Bu soruya sanıyorum büyük bir çoğunluk okullar yeterli cevabını verebilmeyi arzu ederdi.
İşin masraf, israf boyutundan da öte çocukların aşırı efor sarfetmelerine göz yummak zorunda kalıyoruz. Belki çok daha kısa sürelerde alabileceği öğrenimi yayarak almak zorunda kalıyor çocuk. Okul her zaman dersanenin yaptığını yapmıyor veya yapamıyor. Denemeler v.s tamamen dersanelerin kontrolünde gelişiyor. Bu durumda herkese uymak zorunda kalınabiliyor. Çocucuğunuzu mahrum etmemek adına bu zor çalışmaya onu da dahil ediyorsunuz.
Ben okulların belki tamamının özelleşerek bu ikiye bölünmeden kurtulunabileceğini düşünmekteyim. Tabii bu salt düşünce ile olacak iş değil. Artısını eksisini hesaplamak gerekiyor.
Sisteme yükleyivermek yerine bir ucundan tutulmalı, okullarda öncelikle eğitime ağırlık verilmelidir. İnsanlıktan mahrum bilgi yüklü çocuklar yerine, bilgili aynı zamanda insanlıktan nasibini almış bir nesil yetiştirilmelidir.
Soruyu zor yapan algılama kompozisyonumuzdur.Yorumunuzda belirttiğiniz kompozisyon doğrultusunda düşündüğünüz zaman haklı olarak bu sonuca varıyorsunuz. Tıpkı diğer ebeveynler gibi. Siz de bu kompozisyona uygun objektif bir değerlendirme yapmışsınız. Zaten anket de bu algı kompozisyonundan daha farklı ve daha reel bir kompozisyona geçişi sorgulamak ihtiyacından doğdu.Şu anda Modern eğitim sistemleri,bireye yönelik eğitim sunumlarına dair argümanlar içeriyor. Ancak bu içerikler devletlerin sistem ihtiyacına yönelik beklentilerle değiştirilebiliyor ve eğitim asal bir süreç olmaktan çıkarılıyor.Aslına bakarsanız,insanlık tarihinde sağlıklı ve reel eğitim kompozisyonları sürekli bireyi öncelemiştir ve başlangıç ilk insana kadar gider. Sistemlerin farklılığı,bunu değiştirmemektedir.Ancak;eğitimin içeriği ve kalitesi göreli olarak egemen ülkeler ile egemen olmayan ülkeler arasında bireye ve sisteme uygunluk kaymaları yaşayabiliyor. Türkiye'deki sorun da bu kaymalardan kaynaklanıyor.Egemenlik kayıtları sorunsuz iken elde edilen eğitim sonuçları ile egemenlik kayıtları sorunlu iken elde edilen eğitim sonuçları bu yüzden birbirine tamamen zıt. Kayıplar ikinci sonuçlarda inanılmaz yüksek boyutlarda. Bu da egemen organizatörlerin istediği bir sonuç.
Türkiye egemenlik kayıtları sorunlu olan bir ülke idi.Şu anda da sorunsuz değil.Buna karşılık egemenlik sorunları da gittikçe azalan bir ülke. Ve 2005-2006 eğitim öğretim yılından beri birey öncelikli yeni eğitim sistemi vizyona kondu. Sorumuzun eski sistemden kaynaklanan yargılarla cevaplanması muhtemel. Şu anki ebeveynler de egemen organizatörlerin belirledikleri kompozisyonlara göre algılıyorlar. Sorumuz bu yüzden zorlaşıyor.
Soru zor değil.Çünkü;araştırma güdüleri törpülenmemiş,kişilik katsayıları diri tutulmuş çocuklarımızın hedef belirleme kaliteleri yükseliyor.Sınavları önceleyen anlayıştan tam öğrenmeyi önceleyen anlayışa doğru gidiyoruz. Sınavlar hedef olmaktan ziyade ara bir sonuç olma düzeyine indiriliyorlar. Ve gerçek te aslında bu gerekliliğin içinde.
Görüldüğü üzre bir eğilmemişlikle karşı karşıyayız; demekki iyice eğitememişiz. Daha çok eğitim, mümkünse belini doğrultamayacak kadar eğitim, sorunun çözümünü kolaylar. Bu konuda Polpot önemli bir başarı örneği olarak karşımızda durmaktadır. Sorunun, bir eğitimsiz öğretim sorunu olduğunu ve örgünleştirilemeyen eğitimin toplumu kaosa sürüklediğini görmüş ve ''yaşasın cehalet!'' önermesi ile inşa ettiği bir toplumla tüm sosyal ve siyasal krizleri aşmıştır.
Bizdeki sorunsa, '' yarım hoca dinden, yarım köle ya efendiden yada candan eder!'' sorunudur. Ne musaya ne isaya yaranamayışımız, kararsızlığımızın konjonktüre yansımasıdır. Konjonktür tanrısı, jeopolitik ve jeostratejik tanrıları da, böylesi bir kulu verimsizlik nedeniyle afaroz etmeyi, mümkünse gömmeyi ve toprağında daha verimli bir gençlik üretmeyi buyurdukları için, çapraz sorgudan, karından konuşmaktan, huzursuzluktan ve bilimum sıkıntıdan kurtulamıyoruz; tabiki çocuklarımız da... Oysa;
1) Andımız
2) İstiklal marşı
3) Gençliğe hitabe ve son olarak
4) Nutuk, tüm örgün eğitim kurumlarında, kayıtsız şartsız tüm çocuklara ezberletilemediği müddetçe, bu musibetler de son bulmayacaktır.
İlk üç madde yarım yamalak, son ve en mühim madde hiç eğitime katılmadığı için, eğilim sorunu karşımıza çıkıp, farklı meyillerde mozaik hikayesiyle kaos'a sebebiyet vermektedir. Gözünü sevdiğimin Polpot'u, elin Mao'su, komşumuz Stalin ve gelişmiş batı devletleri bu sorunu baştan çözüp kıçından örmeyi başardıkları için, biz mukayeseli olarak geri kalıyoruz.
Hiçbirşey bilmiyorsak enazından Osmanlı örnekliğine başvurup, 600 yıllık ihtişamın kökü devşirmeciliği de mi anlayamıyoruz? Bu kadar kalın kafalı olduğumuzu düşünmüyorum; çünkü, Roma ve Bizans dahi bu münbit topraklar da boy verdi; kanaatimce bizi iyi eğitemiyor bugünün büyükleri...
Ki bazı çelişkileri bünyeden atamamak da, kafamızın çeperine yapışıp kalınlığa meydan genişletiyor. Mesela cemaat com sitesinin logosu fevkalade tehlikeli bir zehri zerkediyor zihnimize; ne demek: '' orjinal kalıp, farklı fikir''??? ''Orjinal kalıp, kalıp gibi eğitim'' olmalı değil mi? Kaldıki, ''kalıp'' teknolojik gelişim ve seri üretimin rahmidir; kalıbı çek, dinazor leğen kemiğinden yapılmış tencerede yemek yemeye geri döneriz mazallah.
Daha çok eğitelim, daha çok eğilelim; bir ayağımız birinin tepesine basarken, başımız da bir mübareğin ayağının altında olsun; sakın ha mutluluk zencirini kırmayalım. Hadi bakalım, hayırlı işler...
Yaşayacağımız başka bir ülke yoksa,ütopik parametreleri ütopyada bırakmak zorundayız.Bu ülkede yaşıyorsak,bu ülkede olanı anlamak ve olana göre düşünmek,gelişmek ve üretmekle mükellefiz,ütopyada yaşamakla değil. Eğer gelecekle ilgili projeksiyonlarınız sorgulamadığınız,ancak katı-fobik unsurlarla bezediğiniz ütopyanızla ilişkiliyse,zaten o kaldıkları yerde kalmaya mahkumdurlar.Sürekli sorgulanan mevcudiyeti,süreklilik arzeden tekamülle beslemek akıllı olanların işidir. Eğitim sisteminin partiküllerini yahut temellerini sorgulamak,çözümü sırtında taşımayı gerektirir. Ya yoksa sorgulamanın akla kattığı şey karmaşadan başka birşey olmayacaktır.
Sayın muhafazakarım, beyfendiciğim! Sizin kafa konforunuza sözüm yok. Hatta katılıyorum size, kafa konforu edinmenin önerisiydi benimki de; tıpkı sizin sorgudan korktuğunuz ve oluşturacağı kaosun başımıza açacağı musibetlerden korunma çağrısıydı ama elbetteki haklısınız katı fobiklik unsuruna üç temeli eklemeliydim ki daha iyi anlaşılaydım: tek vatan, tek dil, tek ulus = ya sev ya terk et!
İnsan zihnine ileti-mesaj-bilgi taşıyan 12 veya 12 bin sinir ucu varsa; düşünebiliyormusunuz bunların zihnimizde oluşturabileceği kaosu? Mukayese, ilişki, çelişki...ne gerek var tüm bunlara? Tek önerme yeterli kafa konforu ve hayat konforu edinmeye, eğilmeye, eğitilmeye: ya sev...hem bu önerme öyle basite indirgenebilecek, alelade geçiştirilebilecek bir önerme de değil haa! Kapsadığı derin felsefe, anca ''güneş dil teorisi'' aydınlanınca açığa çıkabilecek. Peki hiç düşündünüzmü, bu önerme başka ne işe yarar diye? İşte asıl keramet de bu ya! O 12 bin kontrolü imkansız, karmaşa ve kaos üreticisi sinir ucuna körtıpalık yapabilmeyi başarmak, kafayı tertemiz tutmayı başarmak az iş mi ya?
Bu önerme tek başına bir türkü dünyaya bedel kılabiliyorken, nasıl olabilir bir türk aklını karıştırabilmek? ''Karışmak yada karmaşa'' en az iki şeyi gerekli kılar; tıpkı sarmaşmak gibi. Yinede beni anlama nezaketinde bulunduğunuz için teşekkürler.
"tıpkı sizin sorgudan korktuğunuz ve oluşturacağı kaosun başımıza açacağı musibetlerden korunma çağrısıydı ama elbetteki haklısınız katı fobiklik unsuruna üç temeli eklemeliydim ki daha iyi anlaşılaydım: tek vatan, tek dil, tek ulus = ya sev ya terk et!"
Rüştü Bey, hangi saik sık sık sizi bu yoruma götürüyor,izah eder misiniz,lütfen?
Sanırım,illegal kuşkular sizi paranoid döngülere sürüklüyor.Şunu iyi anlayınız;nazarımda ırk'a dair terennümlerin hepsi ilkel dürtülerin eseridir.Eğer yazı ve yorumlarımdan çıkarabildiğiniz sonuç yukarıdaki talihsiz ifade ise,sizi bu kadar başarılı olabildiğiniz için kutlayacağım. Tam bir terör kışkırtıcısısınız. Keyfinize göre ayet,keyfinize göre illegal başkaldırı daveti,keyfinize göre monolog,keyfinize göre yorum,keyfinize göre taarruz. Karmakarışık olan kafanız,değil 12 bin sinir ucunun(sadece bu kadarcık mı sinir ucu sayısı?) proaktif faaliyetinden, 1-2 tane sinir ucuna dokunan şeyden etkilenip tutarlılığını yitiriyor.Bırakın sorgulamayı:)
Sorgulamayı sonradan öğrenenlerin,sorgulamaya dair deneyimleri çok azdır.
Seçkin tahlillerinizden nasibimi alıyorum ama karşımda NLP kitaplarında eğitilmiş bir kafabulmaktan sıkılabilenbiriyimdir de...
Keyfi tutumlarımdan rahatsızlık duyuyorsunuz ya, keyfi yargılarımın hedefi olduğunuz algısını besleyen paranoyayı asıl ben merak ediyorum. Ve kanaatimce bu denli önemsemeyin kendinizi! Ediyle büdü olduk artık, sitenin de mizaha, ortaoyununa ihtiyacı yok değil; reklamın iyisi kötüsü olmaz der atalarımız, hiç değilse gündemi işgal kabiliyetimiz var.
'' Eğitim '' konulu bir anket gördüm, kimin hazırladığına bakmadan; genelde cemaat com tüzel kişiliği sunar ya bu anketleri bize, işte herzamankilerden biri ve ilgimi çektiği için altına keyfi yorumumu girdim. Yorumuma sizden yorum gelince ki Sakine ablaya yorum yazarken siz, eş zamanlı olarak bendeniz de sallamaktaymışım ''derin'' fikirlerimi, o ara ve sonra öbür ara baktım her yorana yazılıyorsunuz, '' n'oldu yav? '' demedim değil ama anket yapıcıya bakınca '' hah! oldu '' dedim. Artık bu noktadan sonrası tecrübeyle sabit: pirincin taşı ayıklanamaz, ayıklansa dahi o minik taşlar kullanılamaz. Hemen koşulup yan arsadan yahut en yakın hafriyattan moloz taşınır mevzuya... Sağolun, sizde şaşırtmıyorsunuz; tanışmak böyle birşey olsa gerek.
Sevgili kardeşim! Neden bu sitede insan Seçkin Deniz'le aynı blogun altında buluşmaktan kaçınır sorunsalının sosyopsikolojik analizini yapacak değilim ama af buyur burası sizin seçkinlik alanınız olabilecek şahsi blog siteniz değil ki a benim kuzum!
Nereden çöktü bu ''belirleme'' illeti, nedir bu çocukların 5 sandalyenin olduğu yerde 1 sandalye üzerindeki henüz kavramsal karşılığını bilmedikleri varlık ortaya koyma biçimi, iktidar alanına çevirip heryeri yüzgöz yıpratma sindirme savaşı? Seçkin olabilirsin ama bunu sakince yap olurmu kardeşim?
Olan olmuş, yapılacak ve bize çıkacak birkaç ders var; onları da boca edeyim de, siz nasılsa ilginç ve çoklu çalışabilen siniruçlarınıza kısa devre yaptırabilme kabiliyetinizle buradan bu çıkmaz deneni başarabileceğinizi bir daha ıspatlayacaksınız.
İtiraf edeyim sizi kıskanıyorum. Entelektüel birikiminiz, yazılarınızın dokusunu bir nakış zerafetinde işleme becerisi kazandırıyor size ve insanın ister istemez, hoşuna gitmese dahi içerik, bu üslubun çekiciliğini defaaten ruhunda hissedebilme iştiyaki, azmi ve coşkusu peydahlanıyor bendenizde. Belki ruhumun karanlık delhizinden çıkan ifade yoksunu kıskançlığımı ister istemez saldırganlaşarak yada ihtihza ile sunarak yıpratmaya çalışıyorum sizi ki, değil ben dünya cumhuriyetleri gelse bunu başaramazlar ama yinede denemekten kendimi alamadığımdan, karanlığımın ağına düşüp, ihtiraslarımı dizginleyemiyorum. Ancak, mezkur ankette emin olun ilk etapta sizi farkedemedim; taktir edersiniz ki bir ankette soru dizisinden sizin yazdığınızı çıkarabilecek bir derinlik de bana yakıştırılamaz.
Herneyse, sizin kişiliğime dair yapacağınız değerlendirmelerin yanında kendimi itirafım zayıf kalacak olsa da, en azından karanlığıma ışık tutma yolculuğunuzda, ki bunu pekçokları için yapmışlığınız da ortadayken şunu da eklemek isterim: eğitim konusundaki illegal kuşkularımın tetiklediği paranoyamı, daha önceleri bu sitenin sol alt köşesinde görüp tıkladığım '' derin sular '' sitesinin saybisi Serdar Kaya bey'e borçluyum; yahut Serdar Kaya, beni paranoyak yapan fikirleri yaydığı için bana borçlu. Bunu tam bilmiyorum ama okumayın derim; sonuçları ortada, kafa konforunu kaybetmek paranoya riskini de barındırır; dönmek isteyip bir yol bulsan '' tek fikir, tek zikir '' anafikirli, ille bir seçkin çıkıp ahmaklığınızı yüzünüze vurup, '' paranoyaksın sen, paranoyak kal! '' gerçeğini şaklatır beyninize, bir Rüstem batum klasiği gibi: '' hahhaaaahahaa! rüstem batum şov, beyninizi tokatlayan şov! '' ses tonunu burada sunamamanın ezikliğiyle...
Allah neşenizi bozmasın,Rüştü Bey!
Belki haklısınız,yazılar ve yorumlarla birşeyler ekliyor sanıyorum kendimi.Ne yaparsınız;aldıklarımın bana yüklediği ödev,daha çok araştırmak,öğrenmek,analiz-sentez yapmak ve anlatmak! Hani buradan da bakılabilir,diyorum. Alt hesaplılığı yükselen basın-yayın kanyonunda,gerçeğe ne kadar yaklaşabiliriz,kaygısındayım. Belki rahatsız ediyorum bazı kurumlaşmış düşünceleri/düşünce sahiplerini.Doğru veya yanlış,ama bunu yapıyorum. Siz de bahsettiğiniz kaygılardan uzak olduğumu anladığınızı da itiraf ediverseniz artık.
Dilinizdeki illetten arınabilseydiniz,iyi bir diyalog çerçevesi çizebilirdik. Seyri de keyifli olurdu.İşin iyi olan tarafı da bence,artık daha derli toplu yazmayı başarıyor olmanız. Bütünlüğü sağlanmış yazılarınızla da meşgul olmayı isterim açıkçası.Aman ha tanıtım ve reklam broşürlerine kanıp NLP kurslarına katılmayın! Orada insan psikolojisi öğrettiklerini sanmıyorum(Nerden biliyorsunuz demeyin,henüz linguistik terimler kullanmadım). Bu emek isteyen bir iş,kursla olmuyor. En azından bir yirmi yıl ter dökmeniz şart.Bir de oturup sahiden araştırma yapmalısınız. Rüstem'i ve benzerlerini izleyerek,ancak görüntü ve reklam spotlarını tecrübe edebilirsiniz. Ben size doğrudan sahaya inmenizi öneririm,insanları inceleyin,onların değer aralıklarını öğrenin.Snoptik önermeleri sonraya saklayın.
Nasihat kısmını zevkle okuyacağınızı düşündüğüm için yazdım. Sizi önemsiyorum. Bu yüzden de zaman ayırıyorum. Rüştü Bey,önemsenecek biri olmaktan hoşlanmaz,demiyorum.Takdir edersiniz ki;Bazen ben de sataşmalarınıza zaman ayırarak gülümsemek isteyebilirim. Bu sebeple sizin sıçrama noktalarınıza nörotik baskı uygulayabilirim. Ama aklıma sizin 'karanlık' içiniz gelmez,kardeşim! Müfteri olmayın,ayıp oluyor.
Dilinizdeki illeti tatile gönderin de,yeni dönemde hüsn-ü nazar edelim, olmaz mı?
EĞİTİM, RAHAT YAŞAMAK DEĞİL, SAĞLIKLI GÜÇLÜ GELİŞMİŞ BİR TOPLUM İÇİNDE YAŞAMAK İÇİNDİR.
Ülkelerin eğitim ile gelişmişlik düzeyleri, yumurta ve paradoksuna benziyor. Eğitim ülkeyi geliştiriyor, gelişim eğitim ortamını ve eğitim kalitesini yükseltiyor.
Çocukları olanlar, çocukluğu bu ülkede geçenler, eğitimin, ülkemizin karmakarışık bir sorunlar yumağı olduğunu bilir.
Eğitim manzaramızın her tarafı çok kötü olmadığı gbi her şey güllük gülistanlık da değil.
Öncelikle mutabakata varmamız gereken nokta, eğitim denince ilim irfan sahibi olmayı mı, yoksa test çözme kabiliyetlerimizi geliştirmeyi mmi anlamamız gerektiğidir.
Okulları yıldırım hızıyla bitsin ve hemen bir üniversite kazanılsın, akabinde de çarçabuk bir diploma alındıktan sonra maaşa geçilsin.
Etrafımdaki insanlar, eğitimi, hayata katkı sağlayan gelişmiş insanlar meydana getirme işi olarak değil de, masa başı işleri kapma yarışı olarak görüyorlar.
Eğitim felsefemizin değişmesi için, cemiyetimizin dünyaya bakış açısını gözden geçirmesi lazım. Bunu yapılabildiğimiz oranda, sorunlarımız hafifler gibime geliyor...
sistem okadar kötü ki...özel okullara gidenler özel ders alanlar dersaneye gidenler belki daha iyi eğitim alır doğru...ama ya alamayanlar.devlet okullarında öyle öğretmenler öyle eğitimciler varki...malesef bende ilkokul yıllarımda matematik adına hiçbir şey öğrenemedim.özel ders almadım dersaneye gitmedm.ama birşey bilemediğim için araştırmada yapamadım tabi.öğretmenimiz sadece gelip dersi doldururdu tahtayı doldururdu boş boş...şimdi ise üniversite öğrenciyidersaneye gttim geçen sene evet ama yine hiç birşey anlamadım çünkü temelimde hiçbir şey yok.şimdi ben özel ders alsam dersaneler gitsem ne yzarki.bu öğretmenler oldukça daha çok benim gibiler çıkar malesef.keşke denetlense bu okullar da böyle hocalar yok olsa!!
Öncelikle anketiyle böyle önemli bir konuya dikkatlerimizi çevirdiği için seçkin denize teşekkür ederim.
Sistemin yetersiz olduğu noktasında hemfikirim fakat gözlemlediğim şöyle de bir durum var.Başarısız öğrenciler ya da çocuklarının başarısızlıklarını kabul etmek istemeyen kimi anne babalar, eleştiri oklarını eğitim sistemine ya da öğretmenlere çeviriyorlar.
Anne baba herşeyden önce çocuğunu tanımalı,kapasitesini bilmeli ve çocuğunun gerçeklerini kabul edip o çerçevede beklentiye girmeli diye düşünüyorum.Aksi halde taşıyabileceğinden fazla yük yükleyerek evladına zulmetmiş olur.
Amaç sbs ya da öss de başarılı olmak ise sadece okula gitmenin yeterli olmadığını artık birçok insan biliyor.
Bu nedenle çocuklarını milyarlar ödeyerek dershanelere gönderiyorlar.İşte bu noktada çok hayati bir tercih yapılması gerekiyor.Dershanede sınav sistemine yönelik ders işlenir fakat okuldaki derslerde dikkatini toplayıp derse adapte olamayan öğrenci aynı şeyi dershanedede yapacaktır ve derslerden yeterli ölçüde faydalanamayacaktır.Böyle öğrenciler dershaneye gitmekten ziyade özel ders almalılar diye düşünüyorum.Özel dersle bereber sadece deneme sınavı ücretini ödeyerek bir dershanenin deneme sınavlarına düzenli girip nerede olduklarını görmeleri çok önemli.
Fakat ders dinlemekte sorunu olmayan alıcıları her zaman açık olan bir öğrenci dershaneye gitse kafi gelir.
Dershanye gönderemeyecek durumda olanlar ise sınavlara hazırlık kitaplarına başvurabilirler.yalnız bu kitapları alırken seçici olmak gerekir.daha çok bu konuda kendini ispatlamış yayınlar tercih edilmeli.
Sorumluluklarının bilincine varmış,ders çalışmayı hayat tarzı haline getirmiş bir öğrenci, az veya çok elindeki imkanları en iyi şekilde değerlendirip,güzel neticeler elde edecektir.
Söylediklerinizin geneline katılıyorum.Kafama takılan noktada şu soruyu sormak isterim:
Sistem düzgün ve yeterli olsaydı, iyi işleseydi dersanelere gerek olacak mıydı?
Bana kalırsa hayır. Çünkü dersaneler, yanlış yetersiz, eksik sistem tarafından yaratılmış kurumlar.Gelişmiş ülkelerde dersane gibi kurumlar yoktur.Zaten gerek de yoktur.
Çocuklarımıza iyi bir gelecek sağlamak için biliçli anna e babalara, eğitimcilere ihtiyaç var.Bana kalırsa bizim eğitimcileri eğitimindede eksikliklerimiz çok.Burada da iş üniversitelere düşüyor.Üniversiterlerde bile kalitenin düştüğünü görüyorum.Bana kalırsa akademik ünvanların bu kadar kolay verildiği başka ülke yoktur.
saygılar ender tunç
Anket başlığı 'çocuklarımızın daha iyi eğitim alması için neler yapmalıyız?' olunca ben özellikle bu noktaların üzerinde durmak istedim.Belki başka bir başlık altında eğitim sistemi konuşulabilir ama sistemi konuşmak bize ne kadar yol aldırır o da ayrı bir mevzu.
Sorduğunuz soruya şöyle cevap vereyim.Eğitim sistemi mükemmel olsa bile dershaneler yine olacaktır.Çünkü işin ucunda hayati bir sınav ve yarış var.Bu yarış ve eleme sistemi devam ettiği sürece(ki bu eleme kaçınılmaz bir durum)aileler ve öğrenciler yarışta bir adım öne geçmek adına extralara başvuracaklardır.Bilmem yanılıyor muyum?
Yaşadığımız ülkenin gerçeklerini gözönünde bulundurup, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak daha akıllıca geliyor bana.
Haklısınız tabii ülkenin gerçeklerini gözönündde bulundurmak gerekiyor ama ben mükemmel bir eğitim sisteminde yarış olacaktır.elemeler de olacaktır ama bugün olduğu gibi çocuklarımızın geleçeğinin birkaç saate bağlı olacağına inanmıyorum.Bu yüzden belki dersaneler var olacaktır ama bugün olduğu gibi rağbet görmeyecektir.
Sayglılar Ender Tunç
Arz talep dengesinin bu denli bozuk olduğu bir düzlemde sizden çözüm adına bir şey istense acaba neyi önerirdiniz,merak ediyorum.
Lüfen bana bir sistem önerin içinde sınav ve dershane olmasın.Ya da kazanandan çok kaybedenin olduğu bir sınavın sözkonusu olduğu bir yerde dershanelerin rağbet görmeyeceğine ikna edin beni.
Sizin bahsettiğiniz mükemmelik, sadece eğitim sistemine değil, bir ülkenin ekonomisinden tutun nüfusuna kadar birçok şeye bağlı.
Ben tekrar ve tekrar hatırlatmak istiyorum:
Hoşumuza gitmeyen mümkünü tartışmak,hoşumuza giden imkansızı tartışmaktan daha faydalıdır.
f.Nur Ate$oğLu
söylediklerinize aynen katılıyorum ama bahsettiğim gibileri de yok değil.kapasitesi olup da hiçbirşey öğrenemeyenler de var.örneğin bi türkçe dersini kendi çabanla başarabilrsin ama matematik kendi başına öğrenilecek bir ders değil yani öğretilmesi üzerinde durulması pratik yapılması gerekir.öğretilmiyorsa çocuk kendi çabasıyla ne kadar öğrenir onu bilemiyorum..bahsettiğim bu idi
Ben bugüne dek,kapasitesi olupda hiçbirşey öğrenemeyen bir öğrenciyle karşılaşmadım.Fakat, benim çocuğum çok zeki, zehir gibi ama ah bir de çalışsa diyen velilerle çok karşılaştım.Bu noktada sorumluluk bilincinin, zekadan daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Kimi öğrencinin bir saattte öğrendiğini, başka bir öğrenci iki saatde öğrenebilir.Lise yıllarımda bir arkadaşım vardı.Dersde öyle sorular sorardı ki, yaaa bu da sorulurmu, bu kadar kolay bişeyi nasıl anlamamış diye içimden geçirirdim.Fakat sınavlarda da en yüksek notu genelde o alırdı.Çünkü ders çalışmaya bizlerden daha çok vakit ayırırdı.
Türkçe ve matematik derslerini örnek vermişsiniz.Dersi istediği kadar iyi dinlesin, kitap okuma alışkanlığı kazanamamış bir öğrenci sınavların türkçe bölümünde başırılı olamaz.Çünkü bu bölümde sorular daha çok okuduğunu anlamaya dayalı.Şimdi bu soruları yapamayan bir öğrencinin Türkçe öğretmenini suçlamak çok da doğru olmaz.
Matematiğe gelince, piyasada çok güzel hazırlanmış kitaplar var. Tek başına çalışarak konuların rahatlıkla öğrenilebileceğini düşünüyorum.Böyle bir öğrenci evde çalışıp yapamadığı soruları not edip öğretmenine götürse kaç öğretmen böyle bir öğrenciyi redderder,belki onun sorularını cevaplayabilmek adına kendini geliştirme gayretine bile girebilir.
Kısaca sistemin kötü olduğunu kabul etmekle birlikte bunu başarısızlık nedeni olarak görmüyorum.
Ankete katılan ve katılacak olan arkadaşlarımıza ve yorumlarıyla anketin yansıyan yönlerini anlamamıza neden olan yorumcularmıza teşekkür ediyorum. Bu aşamada bir değerlendirme yapmak istiyorum.
26.08.2008 tarih ve saat 16:00 itibariyle ankete katılan kişi sayısı 271;Okul yeterli, araştırma alışkanlığı kazandırmalıyız seçeneğini işaretleyen kişi sayısı 119(%44),Sistem kötü yapılacak birşey yok,seçeneğini işaretleyen kişi sayısı 109(%40),Özel okullara göndermeliyiz,seçeneğini işaretleyen kişi sayısı 21(%8),Dersanelere göndermeliyiz,seçeneğini işaretleyen kişi sayısı 15(%6),Özel ders aldırmalıyız,seçeneğini işaretleyen kişi sayısı 7(%3)
Seçenekleri belirlerken, ankete bir kaç farklı amaç yüklemeyi düşünmüştüm. İlk olarak,Eğitimle doğrudan ilişkili(Ebeveyn,öğretmen,öğrenci) herkesin eğitim sistemimizde yaşanan değişiklikleri ne kadar farkettiklerini merak ediyordum.İkinci olarak,eğitim'e bakış açımızın ne durumda olduğunu ve öğrencilerimizi ne kadar izlediğimizi öğrenmek istiyordum. Üçüncü olarak da, Eğitim süreçlerinde sorunların tesbiti ve çözüm arama alışkanlıklarımızın hangi düzeyde olduğunu görmek düşüncesindeydim. Sorularımı da bu sınırlara göre belirledim.Elbette;yüksek katılım,anket sonuçlarının doğruluğunu,güvenilirliğini,genelliğini daha olumlu etkileyecekti. İzlediğim kadarıyla son iki seçenek arasında başlangıçtan beri varolan oran yüksekliği anketin süresi uzasa bile değişmeyecek,aralarındaki rekabet dengeli bir şekilde ilerleyecekti. Değerlendirmeyi bu sebeple birlikte okulların açılma zamanının yaklaşması dolayısıyla da öne aldım.
Memnuniyetle dördüm ki;Ankete katılanların büyük bir bölümü eğitim sistemindeki büyük değişikliklerin farkında. Katılımcıların %44'ü,büyük bir ihtimalle ilköğretim ve lise düzeyindeki değişiklikleri farketmiş durumdalar ya da umutlular. Okul'un ve öğrencinin daha fazla merkeze alındığı,araştırmaya dayalı,tümevarım ilkesine uygun gelişmelerin işlendiği yeni sistemi doğru olarak algılıyor göründüler. Yani mevcut durumla ilişkileri çok sıkı.
Katılımcıların yine büyük bir bölümü, %40'ı, eski eğitim sisteminden canı canmış,haksızlıklara uğramış olanlar veya olanların yakınları. Ki;tepkilerinde tamamen haklılar. Bu grupta olan katılımcılar, yeni sistemi izlememişler veya izleseler bile eski deneyimlerinden dolayı olumlu eğitim süreçleri adına umutlu değiller. Eğitim çalışanlarının aynı kalmasını,sistemin değişmesine engel olarak görüyorlar. Eski sistemde özel ders,özel okul ve dersane gibi seçeneklerin genel öğrenci profili üzerinde çok fazla işe yaramayacağının da farkındalar. Zaten üniversitelere ve liselere giriş sınavlarındaki oranlar ortadayken onların haksız olduğunu düşünmek yanlış olur.
Eğitim sistemini yetersiz bulan ve kendilerince sorunu tesbit ettiklerini düşünen ve çözüm olarak özel okulları tercih eden katılımcılarımızın oranı da %8. Oran'ın yüksek olmaması genel bakış açımıza göre olumlu,ama özel okulların yaşadıkları güven kaybı dolayısıyla olumsuz.Bu katılımcılarımızın, özel okulların yapısal sorunları ve eğitim donanımları ve hedefleriyle ilgili daha fazla araştırma yapmalarını önermem gerekebilir. Çünkü; sistemin işleyişi teorik olarak özel veya resmi okullarda birbirinden farklı ve bağımsız olamaz. Resmi okulların dezavantajları yanında avantajları olduğu gibi,özel okulların avantajları yanında dezavantajları da vardır. Özel okullar,eğitim kalitesindeki aşırı değişkenlik dolayısıyla resmi okullarla rekabet edebilecek genel bir kalite düzeyine ulaşabilmiş değiller. Genel resmi sınavlarda elde edilen sonuçların istatistikleri de bunu kanıtlıyor. Özel okullar,para kazanmaktan daha fazla eğitim hedeflerine odaklanmak zorundalar. Görsel yanılsamalar velileri bir sadece sınırlı bir süre için aldatabiliyor.
Sistemdeki yetersizlikleri aşabilmenin bir yolu olarak dersanelerin çözüm olabileceğini düşünen katılımcılarımızın oranı da %6. Bu oran anket için ikinci sevindirici bir gerçeği temsil esiyor. Katılımcıların çoğunluğu büyük bir ekonomik külfete dönüşen dersane giderlerinin işe yaramadığı görüşünde.Bunun uzun yıllara dayanan bir sonuç olduğu muhakkak. Ancak belirtmem gereken bir şey var. Dersaneler eğitim verilecek yerler değildirler. Dersaneler ancak öğretimdeki uygulama eksiklerinin giderilmesi için açılmış kurumlardır. Dersanelerin eğitim-öğretim bütünlüğünü temel almak ve temel bilgi eksikliğini gidermek gibi yasal ve toplumsal görevleri yoktur.Dersanecilerin de bunun henüz farkına varmaları ve bunun etkisiyle ısrarla kendilerinin okulun yerini tutamayacağını itiraf etmeleri,yaşadıkları güven erozyonunu durduracak gibi görünmüyor. Dersaneler özel eğitim kurumlarıdırlar, ancak karıştırılmasın özel hastaneler gibi değil,özel tahlil laboratuarları gibidirler. Yetersiz ilgi ve diğer bazı nedenlerden dolayı bir kısım öğrenci için dersaneler gerekli olabilir; uygulama,deney,test gibi okullarda yeterli olarak verilemeyen hizmetleri dersaneler sunabilir. Ancak test ve biraz uygulama dışında farklı bir yol izlemeyen dersanelerin deney yapmak gibi özel bir çabadan kaçmaları da görev tanımlarının dışında kalmayı istediklerini düşündürtüyor.Bilgisayar kullanımı dersaneleri proaktif yapmaya yetmemektedir, eğitim araçlarının tümü dersaneleri tamamlayıcı özel bir kurum olma vasfına taşıyabilir. Ki;bu yüzden tercih olmayı başarmakta zorlanıyorlar.
Son olarak;katılımcılarımızın %3'ü eğitim eksikliklerinin özel ders yoluyla giderilebileceğini düşünüyor. Kuşkusuz,ekonomik standartların değiştiği bu dönemde bu seçeneği çözüm olarak düşünmek ve işaretlemek çok zor. Ancak herkes bilmekte ki;özel doktor,her zaman hastahane doktorundan daha fazla hastasına ilgi göstermekte,onu izlemekte ve bireysel sonuçlar üzerinde çalışmaktadır.Özel derslerin geçmişi binlerce yıllıktır. Ve saray yahut zengin evlerin daimi misafirlerinden bir kısmı eğitimcilerdir. Halen de sanat faaliyetleri özel derslerle daha verimli sonuçların alındığı alanlar. Soruna faydacı bir yaklaşımla bakıldığında hemen herkesin gönlünde yatan bu seçeneğin tercih edilemeyişini anlamak mümkün.Bu seçenek ciddi bir çözüm olma hakkını korumasına rağmen ekonomik yetersizlikler adına tercih edilebilecek konumda değil. Bu böyleyken özel ders aldığı halde başarılı olamayan öğrencilerin yaşadıklarını da ergen psikologlarının düzenlemeye çalışmaları ayrı bir handikap. Bazen,okul,dersane ve özel ders üçlü desteğiyle okul derslerine ve sınavlara hazırlanan bir öğrencinin başarısız olması bir örnek vaka olarak alınabilir. Ancak bu vakalarda sorun eğitsel değil,ailevidir,toplumsaldır ve ruhsaldır. Bu yüzden sözkonusu destekler işe yaramamaktadır. Ayrıca ve özellikle resmi ve özel okullarda çalışan bazı öğretmenlerle birlikte dersane öğretmenlerinin kapıldığı özel ders hastalığı,dersine girdiği öğrenciye ders vermeye çalışmakla suçlanabilecek bir tonda not ve sınav kaygısına indirgenmektedir. Bilhassa bu konu özel olarak incelenmeye muhtaçtır. Özel ders tanımlamasında esas, öğretmenin dersine girmediği okulların öğrencilerine yöneliktir.
Öneriler bölümü anketlerde çok sık rastlanmayan bir bölüm. Ancak biz bu kısmı ekleyelim. Belki katkımız olabilir. Bir öğrenci velisinin kanaatimizce yapması gereken en önemli şey,gerçek bir veli olarak ev içinde ve dışında tutarlı ve dengeli bir hayat/yaşayış standardını sağlamış olması gerekliliğidir. Ailevi belirgin sorunlardan ve yetersizliklerden arınmış yahut bu sorunları algılayarak çözebilme/absorve edebilme becerisi kazanmış,kişisel gelişim süreçlerinde doğrudan veya dolaylı destek görmüş bir eğitim alıcısının,ikinci basamakta karşılaşacağı şeydir okulda eğitim. Birinci basamağa ait eğitsel sorunları aşmış bir öğrencinin ikinci basamakta eğitim görev sınırlarının farkında olan öğretmene ve sisteme ihtiyacı ağır basar. Üçüncü adımda ise önceki iki basamakta sağlanmış olması gereken temel değerlerle ortaya çıkan eğitim-öğretim istekliliğidir. İşte bu üç aşamalı süreç sağlıklı işlerse,okul,araştırma desteği verilmiş bir öğrenci için gerçek bir eğitim kurumu haline gelebilecektir. Anne-babalarından aldıkları davranış modunu biraz değiştirerek uygulayan veya tam zıddı bir form benimseyenler için şu anda anne baba olmak zordur. Eğitsel süreçlerin büyük bir kısmında esas sorumlu ebeveynlerdir.Unutulmamalıdır ki;eğitim konusunda ne bilimsel ölçekler uygulanabilecek kadar yeterli ve gerçekçi,ne de gelenek ve görenekler.Öyle olsaydı dünyada ve Türkiye'de sistemler sık sık değişmezdi. Öğretmenlerin ve eğitim idarecilerinin ve sistemin sorumlulukları,ancak ikinci adımda suçlanma nedeni olabilirler. Anne-babaları da eğitenler onlar olduklarına göre isteyenler suçlama önceliğini -saygılarından ötürü- onlara verebilirler. Asıl sorumlu ve suçlular zaten tarihin önünde yargılanacaklar.
size aynen katıldığımı yineleyerek söylediğim şeyin arkasındayım.sizin söyledikleriniz tabi ki doğru.ama ben şöyle değiştireyim o halde.sistem değil de bazı öğretmenler...iyi günler...
Öğrencilik döneminizde bahsettiğiniz o bazı öğretmenlerden karşınıza kaç tane çıktı? bir, iki, üç...
daha mı fazla yoksa?
Hiç düşündünüz mü o öğretmene rağmen başarılı olabileceğinizi, aynı öğretmenin öğrencisi olan diğer başarılı öğrencileri farklı kılan nedenleri?
Öğretmeni suçlamak, kendimizi suçlamakdan daha kolay değil mi? Halbuki bunu başardığımız an kendimizi kandırmaktan kurtulup,başarı adına ilk adımları atmış olucaz.
Size birşeyler yazmamdaki neden inanın haklılığımı kanıtlamak yada cevabınıza cevap yazmış olmak değil.Sadece kendinizle yüzleşmeniz adına yardımcı olmak. Bu da öğretmen olacak olma piskolojisinden herhalde:)
Mesleğime başladığımda acaba benim öğrencilerimde bana böyle söylermi diye düşünmeye başladım ve en kötü şey dedim,bir öğretmenin başına gelebilecek en kötü şey..
Öğretmenler,doktorlar,polisler,hukukçular,hemşireler,eczacılar...hepsi bu ülkenin yaşadığı travmalardan nasiplerini almaktan kurtulamadılar.İnsanlar hazmedemediler kendilerine en yakında duran ve kendilerine en çok muhtaç oldukları bu meslek erbablarınn yaşadıklarını ve yaşattıklarını. Elbette hepsi bir değildi. Ama işin acı tarafı,bir kısmı birbirine bakarak olumsuz taraflarını çoğalttılar.İnsanlara acı çektirdiler.Kendileri de acı çektiler.Mesleğe yeni başlayanların önce heyecanları tüketildi. Eskiler yenileri kendilerine benzetmeyi neredeyse görev addettiler. Biliyorlardı ki;kendilerine benzetemezlerse kendilerine hayat hakkı kalmayacaktı. Çok azı ayakları üzerinde durmayı başarabildi. Onlar sayesinde insanlar hâlâ onlara güven duyabiliyorlar. Kur'a sistemi gelene kadar neler döndüğünü bilmeyeniniz var mı?Rotasyon denen bir gerekliliğin bu tür meslek erbablarını olgunlaştıracağını,içlerindeki insan sevgisini besleyeceğini bu kuralı koyanlar biliyordu,ama sürekli delindi bu.Torpil mekanizması,emeksiz ilerlemeleri arttırdı. Haketmeyenin daha fazla yer bulduğu bir düzende hakkıyla yaşayanların yaşadıkları içe kapanıklığı nereye koyacaksınız? Basit bir örnek vermeliyim. Anadolu liseleri sınavla seçilmiş öğenci alır. Peki öğretmenleri sınavla seçilmiş midir? Evet!Peki ne zamandan beri? 2005'ten beri. Peki ya önceleri? Şu anda sınavla seçilmiş Anadolu lisesi öğretmenlerinin oranı %10 bile değil. Uzman öğretmenlik,başöğretmenlik sınavlarına karşı sendikaların koyduğu tavrı anlayabileniniz var mı? Başarısız olmaktan korkan öğretmenler buna sürekli karşı çıktılar. 10-20 yıllık öğretmenlerin çoğu 60 baraj puanını aşamadılar. Sorular nasıldı,ne içeriyordu? Türkçe,Eğitim Psikolojisi-Felsefesi-Sosyolojisi,Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi,Öğrenme Yaklaşımı, Stratejisi, Yöntem ve Teknikleri,Sınıf Yönetimi,Program Geliştirme,Ölçme ve Değerlendirme,Psikolojik Danışma Rehberlik (PDR),Eğitim Teknolojileri,Genel Kültür,Millî Eğitim Mevzuat'ı,
Eğitim Öğretim Sistemi,Atatürkçülük ve T.C. İnkılap Tarihi. gibi alanları içeriyordu. Bunlar mesleki alanlar,öğretmen mesleğinde olmazsa olmazlar.180 soru soruldu. 180 dakika verildi. Öğretmenlerin çoğu soruların tamamını okuyacak zaman bile bulamadılar.Bu bir eleştiri.Ciddi bir eleştiri. Zaten herkes uzman olmak zorunda da değil. Bağırmak,yaygara koparmak neden? O halde hiçkimse masum değil.Doktorlar da uzmanlık sınavlarını yıllarca kazanamayabiliyorlar. Ama kimse bağırmıyor. Uzmanlığın getirilerinin yetersizliğini sorgulayabilirsiniz,ama neden var diyemezsiniz.
Mesleğe yeni başlayan öğretmenlerin unutmaması gereken tek şey var. Her öğrenci onlar üzerinde bir görevdir. Onu eğitmek adına gerekli donanıma sahip olmak zorundadır. İşi kolay değildir. Keşke herkesin anıları daha güzel olsaydı,ama değil. Çoğunlukla sadece bir öğretmen öğrencinin eğitim sürecini mahvedebiliyor. Dikkatli olmak zorunda öğretmenler. İyi niyetlerini yansıtabildikleri sürece ne yaparlarsa yapsınlar kırıcı olarak algılanmazlar. Sadece işlerine saygı duymalı ve en iyi şekilde yapmalılar. Maaşlarını haketmeliler.
Aslında sistemde, öğretmenlerde ayrı ayrı başlıklarda konuşulacak konular.Ben daha çok bugünün gerçekliklerini kabul edip yapabileceklerimizin üzerinde durmak istedim.
Öğrencilerde ve ailelerde gördüğüm en büyük hata birşeylere bahane bulmak.''Ben ders çalışmayı pek sevmiyorum,birazcık tembelim sanırım''diyen bir öğrenciyi harekete geçirmek,sürekli okuluna, öğretmenine,yada başka birşeylere bahane bulan öğrenciyi harekete geçirmekten çok daha kolay.
Ben de buradaki arkadaşı bir öğrenci olarak değerlendirip birşeyler yazdım.Bu noktada öğrenciye öğretmeninin yetersizliklerinden bahsetmek yerine sokak lambasının altında ders çalışarak hukuk fakültesini kazanan bir öğrencinin varlığını anlatmak daha sağlıklı diye düşünüyorum.
Tabi ki meseleye öğretmenler yönüyle de bakılabilir. Mesela şu bahsettiğiniz uzmanlık meselesi:
Bu sınavda 100 tam puan alan insanların uzman olduklarını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu sınavı başarıp takır takır ücret alan insanların ekser çoğunluğu akademik bir yazı kaleme almaktan ve yazıya dipnot düşebilmekten fersah fersah uzaktadırlar. Keşke bakanlık yaptığı uzmanlık sınavından sonra uzmanları arasında bir araştırma yapsa eğitim adına kaç makale üretilmiş, kaç kitap okunmuş. Tablo sanıyorum iç acıtacaktır. Bahsettiğiniz gibi bundan başka pek çok yara var içimizi acıtan.
Ama yine de şu gerçeği öğrencilerin burada yazılanların ardına saklanmaması adına tekrarlamak istiyorum.
Üniversiteyi her kazanan torpilli değildir
kazanamayan herkes de sistem mağduru değildir.
Topyekün fihriste-i kainat denilen insanı tanımayışımızda var bu sıkıntıların altında. Düşünün ki sizin zekanız resme yönelik ise okulunuza NASA dan matematikçi de gelse size vereceği çok şey yoktur. Bu o hocanın başarısızlığı anlamına gelmez. Yani elma ağacından karpuz beklemek gibi bir şeydir bu.
Ortada bir başarısızlık varsa bunu sadece öğretmene yüklemek insafsızlık olmaz mı? Öğretmen eğitim öğretimi meydana getiren organizasyonun sadece bir bileşeni değil mi? diğer paydaşları dışlayıp öğretmen üzerinden gitmek haksızlık olur.
Ayrıca, bu gün amele pazarından işe götürdüğünüz bir vasıfsız işçi günlük 50 YTL alırken, ömrünü ilme adamış bir öğretmenin 8 saat ders karşılığı alacağı ücret 40 YTL dir. Ama öğretmenlerimiz bu haksızlığz aldırış etmeden özverili bir şekilde çalışıyorlar.
Öğretmenlik mesleği içinde yer alan çürük cevizler asla bu mesleğin kutsiyetine toz konduramazlar. Muallimlik kavramını ele almak gerekiyor genel anlamda. Kurulan yanlış bir eğitim düzleminde kötü bir eğitim ya da kötü yetişmiş öğretmenler olabilir. Bu hiç bir zaman bu mesleği kıymetsiz kılmaz.
Uzman öğretmenlik akademik bir kariyer basamağı değildir,Hilal Hanım;bu ayrı ve özel bir konu. Her uzman öğretmenin yazı yazma gibi bir sorumluluğu yok. Tıpkı uzman bir doktor'un bu tür sorumluluğunun olmayışı gibi.
Ayrıca, zeka çeşitleri üzerine teori bazında verilmiş şeylerin gerçekliği sınanmış değildir. Bu teorinin sahibi Howard Gardner "ben zeka dedim,siz beceri diyebilirsiniz" diyor.Zeka asaldır,parçalanamaz. Ve hangi insanın hangi zeka türüne dahil edileceğini kimse belirleyemez. Gerekli şartlar oluşturulduğunda bir insan her alanda eğitilebilir.Bu alanlar çok çeşitli de olabilir.Bu onun yaratılışına uygun olandır.
Katkılarınız için teşekkür ediyor,sizlere müstakbel meslek hayatınızda başarılar diliyorum.
Bir şeyden sorumlu olmak ile donanımlı olmak ayrı ayrı şeylerdir. Uzman olmanın tüm dünyada geçerli ölçütleri belli. Sonra uzmanlık bilimsel bir ünvandır. Siz bir insana bir alanda uzman demekle onun o alanda lisans ardından yüksek lisans yapmış olduğunu söylemiş olursunuz. Bu süreçler tamamen bilimsel etkinlikleri içerir.
Yükümlü olsun ya da olmasın akademik anlamda yazı yazmayı bilmeyen (sadece bu değil ama)bir kimsenin uzmanlığını sorgulamak gerekir diye düşünüyorum, yönetmelik böyle söylesede söylemesede.
İnsanın her alanda eğitilebileceği konusuna gelince, günümüz şartlarında birazcık ütopik bir durum gibi.İnsan kabiliyetinin ağır bastığı alanları en iyi kendisi belirler.Matematik yapamayan öğrenciyi(ki örnekleri mevcut) sayısal alanda sınava hazırladığımızı düşünün.Bu öğrenci matematik bilmediği için fizik, kimya, geometride de başarılı olamayacaktır.Peki kıran kırana bir yarışın sözkonusu olduğu sistemde bu öğrencinin matematikde üzerine gitmek çok zaman kaybettirici olmaz mı?Evet haklısınız, belki eğitilebilir ama sınava kadar o kadar vaktimiz olur mu acaba?
Karşılıklı fikir paylaşımlarının zihnimizdeki genellemelerin açılımına katkı sağladığını ve bir yerlere saklanan yanlış kanaatlerin sökülüp atılmasına yardımcı olduğunu düşünüyorum ve katkılarınızdan ötürü teşekkür ediyorum.
evet sizinde dediğiniz gibi bir iki üç...hepsini kastetmedim sizinde bu konudaki tutumunuz belki de sizin de öğretmen oluşunuzdandır.bütün öğretmenlerime saygı duyuyorum hepsi başımın tacı.saygı duymadığım bazıları da var ve bana katılan hocalarım da..teşekkrler ilginize.ben başarısızlığımı ve ya her hangi bir öğrencinin başarısızlığı öğretmendir demiyorum kesinlikle.ki Allah a çok şükür çok da çalışkan bir öğrenciydim bugüne kadar:)
sistem okadar kötü ki...özel okullara gidenler özel ders alanlar dersaneye gidenler belki daha iyi eğitim alır doğru...ama ya alamayanlar.devlet okullarında öyle öğretmenler öyle eğitimciler varki...malesef bende ilkokul yıllarımda matematik adına hiçbir şey öğrenemedim.özel ders almadım dersaneye gitmedm.ama birşey bilemediğim için araştırmada yapamadım tabi.öğretmenimiz sadece gelip dersi doldururdu tahtayı doldururdu boş boş...şimdi ise üniversite öğrenciyidersaneye gttim geçen sene evet ama yine hiç birşey anlamadım çünkü temelimde hiçbir şey yok.şimdi ben özel ders alsam dersaneler gitsem ne yzarki.bu öğretmenler oldukça daha çok benim gibiler çıkar malesef.keşke denetlense bu okullar da böyle hocalar yok olsa!!dediğiniz gibi
evet sizinde dediğiniz gibi bir iki üç...hepsini kastetmedim sizinde bu konudaki tutumunuz belki de sizin de öğretmen oluşunuzdandır.bütün öğretmenlerime saygı duyuyorum hepsi başımın tacı.saygı duymadığım bazıları da var ve bana katılan hocalarım da..teşekkrler ilginize.ben başarısızlığımı ve ya her hangi bir öğrencinin başarısızlığı öğretmendir demiyorum kesinlikle.ki Allah a çok şükür çok da çalışkan bir öğrenciydim bugüne kadar:)
Zaman itibarıyla sisteme boyun eğmek zorundayız. Dolayısı ile okula ilave olarak araştırma alışkanlığı kazandırmak daha isabetli olur diye düşünüyorum. Ek olarak "Bir gün okul kazandırır araştırma alışkanlığını elbet" diye umutlu olmak da gerekir, bireysel eğitim yaklaşmakta ne de olsa. İyisi ne ise o olsun vesselam.
Yorumlar
Bu zor soruyu nereden buldunuz?
Çar, 20/08/2008 - 11:27 — Sakine AkçaBu soruya sanıyorum büyük bir çoğunluk okullar yeterli cevabını verebilmeyi arzu ederdi.
İşin masraf, israf boyutundan da öte çocukların aşırı efor sarfetmelerine göz yummak zorunda kalıyoruz. Belki çok daha kısa sürelerde alabileceği öğrenimi yayarak almak zorunda kalıyor çocuk. Okul her zaman dersanenin yaptığını yapmıyor veya yapamıyor. Denemeler v.s tamamen dersanelerin kontrolünde gelişiyor. Bu durumda herkese uymak zorunda kalınabiliyor. Çocucuğunuzu mahrum etmemek adına bu zor çalışmaya onu da dahil ediyorsunuz.
Ben okulların belki tamamının özelleşerek bu ikiye bölünmeden kurtulunabileceğini düşünmekteyim. Tabii bu salt düşünce ile olacak iş değil. Artısını eksisini hesaplamak gerekiyor.
Sisteme yükleyivermek yerine bir ucundan tutulmalı, okullarda öncelikle eğitime ağırlık verilmelidir. İnsanlıktan mahrum bilgi yüklü çocuklar yerine, bilgili aynı zamanda insanlıktan nasibini almış bir nesil yetiştirilmelidir.
Soru zor değil ki,Sakine Hanım
Çar, 20/08/2008 - 16:43 — seckin denizSoruyu zor yapan algılama kompozisyonumuzdur.Yorumunuzda belirttiğiniz kompozisyon doğrultusunda düşündüğünüz zaman haklı olarak bu sonuca varıyorsunuz. Tıpkı diğer ebeveynler gibi. Siz de bu kompozisyona uygun objektif bir değerlendirme yapmışsınız. Zaten anket de bu algı kompozisyonundan daha farklı ve daha reel bir kompozisyona geçişi sorgulamak ihtiyacından doğdu.Şu anda Modern eğitim sistemleri,bireye yönelik eğitim sunumlarına dair argümanlar içeriyor. Ancak bu içerikler devletlerin sistem ihtiyacına yönelik beklentilerle değiştirilebiliyor ve eğitim asal bir süreç olmaktan çıkarılıyor.Aslına bakarsanız,insanlık tarihinde sağlıklı ve reel eğitim kompozisyonları sürekli bireyi öncelemiştir ve başlangıç ilk insana kadar gider. Sistemlerin farklılığı,bunu değiştirmemektedir.Ancak;eğitimin içeriği ve kalitesi göreli olarak egemen ülkeler ile egemen olmayan ülkeler arasında bireye ve sisteme uygunluk kaymaları yaşayabiliyor. Türkiye'deki sorun da bu kaymalardan kaynaklanıyor.Egemenlik kayıtları sorunsuz iken elde edilen eğitim sonuçları ile egemenlik kayıtları sorunlu iken elde edilen eğitim sonuçları bu yüzden birbirine tamamen zıt. Kayıplar ikinci sonuçlarda inanılmaz yüksek boyutlarda. Bu da egemen organizatörlerin istediği bir sonuç.
Türkiye egemenlik kayıtları sorunlu olan bir ülke idi.Şu anda da sorunsuz değil.Buna karşılık egemenlik sorunları da gittikçe azalan bir ülke. Ve 2005-2006 eğitim öğretim yılından beri birey öncelikli yeni eğitim sistemi vizyona kondu. Sorumuzun eski sistemden kaynaklanan yargılarla cevaplanması muhtemel. Şu anki ebeveynler de egemen organizatörlerin belirledikleri kompozisyonlara göre algılıyorlar. Sorumuz bu yüzden zorlaşıyor.
Soru zor değil.Çünkü;araştırma güdüleri törpülenmemiş,kişilik katsayıları diri tutulmuş çocuklarımızın hedef belirleme kaliteleri yükseliyor.Sınavları önceleyen anlayıştan tam öğrenmeyi önceleyen anlayışa doğru gidiyoruz. Sınavlar hedef olmaktan ziyade ara bir sonuç olma düzeyine indiriliyorlar. Ve gerçek te aslında bu gerekliliğin içinde.
Sorumuzun cevabını da buna göre düşünmeliyiz.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Daha çok eğitmeliyiz
Çar, 20/08/2008 - 16:46 — rüştü hacıoğluGörüldüğü üzre bir eğilmemişlikle karşı karşıyayız; demekki iyice eğitememişiz. Daha çok eğitim, mümkünse belini doğrultamayacak kadar eğitim, sorunun çözümünü kolaylar. Bu konuda Polpot önemli bir başarı örneği olarak karşımızda durmaktadır. Sorunun, bir eğitimsiz öğretim sorunu olduğunu ve örgünleştirilemeyen eğitimin toplumu kaosa sürüklediğini görmüş ve ''yaşasın cehalet!'' önermesi ile inşa ettiği bir toplumla tüm sosyal ve siyasal krizleri aşmıştır.
Bizdeki sorunsa, '' yarım hoca dinden, yarım köle ya efendiden yada candan eder!'' sorunudur. Ne musaya ne isaya yaranamayışımız, kararsızlığımızın konjonktüre yansımasıdır. Konjonktür tanrısı, jeopolitik ve jeostratejik tanrıları da, böylesi bir kulu verimsizlik nedeniyle afaroz etmeyi, mümkünse gömmeyi ve toprağında daha verimli bir gençlik üretmeyi buyurdukları için, çapraz sorgudan, karından konuşmaktan, huzursuzluktan ve bilimum sıkıntıdan kurtulamıyoruz; tabiki çocuklarımız da... Oysa;
1) Andımız
2) İstiklal marşı
3) Gençliğe hitabe ve son olarak
4) Nutuk, tüm örgün eğitim kurumlarında, kayıtsız şartsız tüm çocuklara ezberletilemediği müddetçe, bu musibetler de son bulmayacaktır.
İlk üç madde yarım yamalak, son ve en mühim madde hiç eğitime katılmadığı için, eğilim sorunu karşımıza çıkıp, farklı meyillerde mozaik hikayesiyle kaos'a sebebiyet vermektedir. Gözünü sevdiğimin Polpot'u, elin Mao'su, komşumuz Stalin ve gelişmiş batı devletleri bu sorunu baştan çözüp kıçından örmeyi başardıkları için, biz mukayeseli olarak geri kalıyoruz.
Hiçbirşey bilmiyorsak enazından Osmanlı örnekliğine başvurup, 600 yıllık ihtişamın kökü devşirmeciliği de mi anlayamıyoruz? Bu kadar kalın kafalı olduğumuzu düşünmüyorum; çünkü, Roma ve Bizans dahi bu münbit topraklar da boy verdi; kanaatimce bizi iyi eğitemiyor bugünün büyükleri...
Ki bazı çelişkileri bünyeden atamamak da, kafamızın çeperine yapışıp kalınlığa meydan genişletiyor. Mesela cemaat com sitesinin logosu fevkalade tehlikeli bir zehri zerkediyor zihnimize; ne demek: '' orjinal kalıp, farklı fikir''??? ''Orjinal kalıp, kalıp gibi eğitim'' olmalı değil mi? Kaldıki, ''kalıp'' teknolojik gelişim ve seri üretimin rahmidir; kalıbı çek, dinazor leğen kemiğinden yapılmış tencerede yemek yemeye geri döneriz mazallah.
Daha çok eğitelim, daha çok eğilelim; bir ayağımız birinin tepesine basarken, başımız da bir mübareğin ayağının altında olsun; sakın ha mutluluk zencirini kırmayalım. Hadi bakalım, hayırlı işler...
SELAMÜNALEYKÜM
Agresif tutumlar çözümsüzlüğü derinleştirir
Çar, 20/08/2008 - 21:57 — seckin denizYaşayacağımız başka bir ülke yoksa,ütopik parametreleri ütopyada bırakmak zorundayız.Bu ülkede yaşıyorsak,bu ülkede olanı anlamak ve olana göre düşünmek,gelişmek ve üretmekle mükellefiz,ütopyada yaşamakla değil. Eğer gelecekle ilgili projeksiyonlarınız sorgulamadığınız,ancak katı-fobik unsurlarla bezediğiniz ütopyanızla ilişkiliyse,zaten o kaldıkları yerde kalmaya mahkumdurlar.Sürekli sorgulanan mevcudiyeti,süreklilik arzeden tekamülle beslemek akıllı olanların işidir. Eğitim sisteminin partiküllerini yahut temellerini sorgulamak,çözümü sırtında taşımayı gerektirir. Ya yoksa sorgulamanın akla kattığı şey karmaşadan başka birşey olmayacaktır.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Anlatamamışım
Per, 21/08/2008 - 03:04 — rüştü hacıoğluSayın muhafazakarım, beyfendiciğim! Sizin kafa konforunuza sözüm yok. Hatta katılıyorum size, kafa konforu edinmenin önerisiydi benimki de; tıpkı sizin sorgudan korktuğunuz ve oluşturacağı kaosun başımıza açacağı musibetlerden korunma çağrısıydı ama elbetteki haklısınız katı fobiklik unsuruna üç temeli eklemeliydim ki daha iyi anlaşılaydım: tek vatan, tek dil, tek ulus = ya sev ya terk et!
İnsan zihnine ileti-mesaj-bilgi taşıyan 12 veya 12 bin sinir ucu varsa; düşünebiliyormusunuz bunların zihnimizde oluşturabileceği kaosu? Mukayese, ilişki, çelişki...ne gerek var tüm bunlara? Tek önerme yeterli kafa konforu ve hayat konforu edinmeye, eğilmeye, eğitilmeye: ya sev...hem bu önerme öyle basite indirgenebilecek, alelade geçiştirilebilecek bir önerme de değil haa! Kapsadığı derin felsefe, anca ''güneş dil teorisi'' aydınlanınca açığa çıkabilecek. Peki hiç düşündünüzmü, bu önerme başka ne işe yarar diye? İşte asıl keramet de bu ya! O 12 bin kontrolü imkansız, karmaşa ve kaos üreticisi sinir ucuna körtıpalık yapabilmeyi başarmak, kafayı tertemiz tutmayı başarmak az iş mi ya?
Bu önerme tek başına bir türkü dünyaya bedel kılabiliyorken, nasıl olabilir bir türk aklını karıştırabilmek? ''Karışmak yada karmaşa'' en az iki şeyi gerekli kılar; tıpkı sarmaşmak gibi. Yinede beni anlama nezaketinde bulunduğunuz için teşekkürler.
Eski fobili ütopik, yeni konformist bir dost!
SELAMÜNALEYKÜM
Anlaşılmış ki; taarruz etmişsiniz.
Per, 21/08/2008 - 16:32 — seckin deniz"tıpkı sizin sorgudan korktuğunuz ve oluşturacağı kaosun başımıza açacağı musibetlerden korunma çağrısıydı ama elbetteki haklısınız katı fobiklik unsuruna üç temeli eklemeliydim ki daha iyi anlaşılaydım: tek vatan, tek dil, tek ulus = ya sev ya terk et!"
Rüştü Bey, hangi saik sık sık sizi bu yoruma götürüyor,izah eder misiniz,lütfen?
Sanırım,illegal kuşkular sizi paranoid döngülere sürüklüyor.Şunu iyi anlayınız;nazarımda ırk'a dair terennümlerin hepsi ilkel dürtülerin eseridir.Eğer yazı ve yorumlarımdan çıkarabildiğiniz sonuç yukarıdaki talihsiz ifade ise,sizi bu kadar başarılı olabildiğiniz için kutlayacağım. Tam bir terör kışkırtıcısısınız. Keyfinize göre ayet,keyfinize göre illegal başkaldırı daveti,keyfinize göre monolog,keyfinize göre yorum,keyfinize göre taarruz. Karmakarışık olan kafanız,değil 12 bin sinir ucunun(sadece bu kadarcık mı sinir ucu sayısı?) proaktif faaliyetinden, 1-2 tane sinir ucuna dokunan şeyden etkilenip tutarlılığını yitiriyor.Bırakın sorgulamayı:)
Sorgulamayı sonradan öğrenenlerin,sorgulamaya dair deneyimleri çok azdır.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Gerilim!
Per, 21/08/2008 - 18:49 — rüştü hacıoğluSeçkin tahlillerinizden nasibimi alıyorum ama karşımda NLP kitaplarında eğitilmiş bir kafabulmaktan sıkılabilenbiriyimdir de...
Keyfi tutumlarımdan rahatsızlık duyuyorsunuz ya, keyfi yargılarımın hedefi olduğunuz algısını besleyen paranoyayı asıl ben merak ediyorum. Ve kanaatimce bu denli önemsemeyin kendinizi! Ediyle büdü olduk artık, sitenin de mizaha, ortaoyununa ihtiyacı yok değil; reklamın iyisi kötüsü olmaz der atalarımız, hiç değilse gündemi işgal kabiliyetimiz var.
'' Eğitim '' konulu bir anket gördüm, kimin hazırladığına bakmadan; genelde cemaat com tüzel kişiliği sunar ya bu anketleri bize, işte herzamankilerden biri ve ilgimi çektiği için altına keyfi yorumumu girdim. Yorumuma sizden yorum gelince ki Sakine ablaya yorum yazarken siz, eş zamanlı olarak bendeniz de sallamaktaymışım ''derin'' fikirlerimi, o ara ve sonra öbür ara baktım her yorana yazılıyorsunuz, '' n'oldu yav? '' demedim değil ama anket yapıcıya bakınca '' hah! oldu '' dedim. Artık bu noktadan sonrası tecrübeyle sabit: pirincin taşı ayıklanamaz, ayıklansa dahi o minik taşlar kullanılamaz. Hemen koşulup yan arsadan yahut en yakın hafriyattan moloz taşınır mevzuya... Sağolun, sizde şaşırtmıyorsunuz; tanışmak böyle birşey olsa gerek.
Sevgili kardeşim! Neden bu sitede insan Seçkin Deniz'le aynı blogun altında buluşmaktan kaçınır sorunsalının sosyopsikolojik analizini yapacak değilim ama af buyur burası sizin seçkinlik alanınız olabilecek şahsi blog siteniz değil ki a benim kuzum!
Nereden çöktü bu ''belirleme'' illeti, nedir bu çocukların 5 sandalyenin olduğu yerde 1 sandalye üzerindeki henüz kavramsal karşılığını bilmedikleri varlık ortaya koyma biçimi, iktidar alanına çevirip heryeri yüzgöz yıpratma sindirme savaşı? Seçkin olabilirsin ama bunu sakince yap olurmu kardeşim?
Olan olmuş, yapılacak ve bize çıkacak birkaç ders var; onları da boca edeyim de, siz nasılsa ilginç ve çoklu çalışabilen siniruçlarınıza kısa devre yaptırabilme kabiliyetinizle buradan bu çıkmaz deneni başarabileceğinizi bir daha ıspatlayacaksınız.
İtiraf edeyim sizi kıskanıyorum. Entelektüel birikiminiz, yazılarınızın dokusunu bir nakış zerafetinde işleme becerisi kazandırıyor size ve insanın ister istemez, hoşuna gitmese dahi içerik, bu üslubun çekiciliğini defaaten ruhunda hissedebilme iştiyaki, azmi ve coşkusu peydahlanıyor bendenizde. Belki ruhumun karanlık delhizinden çıkan ifade yoksunu kıskançlığımı ister istemez saldırganlaşarak yada ihtihza ile sunarak yıpratmaya çalışıyorum sizi ki, değil ben dünya cumhuriyetleri gelse bunu başaramazlar ama yinede denemekten kendimi alamadığımdan, karanlığımın ağına düşüp, ihtiraslarımı dizginleyemiyorum. Ancak, mezkur ankette emin olun ilk etapta sizi farkedemedim; taktir edersiniz ki bir ankette soru dizisinden sizin yazdığınızı çıkarabilecek bir derinlik de bana yakıştırılamaz.
Herneyse, sizin kişiliğime dair yapacağınız değerlendirmelerin yanında kendimi itirafım zayıf kalacak olsa da, en azından karanlığıma ışık tutma yolculuğunuzda, ki bunu pekçokları için yapmışlığınız da ortadayken şunu da eklemek isterim: eğitim konusundaki illegal kuşkularımın tetiklediği paranoyamı, daha önceleri bu sitenin sol alt köşesinde görüp tıkladığım '' derin sular '' sitesinin saybisi Serdar Kaya bey'e borçluyum; yahut Serdar Kaya, beni paranoyak yapan fikirleri yaydığı için bana borçlu. Bunu tam bilmiyorum ama okumayın derim; sonuçları ortada, kafa konforunu kaybetmek paranoya riskini de barındırır; dönmek isteyip bir yol bulsan '' tek fikir, tek zikir '' anafikirli, ille bir seçkin çıkıp ahmaklığınızı yüzünüze vurup, '' paranoyaksın sen, paranoyak kal! '' gerçeğini şaklatır beyninize, bir Rüstem batum klasiği gibi: '' hahhaaaahahaa! rüstem batum şov, beyninizi tokatlayan şov! '' ses tonunu burada sunamamanın ezikliğiyle...
SELAMÜNALEYKÜM
Diyorum ki
Cum, 22/08/2008 - 12:24 — seckin denizAllah neşenizi bozmasın,Rüştü Bey!
Belki haklısınız,yazılar ve yorumlarla birşeyler ekliyor sanıyorum kendimi.Ne yaparsınız;aldıklarımın bana yüklediği ödev,daha çok araştırmak,öğrenmek,analiz-sentez yapmak ve anlatmak! Hani buradan da bakılabilir,diyorum. Alt hesaplılığı yükselen basın-yayın kanyonunda,gerçeğe ne kadar yaklaşabiliriz,kaygısındayım. Belki rahatsız ediyorum bazı kurumlaşmış düşünceleri/düşünce sahiplerini.Doğru veya yanlış,ama bunu yapıyorum. Siz de bahsettiğiniz kaygılardan uzak olduğumu anladığınızı da itiraf ediverseniz artık.
Dilinizdeki illetten arınabilseydiniz,iyi bir diyalog çerçevesi çizebilirdik. Seyri de keyifli olurdu.İşin iyi olan tarafı da bence,artık daha derli toplu yazmayı başarıyor olmanız. Bütünlüğü sağlanmış yazılarınızla da meşgul olmayı isterim açıkçası.Aman ha tanıtım ve reklam broşürlerine kanıp NLP kurslarına katılmayın! Orada insan psikolojisi öğrettiklerini sanmıyorum(Nerden biliyorsunuz demeyin,henüz linguistik terimler kullanmadım). Bu emek isteyen bir iş,kursla olmuyor. En azından bir yirmi yıl ter dökmeniz şart.Bir de oturup sahiden araştırma yapmalısınız. Rüstem'i ve benzerlerini izleyerek,ancak görüntü ve reklam spotlarını tecrübe edebilirsiniz. Ben size doğrudan sahaya inmenizi öneririm,insanları inceleyin,onların değer aralıklarını öğrenin.Snoptik önermeleri sonraya saklayın.
Nasihat kısmını zevkle okuyacağınızı düşündüğüm için yazdım. Sizi önemsiyorum. Bu yüzden de zaman ayırıyorum. Rüştü Bey,önemsenecek biri olmaktan hoşlanmaz,demiyorum.Takdir edersiniz ki;Bazen ben de sataşmalarınıza zaman ayırarak gülümsemek isteyebilirim. Bu sebeple sizin sıçrama noktalarınıza nörotik baskı uygulayabilirim. Ama aklıma sizin 'karanlık' içiniz gelmez,kardeşim! Müfteri olmayın,ayıp oluyor.
Dilinizdeki illeti tatile gönderin de,yeni dönemde hüsn-ü nazar edelim, olmaz mı?
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Eğitim Felsefemiz
Per, 21/08/2008 - 16:29 — canan ayselEĞİTİM, RAHAT YAŞAMAK DEĞİL, SAĞLIKLI GÜÇLÜ GELİŞMİŞ BİR TOPLUM İÇİNDE YAŞAMAK İÇİNDİR.
Ülkelerin eğitim ile gelişmişlik düzeyleri, yumurta ve paradoksuna benziyor. Eğitim ülkeyi geliştiriyor, gelişim eğitim ortamını ve eğitim kalitesini yükseltiyor.
Çocukları olanlar, çocukluğu bu ülkede geçenler, eğitimin, ülkemizin karmakarışık bir sorunlar yumağı olduğunu bilir.
Eğitim manzaramızın her tarafı çok kötü olmadığı gbi her şey güllük gülistanlık da değil.
Öncelikle mutabakata varmamız gereken nokta, eğitim denince ilim irfan sahibi olmayı mı, yoksa test çözme kabiliyetlerimizi geliştirmeyi mmi anlamamız gerektiğidir.
Okulları yıldırım hızıyla bitsin ve hemen bir üniversite kazanılsın, akabinde de çarçabuk bir diploma alındıktan sonra maaşa geçilsin.
Etrafımdaki insanlar, eğitimi, hayata katkı sağlayan gelişmiş insanlar meydana getirme işi olarak değil de, masa başı işleri kapma yarışı olarak görüyorlar.
Eğitim felsefemizin değişmesi için, cemiyetimizin dünyaya bakış açısını gözden geçirmesi lazım. Bunu yapılabildiğimiz oranda, sorunlarımız hafifler gibime geliyor...
sistem kötü!
Pzt, 25/08/2008 - 13:46 — Fatmanur Ateşoğluf.Nur Ate$oğLu
sistem okadar kötü ki...özel okullara gidenler özel ders alanlar dersaneye gidenler belki daha iyi eğitim alır doğru...ama ya alamayanlar.devlet okullarında öyle öğretmenler öyle eğitimciler varki...malesef bende ilkokul yıllarımda matematik adına hiçbir şey öğrenemedim.özel ders almadım dersaneye gitmedm.ama birşey bilemediğim için araştırmada yapamadım tabi.öğretmenimiz sadece gelip dersi doldururdu tahtayı doldururdu boş boş...şimdi ise üniversite öğrenciyidersaneye gttim geçen sene evet ama yine hiç birşey anlamadım çünkü temelimde hiçbir şey yok.şimdi ben özel ders alsam dersaneler gitsem ne yzarki.bu öğretmenler oldukça daha çok benim gibiler çıkar malesef.keşke denetlense bu okullar da böyle hocalar yok olsa!!
kötü olan sistemi konuşmaktansa...
Pzt, 25/08/2008 - 16:09 — hilal iklimÖncelikle anketiyle böyle önemli bir konuya dikkatlerimizi çevirdiği için seçkin denize teşekkür ederim.
Sistemin yetersiz olduğu noktasında hemfikirim fakat gözlemlediğim şöyle de bir durum var.Başarısız öğrenciler ya da çocuklarının başarısızlıklarını kabul etmek istemeyen kimi anne babalar, eleştiri oklarını eğitim sistemine ya da öğretmenlere çeviriyorlar.
Anne baba herşeyden önce çocuğunu tanımalı,kapasitesini bilmeli ve çocuğunun gerçeklerini kabul edip o çerçevede beklentiye girmeli diye düşünüyorum.Aksi halde taşıyabileceğinden fazla yük yükleyerek evladına zulmetmiş olur.
Amaç sbs ya da öss de başarılı olmak ise sadece okula gitmenin yeterli olmadığını artık birçok insan biliyor.
Bu nedenle çocuklarını milyarlar ödeyerek dershanelere gönderiyorlar.İşte bu noktada çok hayati bir tercih yapılması gerekiyor.Dershanede sınav sistemine yönelik ders işlenir fakat okuldaki derslerde dikkatini toplayıp derse adapte olamayan öğrenci aynı şeyi dershanedede yapacaktır ve derslerden yeterli ölçüde faydalanamayacaktır.Böyle öğrenciler dershaneye gitmekten ziyade özel ders almalılar diye düşünüyorum.Özel dersle bereber sadece deneme sınavı ücretini ödeyerek bir dershanenin deneme sınavlarına düzenli girip nerede olduklarını görmeleri çok önemli.
Fakat ders dinlemekte sorunu olmayan alıcıları her zaman açık olan bir öğrenci dershaneye gitse kafi gelir.
Dershanye gönderemeyecek durumda olanlar ise sınavlara hazırlık kitaplarına başvurabilirler.yalnız bu kitapları alırken seçici olmak gerekir.daha çok bu konuda kendini ispatlamış yayınlar tercih edilmeli.
Sorumluluklarının bilincine varmış,ders çalışmayı hayat tarzı haline getirmiş bir öğrenci, az veya çok elindeki imkanları en iyi şekilde değerlendirip,güzel neticeler elde edecektir.
sistem mi dersane mi?
Pzt, 25/08/2008 - 18:27 — Ender TunçHilal Hanım;
Söylediklerinizin geneline katılıyorum.Kafama takılan noktada şu soruyu sormak isterim:
Sistem düzgün ve yeterli olsaydı, iyi işleseydi dersanelere gerek olacak mıydı?
Bana kalırsa hayır. Çünkü dersaneler, yanlış yetersiz, eksik sistem tarafından yaratılmış kurumlar.Gelişmiş ülkelerde dersane gibi kurumlar yoktur.Zaten gerek de yoktur.
Çocuklarımıza iyi bir gelecek sağlamak için biliçli anna e babalara, eğitimcilere ihtiyaç var.Bana kalırsa bizim eğitimcileri eğitimindede eksikliklerimiz çok.Burada da iş üniversitelere düşüyor.Üniversiterlerde bile kalitenin düştüğünü görüyorum.Bana kalırsa akademik ünvanların bu kadar kolay verildiği başka ülke yoktur.
saygılar ender tunç
Ender Bey, Anket başlığı
Salı, 26/08/2008 - 12:23 — hilal iklimEnder Bey,
Anket başlığı 'çocuklarımızın daha iyi eğitim alması için neler yapmalıyız?' olunca ben özellikle bu noktaların üzerinde durmak istedim.Belki başka bir başlık altında eğitim sistemi konuşulabilir ama sistemi konuşmak bize ne kadar yol aldırır o da ayrı bir mevzu.
Sorduğunuz soruya şöyle cevap vereyim.Eğitim sistemi mükemmel olsa bile dershaneler yine olacaktır.Çünkü işin ucunda hayati bir sınav ve yarış var.Bu yarış ve eleme sistemi devam ettiği sürece(ki bu eleme kaçınılmaz bir durum)aileler ve öğrenciler yarışta bir adım öne geçmek adına extralara başvuracaklardır.Bilmem yanılıyor muyum?
Yaşadığımız ülkenin gerçeklerini gözönünde bulundurup, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak daha akıllıca geliyor bana.
Saygılarımla...
Hilal Hanım haklısınız tabii ama
Salı, 26/08/2008 - 17:31 — Ender TunçHilal Hanım:
Haklısınız tabii ülkenin gerçeklerini gözönündde bulundurmak gerekiyor ama ben mükemmel bir eğitim sisteminde yarış olacaktır.elemeler de olacaktır ama bugün olduğu gibi çocuklarımızın geleçeğinin birkaç saate bağlı olacağına inanmıyorum.Bu yüzden belki dersaneler var olacaktır ama bugün olduğu gibi rağbet görmeyecektir.
Sayglılar Ender Tunç
Bana bir masal anlat baba, içinde ÖSS olmasın:)
Salı, 26/08/2008 - 21:05 — hilal iklimArz talep dengesinin bu denli bozuk olduğu bir düzlemde sizden çözüm adına bir şey istense acaba neyi önerirdiniz,merak ediyorum.
Lüfen bana bir sistem önerin içinde sınav ve dershane olmasın.Ya da kazanandan çok kaybedenin olduğu bir sınavın sözkonusu olduğu bir yerde dershanelerin rağbet görmeyeceğine ikna edin beni.
Sizin bahsettiğiniz mükemmelik, sadece eğitim sistemine değil, bir ülkenin ekonomisinden tutun nüfusuna kadar birçok şeye bağlı.
Ben tekrar ve tekrar hatırlatmak istiyorum:
Hoşumuza gitmeyen mümkünü tartışmak,hoşumuza giden imkansızı tartışmaktan daha faydalıdır.
saygılarımla
ss
Pzt, 25/08/2008 - 18:38 — Fatmanur Ateşoğluf.Nur Ate$oğLu
söylediklerinize aynen katılıyorum ama bahsettiğim gibileri de yok değil.kapasitesi olup da hiçbirşey öğrenemeyenler de var.örneğin bi türkçe dersini kendi çabanla başarabilrsin ama matematik kendi başına öğrenilecek bir ders değil yani öğretilmesi üzerinde durulması pratik yapılması gerekir.öğretilmiyorsa çocuk kendi çabasıyla ne kadar öğrenir onu bilemiyorum..bahsettiğim bu idi
Fatma Nur Hanım
Salı, 26/08/2008 - 12:58 — hilal iklimFatma Nur Hanım;
Ben bugüne dek,kapasitesi olupda hiçbirşey öğrenemeyen bir öğrenciyle karşılaşmadım.Fakat, benim çocuğum çok zeki, zehir gibi ama ah bir de çalışsa diyen velilerle çok karşılaştım.Bu noktada sorumluluk bilincinin, zekadan daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Kimi öğrencinin bir saattte öğrendiğini, başka bir öğrenci iki saatde öğrenebilir.Lise yıllarımda bir arkadaşım vardı.Dersde öyle sorular sorardı ki, yaaa bu da sorulurmu, bu kadar kolay bişeyi nasıl anlamamış diye içimden geçirirdim.Fakat sınavlarda da en yüksek notu genelde o alırdı.Çünkü ders çalışmaya bizlerden daha çok vakit ayırırdı.
Türkçe ve matematik derslerini örnek vermişsiniz.Dersi istediği kadar iyi dinlesin, kitap okuma alışkanlığı kazanamamış bir öğrenci sınavların türkçe bölümünde başırılı olamaz.Çünkü bu bölümde sorular daha çok okuduğunu anlamaya dayalı.Şimdi bu soruları yapamayan bir öğrencinin Türkçe öğretmenini suçlamak çok da doğru olmaz.
Matematiğe gelince, piyasada çok güzel hazırlanmış kitaplar var. Tek başına çalışarak konuların rahatlıkla öğrenilebileceğini düşünüyorum.Böyle bir öğrenci evde çalışıp yapamadığı soruları not edip öğretmenine götürse kaç öğretmen böyle bir öğrenciyi redderder,belki onun sorularını cevaplayabilmek adına kendini geliştirme gayretine bile girebilir.
Kısaca sistemin kötü olduğunu kabul etmekle birlikte bunu başarısızlık nedeni olarak görmüyorum.
Saygılarımla...
Eğitim Anketi;Değerlendirme
Cts, 25/10/2008 - 13:14 — seckin denizAnkete katılan ve katılacak olan arkadaşlarımıza ve yorumlarıyla anketin yansıyan yönlerini anlamamıza neden olan yorumcularmıza teşekkür ediyorum. Bu aşamada bir değerlendirme yapmak istiyorum.
26.08.2008 tarih ve saat 16:00 itibariyle ankete katılan kişi sayısı 271;Okul yeterli, araştırma alışkanlığı kazandırmalıyız seçeneğini işaretleyen kişi sayısı 119(%44),Sistem kötü yapılacak birşey yok,seçeneğini işaretleyen kişi sayısı 109(%40),Özel okullara göndermeliyiz,seçeneğini işaretleyen kişi sayısı 21(%8),Dersanelere göndermeliyiz,seçeneğini işaretleyen kişi sayısı 15(%6),Özel ders aldırmalıyız,seçeneğini işaretleyen kişi sayısı 7(%3)
Seçenekleri belirlerken, ankete bir kaç farklı amaç yüklemeyi düşünmüştüm. İlk olarak,Eğitimle doğrudan ilişkili(Ebeveyn,öğretmen,öğrenci) herkesin eğitim sistemimizde yaşanan değişiklikleri ne kadar farkettiklerini merak ediyordum.İkinci olarak,eğitim'e bakış açımızın ne durumda olduğunu ve öğrencilerimizi ne kadar izlediğimizi öğrenmek istiyordum. Üçüncü olarak da, Eğitim süreçlerinde sorunların tesbiti ve çözüm arama alışkanlıklarımızın hangi düzeyde olduğunu görmek düşüncesindeydim. Sorularımı da bu sınırlara göre belirledim.Elbette;yüksek katılım,anket sonuçlarının doğruluğunu,güvenilirliğini,genelliğini daha olumlu etkileyecekti. İzlediğim kadarıyla son iki seçenek arasında başlangıçtan beri varolan oran yüksekliği anketin süresi uzasa bile değişmeyecek,aralarındaki rekabet dengeli bir şekilde ilerleyecekti. Değerlendirmeyi bu sebeple birlikte okulların açılma zamanının yaklaşması dolayısıyla da öne aldım.
Memnuniyetle dördüm ki;Ankete katılanların büyük bir bölümü eğitim sistemindeki büyük değişikliklerin farkında. Katılımcıların %44'ü,büyük bir ihtimalle ilköğretim ve lise düzeyindeki değişiklikleri farketmiş durumdalar ya da umutlular. Okul'un ve öğrencinin daha fazla merkeze alındığı,araştırmaya dayalı,tümevarım ilkesine uygun gelişmelerin işlendiği yeni sistemi doğru olarak algılıyor göründüler. Yani mevcut durumla ilişkileri çok sıkı.
Katılımcıların yine büyük bir bölümü, %40'ı, eski eğitim sisteminden canı canmış,haksızlıklara uğramış olanlar veya olanların yakınları. Ki;tepkilerinde tamamen haklılar. Bu grupta olan katılımcılar, yeni sistemi izlememişler veya izleseler bile eski deneyimlerinden dolayı olumlu eğitim süreçleri adına umutlu değiller. Eğitim çalışanlarının aynı kalmasını,sistemin değişmesine engel olarak görüyorlar. Eski sistemde özel ders,özel okul ve dersane gibi seçeneklerin genel öğrenci profili üzerinde çok fazla işe yaramayacağının da farkındalar. Zaten üniversitelere ve liselere giriş sınavlarındaki oranlar ortadayken onların haksız olduğunu düşünmek yanlış olur.
Eğitim sistemini yetersiz bulan ve kendilerince sorunu tesbit ettiklerini düşünen ve çözüm olarak özel okulları tercih eden katılımcılarımızın oranı da %8. Oran'ın yüksek olmaması genel bakış açımıza göre olumlu,ama özel okulların yaşadıkları güven kaybı dolayısıyla olumsuz.Bu katılımcılarımızın, özel okulların yapısal sorunları ve eğitim donanımları ve hedefleriyle ilgili daha fazla araştırma yapmalarını önermem gerekebilir. Çünkü; sistemin işleyişi teorik olarak özel veya resmi okullarda birbirinden farklı ve bağımsız olamaz. Resmi okulların dezavantajları yanında avantajları olduğu gibi,özel okulların avantajları yanında dezavantajları da vardır. Özel okullar,eğitim kalitesindeki aşırı değişkenlik dolayısıyla resmi okullarla rekabet edebilecek genel bir kalite düzeyine ulaşabilmiş değiller. Genel resmi sınavlarda elde edilen sonuçların istatistikleri de bunu kanıtlıyor. Özel okullar,para kazanmaktan daha fazla eğitim hedeflerine odaklanmak zorundalar. Görsel yanılsamalar velileri bir sadece sınırlı bir süre için aldatabiliyor.
Sistemdeki yetersizlikleri aşabilmenin bir yolu olarak dersanelerin çözüm olabileceğini düşünen katılımcılarımızın oranı da %6. Bu oran anket için ikinci sevindirici bir gerçeği temsil esiyor. Katılımcıların çoğunluğu büyük bir ekonomik külfete dönüşen dersane giderlerinin işe yaramadığı görüşünde.Bunun uzun yıllara dayanan bir sonuç olduğu muhakkak. Ancak belirtmem gereken bir şey var. Dersaneler eğitim verilecek yerler değildirler. Dersaneler ancak öğretimdeki uygulama eksiklerinin giderilmesi için açılmış kurumlardır. Dersanelerin eğitim-öğretim bütünlüğünü temel almak ve temel bilgi eksikliğini gidermek gibi yasal ve toplumsal görevleri yoktur.Dersanecilerin de bunun henüz farkına varmaları ve bunun etkisiyle ısrarla kendilerinin okulun yerini tutamayacağını itiraf etmeleri,yaşadıkları güven erozyonunu durduracak gibi görünmüyor. Dersaneler özel eğitim kurumlarıdırlar, ancak karıştırılmasın özel hastaneler gibi değil,özel tahlil laboratuarları gibidirler. Yetersiz ilgi ve diğer bazı nedenlerden dolayı bir kısım öğrenci için dersaneler gerekli olabilir; uygulama,deney,test gibi okullarda yeterli olarak verilemeyen hizmetleri dersaneler sunabilir. Ancak test ve biraz uygulama dışında farklı bir yol izlemeyen dersanelerin deney yapmak gibi özel bir çabadan kaçmaları da görev tanımlarının dışında kalmayı istediklerini düşündürtüyor.Bilgisayar kullanımı dersaneleri proaktif yapmaya yetmemektedir, eğitim araçlarının tümü dersaneleri tamamlayıcı özel bir kurum olma vasfına taşıyabilir. Ki;bu yüzden tercih olmayı başarmakta zorlanıyorlar.
Son olarak;katılımcılarımızın %3'ü eğitim eksikliklerinin özel ders yoluyla giderilebileceğini düşünüyor. Kuşkusuz,ekonomik standartların değiştiği bu dönemde bu seçeneği çözüm olarak düşünmek ve işaretlemek çok zor. Ancak herkes bilmekte ki;özel doktor,her zaman hastahane doktorundan daha fazla hastasına ilgi göstermekte,onu izlemekte ve bireysel sonuçlar üzerinde çalışmaktadır.Özel derslerin geçmişi binlerce yıllıktır. Ve saray yahut zengin evlerin daimi misafirlerinden bir kısmı eğitimcilerdir. Halen de sanat faaliyetleri özel derslerle daha verimli sonuçların alındığı alanlar. Soruna faydacı bir yaklaşımla bakıldığında hemen herkesin gönlünde yatan bu seçeneğin tercih edilemeyişini anlamak mümkün.Bu seçenek ciddi bir çözüm olma hakkını korumasına rağmen ekonomik yetersizlikler adına tercih edilebilecek konumda değil. Bu böyleyken özel ders aldığı halde başarılı olamayan öğrencilerin yaşadıklarını da ergen psikologlarının düzenlemeye çalışmaları ayrı bir handikap. Bazen,okul,dersane ve özel ders üçlü desteğiyle okul derslerine ve sınavlara hazırlanan bir öğrencinin başarısız olması bir örnek vaka olarak alınabilir. Ancak bu vakalarda sorun eğitsel değil,ailevidir,toplumsaldır ve ruhsaldır. Bu yüzden sözkonusu destekler işe yaramamaktadır. Ayrıca ve özellikle resmi ve özel okullarda çalışan bazı öğretmenlerle birlikte dersane öğretmenlerinin kapıldığı özel ders hastalığı,dersine girdiği öğrenciye ders vermeye çalışmakla suçlanabilecek bir tonda not ve sınav kaygısına indirgenmektedir. Bilhassa bu konu özel olarak incelenmeye muhtaçtır. Özel ders tanımlamasında esas, öğretmenin dersine girmediği okulların öğrencilerine yöneliktir.
Öneriler bölümü anketlerde çok sık rastlanmayan bir bölüm. Ancak biz bu kısmı ekleyelim. Belki katkımız olabilir. Bir öğrenci velisinin kanaatimizce yapması gereken en önemli şey,gerçek bir veli olarak ev içinde ve dışında tutarlı ve dengeli bir hayat/yaşayış standardını sağlamış olması gerekliliğidir. Ailevi belirgin sorunlardan ve yetersizliklerden arınmış yahut bu sorunları algılayarak çözebilme/absorve edebilme becerisi kazanmış,kişisel gelişim süreçlerinde doğrudan veya dolaylı destek görmüş bir eğitim alıcısının,ikinci basamakta karşılaşacağı şeydir okulda eğitim. Birinci basamağa ait eğitsel sorunları aşmış bir öğrencinin ikinci basamakta eğitim görev sınırlarının farkında olan öğretmene ve sisteme ihtiyacı ağır basar. Üçüncü adımda ise önceki iki basamakta sağlanmış olması gereken temel değerlerle ortaya çıkan eğitim-öğretim istekliliğidir. İşte bu üç aşamalı süreç sağlıklı işlerse,okul,araştırma desteği verilmiş bir öğrenci için gerçek bir eğitim kurumu haline gelebilecektir. Anne-babalarından aldıkları davranış modunu biraz değiştirerek uygulayan veya tam zıddı bir form benimseyenler için şu anda anne baba olmak zordur. Eğitsel süreçlerin büyük bir kısmında esas sorumlu ebeveynlerdir.Unutulmamalıdır ki;eğitim konusunda ne bilimsel ölçekler uygulanabilecek kadar yeterli ve gerçekçi,ne de gelenek ve görenekler.Öyle olsaydı dünyada ve Türkiye'de sistemler sık sık değişmezdi. Öğretmenlerin ve eğitim idarecilerinin ve sistemin sorumlulukları,ancak ikinci adımda suçlanma nedeni olabilirler. Anne-babaları da eğitenler onlar olduklarına göre isteyenler suçlama önceliğini -saygılarından ötürü- onlara verebilirler. Asıl sorumlu ve suçlular zaten tarihin önünde yargılanacaklar.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
:)
Çar, 27/08/2008 - 13:24 — Fatmanur Ateşoğluf.Nur Ate$oğLu
size aynen katıldığımı yineleyerek söylediğim şeyin arkasındayım.sizin söyledikleriniz tabi ki doğru.ama ben şöyle değiştireyim o halde.sistem değil de bazı öğretmenler...iyi günler...
Neslini yüceltme sancısı çeken muallime binler selam...
Çar, 27/08/2008 - 16:08 — hilal iklimÖğrencilik döneminizde bahsettiğiniz o bazı öğretmenlerden karşınıza kaç tane çıktı? bir, iki, üç...
daha mı fazla yoksa?
Hiç düşündünüz mü o öğretmene rağmen başarılı olabileceğinizi, aynı öğretmenin öğrencisi olan diğer başarılı öğrencileri farklı kılan nedenleri?
Öğretmeni suçlamak, kendimizi suçlamakdan daha kolay değil mi? Halbuki bunu başardığımız an kendimizi kandırmaktan kurtulup,başarı adına ilk adımları atmış olucaz.
Size birşeyler yazmamdaki neden inanın haklılığımı kanıtlamak yada cevabınıza cevap yazmış olmak değil.Sadece kendinizle yüzleşmeniz adına yardımcı olmak. Bu da öğretmen olacak olma piskolojisinden herhalde:)
Mesleğime başladığımda acaba benim öğrencilerimde bana böyle söylermi diye düşünmeye başladım ve en kötü şey dedim,bir öğretmenin başına gelebilecek en kötü şey..
saygılarımla
Öğretmenler...
Çar, 27/08/2008 - 21:38 — seckin denizÖğretmenler,doktorlar,polisler,hukukçular,hemşireler,eczacılar...hepsi bu ülkenin yaşadığı travmalardan nasiplerini almaktan kurtulamadılar.İnsanlar hazmedemediler kendilerine en yakında duran ve kendilerine en çok muhtaç oldukları bu meslek erbablarınn yaşadıklarını ve yaşattıklarını. Elbette hepsi bir değildi. Ama işin acı tarafı,bir kısmı birbirine bakarak olumsuz taraflarını çoğalttılar.İnsanlara acı çektirdiler.Kendileri de acı çektiler.Mesleğe yeni başlayanların önce heyecanları tüketildi. Eskiler yenileri kendilerine benzetmeyi neredeyse görev addettiler. Biliyorlardı ki;kendilerine benzetemezlerse kendilerine hayat hakkı kalmayacaktı. Çok azı ayakları üzerinde durmayı başarabildi. Onlar sayesinde insanlar hâlâ onlara güven duyabiliyorlar. Kur'a sistemi gelene kadar neler döndüğünü bilmeyeniniz var mı?Rotasyon denen bir gerekliliğin bu tür meslek erbablarını olgunlaştıracağını,içlerindeki insan sevgisini besleyeceğini bu kuralı koyanlar biliyordu,ama sürekli delindi bu.Torpil mekanizması,emeksiz ilerlemeleri arttırdı. Haketmeyenin daha fazla yer bulduğu bir düzende hakkıyla yaşayanların yaşadıkları içe kapanıklığı nereye koyacaksınız? Basit bir örnek vermeliyim. Anadolu liseleri sınavla seçilmiş öğenci alır. Peki öğretmenleri sınavla seçilmiş midir? Evet!Peki ne zamandan beri? 2005'ten beri. Peki ya önceleri? Şu anda sınavla seçilmiş Anadolu lisesi öğretmenlerinin oranı %10 bile değil. Uzman öğretmenlik,başöğretmenlik sınavlarına karşı sendikaların koyduğu tavrı anlayabileniniz var mı? Başarısız olmaktan korkan öğretmenler buna sürekli karşı çıktılar. 10-20 yıllık öğretmenlerin çoğu 60 baraj puanını aşamadılar. Sorular nasıldı,ne içeriyordu? Türkçe,Eğitim Psikolojisi-Felsefesi-Sosyolojisi,Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi,Öğrenme Yaklaşımı, Stratejisi, Yöntem ve Teknikleri,Sınıf Yönetimi,Program Geliştirme,Ölçme ve Değerlendirme,Psikolojik Danışma Rehberlik (PDR),Eğitim Teknolojileri,Genel Kültür,Millî Eğitim Mevzuat'ı,
Eğitim Öğretim Sistemi,Atatürkçülük ve T.C. İnkılap Tarihi. gibi alanları içeriyordu. Bunlar mesleki alanlar,öğretmen mesleğinde olmazsa olmazlar.180 soru soruldu. 180 dakika verildi. Öğretmenlerin çoğu soruların tamamını okuyacak zaman bile bulamadılar.Bu bir eleştiri.Ciddi bir eleştiri. Zaten herkes uzman olmak zorunda da değil. Bağırmak,yaygara koparmak neden? O halde hiçkimse masum değil.Doktorlar da uzmanlık sınavlarını yıllarca kazanamayabiliyorlar. Ama kimse bağırmıyor. Uzmanlığın getirilerinin yetersizliğini sorgulayabilirsiniz,ama neden var diyemezsiniz.
Mesleğe yeni başlayan öğretmenlerin unutmaması gereken tek şey var. Her öğrenci onlar üzerinde bir görevdir. Onu eğitmek adına gerekli donanıma sahip olmak zorundadır. İşi kolay değildir. Keşke herkesin anıları daha güzel olsaydı,ama değil. Çoğunlukla sadece bir öğretmen öğrencinin eğitim sürecini mahvedebiliyor. Dikkatli olmak zorunda öğretmenler. İyi niyetlerini yansıtabildikleri sürece ne yaparlarsa yapsınlar kırıcı olarak algılanmazlar. Sadece işlerine saygı duymalı ve en iyi şekilde yapmalılar. Maaşlarını haketmeliler.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Muallimler...
Çar, 27/08/2008 - 22:28 — hilal iklimAslında sistemde, öğretmenlerde ayrı ayrı başlıklarda konuşulacak konular.Ben daha çok bugünün gerçekliklerini kabul edip yapabileceklerimizin üzerinde durmak istedim.
Öğrencilerde ve ailelerde gördüğüm en büyük hata birşeylere bahane bulmak.''Ben ders çalışmayı pek sevmiyorum,birazcık tembelim sanırım''diyen bir öğrenciyi harekete geçirmek,sürekli okuluna, öğretmenine,yada başka birşeylere bahane bulan öğrenciyi harekete geçirmekten çok daha kolay.
Ben de buradaki arkadaşı bir öğrenci olarak değerlendirip birşeyler yazdım.Bu noktada öğrenciye öğretmeninin yetersizliklerinden bahsetmek yerine sokak lambasının altında ders çalışarak hukuk fakültesini kazanan bir öğrencinin varlığını anlatmak daha sağlıklı diye düşünüyorum.
Tabi ki meseleye öğretmenler yönüyle de bakılabilir. Mesela şu bahsettiğiniz uzmanlık meselesi:
Bu sınavda 100 tam puan alan insanların uzman olduklarını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu sınavı başarıp takır takır ücret alan insanların ekser çoğunluğu akademik bir yazı kaleme almaktan ve yazıya dipnot düşebilmekten fersah fersah uzaktadırlar. Keşke bakanlık yaptığı uzmanlık sınavından sonra uzmanları arasında bir araştırma yapsa eğitim adına kaç makale üretilmiş, kaç kitap okunmuş. Tablo sanıyorum iç acıtacaktır. Bahsettiğiniz gibi bundan başka pek çok yara var içimizi acıtan.
Ama yine de şu gerçeği öğrencilerin burada yazılanların ardına saklanmaması adına tekrarlamak istiyorum.
Üniversiteyi her kazanan torpilli değildir
kazanamayan herkes de sistem mağduru değildir.
Topyekün fihriste-i kainat denilen insanı tanımayışımızda var bu sıkıntıların altında. Düşünün ki sizin zekanız resme yönelik ise okulunuza NASA dan matematikçi de gelse size vereceği çok şey yoktur. Bu o hocanın başarısızlığı anlamına gelmez. Yani elma ağacından karpuz beklemek gibi bir şeydir bu.
Ortada bir başarısızlık varsa bunu sadece öğretmene yüklemek insafsızlık olmaz mı? Öğretmen eğitim öğretimi meydana getiren organizasyonun sadece bir bileşeni değil mi? diğer paydaşları dışlayıp öğretmen üzerinden gitmek haksızlık olur.
Ayrıca, bu gün amele pazarından işe götürdüğünüz bir vasıfsız işçi günlük 50 YTL alırken, ömrünü ilme adamış bir öğretmenin 8 saat ders karşılığı alacağı ücret 40 YTL dir. Ama öğretmenlerimiz bu haksızlığz aldırış etmeden özverili bir şekilde çalışıyorlar.
Öğretmenlik mesleği içinde yer alan çürük cevizler asla bu mesleğin kutsiyetine toz konduramazlar. Muallimlik kavramını ele almak gerekiyor genel anlamda. Kurulan yanlış bir eğitim düzleminde kötü bir eğitim ya da kötü yetişmiş öğretmenler olabilir. Bu hiç bir zaman bu mesleği kıymetsiz kılmaz.
Saygılarımla...
zeka asaldır
Per, 28/08/2008 - 10:34 — seckin denizUzman öğretmenlik akademik bir kariyer basamağı değildir,Hilal Hanım;bu ayrı ve özel bir konu. Her uzman öğretmenin yazı yazma gibi bir sorumluluğu yok. Tıpkı uzman bir doktor'un bu tür sorumluluğunun olmayışı gibi.
Ayrıca, zeka çeşitleri üzerine teori bazında verilmiş şeylerin gerçekliği sınanmış değildir. Bu teorinin sahibi Howard Gardner "ben zeka dedim,siz beceri diyebilirsiniz" diyor.Zeka asaldır,parçalanamaz. Ve hangi insanın hangi zeka türüne dahil edileceğini kimse belirleyemez. Gerekli şartlar oluşturulduğunda bir insan her alanda eğitilebilir.Bu alanlar çok çeşitli de olabilir.Bu onun yaratılışına uygun olandır.
Katkılarınız için teşekkür ediyor,sizlere müstakbel meslek hayatınızda başarılar diliyorum.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Zeka Allah'ın yaratması iledir ve herkesde farklı farklıdır.
Per, 28/08/2008 - 13:07 — hilal iklimBir şeyden sorumlu olmak ile donanımlı olmak ayrı ayrı şeylerdir. Uzman olmanın tüm dünyada geçerli ölçütleri belli. Sonra uzmanlık bilimsel bir ünvandır. Siz bir insana bir alanda uzman demekle onun o alanda lisans ardından yüksek lisans yapmış olduğunu söylemiş olursunuz. Bu süreçler tamamen bilimsel etkinlikleri içerir.
Yükümlü olsun ya da olmasın akademik anlamda yazı yazmayı bilmeyen (sadece bu değil ama)bir kimsenin uzmanlığını sorgulamak gerekir diye düşünüyorum, yönetmelik böyle söylesede söylemesede.
İnsanın her alanda eğitilebileceği konusuna gelince, günümüz şartlarında birazcık ütopik bir durum gibi.İnsan kabiliyetinin ağır bastığı alanları en iyi kendisi belirler.Matematik yapamayan öğrenciyi(ki örnekleri mevcut) sayısal alanda sınava hazırladığımızı düşünün.Bu öğrenci matematik bilmediği için fizik, kimya, geometride de başarılı olamayacaktır.Peki kıran kırana bir yarışın sözkonusu olduğu sistemde bu öğrencinin matematikde üzerine gitmek çok zaman kaybettirici olmaz mı?Evet haklısınız, belki eğitilebilir ama sınava kadar o kadar vaktimiz olur mu acaba?
Karşılıklı fikir paylaşımlarının zihnimizdeki genellemelerin açılımına katkı sağladığını ve bir yerlere saklanan yanlış kanaatlerin sökülüp atılmasına yardımcı olduğunu düşünüyorum ve katkılarınızdan ötürü teşekkür ediyorum.
Saygılarımla
dediğiniz gibi
Çar, 27/08/2008 - 23:04 — Fatmanur Ateşoğluf.Nur Ate$oğLu
evet sizinde dediğiniz gibi bir iki üç...hepsini kastetmedim sizinde bu konudaki tutumunuz belki de sizin de öğretmen oluşunuzdandır.bütün öğretmenlerime saygı duyuyorum hepsi başımın tacı.saygı duymadığım bazıları da var ve bana katılan hocalarım da..teşekkrler ilginize.ben başarısızlığımı ve ya her hangi bir öğrencinin başarısızlığı öğretmendir demiyorum kesinlikle.ki Allah a çok şükür çok da çalışkan bir öğrenciydim bugüne kadar:)
sabırlı olmam gerektiğini biliyorum
Per, 28/08/2008 - 11:54 — hilal iklimİlk ve son yazdığınız yorumu değerlendirmenize sunarak başarılarınızın devamını diliyorum Fatmanur Hanım.
Pzt, 25/08/2008 - 13:46 — Fatmanur Ateşoğlu
f.Nur Ate$oğLu
sistem okadar kötü ki...özel okullara gidenler özel ders alanlar dersaneye gidenler belki daha iyi eğitim alır doğru...ama ya alamayanlar.devlet okullarında öyle öğretmenler öyle eğitimciler varki...malesef bende ilkokul yıllarımda matematik adına hiçbir şey öğrenemedim.özel ders almadım dersaneye gitmedm.ama birşey bilemediğim için araştırmada yapamadım tabi.öğretmenimiz sadece gelip dersi doldururdu tahtayı doldururdu boş boş...şimdi ise üniversite öğrenciyidersaneye gttim geçen sene evet ama yine hiç birşey anlamadım çünkü temelimde hiçbir şey yok.şimdi ben özel ders alsam dersaneler gitsem ne yzarki.bu öğretmenler oldukça daha çok benim gibiler çıkar malesef.keşke denetlense bu okullar da böyle hocalar yok olsa!!dediğiniz gibi
Çar, 27/08/2008 - 23:04 — Fatmanur Ateşoğlu
f.Nur Ate$oğLu
evet sizinde dediğiniz gibi bir iki üç...hepsini kastetmedim sizinde bu konudaki tutumunuz belki de sizin de öğretmen oluşunuzdandır.bütün öğretmenlerime saygı duyuyorum hepsi başımın tacı.saygı duymadığım bazıları da var ve bana katılan hocalarım da..teşekkrler ilginize.ben başarısızlığımı ve ya her hangi bir öğrencinin başarısızlığı öğretmendir demiyorum kesinlikle.ki Allah a çok şükür çok da çalışkan bir öğrenciydim bugüne kadar:)
Zaman itibarıyla sisteme
Çar, 05/11/2008 - 02:42 — Zeynep ÖzZaman itibarıyla sisteme boyun eğmek zorundayız. Dolayısı ile okula ilave olarak araştırma alışkanlığı kazandırmak daha isabetli olur diye düşünüyorum. Ek olarak "Bir gün okul kazandırır araştırma alışkanlığını elbet" diye umutlu olmak da gerekir, bireysel eğitim yaklaşmakta ne de olsa. İyisi ne ise o olsun vesselam.
bilgi bitmez.