renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Çocukluk İşte...

Uzak diyarlardan bir masal dinlesem..
Varmışlı yokmuşlu... inişli yokuşlu..
Çocukluk hayalleriyle karşılaşsam ansızın...
Onların peşinden sürüklenip gitsem keşke..
O zamanlar düşünceler ne kadar da temizmiş..
Düşler ulaşılası düşler...
Sevgiler istenir, sıcacık bir karşılık verilirmiş..
Sevmediğini sevmez, şimdilerdeki gibi numaralar çekilmezmiş..
Gökyüzünün mavisi daha manidarmış o zaman..
dert tasa yokmuş, yürekler atarsa pırpır biraz daha oyun için sadece..
Kar yağınca aklıma geldi de,
Sokaklar azcık kar görsün... fırlanırmış sokaklara...
Soğuktan uyuşuk parmaklar hissedilmezmiş, yeni yeni kartopuları yapma derdinde..
Şimdi üşengeçler gibi evin bi köşesine sinmiş, bu soğukta dışarıya mı çıkılırmış diyorum..
Yaşlı değilim ama.. çocukluk sevinçlerim körelmesin istiyorum...
O hep var olsun içimde..
Temizliği saflığı ve güzelliğiyle kalsın...
Kar yağdığında beni yerimden kaldırsın çocukça isteklerim..
Gözlerimi kapattığımda hayaller kapımı çalsın..
Küçücük mutluluklardan sevinmek istiyorum...
Bazen;
Önümde yürüyenlere çelme takmak...
Gelen misafirlerden azcık da olsa harçlık almak..
Dondurma yediğimde ağzımın kiriyle sokaklarda dolaşmak istiyorum..
Otobüs sıkışık olduğunda yanımdakilerin ayaklarına basmak...
İnsanların ne düşündüklerini umursamadan yaşamak
Gülümsemelerim zorunlu değil içten olsun istiyorum..
çocukça yaşamak belki daha kolaylaştırır hayatı,
toz pembe çerçeveler kondurmak hayatın çevresine..
ve hep ona oradan bakmak..
eminim o zaman içimde muzip kız
gözleriyle ve yüreğiyle gülümseyecek...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Karda zordur yürümek

Dün gece bu şarkıyı dinlerken biri kar yazısı yazsında ben de bu şarkıyı yazayım dedim ve şimdi yazını görünce çok mutlu oldum biraz alakasız ama idare et:) gelelim sana yazını okuyunca seni tanımasam senin için çok üzülürdüm ama daha 2 gün önce beraber yaptığımız delilikleri hatırlayınca...:)) Yaşımız ne olursa olsun hala çocukluktan çıkamayacağız biz belki de, böyle küçücük kalıp kar savaşı yapıp, yokuştan bir poşet üzerinde kayarak inicez:) Ben seni böyle sevdim muzip kız, hep böyle kal...

***

Her yerde kar var kalbim senin bu gece
Belki gelirsin sen bakarken pencereden
Gözler yanlız özler karda senden izler

Yürümek karda zordur
Gelirsen bak aşk budur
Dönsen köşeden şöyle
Şarkı söylerim böyle

Laaay la lay la lay la lay
Laaay la lay la lay la lay

Yağma kar dur artık
Bak buz oldu kalbim
Yağma sesimi duy
Belki gelir sevgilim

Göz yaşım dur düşme
Gelmeyecek düşünme
Kes ağlamayı artık
Bak oldu bana yazık

Karda zordur yürümek
Anladım gelmeyecek
Dünya oldu bana dar
Neden yağdın söyle kar

Dünya oldu bana dar
Neden yağdın söyle kar...?

Laaay la lay la lay la lay
Laaay la lay la lay la lay
Laaay la lay la lay la lay

Cemaline çevir yüzümü Başkasına rağbet ettirme kalbimi.

:))

o günden evvel yazılmıştı bu yazı melikecim:)
umarım hiçkimse kaybetmez o çocuk ruhunu...bazen delilik olarak nitelendirdiğimiz şeyler o ruhun yansıması hareketlerimize...ee sende pek haşarı bir çocukmuşun bunu o gün daha iyi anladım;) dilerim içindeki o çocuk hiç büyümez...
güzelliklerle kal.

Koşun çocuklar koşun bugün bayram sizlere...

Dün sabah bir müddet parkta kar topu oynayan çocukları seyrettim. Sonra Galata köprüsüne gidip bir müddet yürüdüm, kar öyle güzel yağıyordu ki bunu bu klavyeler anlatmıyor:) Çocuk gibi yürüdüm. Sonra akşama doğru Selim Abi ile yürüdük Galata Köprüsü'nde, kartopu yapıp yapıştırayım kafasına kafasına dedim sonra vazgeçtim. Geçtiğimiz yaz o beni ıslatmıştı denizde:) Öyle yürüdük işte bir saat kadar. Akşamda Fatih'te yürüdük epey. Woov müthiş bir duygu...

Varlığın Yeter...

Tombe le neige

Karlı bir İstanbul sabahından merhaba

Kar taneleri
Kuş tüyü gibi yumuşak
Yüzüme öpücük konduruyor
Hava soğuk, ellerim ceplerimde
Bedenimi saran kar taneleri
İçimi ısıtıyor

Böyle bir giriş yaparak Sezen Cumhur Önal'ı da yadetmek istedim. Sezen Cumhur'un da çok sevdiği bir şarkıyla devam ediyorum. Salvatore Adamo (*) söylüyor: "Tombe la neige"

Tombe la neige
Tu ne viendras pas ce soir
Tombe la neige
Et mon coeur s'habille de noir
Ce soyeux cortège
Tout en larmes blanches
L'oiseau sur la branche
Pleure le sortilège

Tu ne viendras pas ce soir
Me crie mon désespoir
Mais tombe la neige
Impassible manège
Tombe la neige
Tu ne viendras pas ce soir
Tombe la neige
Tout est blanc de désespoir
Triste certitude
Le froid et l'absence
Cet odieux silence
Blanche solitude

Tu ne viendras pas ce soir
Me crie mon désespoir
Mais tombe la neige
Impassible manège

-----------
(*)Salvatore Adamo : 1 Kasım 1943'te Sicilya'da doğdu. Türkiye'de onu Fransız sanırlar, Fransızlar onun İtalyan olduğu fikrindedir. O ise bir Belçikalıdır. 'Tombe la Neige' şarkısını 1963 yılında yaptı.

Daha sonra bu şarkıyı Fecri Ebcioğlu'nun yazdığı sözlerle 'HerYerde KarVar' adıyla Türkçe okudu ve biz de çok sevdik."

Bu şiirsiz bir kar olmazsa olmaz

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
Gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...

Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu,
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.

Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
Gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar.
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Nâ'şun üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
Karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar!
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
Gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân!-
Son kalan mâi tüyleri kovalar
Karlar
Ki havada uçar uçar ağlar.
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek!-
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid...
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi.

KAR

Kar
Kuytulandığı yerden çıkıp
Salındığı gökyüzünde
Bir hikaye olur her biri birbirinden ayrı.
Bir dudaksa sıcaklığında eridiği,
Ve de kuraksa düştüğü yer,
Feda edişi kaçınılmaz olur
Tüm varlığını.

Kar
Bir zamansa yığınlaşan,
Ayak izleriyle dolar taşar
Üzerinde gezinen hayatların.
Ve bırakılan her leke
Bir silik gölge olur
Islaklığa yağışıyla.
Kuruluğa tutunuşundaki
Gücü bulamaz.

Kar
Bir teslimiyeti sokağın
Beyazlığın hüküm sürüşüne.
Ve parlaklığında sönük kalmış sokak lambaları
Sarkıtlarında hüzün asılı kalmış.
Soğukluğuna yaslanmış fakirliğin
Gözyaşı bile donmuş

Kar
Bir çocuk kahkahası
Avuçlarında sıkıştırdığı hayat çizgisinde
Bir solukluk eğlence.
Ve yuvarlanışı
Her yağışında hatırlanan çocukluğun.

Kar
Ne hissettiriyorsa o
Tekilliğine dokunamadığın narinliği
Yığınlığını kürüdüğün bir zaman
Varsayılan bir yalnızlık
Fakirliğin çığlıklarının en tiz hali
Çocuklaştığın bir beyazlık
Ya da binlerce anlam yüklenen
Kar.

Herşeyden gönlümce hevesimi alabilsem...

9 yaşında,hayat dolu bir küçük kız kardeşin 'gün'lüğünden ;

"ya Rabbim!

beni ve tüm ailemi kötülüklerden koru !Birgün ne çabuk bitiyor ben hevesimi alamadan yatma vaktim geliyor,uyumak zorunda kalıyorum.Ne olur günler upuzun olsa ve ben doya doya oynasam,herşeyden gönlümce hevesimi alabilsem... "

"ya Rabbim !
tüm insanları küçük zehirli olan sigara denilen şeyden kurtar"

/yoruldum mu ..
daha yaşamaya başladımmı ki../

39 yaşındaki pili bitik bi adamın günlüğünden

Allah'ım beni cigara mı sigara mı adı her ne ise
o mel'un yaratıktan kurtar...Emzik gibi ağzımda...Hava gibi ciğerlerimde...Mikrop gibi damarlarımda...Egzoz gibi nefesimde...Kurtar Allah'ım kurtar beni...Milyarlık telefon taşıyıp kontörü bulunmayan bileti olmayıp Parlament içenlerden eyleme bizi Allah'ım...Sana sığındım..senin verdiğin nefesle uykumu aldım..Hamdolsun verdiğim sıhhate,sağlık ve afiyete amin.

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...(imza)

dört çocuk, dört hikaye, dört dünya / çocukluk işte...

Ahmet Muaz Sevinç, Abdullah Yusuf Sevinç, Elif Tufan ve Halime Berra Ona... Dört çocuktan, dört ayrı dünyadan dünyanın anlamlandırılmasına yönelik dört ayrı davranış biçimi..

Ahmet Muaz ilkokul ikinci sınıf öğrencisi. Çok zeki zıpır zıpır bir şey işte. Gözleri kocaman. Okuldan gelir gelmez sokağa fırlar. Prensipleri vardır. Arkadaş canlısıdır. Biraz da yaramaz...

Ahmet Muaz bir gün okulunda yazılı sınav olmaktadır. Beş soru sorulur kendisine sınavda. Paşa paşa yapar soruları verir sınav kağıdını öğretmenine. Sınav sonuçları açıklanır. Beş sorudan dördünü yapmıştır Ahmet. Öğretmeni sınıfın en zeki öğrencisinin velisine bir vesileyle bu durumu iletir. "Bu soruyu yapamamasını anlayabilmiş değilim" der. Annesi de şaşırır. "Evet o konu en iyi bildiği konuydu oysaki" diye cevap verir. Çağırırlar Ahmet'i ve sorarlar. "Ahmet oğlum neden şu soruyu yapamadın?" Ahmet cevap verir bildik bildik. "Ben o soruyu yaptım anne." "Ama nasıl olur burada yapmadığın gözüküyor." "Olur mu anne. Soruyu okusana orada anlatınız diyor. Ben de kağıdımı kalemimi bıraktım anlattım."

Abdullah Yusuf Sevinç Ahmet Muaz'ın abisi. Aralarında bir yaş var. Sarışın, masmavi gözlü ve duygusal. Beş kardeşin en adil olanı. Adaletsizliğe dayanamıyor. Adaletsiz bir mevzu ile karşılaştığında hiç bir şey yapamıyorsa oturup ağlıyor.

Bundan bayağı bir zaman önce. Abdullah Yusuf'un dayısı bir gün onların evlerine gelir. Ev ahalisi dayının üzerinde gördükleri yeni alınmış mont için iltifatta bulunurlar. "Ooo Emin Bey montunuz konuşuyor ha!" Gülüşmeler falan, ortalık pürneşe. Mont dayımızın üzerinden alınır, askıya emanet edilir. Abdullah Yusuf askının altına gider. Monta bakar. Bir şeyler söyler ve cevap bekler. Soru sorar, cevap ister. Kızar, kızmasını bekler... Ama nafile monttan ses çıkmaz. Olanca kızgınlığıyla odaya dalar. Gözler ağlamaklıdır. "Ya dayı senin bu montun benimle konuşmuyo yaaa:("

Elif Tufan 4,5 yaşında. Kıvır kıvır saçları ve harika gözleri var. En güzel sorular onda. Yüzündeki tebessümü hiç unutamam. Evin içinde normal yürüdüğünü hiç görmedim. Her zaman zıplar ya da seker. Babası ona kuzum der. Ona şöyle takılır. "Yahu biz Allah'tan bir kız istedik O bize bir kuzu gönderdi. Ne yapacağız şimdi?"

Kar yağmıştı geçenlerde. Her taraf bembeyazdı. Elif hanımefendinin oturduğu muhitte bembeyazdır. Elif hanımefendi bembeyaz bir sabaha uyanmıştır. Ve babası da evdedir. Yolların kapalı olduğu bahane etmiş ya da valiliğin ilk ve orta dereceli okullara ilişkin tatil kararının arkasına sığınmıştır. O gün akşam dışarıya çıkarlar. Kocaman bir kardan adam yaparlar. Burnunda havuç, gözünde zeytin, kafasında şapka, kolunda bir şeyler... Oynarlar, oynarlar ve eve dönme vakti gelir. Tam apartmanın merdivenlerinden çıkmak üzereyken Elif babasına döner. "Baba bi dakka." "N'oldu kızım?" Elif gider biraz kar alır eline. Sıkıştırıp bir top haline getirir. Gider kardan adamın önüne bırakır. Ve babasına der ki; "Babacım kardanadamın canı sıkılır gece diye ben ona bir top yaptım. E oynasın artık."

Ve Halime Berra Ona. İlkokul birinci sınıf öğrencisi. Uzun boylu, fidan gibi. Uzun uzun saçları, harika bakışları, çok tatlı bir dili var. Gülmesine bayılıyorum. Canım benim. Halime Berra bundan beş yıl önce babasını kaybetti. Babasını çok severdi. Evin geç gelen bebeği olduğundan babasının muhabbeti de ona biraz farklıydı. Göz bebekleriydi birbirlerinin. Bir iftar sofrasının sonrasında, teravih beklenirken oraya yığılıvermişti babası. Gözlerinin önüne. O günden sonra bir daha göremedi babasını. Cebinde onun resmini taşıyor. Bir arkadaşı baba diye seslense içi burkuluyor.

Bir bayram sabahı. Bursa Emirsultan mezarlığı. Geniş ailenin tüm fertleri mezarın başındalar. Ölümü anıyorlar. Halimem ellerini kaldırıyor. Mırıldanıyor. Gözleri doluyor. Ama o gülmeyi tercih ediyor. Oradakiler bu diyalogu izliyorlar. Ve ona soruyorlar. "Kızım ne dedin sen az evvel?" Cevap veriyor Halime Berra; "Söylemem o bize özel..."

Kısa bir eklenti

En çok özlediğim günler güzel günlere özlem duymadığım günler..

Çocuk kalabilmek ne kadar zor ve ne kadar güzel...

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''

Cennet Kokusu

Bir ağabeyim bebekleri koklar, hırsla öper ve "cennet kokusu bunlar" derdi. Gerçekten de bebeklerde öylesine bir koku var ki tarifi çok zor. Bütün bebekler çok tatlı ve çok sevimli. Tertemiz, pırıl pırıl ve yumuşacık.

İnsanın en saf ve en güzel hali sanırım.

Haydi Baba !

"Bana bir balon al baba,
Haydi durma
Öyle bir balon ki,
Dünya kadar olsun,
Ama dünya gibi patlamasın"

O çocukları çok sevdi ama çocuklar O'nu dünya kadar sevdi.

"Cahit Zarifoğlu"nu sevgi ve saygıyla anmak istiyorum. Allah (c.c) mekanını cennet eylesin.