renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

"Çeyiz ve Elişine Son!" Değil Tabi, Ama...

dantel Dikiş kursu görmüş, geçirmiş biri olarak, “çeyiz ve elişi” mevzusunu dillendirmeyi üzerime vazife edinmiş bulunmaktayım. Zira ben kursta cicili bicili kıyafetler dikme derdinde iken; sözlü, nişanlı, kısmetini bekleyen ablalarım da çeyiz dikme derdinde idi. Bir çeyizde nelerden, en az kaçar tane bulunması gerektiğini ilk defa o zamanlar öğrenmiş ve adeta yarış haline gelmiş bu duruma karşı şaşkın bakışları yine ilk o zamanlar sergilemiştim.

Bir çeyizde nelerin bulunduğuna şöyle bir göz atalım: Mutfak takımı, salon takımı, oturma odası takımı, yatak odası takımı olmak üzere oraya buraya serilecek örtüler olmazsa olmazlarımızdan. Bunların her birinden birer takım olması elzem olduğu gibi, ikişer üçer takım yapmak çok daha evlâdır. Bir genç kız başörtüsü kullansın veya kullanmasın en az elli oyalı tülbendi çeyizine koymakla yükümlüdür. Ayrıca bu tülbentlerin oyaları farklı farklı olmalı ve göz doldurmalı ki, bakışları üzerine çeksin; marifeti sergilesin. Yeri gelmişken bir parantez açıp, cahil çeyizcilere bir püf noktası verelim: İşlediğiniz, ördüğünüz v.s yeni, orijinal motiflerin, örneklerin, püf noktalarını beğenerek modelini isteyenlerden saklamanız ve bir bahane ile konuyu savuşturmanız adettendir. Parantezi kapatıp konumuza dönecek olursak, yine her çeyizde muhakkak bulunması gereken bir diğer elişi olan seccade hurcuna değinmek gerekecek. Son moda tekniklere göre hazırlanıp, bir güzel süslenecek olan bu hurç; içinde seccadeleri, namaz tülbentlerini, takkeleri ve son olarak tespihleri barındıracak ve yeri geldi mi özenle açılarak içindekiler yaşlı teyze ve amcaların kullanımına sunulacak. Elli adet tülbent küçük bir hurcun içine nasıl sığacak demeyin, namaz tülbendi diye ayırmıştık bir önceki cümlemizde.

Bir zamanlar salonun en güzel köşesine asılmak üzre cânım kitabımız için bol fistolu, kurdelalı, gösterişli kılıflar hazırlanırdı. Ama hemen söyleyeyim; modası geçti bunun. Şimdilerde cânım kitabımızın tamamını duvara asmak yerine, ondan alıntılar bulunan bol simli tablolar ile duvarları süslemek daha gözde. İşporatadan çok ucuza rahatlıkla bulabileceğiniz bu tabloları şimdiden sandığa koyabilirsiniz. “Pardon!” Çeyizleri sığdırmak sebebiyle alınmış olan “baza”lara yerleştirebilirsiniz demem gerekiyordu. Bu arada kitâbımızdan bahsettik de, zihnime düşüverdi: Lise talebesiyken, hocalarımızla Süleymaniye kütüphanesine bir gezi düzenlemiştik. Bizler muazzam güzellikte nakşolmuş bir hilye-i şerifi izlemeye koyulduğumuzda, rehberimiz söze başladı ; “Bu hilye-i şerif tabloları, Osmanlı’da imkanı olan ailelerde, genç erkeklerin odalarına asılır ki, hergün defalarca okusun da, Efendimiz’e benzesin.” Biz bakışlarımızı hayretle rehberimize bir anlığına çevirip tekrar tabloyu seyre koyulduğumuzda rehberimizin sözü henüz bitmemişti: “Genç kızların çeyizlerinde, kendi el yazmaları kuran-ı kerim’ler bulunurdu.”

Danteller örüldü, dikişler dikildi, söz-nişan derken düğün geldi çattı. Yok öyle yağma! Çeyiz sermeden düğün olur mu hiç? Şöyle ortalama bir hafta evvelden, yeni gelin evine, gelin hanımın, valide hanımın ve bilumum akraba hanımların marifetleri bir güzel seriliverir. İşte buna “çeyiz serme” denir. Yalnız sadece elişlerinden ibaret değildir çeyiz serme. Örneğin mutfak araç-gereçleri mutfak masasının üzerine dizilmelidir ki, gelenler “Helal olsun! Her şeyin en güzelini almışlar, yapmışlar.” deyiversin. Değil mi ya? Ancak ne hikmetse, içimden bir ses “Yaz! Yaz! Yaz!” diyor. Neyi mi? Hz. Fatma’nın çeyizini: Taş değirmeni, hurma lifinden eski bir hasır, bir ayakkabı, bir misvak, tahtadan bir kâse, koyun yününden bir döşek ve her tarafı yamalı bir çarşaf…

Şu sıralarda elişleri yalnızca çeyiz için yapılmıyor. Hobi sektörü denilen bir pazar oluştu; hobi malzemeleri, hobi marketler, hobi kursları, hobi tv programları… Elişleri ile uğraşmaktan zevk alan biri olarak ortada garip bir durumun varlığını seziyor olmam garip geliyor. Bir zamanların elişlerini hor gören okumuş kızları, şimdilerde ellerine yünleri, şişleri almış, harıl harıl örgü örüyorlar. Psikologlar tv programlarında, bu tip hobiler ile ilgilenmenin insana pozitif enerji verdiğinden, özgüven aşıladığından ve benzeri bir çok yarar sağladığından bahsediyor. Emekli hanımlar da, emeklilikten sonraki bunalımlarını hobileriyle atlattıklarını anlatadursunlar, annemin zihnini, emeklilikten sonra evde depresyona girdiğinden dem vuran akrabamızın hali meşgul ediyor: “Halbuki abdest alsa, namaz kılsa huzur dolmaz mı insana?” (…)

Bu cümleleri satırlara sıralamakla, “Elişi yapmaya son!” anafikrini aşılamaya çalışmıyoruz. Yalnızca gören gözlere, gözlerden kaçan gösteriş merakımızı gözler önüne sermeye çabalarken, dantel, nakış motiflerinin ayrıntılarını, ayrıntı düşkünleri için ayırıyoruz. Ve diyoruz ki; gergefi bu defa gönlümüze gerip, anlayış, merhamet, nezaket, motiflerini her bir cevherimize nakşederek, tükenmez bir sevgi ile tıka basa doldurduğumuz sandığımızı kapıp, yeni yolumuzda öyle atsak adımlarımızı… Bu motif çok mu zor dersiniz?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Altın ve İpek

Allah yarattığını elbette bilir. Bu sebepten de erkeklere haram kıldığı kimi süs eşyalarını kadınlara helal kılar.
Ancak toplumda bunların helal olduğunu unutturmaya çalışan bazı insanlar var.
Güzel ve estetik işlerle uğraşanlar sanki boş vakit geçirenler onlara göre...
Önemli şeyler yapılmalı diyorlar ama çocuklarının sırtına bir yelek örmekten aciz bir şekilde oturuyorlar.
Her şeyi eşlerinden bekliyorlar.
Bir erkeğe tembel bir kadından daha feci bir ceza verilmemiştir.
Boş durmaya İslami birde kılıf uydurmuyorlar mı?
İlim yapıyoruz diyorlar.
Bu işler asla ilim yapmaya engel değildir. İnsan yirmi dört saat ilim yapamaz. İş değiştirir arada ve bu onu uyanık tutar.
Estetik kaygıların nesini kınıyorlar anlamıyorum. Temiz olmamız düzgün olmamız istenmemiş gibi.
Ben yanında elişi torbası bulunduran kadınları çok severim. Yaparsam işim yapmazsam yoldaşım olur derler.
Üretmeyenler anlamazlar.
Gönül gergefini nakışlarla doldurmak elbet her kişinin karı değil. Ama boş durmak yok.
Allah yar ve yardımcımız olsun.

Çok haklısınız Sakine Hanım

Çok haklısınız Sakine Hanım. Söylediklerinize ben de katılıyorum ve dahi elişi torbamı yanımda taşıyorum. Ancak benim dillendirdiğim -ya da dillendirebildiğimi sandığım- bu durumun abartılması, gösteriye dönüşmesi ve başkaca şeylerin yerinin bununla doldurulmaya çalışılması idi.

Selametle...

pilavı dabandan, gızı yabandan...

bizim buralarda böyle denir; "pilavı tabandan, kızı yabandan alacaksın..." küçükken akıl sır ermezdi de büyüyünce gözümüz açıldı yavaş yavaş. neymiş hikmeti diyenlere yukarıdaki betül hanımın yazısı da bir akıl verir galiba.

sizin memleketleri bilemem tabi de bizim buralarda zordur efendim kız almak. bissürü detayı vardır. bayramında koyun gider, kandilinde içi bilmem neyle dolu tepsi gider, anasına şu gider, ablasına bu gider, gelin adayına alayı gider... gider de gider! tamam işin maddiyatı neyse de bir de lafı sözü var. dünürlük, kayıntalık, kaynanalık, görümcelik, baldızlık taa ilk adımlarda başlar umumiyetle. yılanın başını küçükken ez ki büyüyünce gıkı çıkmasın. komedinin danıskası desem ayb mı olur aceb!

işte bu yüzden bizim buralarda -tecrübeyle sabit olmuş olmasındandır büyük ihtimal- "gızı yabandan alcen" derler büyüklerimiz. pilavı da "dabandan..." çünkü pilavın yağı suyu altına iner. pek bi lezizdir hani. altı ateşe yakındır, binaenaleyh daha bi güzel pişmiştir. ne karın ağrıtır ne baş yani! tıpkı yabandan alınan kız gibi.

şimdi bir kız babası olarak kara kara düşünmekteyim. hanım da daha şimdiden sıkıştırıyor. öyle de bir hale gelmiş ki bu adetler sanki kutsal görev. hani derler bazen dinden nasibi az olanlar, "bu kadar inceleme, kafayı üşütürsün" diye. ben şimdi onların bu adetlerine bakıyorum da kim neyi ne kadar inceliyor, şaşıyorum!

sakine abla da haklı elbet. şimdi eşim bana kazak örüyor. hesab etti hem dışardan almaya kalksak bissürü para ediyor. ev ekonomisine de katkısı var. ama bazen de çok kızıyorum, çünkü sabah kalksam elinde şişler, gece yatıyor olsam elinde şişler. hayatta her şey denge değil mi ama! ama Allah var, ilmini de ihmal etmez. dengede/vasat gitmenin cümleye, en başta kendine faydası vardır mutlaka.

betül hanımın dediği de bu olsa gerek. ayrıca eskilerin duvarlarına astığı hilye ile çeyiz olarak el yazması Kur'an götürdüğü bilgileri için de özel teşekkür ediyorum.

Allaha emanet
muhabbetle,

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Ümidim Var

Öğrencilik yıllarımda anneme çok kızardım. "Anneciğim saatlerce oturup şu küçücük şeyi örmek için uğraşıyorsun. Halbuki bunlarla uğraşmak yerine kitap okusan senin için daha faydalı olur." Bak bak bak anneme akıl veriyorum bi de... Hem böyle düşünür hem de annemin ve neslinin reçel kokan, örgü ören, evi için didinen son anne nesli olduğunu düşünürdüm. "Çevremizdeki şu gençler geleceğin anneleri olacak, bunlardan ve bunların yetiştirdiği çocuklardan ne bekleyeceksin" derdim. Güzel annem çok mücadele etti benle "hayatta her zaman kendi başının çaresine bakabilmelisin, söküğünü dikemeyen, sıcak bir çorba pişiremeyen o kadar insan var ki." Her yaz tatilinde beni ne kadar kurs varsa gönderdi. Nakış, dikiş, boyama, ahşap boyama... İnsan zaman geçince anlıyor. Anneme o kadar çok teşekkür ediyorum ki şimdi. İnsanın birşeyler üretebilmesi, evi için herşeyi ekonomik hale getirebilmesi çok güzel... Zaten her şeyin faydası öğrenildiği anda belli olmuyor, zaman geçiyor bak ben bunu iyi ki öğrenmişim, bana bunun için lazımmış diyip şükrediyor insan. Danteli, oyayı, çeyizi basite alan kesime kızıyorum. Düşünüyorumda ben kendi çocuklarıma en büyük hatıra olarak, zamanıma şahit tutabileceğim ne bırakabilirim. 1.si kitaplarımı, 2.si örgülerimi... İkisi de üzerinden yüzyıl geçse de değerini kaybetmeyecek, değer kazanacak kazanımlar. Rahmetlik babaannemim keçi tüyünden ördüğü bir şalı vardı. Kendisi kullanmış, annem kullanmış ve hala yepyeni duruyor, şimdi ben aldım, benim için o kadar değerli ki... Yılların arasında kurulu bir köprü gibi... Çalışan bir bayanım ama buna rağmen fırsat buldukça kendim ve evim için bir şeyler örüyorum. Akşama kadar teknoloji, insan trafiği başım dönüyor. Eşim kızıyor akşama kadar yoruluyorsun bi de bunla uğraşıyorsun diye.. İnsan farklı şeylerle uğraşınca beyninde yeni şeylere yer açılıyor. Ben örgüyü kendime terapi olarak uyguluyorum. İnternetteki şu hobi sitelerinde çok faydalı şeyler var. Artık herşeyimiz bir tuhaf oldu. Model eline aldığın örnekten çıkarılırdı ben bilgisayarda neresini öreceksem şemasını yaklaştırıp öyle örüyorum. Eşim işte ben buna dayanamıyorum diyip gülüyor. Velhasıl kelam, kendimden sonra az da olsa umudum var, gelecek nesil için :))

Ballerina Cif

Modern dunyanin kadina -sözüm ona- biçtigi roller, artık musluman kadının hayatına da entegre ediliyor. Yemek yapmamak, bir no frost kulturu, patatesler dondurulmus, soganlar dondurulmus, havlular dantelsiz, reçeller hazır, temizliğe temizlikçi....

Sanki tüm bu işleri küçümsemiş, kendisine layık görmemiş, yapanlara da acıma nazarıyla -bunlar boş işler- diyerek bakan kadınlar, Sabahlara kadar Râzi tefsiri okuyor, modern fransız şiiri etüd ediyor, bilimsel makaleler kurcalıyor, tubitak gündemini irdeliyor.

Bu dayatmalar, hazıra kon kültürü, üretimi sıfırlayıp, tüketime dayatmalı ruh hali, depresyon ogesi olmuş kadınları önümüze seriyor.

Yap temizliğini otur mis gibi evlerde...Bir hafta kukumav kuşu gibi haftalıkçını bekle, her yeri pislik götürmüş, göz gözü görmüyor. Sen otur sözüm ona daha faydalı işlerle uğraş. Yok böyle şey.

Ardında bırakacağın ufak hatıralar, çocuğunun boynunda gördüğün mavi bir atkı, dışarıdan geldin mi şöyle sabah temizlediğin, tertemiz mis gibi bir ev, her sabah masaya çıkardığın renk renk reçeller, Annenin her değiştirişinde gururlandığı çeyiz havluların...Hayatının ufak ayrıntıları bunlar. Geleneğin, hasene bidatın...

Tembelliğe kılıf uydurmamak lazım. Üretmek, Devam ettirmek, temizlik yapmak lazım :)

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

boş işler değil

bunların hiç biri boş iş değil sonuçta herkes bundan bir faide elde ediyor. ama birde televizyonlara göz atın o program senin bu kanal benim fellik fellik gezip kırmızı mendilleri sallayıp göbek atan , saçma yarışmalarda kendini rezil eden kadınlara ne demeli ki. bir bakıyorsunuz kadının sesinde bir psikolog edasıyla ahkâm kesiyorlar bir bakıyorsunuz başka bir yerde aynı kadınlar vur patlasın çal oynasın...bunlar görebildiklerimiz ya bir de göremediklerimz var.Allah neslimizin genç hanımlarını yine hep bu tür işlerle meşgul ettirsinde bu ilim olsun, elişi olsun farketmez....