renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Cemaat.com, Ömer Karaoğlu ve Taner Yüncüoğlu Buluşması

akisyon dergisiBir buluşma daha gerçekleşti, gerçek adamlar eşliğinde, kalp kapımızın eşiğinde; kah içeri girdik ağlaştık, kah dışında kaldık bakıştık…

Cemaat buluşmaları ve bunların önemine dair belki nice yazılar yazılıp okunacak bu ekranda ama biliyorumki bazı duygular asla aktarılamayacak, ne denli uğraşsakta… Haliyle çokta zorlamadan illada anlatıcam demeye çalışmadan Ömer Karaoğlu, Taner Yüncüoğlu, Cemaat com ve Mazlumder buluşmasından kısa notlar aktarmayı umuyorum.

Asım Gültekin'le başlamak en doğrusu sanıyorum. Kapıdan girdik kim var kim yok demeye kalmadan, şöyle kısa künye bir içtima alamadan hoop irtica arama seyrini başlatıverdi. Asım ve nerdeyse iftarla sonlanan bir hoş muhabbet eşliğinde kimin kim olduğunu öğrenemeden dağılıştık. Şimdi düşünüyorum da önemli mi peki kimin kim olduğunu bilmemiz, bir olduk ya hepimiz bir kısa anda olsa, cemaat böyle bir şey demek. Özellikle Ömer ağabeyin yanında oturan ismini öğrenemediğimiz ablamız başörtü mücadelelerinde cezaevi anılarını anlatırken Ömer abi ezgileriyle ilgili olanı ve Ömer ağabeyin ısrarla kullandığı ''bizim mahalle ve bizim mahallenin meseleleri…'' biçimli sonuna kadar sahiplenen içleyen kucaklayan cümleleri vardı ya muhabbetin ''siz gerçeksiniz abi! '' diye haykırmak zorunda bıraktı ruhumu. Taner abi ve tevazu, Ömer abi o kadar uygun eşlemelerki dostlarım, yürekten yapılmış bir muhabbetin klavyede kaydı düşülemezliğinin sıkıntısıyla yazmaya çalışıyorum bilesiniz.

Asım Gültekin ne iş yapar bilemiyorum, ama Ömer Karaoğlu, Yusuf Armağan, Şadan patron ve adını bilmediğim birkaç güzel kardeşle öyle bir doğaçlama sundular ki bizlere, ortaoyun mu desem stand up mu talk şovmu… Karnımıza kramp girdi yüzümüze felç neredeyse… Orda laik bir gazeteci insanı vardı (hoş birkaçı vardı da) dikkatimi çeken, Ömer ağabeyin ''secdesel kılgı" ifadesinden sonra O da koptu karıştı aramıza. Devamı uzadı gitti işte güle oynaya söyleşe aradık irticayı, bulduk mu; çokta umrumuzdaydı sanki.

Mazlumder duyurusunda "Cemaat.com irticayı arıyor" esprisini gerçek zanneden birkaç sivil poliste aramızdaydı. Polisler de baktılar bunlarla başa çıkılmaz azıcık karizmayı da çizdirdiler, esprilerle eriyen haşin yüz hatlarında ve sonrada terki diyar eylediler; olurya Asım lafı onlara da getirir hazır kadroyuda bulmuş Ömer, Yusuf, Şadan triyosu ne koysanız o gün önlerine siler süpürürlerdi vallaha… Hatta bi ara bende coştum girecektim lafın arasına ama öyle akıyor ki adamlar ''kapılma rüzgarıma savrulursun'' hesabı bulaşamadım. Bi ara Şadan beyin o ciddi hukuk adamı edasıyla konuşması DHA muhabirini heyecanlandırmış olacakki ''hah adamakıllı bir demeç geliyor'' umuduyla kameranın pozisyonunu değiştirip patronu pür dikkat izlemesine sebep olduysada bir süre sonra O da tebessümler eşliğinde pılıpırtıyı yüklenip yuttu yolun tozunu.

Ortaoyunu sonrası geldi muhabbetin hası; Taner abi ve Tiyanşan da o sıra yetiştiler karıştılar onlarda kırklar katına. Yukarıda kısaca değinmiştim zaten bence özü şudur sohbetin, eksikleride diğer dostlar tamamlasın : bir konser sonrası eskilerden İslamcı(!) şimdilerden kimbilir ne bir insanımız Ömer abiye yanaşıp '' ahh! Bilseniz bizleri nerelere götürdünüz '' demiş, ağabeyimiz ne dese beğenirsiniz '' biz zaten hep oradaydık, halada oradayız ''

Geçtiğimiz haziranda sanıyorum havaalanın oradaki şopar çadırında İHH nın çoçuk toplantısına katılmıştı Ömer Karaoğlu ve onbinlerin eşliğinde gözyaşlarıyla seslendirmiştik. Bizler için neredeyse milli marş hüviyeti kazanmış ezgilerini. Dün söyleyemedim ama şunuda söylemek isterdim Taner abiyle kendisine: Siz ezgilerinizle İslam tarihinin acı tatlı bir dönemini yansıttınız çağa. Kimi buna ''islamcı pop '' deyip küçümsemeyi seçti ama bence fıkhetmekti hayatı sizinki. Bir dönemin Müslüman Gençlerinin - bugünde tabi - kendini müzikle ifade biçimiydi. Ömer abi de dün benzeri bir şey söyledi: '' Ben Itrinin ikliminde yaşıyor olsaydım elbet öyle fıkhederdim müziği ama ben bu iklimde bizim mahallede yeniden ürettim bu ezgiyi ve bence o bizim duygumuz bizim müzik ruhumuz"...

Keşke gelebilseydiniz ve bundan çok fazlasını duyabilseydiniz derim kardeşlerim. İnşallah başka buluşmalara. Hamit abim gariban iftarını yazmış oraya girmiycem ama uzun yıllardır ve belki daha önce hiç böyle uluslararası bir iftar nasib olmamıştı; bunun içinde Genç Fatih'e (kimine göre okur Fatih. Aslında dün soyadınıda öğrendim şimdi yazarken unuttum) teşekkürlerimizi sunuyorum.

Yazıdan şöyle bir sonuç çıkarmayınız: Rüştü Ömer Karaoğlu 'nu ''abi '' diyecek kadar önceden tanıyormuş olabilir; değil! Bu yürek adamlarıyla dün orada, ezgileriyle isimlerini hiç bilmeksizin yıllar evvel okulda tanıştım ve moda tabiriyle bu elektriği (veden sonraki cümleyi tamı tamına Ömer abi kullandı dün ondan öğrendim) alabildiğim için, Yusuf Armağan'a bunca zamandır ''Yusuf Bey'' elektriksizliğinde hitab ederken, Ömer Karaoğlu'na abi kıvamında, sıcaklığında mukabele etme ihtiyacı hissediyorum. Müzikle ilgili ayrıntıya girmek istemiyorum. Hani o konudada engin bir deryayım ama (!) gençlerede söyleyecek birkaç bişey kalsın. Son olarak Ali Düz sohbet esnasında bir şey söylemek için yekindi, belki de sormak için ama nedense vazgeçti ısrarlı teşvikimize rağmen; genç kardeşlerimize bir önerim var: ne olursa olsun nerde olursanız olun konuşmaktan sormaktan sıkılmayın, Allah'ımızın izni ve gözetimi altında sıkılmadan yaşayabiliyorken hayatı, hiçbir nedeni bunun önüne geçirmeyin.

Selamünaleyküm

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Vakit Gazetesinin haberi

MAZLUMDER İRTİCAYI ARADI

Öte yandan Mazlumder İstanbul Şubesi’nde de dün ilginç bir etkinliğe imza atıldı. Mazlumder Kültür Komitesi ile www.cemaat.com sitesi ekibinin ortaklaşa düzenlediği programda, son günlerin tartışmalı konusu “irtica”ın ne olduğu ‘ti’ye alınarak cevap arandı. Özellikle ilahi ve ezgileriyle tanınan sanatçı Ömer Karaoğlu’nun da katıldığı programı, çok sayıda kişi de izledi. İzleyenlerin kahkahalara boğulduğu programda, alaycı bir üslupla irticanın ne olduğuna ve nasıl önlenebileceğine dair fikirler yürütüldü.

Vakit Gazetesi
14.10.2006

arife tarif gerekmez

(aahhhhhhhhhhhh
ahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh)

Gampare

Taner Yüncüoğlu benim hayatımın ilk ezgilerini söyledi….

Ben o zamanlar yasaklara takılıp; tıkanan binlerce genç kızdan sadece biriydim… hayatım çekilmez bir hal aldığında o dar odamın duvarları arasında baş ağrılarımı, onu dinleyerek geçirmeye çalışırdım.. odamın kapısını kapatırdım sımsıkı.. yüreğimi de… ne annemin çağırmaları, ne çalan telefonlarda kimlerin olduğu… hangi mevsimin geldiği.. hangi günün geçtiği…. bunlar da hayatımın dışındaydı sanki… bir ben ve bir de o ses…

Tılsımlı bir hikayenin kahramanı gibiydim o zamanlar, fonda “aldırma”… vardı.. ben aldırıyor gibi görünüyordum… mahzunlaşıyordum… rabbim benim omuzlarıma bir imtihan yüklüyordu ve benim omuzlarım çok küçüktü… seccadelerde sabahlıyor, uykusuzluk yüzümü sarartıyordu…. Odamdan dışarı çıkınca ise sanki bambaşka bir “kuvvet eli” başımı okşayıp bana dirayet veriyordu…

Taner Yüncüoğlu o zamanlardan kalma bana…. Sesindeki o tınıyı hangi kelime anlatabilir ki… o sesteki farkı… ?? hele sen bir gelesen diye başladı mı, sizde farklılaşır gidersiniz.

Gampare adlı albümünün kapak notunda Mevlana'nın şu sözü vardır, buraya düşmek istedim;

Vefasız kişinin gönlü gamla matemle dolsun.
Vefası olmayan kişi alemden yok olsun.
Gördün ya beni gamdan başkası hatırlamıyor,
Gama binlerce defa selam olsun…

"eddai"

irticayi özetleyen bir söylesi...

irticayi özetleyen bir söyleşi...

İrtica yalanıyla alakalı birçok konferans, söyleşi, tartışma programı düzenlendi. Ama hiçbir program Mazlumder’in düzenlemiş olduğu söyleşi kadar durumu özetlemedi. Söyleşi öncesi herkesin bir basın metni okunacağını zannederek geldiği basın toplantısı alışılmışın dışında geçti. Tiyatro havasıyla gerçekleşen toplantıda sorularda, cevaplarda yaşanan oyunları özetler nitelikteydi.

EMRE ÇAKIR / İSTANBUL
Mazlumder Türkiye’de son aylarda yine tartışmaya açılan ‘irtica’ konulu bir söyleşi düzenledi. Söyleşi öncesi duvarlarda yazılı olan ‘Abdurrahman abi sakalını kes’, ‘Mollalar İran’a, Hacılar Arabistan’a, İmamlar Umman’a, Müritler Moritanya’ya’ ve ‘İrtica sen bizim her şeyimizsin’ yazıları tiraji komik tartışmaları ve kışkırtmaları özetler nitelikteydi. İrtica konulu söyleşiye sanatçı Ömer Karaoğlu ve Taner Yüncüoğlu katıldı. Söyleşiye gelen başı kapalı kızlara “siz işte irticasınız” niye toplumun huzurunu bozuyorsunuz diye soran Taner Yüncüoğlu başı kapalı bayanlardan da aynı derecede komik bir cevap aldı. Başı kapalı bayanlar, “Bizde başımızı kapayarak kendimizi dindar gösterip irticadan korunuyoruz” demeleri gülüşmelere neden oldu. İrticanın en fazla olduğu bir hususta “dildir” diyen Ömer Karaoğlu, “Biran önce gerici tüm kelimeleri atmalıyız. Eğer kelime direniyorsa Cübbeli Hoca gibi resimlerini yayınlayıp yıpratırız” dediği anda Taner Yüncüğlunun çalan telefonunu “Selamünaleyküm” diye açması üzerine Ömer Karaoğlu, Buda irticacı” dedi. Bir gazetecinin ‘irtica’ ile alakalı söylediği çözüm yolları salonu kahkahaya boğdu. Gazeteci, Bilgisayarlardaki geri dönüşüm kutusu, arabalardaki geri vites bir irticadır. Yetkililer bunu Biran önce düzeltmelidir. Yoksa ‘irtica’ yayılabilir” dedi.

http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=33140

cemaat.com-müzik buluşması.. ve irticaseverler

Cemaat'in sinemadan sonra ikinci sanat buluşması da oldukça verimliydi güzeldi..

Rüştü Hacıoğlu abi, "bazı duygular aktarılamayacak, ne denli uğraşsakta..." demiş; ama güzel aktarmış olanları.. teşekkürler.

Biz de hissettiklerimizi onun yazdıkları içinde yeniden hatırlayıp sevindik. Bir cümleye bile neler sığar bazen.. bazen en alelâde sözcükler bile neler bilir.. neler. Neyse, diyelim.

cemaat.com yönetimine de yeniden yeniden teşekkürler.. bitmesin teşekkürler.
Mazlumder'e, Ömer Karaoğlu ve Taner Yüncüoğlu'na.. gelen gelmeyen herkese de..
Allah teşekkürlerimizi bitirmesin.

Sinemadan sonra müzik de eksiğimiz aslında.. onun getirdiği bir burukluk var hep konuşurken.. biz, hikâyesi olan, yaşayan yürüyen meseleleri, dolu dizgin koşan davası... olan biz, burada da daha iyi olmalıydık. Fakat az da olsa var olana daha fazla yaslanarak bu açlığımızı gideriyoruz gidermeliyiz.. mevcut-nitelikli olana iyi yönelelim ki oradan başka yerlere de bir alan açılsın. Önce bu. Yönelmek için de iyi anlamamız lâzım.

Rüştü Hacıoğlu abi, bir şey söylemek ya da sormak istedi ama sonradan vazgeçti, demiş benim için.

Yusuf Armağan, müzik sohbeti sürerken önemli bir şeyler söyledi, o alan içinden bir şeyler ifade etmek istedim ben de; ama konu biraz değişik bir tarafa kayar ve sohbetin akışkanlığı bozulur diye vazgeçtim.

İslami müzik, seküler bir forma girmemek seküler bir bileşenden kuvvet almamak için kendi sanat felsefesini oluşturmalı, düşünsel zeminini oluşturmalıdır.
Bizim müziğimizi; güncelle (büyük oranda fitneye dönüşen güncelle), ve bazı seküler olgularla temasını yaşatan taşıyıcılarının hatalarını iyi okumalıyız. Yusuf Armağan'ın bu endişeyle söylediği mesela bazı tv.lerde savaş zamanları bebek fotoğraflarıyla birleştirilen dramatik bir müzik biçiminde işlenen mevzu bizi meselenin özünden zayıflatıyor. Duruma, olmakta olana ilişkin eldeki imkânların zorlanması yoluyla kullanılan dil hem araçları hem yöntemi yüzünden Batılı bir yöntem olabiliyor. Görselin bilince bilinçaltına tesiri ve müziğin büsbütün insanın bedenine ilişen (ve kimisinin bir yönüyle durduran azaltan sınırlayan, coşku müziği dahi olsa aslında sınırlayan) yanıyla oluşturulan iş bizim irade ve aklımızın işi değil.

Yalnız şunu da göz önünde bulundurmak lâzım. Olmakta olanla olacak olan (yani olmasını istediğimiz) şeyin sanattaki karşılığı biçim ve öz olarak biraz değişiyor.
Y. Armağan'ın, sanırım, niye olacak olanla ilgilenmiyor ya da daha çok olana değil de olması gerekene yönelmiyor müzik, anlamındaki sözleri için şunları mütevazı bir katkı olarak not düşebiliriz.

Müzik diğer sanatlara göre insanın bedenine yapışık bir şeydir. Daha fazla yapışıktır. Melodinin akışı, ritim ve sözün sesle daha çok uyumu müziği insanın bedenine daha çok iliştirir. Müziğin bedene yapışıklığı fiziksel, içsel anlamda onu daha tesirli kılıyor ilk planda. Ritim, olmakta olana yönlendiriyor insanı. Melodideki akışkanlık, sıçrayış, vuruculuk insanın bedenini o âna bağlı olarak daha hareketli(ters yönde de hareketli) kılıyor.
Uzatmadan diyebiliriz ki, müzik, olmuş olana olmakta olana birleşikliğiyle şimdi'ye daha ilişik bir şey.
Müzikten olmasını istediğimiz şeye ilişkin sanatsal ilerilik durumunu çok bekleyemiyoruz bence. İşte olmasını istediğimiz, olacak olan, ol dediğimiz şeyde devreye giren asıl sanat şiirdir! Burada söylenenler müzikten çok şiirin taşıdığı hedeflediği şeyler.
Şimdiki dünyadan daha az kötü ya da daha çok güzel dünyaya şiirle uzanırız. Bunun en kuvvetli alanı şiirdir. Şiirle olan alakamız buradaki intikam, arzu ekseninde belirir en çok. Bu anlamda şiir olacak olanın gölgesidir bir bakıma, izdir. Şiir; bizle, bizimle birliktedir ama aynı zamanda bizden uzakta bir bütün olarak uzakta ve olacak-olduğumuz yerdedir. Hem gerçek hem tanı hem sanı. Şiirin kalitesi, bir bütün olarak bizimle birlikte bizden ayrılışındaki güzellikte karşılık bulur. Şiir; bir bütün olarak bizden ayrı olana, bizi ne kadar sağlam yerlerden çekebiliyorsa o kadar güzeldir. Şimdi olan ile şiirde olmasını istediğimiz arasındaki yerimiz çabamız bizim önemimizi belli ediyor.
Elbette şiir de müzik de iç'in derininden bazen hem yüzeyinden hem derininden geliyor. Ama müziğin bedene yakınlığı iç'ten bedene doğru yürüdüğü kanal farklı. Nietzche, "Şiirle olan çok eski ilişkisinden ötürü bu sanata o kadar sembolik madde, ritmik hareket girmiştir ki, bugün bize, müzik içimizden geliyor ve ta içimize sesleniyor gibi gelmektedir," diyor. Müziğin; şiirle ve içimizle rabıtası, hem onu daha iyi anlamamız hem de ondan beklentilerimiz için önemli. Müziğin taşıdığı unsurlar, 'ses-melodi-ritim'le dıştan içe içten dışa içiçe giren bir etkileşim, müziğin bedenimize yayılışı, müziğin tarih boyunca seyri, kullanım biçimleri ve sanat felsefesi içindeki yeri ve şiirle ilişkileri düşünmeye değer verimli şeyler..

Orada başka kimse yok muydu?

Arkadaşlar, daha fazla yorum bekliyoruz. Lütfen birkaç cümle de olsa değerlendirmelerinizi bekliyoruz. Bir şeyler yapma azmindeyiz ama kimseden ses çıkmıyor. Yoksa organizasyonlar beğenilmiyor mu?

Olumlu-olumsuz görüşlerinizi bildirmenizi istirham ediyoruz. Buna göre biz de bir durum değerlendirmesi yapma imkanına kavuşacağız.

"Ben de varım" diyenler ses verin lütfen... Yoksa boşuna mı çırpınmaktayız?

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Haklısınız...

Bizler burada yalnızca iç geçirerek okuyoruz ve yorum yapmamak için zor tutuyoruz kendimizi. Yazı 317 kez okunmuş ama yorum yalnızca 7. Şaşmamak elde değil...
Nerde bu muhterem cemaat!

İrticayı sadece cemaat.com aramıyor :)

Buyur burdan yak...

Oradaydım!

Organizasyonu elbette çok beğendik...Ve kesinlikle bu görüşmelerimiz, bu tanışmalarımız, bu konuşmalarımız, bu muhabbetlerimizi çoğaltmalıyız. Bu organizasyonun gerçekleşmesi noktasında emeği geçenlere teşşekür ediyorum.
MAZLUMDER'deki toplantıda şöyle bir gözlemim oldu:
Bizim mahallenin İstanbul'daki insanları ile yaklaşık 15 yıldır beraberim. Bazen bir panelde, bazen bir mitingde, bazen bir konserde veya bir film izlerken, legal veya illegal bir protesto eyleminde, bir düğünde, bir kutlamada vs... Herhangi bir sosyal etkinlikte birlikte olduğum kardeşlerimin yüz ifadelerini okumak gibi bir alışkanlığım var…Önceleri aldığım izlenim hep şöyle olmaktaydı:Hep biraz gergin, biraz asık, biraz asabi yani çoğu zaman menfi yüzler görürdüm…Hep morali bozuk adamlar…Hep birilerine, bir şeye kızmış adamlar…Bu durum benim de moralimi bozuyor ve bir anlam veremiyordum. Ve kendi kendime diyordum ki; “bizbizeyiz ve işte yan yana durmak, omuz omuza vermek ikramından nasiplenmişiz…Bu bereketli duruşta takınılan bu surat da ne???”
Gelelim MAZLUMDER’deki toplantıya…Orada bu durumun değişmeye başladığını müşahede ettim. Gülümseyen, umutlu gözler... Saçmasapan haberleri, yalanları, aşağılamaları, yıldırmaya, moral bozmaya yönelik kampanyaları ti’ye alan, geniş yürekli, güzel insanlar gördüm…”İrticayı ararken” dile gelen ince espriler ve kendinden emin duruş çok hoşuma gitti…Yani diyeceğim, işte bu konuda olduğu gibi birilerine üstten bakmak keyfi hakkımız…Zavallı insanların hezeyanlarıyla vaktimizi zehir etmenin anlamı yok…Sanatçılarımız, yazarlarımız, ağabeylerimiz, hocalarımız, şairlerimiz, neyzenlerimiz, ebruzenlerimiz, radyo programcılarımız, gazetecilerimiz, televizyoncularımız, iş adamlarımız, yöneticilerimiz…Kim varsa Ömer Karaoğlu gibi, Taner Yüncüoğlu gibi içtenlikle muhabbetimize katılacak….
Haber verelim, haberdar olalım, buluşalım…
Hepinizi selamlıyorum…

orda olmak isterdim

ömer karaoğlu'yla soğuk bir kış günü gece yarısına doğru konuşmuştuk. kartal AİHL`nin kantinine gelmişti o vakitte. mütevaziliği elden bırakmayan bir yürek adamı!

ne güzel söylüyor, ne güzel konuşuyor... istanbul'da olmak vardı hafta sonu. nasipte ankara'nın soğuğuyla meşgul olmak varmış. hayırlısı....

bir tavsiyede bulunmak isteriz yorumun sonunda: son kaseti alalım arkadaşlar! alalım, hediye edelim. internetten indirenlere de hakkımızı helal etmeyeceğimizi söyleyelim. yapılan iyi işlere destek çıkalım.

vesselam

Oradaydık!

İki arkadaş biz de cumartesi günü oradaydık. Ömer Karaoğlu, Taner Yüncüoğlu ve Asım Gültekin dışında kimseleri tanımadığımız ve acaba sadece erkekler mi gider diye düşündüğümüz için giderken biraz tedirgindik açıkçası. Fakat bir ara hanımların beylerden çok olduğunu bile düşündük. Tahmin ettiğimizden çok daha ilginç, eğlenceli ve güzel bir buluşmaydı, ki 4 gündür hala o günü konuşuyoruz. Vesile olanlara sonsuz teşekkürler. Devamını bekleriz efendim.

Bayramlaşalım.

Bayramda yeniden bir araya gelelim.Hem bayramlaşalım hep sohbet edip tanışıp, bilişelim.Sanırım bayram münasebeti ile çok daha geniş bir cemaat ailesi bir arada oluruz.

ne demeli ?

buyrun burada bayramlaşalım sivas'ta..

ah afedersiniz cemaat.com'un istanbul'dan ve beylerden müteşekkil olduğunu unutmuşum....

hürmetlerimle....

"eddai"

cemaat.com hanımlar komisyonu basın açıklaması :)

Ayşe hanım, siz sitede oldukça yeni sayılırsınız, bu önyargınızı buna bağlıyorum.

Mazlumder'deki organizasyona gerçekten de bayanların katılımı daha fazlaydı. Yusuf Kaplan organizasyonunda da başabaş diyebiliriz. Öncekilerde de durum pek farklı değildi.

Cemaat.com sitede şimdiye dek duyurduğu tüm organizasyonlarda bayanların katılımına olanak sağlamıştır. Ben aksini hatırlamıyorum. Ancak lokal organizasyonlar olmuş olabilir, burada da bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki biz cemaat.com üyesi bayanların da bir araya gelmelerinden memnuniyet duyarız.

Bayanların hem organizasyonlara katılım açısından hem cemaat.com içeriğine katkıda bulunmak hususunda arka planda kaldığını düşünmüyoruz. Bu konuda yapılmış bir istatistik yok elbette ama yaparsak ta biz -erkek milleti- zararlı çıkabiliriz :)

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

elcevab

şadan ercan beyefendiye teşekkür ediyorum öncelikle yaptığı açıklama için...

benim bu eleştirim; burada hem ailemden uzak bir bayram geçirecek olmanın sıkıntısı ile hem de istanbuldaki faaliyetlere mesafeler kadar uzak olma burukluğu ile yazdığım bir eleştiriydi... öncelikle özür dilemem gerekiyor bu yüzden...... biraz kendimi düşündüğüm için... yeni bir üye olduğumdan dolayı bilgilendirmeniz de yerinde oldu... teşekkürler tekrar...

ayrıca kaç tane sivasta ikamet eden cemaat.com üyesi var bilmiyorum ama isterlerse düzenleriz bir bayramlaşma... kimse gelmezse biz de büşra kardeşimle bayramlaşırız olur biter... iki olmak bir olmaktan iyidir.....
değil mi???
eddai

"eddai"

Sivaslı cemaat üyelerinin dikkatine..

ne yalan söyleyeyim ben de kıskanıyorum İstanbul'daki etkinlikleri, buluşmaları... :)

İki olmak bir olmaktan iyidir elbet..
ene olmaktansa,varsa diğer arkadaşların da katılımıyla kendi çapımızda bir cemaat oluruz inşallah...

"Selam olsun saflarımızı sıklaştıranlara..."

"Bilgece yap. Yani koruyarak. Yani için titreyerek. Yani yıkılmasın diye. Tutkuyla yap. Sana verilen yaşama gücünü kullan. Yılmadan, bilgece ve tutkuyla. Önce yap, sonra açıklarsın."

öyleyse biz de..

öyleyse biz de sivas'taki arkadaşlarla bi bayramlaşma yapalım..
mesela ben varım..
ne dersiniz, hoş olmaz mı? :))
selametle..

"Bilgece yap. Yani koruyarak. Yani için titreyerek. Yani yıkılmasın diye. Tutkuyla yap. Sana verilen yaşama gücünü kullan. Yılmadan, bilgece ve tutkuyla. Önce yap, sonra açıklarsın."(İ.Özel)

Eğlenceli Bir Başkaldırı

Cumartesi günü oradaydık. Ben daha önce yapılan MAZLUMDER programlarını esas alarak kaç kişi geleceğini az çok tahmin ediyordum. Ama bu kadar çok katılım olmasını beklemiyordum açıkçası. Asım abi ve arkadaşları toplantı yaparlarken bu kadar renkli birşey ortaya koyacaklarını da düşünmemiştim.

Sadece 3-5 kişilik bir grubun içerikten haberi vardı diyebilirim. Biz tamamen doğaçlama katıldık olaya. Salonun tamamı da doğaçlama olarak oynadı oyunlarını.

İki kanaldan kameraman geldi. Bir tanesi sanırım konuştuklarımız hoşuna gitmediği için erken ayrıldı. Milli gazeteden gelen arkadaş Asım abiyi Taner Yüncüoğlu zannetti. Haberi de ona göre yazmış.

Renkli bir programdı. Asım abiden ve Cemaat.com camiasından Allah razı olsun.

Tebrik etmekten başka birşey gelmiyor insanın elinden.

Bu Yorumu Anadolu'nun Ücra

Bu yorumu anadolu'nun ücra bir köyünden yazıyorum. Cemaat’in etkinliklerini ancak buruk bir hüzün ile takip edebiliyoruz, taşrada, taşralı olmanın dezavantajı ile.

Sitenin teknik alt yapısı buna el verir mi bilmem ama ben diyorum ki, bu tür etkinlikler; çekilip cemaat.com'da video olarak yayınlansa.

İyi olurdu değil mi?

ve gale yevmün asibün

Bende varım demiştim;

ama son anda bir rahatsızlık geçirdiğim için katılamadım.Daha önce de,farklı bir nedenden ötürü BSF Akademi'nin kapısından döndüğümü hatırlıyorum.Sanırım cemaat dostlayla,en azından bir kısmıyla dünya gözüyle buluşmak nasip olmayacak.
Şimdiden herkesin bayramını kutlarım.Selam ve dua ile.

Orada OlaMamak

Cemaat.Com yönetimini yürekten kutluyorum.Güzel organizasyonlara imza atıyorlar.Faaliyetlerin devamını istiyorum.
Ve bir gün iştirak edebilmek dileğiyle..

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''

Nuh...

Nuh sen gel hele bir İstanbul'a E.Fatih Bilge'yi de aldık mı... Surlarından süzülürüz yamaçlarında İstanbul'un.

Bekliyoruz...