayınları - İstanbul
  • Baudrillard, Jean. 2005. Simulakrlar ve Simülasyon. Doğu- Batı Yayınları - İstanbul