Ben, kendi adıma, önceliği çevirmene veririm.
Büyük, bir ağırlığı var dediğimiz yayınevlerinden çok yetersiz çeviriler çıkabiliyor.
Orjinal metinden çevrilmiş olması da tek başına bir anlam ifade etmiyor. Orjinal metinden çevrildiği halde çevirmenin yetersizliğini sergileyen yazılı bir belge olmaktan öteye gidemeyen kitaplarla dolu raflar.
Tam metin olup olmadığı da aynı şekilde... tek başına kabul şartı değil.
Tercüme/terceme deyince "Kur’an’ı tercüme edemedim. Hayır, tercüme ettim. Hem bir değil, iki kere tercüme ettim. İlk tercümeyi yaptım, hiç beğenmedim. İkinci bir tercüme daha yaptım, onu da bir türlü beğenemedim" diyen merhum Mehmet Akif Ersoy aklıma geldi. "Bazı kelimelerin ve umumi surette edatların mukabillerinin bulunmaması, edebî birer vecize olan bazı cümlelerden olan o kısa âyetlerde müteaddit edatın içtima etmesi tercümeyi imkansız hale koyuyordu. Kur’an’ın tam tercümesindeki imkânsızlık ne benim kusurum, ne de dilimizin" diyen Mehmet Akif... Allah mekanını cennet eylesin.(amin)
Yine "Terceme aslın mânasına tamamen mutabık olmak için sarahatte delâlette, icmalde tafsilde, umumda hususda, ıtlakta takyidde, kuvvette isabette, hüsn-i edada, üslub-u beyanda, hâsılı ilimde, san'atta asıldaki ifadeye müsavi olmak iktiza eder. Yoksa tam bir terceme değil, eksik bir anlatış olmuş olur" diyen merhum Küçük Hamdi Efendi (Elmalı Hamdi Yazır) aklıma geliverdi.
Sonra hem tercüme ettiği eserlerde hem de tercüme tenkitlerinde tercümenin nasıl yapılacağının dersini veren merhum Cemil Meriç'i hatırladım. Ve hemen aklıma Üstad Dücane Cündioğlu ve mütercim Cemil Meriç'i anlattığı "Bir Mabed Bekçisi Cemil Meriç" isimli değerli eseri geldi.
Yani tercüme deyince aklıma gelen "mümtaz mütercimler" oldu.
Ben bu sitedekileri anlamakta zorlanıyorum. Çokça edebiyatçının bulunduğunu gördüğümüz cemaat.com'da çeviriler konusunda bir kaç kelam etmemesini acayip karşıladığımı belirtmek isterim. Anlayan varsa beri gelsin.
''Bu aşk
Öyle şiddetli
Öyle ince
Öyle yumuşak
Öyle umut kırıcı
Bu aşk gün gibi güzel
Ne zaman ki hava bozuk
Hava gibi bozuk
Bu aşk öyle gerçek
Bu aşk öyle güzel
Öyle bahtiyar
Öyle neşeli
Korkudan tiril tiril sanki karanlıktaki çocuk
Sanki sakin bir adam gecenin ortasında
Ele korku veren bu aşk
Konuşma gücü veren
Onları sarartıp solduran
Bu gözcü aşk
... ''
Aynı dizeler... Eray Canberk çevirisi:
''Bu sevda
Bu, kıldan ince
Kılıçtan keskin
Ümitten uzak
Bu sevda
Güzel, iyi günlerce
Havalarca bozuk, bozukken
Bu sevda öylesine gerçek
Öylesine güzel bu sevda
Öyle şen şakrak
Öyle bahtiyar
Öylesine alaycı ki
Titrercesine karanlıkta kalmış bir çocuk
Ve yarı gecede sakin ki korku veren adama
Konuşturma gücü veren
Sarartan, solduran
Bu nazara uğratan
Bu gözetlediğimiz sevda
... ''
sözün aslını kaybedeceksem, onu kimin ellerinde kaybettiğimi ve bunun da ötesinde nelere kavuşacağımı bilmek isterim çünkü.
çevirmenin adı bir çeşit vaattir, aynı zamanda.
not: üstümde yer alan her bir yorumu zevkle okudum. şükran duydum. bir sonraki cemaat.com anketi, okuduğumuz ve hayran olduğumuz çeviri eserlere dair olabilir belki.?.
Yorumlar
Cevirmen
Çar, 05/09/2007 - 15:04 — U.Ali BirkardeşlerBen, kendi adıma, önceliği çevirmene veririm.
Büyük, bir ağırlığı var dediğimiz yayınevlerinden çok yetersiz çeviriler çıkabiliyor.
Orjinal metinden çevrilmiş olması da tek başına bir anlam ifade etmiyor. Orjinal metinden çevrildiği halde çevirmenin yetersizliğini sergileyen yazılı bir belge olmaktan öteye gidemeyen kitaplarla dolu raflar.
Tam metin olup olmadığı da aynı şekilde... tek başına kabul şartı değil.
Mümtaz mütercimler
Per, 06/09/2007 - 11:51 — Şadan ErcanTercüme/terceme deyince "Kur’an’ı tercüme edemedim. Hayır, tercüme ettim. Hem bir değil, iki kere tercüme ettim. İlk tercümeyi yaptım, hiç beğenmedim. İkinci bir tercüme daha yaptım, onu da bir türlü beğenemedim" diyen merhum Mehmet Akif Ersoy aklıma geldi. "Bazı kelimelerin ve umumi surette edatların mukabillerinin bulunmaması, edebî birer vecize olan bazı cümlelerden olan o kısa âyetlerde müteaddit edatın içtima etmesi tercümeyi imkansız hale koyuyordu. Kur’an’ın tam tercümesindeki imkânsızlık ne benim kusurum, ne de dilimizin" diyen Mehmet Akif... Allah mekanını cennet eylesin.(amin)
Yine "Terceme aslın mânasına tamamen mutabık olmak için sarahatte delâlette, icmalde tafsilde, umumda hususda, ıtlakta takyidde, kuvvette isabette, hüsn-i edada, üslub-u beyanda, hâsılı ilimde, san'atta asıldaki ifadeye müsavi olmak iktiza eder. Yoksa tam bir terceme değil, eksik bir anlatış olmuş olur" diyen merhum Küçük Hamdi Efendi (Elmalı Hamdi Yazır) aklıma geliverdi.
Sonra hem tercüme ettiği eserlerde hem de tercüme tenkitlerinde tercümenin nasıl yapılacağının dersini veren merhum Cemil Meriç'i hatırladım. Ve hemen aklıma Üstad Dücane Cündioğlu ve mütercim Cemil Meriç'i anlattığı "Bir Mabed Bekçisi Cemil Meriç" isimli değerli eseri geldi.
Yani tercüme deyince aklıma gelen "mümtaz mütercimler" oldu.
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
Cemaatin edebiyatçıları nerede?
Cum, 07/09/2007 - 17:11 — Eray MertBen bu sitedekileri anlamakta zorlanıyorum. Çokça edebiyatçının bulunduğunu gördüğümüz cemaat.com'da çeviriler konusunda bir kaç kelam etmemesini acayip karşıladığımı belirtmek isterim. Anlayan varsa beri gelsin.
Bu arada Türkiye’nin tek çeviri edebiyatı dergisi olduğunu söyleyen Ç.N.'den haberim var mıydı?
Çeviren: Cahit Koytak
Cum, 07/09/2007 - 20:02 — U.Ali BirkardeşlerGeçmişten bir yorum... Konu ile alakalı olduğu için buraya alıyorum...
Bu Aşk (Jacques Prevert)
Cum, 07/09/2007 - 23:50 — U.Ali BirkardeşlerSezai Karakoç Çevirisinden bir bölüm:
''Bu aşk
Öyle şiddetli
Öyle ince
Öyle yumuşak
Öyle umut kırıcı
Bu aşk gün gibi güzel
Ne zaman ki hava bozuk
Hava gibi bozuk
Bu aşk öyle gerçek
Bu aşk öyle güzel
Öyle bahtiyar
Öyle neşeli
Korkudan tiril tiril sanki karanlıktaki çocuk
Sanki sakin bir adam gecenin ortasında
Ele korku veren bu aşk
Konuşma gücü veren
Onları sarartıp solduran
Bu gözcü aşk
... ''
Aynı dizeler... Eray Canberk çevirisi:
''Bu sevda
Bu, kıldan ince
Kılıçtan keskin
Ümitten uzak
Bu sevda
Güzel, iyi günlerce
Havalarca bozuk, bozukken
Bu sevda öylesine gerçek
Öylesine güzel bu sevda
Öyle şen şakrak
Öyle bahtiyar
Öylesine alaycı ki
Titrercesine karanlıkta kalmış bir çocuk
Ve yarı gecede sakin ki korku veren adama
Konuşturma gücü veren
Sarartan, solduran
Bu nazara uğratan
Bu gözetlediğimiz sevda
... ''
kaybedilen ve bulunan
Cts, 15/09/2007 - 04:48 — e. zeynep oziş çevirmende biter.
sözün aslını kaybedeceksem, onu kimin ellerinde kaybettiğimi ve bunun da ötesinde nelere kavuşacağımı bilmek isterim çünkü.
çevirmenin adı bir çeşit vaattir, aynı zamanda.
not: üstümde yer alan her bir yorumu zevkle okudum. şükran duydum. bir sonraki cemaat.com anketi, okuduğumuz ve hayran olduğumuz çeviri eserlere dair olabilir belki.?.