renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Colgate... Misvak... Tesettür... Mayo... İnsan...


“ABD’li ‘Colgate’ misvak özlü diş macununu dünyada ilk kez Türkiye’ de piyasaya sundu. Şirket, İslam inancına göre sünnet olan “misvak” özlü ürünüyle en çok satan ilk üç macun arasına girmeyi hedefliyor. ‘Colgate’, misvaklı macunu diğer İslam ülkelerinde de pazarlamayı planlıyor.

İstanbul Diş Hekimleri Odası (İDO) Yönetim Kurulu Üyesi Gamze Aren’e göre misvak, macun olmayan durumlarda mekanik diş temizliğinde kullanılabilir, sağlıklı sonuç alınabilir ancak, yapılan araştırmalar sonucu diş macununa ekstra bir etki sağladığı yönünde bir bilgi yok. Gamze Aren, bu yeni ürünün dini kesimin ilgisini çekmeye yönelik olduğunu düşünüyor.” (13 Temmuz 2005—Hürriyet)

“Ey Türbanlı kadınlar….
Nargileye, okeye, kayağa, tesettür defilesine, Tarkan konserine, marka kıyafetlere, hatta kişisel gelişimsetlerine bile ‘gönül rahatlığı’yla ‘evet’diye bu yürek, iş ‘tesettür mayosu’ na gelince isyan ediyor…
Yanlış anlaşılmasın…’tesettür mayosu’na isyan ederken beni ‘kutsalın sınırları’ motive etmiyor. Beni şu ‘tesettür mayosu’ adı verilen tuhaf giysi konusunda isyana teşvik eden tek unsur, estetik kaygımdır.
Çünkü ben ömrümde böyle sakil, böyle maskara bir kıyafet modeli görmedim.
Yani demem o ki: madem ki yaşamınızın çerçevesini belirleyen kutsalınız sizin denize ancak ‘tesettür mayosu’ adı verilen tuhaf giysiyle girmenize izin veriyor, o halde şu deniz sevdasından vaz geçin… Bunu bir istisna kabul edin…Sonra da ’istisnalar kaideyi bozmaz’ diyerek modern hayatın gereklerini yerine getirmeye devam edin…”(Ahmet Hakan--13 Temmuz 2005—Hürriyet)

Aynı gün aynı gazetede yayınlanan bu iki yazının ardından “ister istemez” derin düşüncelere dalıyor insan. Ne gazeteyi, ne de mezkûr yazarı “ciddi”ye aldığımdan değil, mevzuların geneli kapsayışından. “Olan” ile bir kez daha yüzyüze gelişimden…

Modern insanın handikaplarından bahsederken en çok gündeme gelen konu “tüketim çılgınlığı” dır. Bu tüketim çılgınlığıdır ki; modern hayatı her gün farklılaştırarak, bu gün “moda” olanı yarın “ demode” kılacak kadar çok gayret sarfederek, -her gün kendini yenilemeyi ve bu yenilenmede ki, materyalleri elde etmek kaygısından başka derdi tasası olmayan insanları- “üretmeyi” amaç haline getiren “güdük zihniyet”e ayak uydurmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.

Yine gündeme gelen konulara atfedersek; “birbiri ardınca uçuruma atlayan koyun”luktan başka bir şey değil…
Daha içe dönersek; kendisinden “muhafazakar” diye bahsedilen “mü’min” lerin, modern hayata olan “ayak uydurma” gayretlerini, neye göre değerlendirsem, nasıl yorumlasam, öce bilemedim…Ama bildiğim bir şey vardı ki, yazarımızın(!) değerlendirdiği gibi, “estetik kaygılar”la olmayacaktı değerlendirişim…

Modern zamanlarda İslamî varoluş, kendisini, ya “Müslüman bireylerin dindarlığını cahilî hayat tarzının gündelik talepleri ile uyum içinde*” kılarak, ya da “sistemin içinde ama sisteme dahil bulunmayan kapalı dindarlık*” tasarımı ile açıklamaktadır.

Bu tespit, ayaklarımızı hangi noktada sabit kılmamız gerektiğine dolaylı bir vurgudur. Hatta cahiliye dönemindeki “insan yaşamı”nın da tekerrürüdür.modern zamana da kendimizi nasıl algıladığımızı ve neye göre yaşadığımızı düşündüğümüzde/sorguladığımızda (umarım yapıyoruzdur) esasında olmayı istemediğimiz kuyuların kenarında dönüp durduğumuzu fark ederiz. O kuyudan uzaklaşmanın tek yolu “tevhid” ile “modern gereklilikler”i asla birbirine karıştırmadan, hatta “buluşturmadan!” ayırd edebilmenin “eyleme dönük” bir yolunu bulmaktır.
Zygmunt Bauman’a göre sosyoloji, “insan eylemlerini geniş çaplı oluşumların öğesi olarak görmektedir; oluşumlar; yani karşılıklı bağımlılık ağları, eylemin karşılıklı koşullayıcılığı ve faillerin özgürlüklerinin genişlemesi ya da daralması**”….işte durumumuzu en iyi ifade eden sosyolojik bakış… Ama olması gereken değil, olan… ‘Allah’a karşı sorumluluk bilinci’nde olanların talib oldukları ise her zaman “olması gerekendir”. Yani “özdoğru”…Yine Bauman; “eylemini düşünme biçimi, kişiye, bütün diğer eylemlerini anlamlı kılması için bir model hizmeti görür.**”der. Bu cümleden olmak üzere ‘Allah’a karşı sorumluluk bilinci’ , modern zamanda da yaşasak, taş devrinde de olsak, hassasiyetlerimizi her daim eylemlerimizle görünür kılmayı beraberinde getirir. Bu durum ahlâki bakış açısından ziyade, imânî boyuta vurgu yapar.


Tüm bu öngörülerin ışığında hâkim durumu değerlendirmeye çalışırsak; vahiy döneminden günümüze dek “eylem”i düşünme biçimimizin ne çok değiştiğini ve buna bağlı olarak da öteki bütün eylemlerimize bu biçimin nasıl bir model teşkil ettiğini anlayabiliyoruz. Alışmışlıklarımızın rutinleştirdiklerini sorguladığımızda attığımız her adımın, düşünce yapımızı farkında olmadan nasıl da “geliştirdiğini” ve şimdi içimize dönüp baktığımızda kendimizi hangi mecralarda gördüğümüzü bilmem ki kaçıncı kez sorgulasak? (yoksa bu ilk mi?) Neyi nasıl değerlendireceğimiz birbirine bu kadar karışmışken mümkün mü? O hale gelmişiz ki, “nübüvvet akîde ile ahlâkın kavuşmasına ve en az bir insanda temsil edilmesine yönelmişken ve ilahi irade ahlâkın akîdeye rücû etmesini dilemekte*”yken, biz, durumlara tamamen “estetik kaygı” ile bakabilme cesaretini(!) gösterebiliyoruz.

Bunca uzayan cümleler aslında neyi anlatmayı amaçlıyor? Colgete, ya da tesettür mayosunu bu cümlelerin neresine koymamız gerekiyor, buna dilerseniz siz karar verebilirsiniz. Lâkin benim bu yazının herhangi bir yerine eklemeyi amaçladığım, içinde tesettür mayosu ve Colgete’in misvak özlü macununun geçeceği cümleler şunlardır: Eğer bir ahlâk kırılması söz konusuysa, modern zamana atfetmekle ve içimizde ki üstün iyileri menfaatlerimiz doğrultusunda dışarı çıkarma gayretlerimizle bu kırılmayı onarabileceğimizi düşünmek sorumluluk, bilinç, Allah ve de iman kelimelerini yanlış anlıyoruz demektir.

Çok sâfiyâne bir biçimde mezkûr diş macununu alacak olmamız saflığımızın değil, düşüncesizliğimizin göstergesidir. Amerika patentli bir ürünün, “sünnet”lerimizi “kullanması” bizim “imanımızı” sömürmeyi açıktan açığa yürütmesi demektir. Daha çarpıcı bir söylemle; her abdestten sonra sünnet olduğu üzre misvaklanalım derken, Colgete misvakla dişlerimizi Iraklı çocukların etlerine geçirmenin hiçbir savunulur yanı yok!

Ve dahi tesettürü farz kılan bir Allah’a iman edip, modada yer alan kimi “tesettür ürünleri” ni değerledirirken tek bakış açımızın, tek kaygımızın “estetik özellik” oluşu, düşüncelerimizi, hislerimizi, görüp gözettiklerimizi, anlamımızı, imanımızı, kendimizi…yedi kat yerin dibine sokmaktan başka bir şey değildir.

………………………..

* Ahlak Ayaklanması, Haluk Burhan
** Sosyolojik Düşünmek, Zygmunt Bauman

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

günümüz tanımıyla modernizm...

Modern hayatın tam olarak ne olduğunu kavramak lazım. Tanımını net bir şekilde yaptığımızda, nerde yanlış yaptığımız ortaya çıkacaktır. Modern hayat günümüz insanının dilinde; gerekliliklerin haddi aşması, lüzumsuzlukların “tüketim çılgınlığı” sayesinde hayatımıza dolması, her şeyin daha fazlasına talip olmak, yenilenmek; mesela; bir ayakkabıyı ihtiyaç olduğu için değil, yeni kıyafetinin rengine uysun diye satın almak ( ki “satın almak” ifadesi, bilinçli olarak yapılan bir eyleme delalet etmekte iken, satın alınan şey aslında bilinçsizce bir tüketimdir. Yani bilinçli bir eylemi bilinçsizce bir harekete dönüştürmektir.), mesela; dün alınan cep telefonu ihtiyacı karşılamakta iken, bu gün çıkan yeni bir modeli satın almak. Bu örnekler ila ahir devam eder gider.. benim kastettiğim modern hayat bu.. yoksa modern hayatın içinde diye ihtiyaçları tamamen hayatımızdan çıkarmak değil. Yani elbette gerektiği ölçüde, bilinçlice ihtiyaçlarımızı karşılamamız, hayatımızı idame ettirmek anlamında doğrudur, yanlış olan, modern hayatın bize dayattığı lüks, tüketim, daha fazlasını isteme durumudur.. aslolan , modern hayatın bize dayattığı ölçü olmamalı, herkes kendi standartları dahilinde ölçüyü belirlemelidir.

Ve sayın Vakti_südur,
Madem ki sözlerimizi birbirimize iletebilmemiz mümkün olmuştur, öyleyse burada konuşmamız gereken, şeytanın görevlerini nasıl yaptığı değil, bizim hangi görevlerimizi yapmadığımızdır. Ve bu çerçevede yapmamız gerekenleri belirlemektir.

Sünnetullah gereği ( Kitabullah’ı delil göstererek) Allah Azze ve Celle, kullarına “şu durumu neden düzeltmedin”sorusunu yöneltmez/yöneltmeyecektir. O, beynimizle diğer azalarımız arasındaki bağdan sorumlu tutmuştur bizleri. Yani akletmek ve gayret etmektir bize düşen. Büyüklerimizin dediği gibi: “gayret bizden, tevfik Allah’tan” dır.
Yaptıklarımızın bizi sonuca taşımayışı, o eylemi terk etmemizi değil, daha iyileriyle desteklememizi gerektirir. Kuru kuruya boykot yapmak elbette bir yere ulaştırmaz bizi, ki ulaştırmamıştır da.. Zira bu, cahiliye döneminde ki hanif dini mensupları gibi, bildiklerini kendi içinde yaşamak durumundan başka bir şey değildir. Boykot, eylemlerimizden yalnızca biri olmalıdır belki, ama belirttiğiniz gibi “şuur” tüm bu eylemlerimizin ana kaynağı olmalıdır.

Misvak Kokulu Haşamalar!

İki konuya önce tek tek yaklaşalım;

Misvaklı diş macunu konusu:
Şahsi kanaatime göre bana hiç cazip gelmeyen ama ilk piyasa dağıtımı yapıldığında olaya
-tövbe tövbe! diye yaklaşanların dahi merakına yenilip rafları boşaltacağı bir ürün. Bence bu ürünün Vakko'nun çıkardığı türbanlardan ya da Roman'ın pardesölerinden bir farkı yok.

Soruyorum hangimiz aynı firmanın ürünü olan
-Mis oso, Temiz Oso, Fabuloso! reklamlarından etkilenip(ki reklamlarda islami ögeyi bırakın, Türk kültürüne ait herhangi bir unsur dahi yoktu) evini püfür püfür menekşe kokularıyla yıkamadı? Ya evinde Palmolive şampuan kullanan yok mu? Bu markalar Türkiyede bu derece pazar payını elde edebilmek için kimi ve neyi kullandılar? Aslında kullandıkları birşey vardı ki gözden kaçan, 114 yıllık bir Türk Şirketi olan Hacı Şakir'di.

Velhasılıkelam, misvaklı diş macunu güzel bir fikir. Keşke akıl edebilseydi de, taklit etmek yerine bu ürünü Sanino çıkarsaydı ve Türkiye dahil Ortadoğu pazarına şöyle hızlı bir giriş yapsaydı.

Tesettür Mayosuna dair;

Tesettür ve Mayo yanyana gelmemesi gereken iki kelime aslında. Biri kapamaya diğeri açmaya yönelik olunca ortaya çıkan tamlama nötr ve anlamsız birşey oluyor. Tesettür mayolarının estetikten uzak hatta gülünç olduğu konusunda hemfikirim. Hele bir de yüzde 80 i yüzme bilmeyen Türk Kadınları Mickeyli kolluklar ve Winny The Poohlu Can Simitleri takınca üzerine -Vah Vah! dedirecek komik ve acınası manzaralar çıkıyor ortaya. Anlayamıyorum, bu ürünleri çıkaran firmaların hiç mi estetik bilgisi, kumaş beğenisi, modelisti, sitilisti bilmem nesi yok mudur?
Hah işte burada asıl mesele kendini gösteriyor. Üreticilerin Ticari kaygı dışında başka birşey gözettiklerini düşünmüyorum. Bu ürün asrın keşfidir belki de! Hiç bu kadar talep gören/hor görülen, Sevilen/alay edilen ve gündemde kalan ve ticari rant sağlayan ürünümüz)keşfimiz) olmuş muydu? Hem de Hiç bizden olamayan bir pazarda
-Biz de varız! diye şaşkın bir cesaretle göğsümüzü gere gere ortaya çıkacak kadar.

İki konunun ortak yönü şudur;
Ticaret ve Sömürülen değerler...
Farklı yönü ise;
Biri o yandan biri bu yandan...

"Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"

modern dürtüler mi, estetik kayg1lar m1?

Elif Hanım,
Yorumunuzu okuduğumda “acaba derdimi tam olarak izah edemedim mi?” diye kaygılandım doğrusu. Zira, hem misvak özlü macuna, hem de tesettür mayosuna olan yaklaşımınız böyle düşünmeme neden oldu.

Müslümanlar olarak neyi neden yaptığımızı sorgulamalıyız, evet…ama bu sorgulamayı doğru sorularla yapmak sonuca netlik kazandıracaktır. Yoksa beyhude bir uğraşı olmaktan öteye geçmez. Misvak özünün diş macunu olduğu durumlarda bir işe yaramadığı uzmanlarca belirtildiği halde, bu ürünü kimin piyasaya sürdüğü önemli olmasa gerektir. Yani bu durumda ‘sanino’nun parlak fikri sonucu ortaya çıkmış bir ürün olsaydı da, almamızı gerektiren bir durum söz konusu olmamalıydı. Zira, kutsallarımızı ve zaaflarımızı sömürenin kim olduğu, tavrımızı değiştirmemizi gerektirir mi? Kaldı ki, benim eleştirdiğim nokta; modern hayatın tüketimi içimize işlemeye çalıştığı – hatta artık işlediği- şu dönem de, alışverişlerimize de –ki, artık hayatımızın tamamı alışverişlerimizle sınırlanır oldu- müslümanca bir bakışla yaklaşmamız gerekirken, tam aksine, kendimizi “tüketilebilir insan tipi ” haline getirdiğimizdir.
Bu bağlamda, tesettür mayosu da estetik olmuş ya da olmamış, fark eder mi? Yani eğer gayet estetik bir görünüme ve kumaşa sahip tesettür mayoları piyasaya sürülse, “tesettür ve mayo” kelimelerinin birbirlerine olanca zıtlığı ortadan kalkacak mı? Hayır…öyleyse estetik olmayışı hiç mi hiç sorun değil. Sorun, bizim tesettür mayosuna “estetik kaygı” larımızla baktığımız noktada başlıyor. Nerede biteceğini ise bilmiyorum…