Darağacında işkencedeyken Öldürün beni, beni öldürün!... Öldürün ki yaşayayım! diye çığlıklar atıyordu; o kişi Enel-Hak diyen Hallac-ı Mansurdu.
...
Asıl adı Ebu Abdullah Hüseyin b. Mansur el Beyzavi el Hallac'tır.858 yılında (Hicri 244) İran sınırlarında Beyza'ya yakın bir kasaba olan Tur'da doğdu.922 de ise Muktedir buyruğu üzerine Bağdatta asılarak ve uzuvları kesilerek işkence ile öldürüldü.
...
Babası yorgan, yatak yünlerini temizleyen, tarayan kişi; yorgancı anlamındaki hallac mesleğini yapıyordu Doç. Dr. Bedri Noyan dedebaba, Hallac-ı Mansur'un Hallac lakabını almasını şöyle anlatıyor. Hallac-ı Mansurun esas mesleği hallaçlık değildir. Birgün hallaçlık yapan bir dostunun dükkanına gider. Ben senin işini görürüm, işin geri kalmaz. diyerek onu bir yere yollar. Adam dönüşünde bakar ki bütün pamuklar atılmış. ( Mansur, parmağının bir işareti ile o pamukları atmış.) Bunun üzerine kendisine Hallac takma adı verilmiş. Bir diğer adı da Hallac-ı Esrardır yani gönüllerdeki sırları pamuk gibi attığı için.
Hallac çok zeki ve normalin üstünde bir algılama yeteneğine sahip bir alimdir. Küçük yaşlarda Kur'anı ezberlemiş,gençlik yıllarında pek çok sufî bilginden de ders almıştır. Sufi bilgin Ebu Yakup el-Akta'nın kızı ümmü Hüseyinle evlenmiş ve 3 erkek bir de kız çocuğu olmuştur. Bu evliliği sufilerin arasında ikilik yaratır. Rahatsız edici dedikodulara dayanamayıp Basradan ayrılır ve Mekkeye gider. Burada nefsini terbiye etmek ve ruhunun miracına gerçekleştirmek için Kabe'nin haremine kapanarak çile sürecine girer. Hallac-ı Mansur'un Mekkeye gelişini Ebu Yakup Neh-Recur-i şöyle anlatıyor:
"Mekke'ye ilk gelişinde Kabe'nin sahnında oturuyordu. Hallac, bu bir yıllık süreci içinde oturduğu yerden sadece abdest almak ve tavaf etmek için ayrılmıştır. Ne güneşe aldırıyordu ne de yağmura. Her yatsı vakti yanına bir çörekle bir testi su konuyordu. Bir çöreğin dörtte biriyle bir kaç yudum su alıyor geri kalanı çeviriyordu"
Hallac-ı Mansur 271 (Miladi 900) yılında Mekke'den tekrar Basra'ya döndüğünde manevi açıdan istediği gelişimi tamamlamış bir halde ve görüşleri ve konuşmalarıyla dine ve evrene farklı bir perspektiften bakan biri olarak gelir. Fakat bunun yanında Sunni Ulemanın tepkisini çeker ve düşman cephesini de arttırır. Miladi 908 tarihinde çıkan hanbeli ayaklanmasına katılmakla suçlanır.913 yılında tutuklanıp sekiz yıl tutuklu kaldıktan sonra Bağdata götürülür ve Maliki kadısı Ebu Ömer Hammadi'nin fetvası ile Abbasi halifesi Muktedir'in buyruğu üzerine idam edilir. İdam edilmeden önce 1000 kamçı ile cezalandırılıp ve darağacına asılarak uzuvları kesildi. Söylenildiğine göre her uzvu Enel Hak ve akıttığı kanın laileillallah yazmış ve doğa büyük bir zikr ile seslenmiş. Taşkın Tuna ise bu konuyla ilgili şunları kaleme almış:
"...Çaprazlama el ve ayakları kesilince Kur'an'ın Araf,24 ayeti tecelli etti. (firavun dedi) mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim Ölüm yılı olan309. yıl, yine Kuran'daki Keyf suresinin 25. ayetine anlamlı bir göndermedir. Onlar mağarada 300 yıl ve buna ilaveten 9 yıl daha kalmışlardır"
Hallac'ın ölümü acaba mağarada 309 yıl uykuya dalmış olanların uyandıkları ve bir aydınlanma döneminin ilk başlangıcının müjdeli habercisi olarak düşünülebilir mi? Enel hak yani ben hakkım ne büyük bir yakınlaşma ve varılması zor bir yerdir. Yaşar Nuri Öztürk'ün kitabında Ahmet b. Fatik'in görüşlerine şöyle yer verir.
"Kim uluhiyetinin beşeriyetle, beşeriyetin de Uluhiyetle birbirine gireceğini sanıyorsa küfre düşer. Çünkü Allah, herhangi bir biçimde herhangi bir yolla yarattıklara benzemez. Ezeli olanla sonradan yaratılan arasında benzerlik nasıl düşünülebilir? Her kim, Allah'ın bir mekanın içinde veya üstünde olabileceğini bir mekana bitişik bulunabileceğini düşünürse, Allah'a ortak koşmuş olur."
Ancak Ahmet b. Fatik'e göre, Hallac böyle bir uslupla konuşmuş değildir. Çünkü yine hallac'a göre , tevhid sonradan var edileni, ezeli olandan ayırmaktır. Nitekim Hallac, yazdığı Kitabut Tavasin kitabında Hak haktır, mahluk mahluktur der. Yaşar Nuri kitabında şöyle diyor:
"... şöyle veya böyle enel hak hiçbir zaman ben Allah'ım adını taşımayacak ben ile kastedilen Esmaül-Hüsna'dan biri olarak kalıcaktır. Bu da Allah olmak değil, Allah'ın tecellilerinden biri olmak demektir." Şu zaman da aynı durum söz konusu olsa önyargılı bakamaz mıydık ? En azından ilk böyle bir durumu garipser kimisi ise daha katı bir tutum sergileyebilirdi.
Bir de şöyle bir soru işareti de oluşuyor; Hallac'ın bu şekilde cezalandırılması söylediği bu sözlerden miydi? Yoksa Hallacı halkın gözünden düşüren abbasi halelifelerinin hileli oyunları mı? Meydana gelen ayaklanmalarda Hallac'ın düşüncelerinin kitleyi etkilediği görülüyordu.Halk idareden rahatsızdı ve Hallac da saray yönetimi tarafından tehlike arz ediyordu. Hanbeli grubunun çektiği isyanlar Hallac'ın aleyhine olmuş ve delil olarak gösterilmişti. zındıklıkla suçlanmış ve hunharca cezalandırılmıştır.
Enel hak diyen Hallac başka bir gün öğrencisine Kabeni yık demişti.Bunun anlamı Hayatını benim yaptığım gibi İslam uğruna feda et demekti.
Hallac-ı Mansur "Enel Hak, Ben Tanrıyım sözünü şöyle açıklar"; Halk'ta yer alan Hak unsuru dolayısıyla Hak, halk'la aynıdır. Bir başka yerde şöyle diyor; Ben Hakk'ım, zira ben hiç bir zaman Hakk'la hak olmaktan vaz geçmedim. Yine başka bir yerde de Allah'a yönelerek şöyle diyor; Seninle benim aramda İllahlık ve Rablik(el-ilahiyye ve'r-rubiyye) yoktur. Ey ben olan O, ve ben O'yum. Zamandanlık ve ezelilik bir yana, benim benliğim ve senin O'luğun arasında hiç bir fark yoktur Yunus Emrenin bir sözü de Hallac'ın bu sözlerine benzemektedir;
ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm Bu aşkın hangi boyutudur bilinmez, belki de son boyutu. Kendinden geçişin çokluktan tekliğe dönüşün... anlamak bile çok kolay değil.
Kaynak:
yusuf güneş/ mansur/geocities.com
İskender pala/zaman com/2003/02/06
Aşkın Tuna /Oku Ama Neyi?
Yorumlar
Hallac konusu tam bir keşmekeş
Çar, 18/05/2005 - 09:40 — Ercan HüseyinoğluSayın Nadir Marmara'ya katkıları ve değerli birikimlerini bizlerle paylaştığı için çok teşekkür ediyorum. Zaman zaman tenkit edilmiş olsanız da ben şahsen sizden son derece istifade etmekteyim ve katkılarınızın devamını da talep etmekteyim.
Konuya gelirsek; "Bu türden hikayelerin de içermiş olduğu çelişkiler" cümlesiyle ifade ettiğiniz yoruma konu hikaye aslında Hallac hakkında uyduralan hikayelerin belki de en zararsızlarındandır. Neden mi? İşte size bazı örnekler:
Hallac-ı Mansur; idama getirilirken önce 1000 kamçı vurularak kamçılandı sonra., darağacında asılarak gövdesi param parça edildi. Halalc-ın gövdesinden kesilerek koparılan her bir parçası, her bir uzvu "Enel Hak" diyordu. Bu durumu gördükleri halde halen inanmak istemeyen bu caniler bu zulümle de yetinmeyerek, gövdesi param parça edilmiş Hallac-ı Mansur'u halka teşhir için tüm bağdat sokaklarında gezdirip ve halkı Hallac'ın kafasının kesilmesini seyre zorlanmıştır. Hallac'ın kafası gövdesinden koparıldığı zaman seyre zorlanan halkın gözü önünde Hallac-ı Mansur'un kesik başı "Enel Hakk" diye söylemiştir. Tüm bu olup bitenlere rağmen kafası kesilen Hallacı Mansur gövdesi yakılarak külleri suya serptirilmiş yine de nehrin suları "Enel Hakk " diye bağırıp çağırmıştır. Suyun bu seslenişi Hallac'ın
"Ben idam edilip, yakılacağım. Benim küllerimi nehire serptirecekler. Nehir bana yapılan zülme dayanamayacak ve "Enek Hakk" diye bağıracaktır. Sen o zaman benin abamı alıp getirip nehire atacaksın. Ancak o zaman sesler kesilecektir diye yardımcısına vasiyette bulunur. Hallac'ın bu vasiyeti yerine getirmek üzere Yardımcısı tarafından Hallacın abası suya atılmış, bölece nehirden gelen "Enel Hakk" nidaları son bulmuştu."
"Eğer bir gün Hz. Muhammed ile görüşmem nasip olsaydı ona: "Mi'rac gecesinde niçin yalnız kendi ümmetin için mağrifet istedin? Diğer bütün kafirler için de merhamet isteseydin elbette esirgenmezdi derdim" demiş. Bunun üzerine Rasul-ullah (Hz. Muhammed)in ruhu ortaya gelerek Ona görünmüş ve hiddetle: "Benim Tanrı iradesinden başka bir şey istememin imkanı var mıydı?" deyince Mansur niyaz edip özür dilemiş ise de kabul edilmemiş, başın fedası ile sulh olunacağı kendisine söylenmiş. Mansurun idamıda bu nedenle yerine getirilmiş" (Doç. Dr. B. Noyan, Betaşilik ve Alevilik, Ardıç yayınları , ciyt 11,1999-İstanbul)
Bu rivayetler uydurma olmasının ötesinde kasıtlı olarak ve kötü niyetle çıkarılmıştır. Bu safsatalarla Hallac, Sünni İslam (!)'a savaş açmışların sancak bezi olarak kullanılmaktdır.
Karışık Bir Konu
Çar, 18/05/2005 - 15:50 — Reyhan Gezgin"Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandığı onlara, sizin kazandığınız da sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmazsınız." (Bakara 134)
Bu konu muaama
Çar, 18/05/2005 - 18:24 — O. Deniz YemenliHallac-ı Mansur toplumda
anlaşılamayan,farklı düşünen bir insanın önyargıya ,taasuba kurban verilişinin adıdır.
Benim kalbim temiz namaza niyaza ne hacet savunmasında olanların
dillerinde pelesenk ettiği bir sığınmanın ismidir Hallac-ı Mansur.
Toplumdaki mor inekleri anlatmaya verilebilecek iyi bir örnektir Hallac-ı Mansur.
Anlaşılamama Ve Anlatamamanın bir ismidir belki de Hallac-ı Mansur..
(ama yine de benim favorim Hasan Sabbah'tır...)
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...(imza)