renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

-Dâr Gazeli (1)

Vech-i zıll-ı bârid-i mevte nazar eden dûst-i vefâ-dâr
Buyân-i ‘cihânda intisâr-ı ecsâda reng-i sefâ-dâr

(Ölümün soğuk gölgesinin yüzüne bakan vefalı dost,
Ölü bedenlere yayılan berrak rengin, cihanın kokularındadır.)

Şâ’irimiz; gazelimizin ilk/matla’ beytinde, soyut kavramlar kullanarak somut nesneleri mistik aleme çekmek istemektedir. Vech-i zıll-i bârid-i mevt, ölümün soğuk gölgesinin yüzü demektir. Ölümün yüzü, hücrelerin işlevlerini yitirmesi nedeniyle soğuk; bedenin aslî şeklini her geçen lahza kaybetmesi hasebiyle de gölgelidir. Ölüm vukû’ bulduğunda sâkit olan beden ağır ağır fonksiyonlarını kaybeder.

Tıbbî eski inanışlara göre; ölümünün başlangıcında cesedin ilkin saç, sakal vs. aksâmı uzamasını durdurur. Yedinci günde etle kemik ayrılmaya başlar. Kırkıncı gününde ise vücûdun hücreleri tamamen saf dışı kalır.

Dûst-i vefâ-dâr; Farsça-Arapça-Farsça menşe’li birleşik bir söz grubu olup, vefalı dost anlamına gelir. Vefalı, dost ölümün soğuk gölgesine bakmakta, dünyevî nimetlerin geçici zevklerini idrak ederek ömrünün kıymetini ve sahibini daha iyi tanımaktadır. Nazar etmek birleşik fiilini bakma, bakış atma gibi sözlük anlamlarında düşünecek olursak karşımıza çıkan tablo ölümden ibret almak şeklinde resmedilecektir. Ancak beytin bu temel anlamı dışında nazar etmek birleşik fiiliyle tasarlanabilen ıstılâhî anlamı da söz konusudur. Şâ’irimiz sihr-i halâla baş vurarak beytimizi iki anlama da gelebilecek şekilde kurgulamıştır.

Tasavvufta nazar etmek; mürşidin mürîdine teveccüh etmesi, ilgi göstermesi onu hal ehli görmesi demektir. Husûsen melâmîlikte nazarın kıymeti ehemdir. Mürîdin ta’bîri câ’izse imtihanı geçmesi bu nazara bağlıdır. Mutasavvıflar ben zamirini fakîr; sen ve siz zamirlerini de nazarım ve nazarlarım sözleriyle karşılarlar. Mürşidin ilgisini yitirmeye nazardan düşmek, teveccühünü kazanmaya nazara uğramak, hâl makâmınca taltîf edilmeye safâ-nazar edilmek denir. Yine ehl-i tasavvuf safâ-nazara temiz ve saf bakış, kem-nazara kötü bakış, sâhib-i nazara ermiş insan derler. Buna göre beytimizin ilk mısra’ında söz konusu edilen kişi mürşid-i kâmilden başkası değildir. Mürşid, ölü bedenlere nazar gücü sayesinde sirayet etmektedir. Bu sirayet de menşe’ini, cihanın kendisinden almaktadır.

İnsânî güçleri aşan bakışa nazar, verilen soluğa nefes, temasa ise mesh adı verilir. Beyti çok yönlü algılamaya muhatab kaldığımız takdirde nazarla Hazreti Îsâ’ya telmîhte bulunulmuş olur. Gerçi Hazreti Îsâ; divan şiirinde daha ziyade nefes ve meshle anılır. Ancak her hâl ü kârda nazarla nefes ve temas arasında mucize, keramet ve istidrac yönlerinden ötürü sıkı bir münasebet söz konusudur. Bu bağlamda düşünüldüğü takdirde nazar sahibi mürşid- kâmil, nefes sahibi İsa Peygamber olur. Bu rabıta mevt, ecsâd kelimeleriyle de pekiştirilmiş olur. Tevriyeli anlatıma sahip olan beytimizde dûst-i vefâ-dâr terim anlamıyla Hazreti İsa’yı işaret eder ki ölü bedenlere yayılan nefesi klasik şiirimizce yeni kabul edilebilecek bir mazmûnla reng-i sefâya dönüşür. Bûyân-ı cihân ile reng-i sefâ sâhibinin İsa (A.S.) olduğunu farz edecek olursak karşımıza yeni bir dîn ve bu dînin muntasıbları çıkacaktır.

Evrensel kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de bahsi sıkça geçen Îsâ (A.S.), Benî-İsrail’in son peygamberidir. (Nisâ-163, 171; En’âm-85; Mâ’ide-75; Hadîd-27; Âl-i ‘İmrân-48,49)

Babasız doğan (Âl-i ‘İmrân-45, 47, 59; Enbiyâ-91; Mü’minûn-50; Meryem-17, 23) İsa (A.S.)’ya İncîl verilmiştir. (Âl-i ‘İmrân-48; Hadîd-27; Mâ’ide-46)

O, Allâh’ın rasûlu, kelimesi, rûhu ve kuludur. ( Nisâ-163,171,172; En’âm-85; Mâ’ide-75; Hadîd-27)

Hz. İsa (A.S.)’nın; ölüleri diriltmek, kuşlara can vermek, körleri iyileştirmek, su üstünde yürümek, bebekken konuşmak gibi mu’cizeleri meşhurdur. (Bakara-87,253; Mâ’ide-109,115; Âl-i ‘İmrân-46,49; Meryem-27,34,36)

Otuz yaşında nebevî çağrıya başlayan İsa (A.S.)’ya üç yıllık zaman zarfında ancak on kişi inanmıştır ki; bunlara havâriyyûn denir. Kendisini Roma kralına gammazlayan havarilerinden biri benzerliği sebebiyle O’nun yerine çarmıha gerilerek yakılmış; İsa (A.S.) ise Allâh tarafından mirâca çıkartılmıştır. ( Âl-i ‘İmrân-54,55; Nisâ-157,158)

İnancımızda İsa (A.S.) kıyamete yakın yeryüzüne inecek, mehdi ile iş birliği yaparak Deccâl’i öldürecek, domuzu ve haçı kırıp geçirecek, yer yüzünü İslam nuruyla aydınlattıktan sonra sıradan bir beşer olarak can verecektir. (Zuhruf-61 ve Bûhârî-Müslim menşe’li hadis kitaplarının mesîh bölümleri)

Divan şiirimizde İsa (A.S.); daha ziyade dem ve nefes mazmunları eşliğinde Mesih, Rûhu’l-Kuds, Rûhu’l-Kudüs lakaplarıyla anılır. Bazen sevgilinin can veren, bağışlayan dudakları, diriltici bir rüzgar olan sabâ yeli de İsâ’yı telmîh eden kavramlar olarak karşımıza çıkar.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

İTİRAZ EDİYORUM!

'' İnancımızda İsa (as) kıyamete yakın yeryüzüne inecek, mehdi ile işbirliği yaparak deccali öldürecek, domuzu ve haçı kırıp geçirecek, yeryüzünü islam nuruyla aydınlattıktan sonra sıradan bir beşer olarak can verecektir. ''

Yukarıda bahsi geçen önermeler itirazımın temelini oluşturuyor. Sözde, inancımızda bunların varlığından bahsedilmiş yani, itikadımızın bir parçasıymış gibi sunulmuş ama Kuran'a baktığımızda böyle bir itikad esasımızın olmadığıyla karşılaşıyoruz. Aksine biz bahsi geçenleri ( İsa'nın dönüşü=mehdi, deccalle savaşı ) dinlerini tahrif edip oyun ve eğlenceye çeviren ehli kitabın söyleminde görüyoruz.

Yukarıda konu ile ilgili verdiğiniz tüm ayetlere ve içinde geçtikleri konuların bütününe baktığımızda, Hz. İsa'nında tüm beşerler gibi bir beşer olduğu, onu öldürmek için çaba gösterenlerce öldürülemediği ama nihayetinde Rabbinin takdiriyle onunda öldüğünü okuyoruz Kuranda.

İlginç olanı, özellikle Ali imran 42 den başlayıp 65. ayete kadar bir bütünlük içinde, sürecin nasıl geliştiği anlatılırken:

55- Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim ve kendi nezdime yükselteceğim, seni inkar edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında ben hükmedeceğim.
...
58- Bu söylenenleri biz sana ayetlerden ve hikmet dolu Kurandan okuyoruz
59- Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona '' OL! '' dedi ve oluverdi.
60- Gerçek Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma.
61- Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere deki: Geliniz, sizler ve bizlerde dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı bizde kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı bizde kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelimde Allah'tan yalancılar üzerine lanet dileyelim.
62- Şüphesiz bunlar doğru haberlerdir. Allah'tan başka ilah yoktur. Muhakkak ki Allah, evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.
...
Yukarıda geçen ayetlerde İsa (as) konusunda kime inanmamız gerektiği açık bir dil ve büyük bir tehtidle bildirilmiş. Ve Maide suresinde 109. ayetten başlayarak Rasullerin sorgulanması anlatılırken, örnek rasul olarak hz. İsa seçildiği için, bir daha hayatı ve başına gelenler tüm ayrıntıları ile anlatılıyor ama ne deccale, ne mehdiye nede dönüşe ilişkin bilgilerle karşılaşmıyoruz.

Şimdi özelde Hz. İsa'nın dönüşü meselesi, genelde ise '' doğru bilgi kaynağı '' olarak neyi kabul ediyoruz, bizim '' inancımızı/itikadımızı '' ne belirliyor kardeşlerim; biz nelere iman etmekten sorumluyuz biliyormuyuz ve buna gereğince riayet ediyormuyuz diye sormak istiyorum?

Son olarakta, Osman Koca kardeşimizin, Hz. İsa'nın dönüşüne delil olarak sunduğu ayete bakalım:

Ali Bulaç 61- Süphesiz o, kiyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kiyametten) yana hiç bir kuskuya kapilmayin ve bana uyun. Dosdogru yol budur.

Diyanet Vakfi 61. Süphesiz ki o (Isa), kiyametin (ne zaman kopacaginin) bilgisidir. Ondan hiç süphe etmeyin ve bana uyun; çünkü bu, dosdogru yoldur.

Edip Yüksel 61. O (Isa), Saat hakkinda bir bilgi kaynagi ve isarettir. Öyleyse onun (zamani) hakkinda kusku beslemeyin ve beni izleyin. Dogru yol budur.

Elmalili Hamdi Yazir 61-Gerçekten o (Isa) saat için bir ilimdir (kiyametin yaklastigim gösteren bir bilgidir). Onun için sakin kiyametin geleceginden süpheye düsmeyin de bana uyun, iste tek dogru yol ancak budur.

Süleyman Ates 61. O, kiyametin kopacagini gösterir bir ilimdir. O sa'atin geleceginden hiç süphe etmeyin, bana uyun, dogru yol budur.

Yasar Nuri Öztürk 61 Hiç kuskusuz o, kiyamet saati için bir bilgidir. O halde sakin o saat hakkinda süpheye düsmeyin; bana uyun. Dosdogru yol budur.

Yukarıda, değişik çevirilerden alınmış, Hz. İsa'nın döneceğinin delili olarak verilen zuhruf suresi 61. ayeti. Bu konuda, Muhammed Esed'in meal-tefsirine baktığımızda ilginç açıklamalar da buluyoruz :

61. BAKIN, bu [ilahî kelâm] Son Saati[n geleceğini] bildiren bir araçtır; (48) o halde (Son Saat) hakkında hiçbir şüpheye kapılmayın ve Bana uyun: dosdoğru yol [yalnız] budur.

48 - Müfessirlerin büyük bir kısmı innehû'daki hû zamirinin ("o") Hz. İsa'ya yönelik olduğunu söylemelerine ve bu nedenle yukarıdaki ifadeyi "o (Hz. İsa,) Son Saat'i [yani Son Saat'in geleceğini] bildiren bir araçtır" şeklinde yorumlamalarına rağmen bazı otoriteler -mesela Katâde, Hasan Basrî ve Sa‘îd b. Cubeyr (ki hepsi de Taberî, Beğavî ve İbni Kesîr'de nakledilmiştir)- zamiri Kur'an'a irca etmişler ve ifadeyi benim yaptığım çeviride yansıtıldığı şekilde anlamışlardır. Yukarıdaki bağlamda Son Saat'in özellikle zikredilmesi, insanın Allah'a karşı nihaî sorumluluğunu ve bundan dolayı ibadetin yalnız O'na yapılması gerektiğini vurgulamak içindir: o halde bu ara pasaj, mantıkî olarak, Hz. İsa'nın ilahlaştırılmasına ilişkin değinmeden sonra gelir.

Velevki, O zamiri hz. İsa'ya yöneltilsin. Elbetteki Hz. İsa'da, Hz. Muhammed'de, Hz. Kuran'da kıyametin delilidir; onlardan şüpheye düşmeyelim; ama buradan hiçbir türlü '' İsa (as) geri gelecek deccalle savaşacak önermesi ve buna işaret eden bir sır(!) çıkmaz.

Ben müslümanlara gaybi konularda Kuranı okumalarını ve O'na inanmalarını öneriyorum; çünkü, Rasulün ve Kitabın öneriside bu. Yani ben doğru öneriyi yineliyorum sadece, tabi inançlarını herkes dilediğince belirleyecektir; bu yalnızca bir uyarı çabasıdır. Allahu alem diyerek, günahlarımız için bağışlanma dileyelim.

( Ayrıca şunuda ilave edeyim: Meryem 33- '' Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır. '' )

Selamünaleyküm

KABUL EDİLMİŞTİR

Esselamü Aleyküm;
Sayın Rüştü Hacıoğlu, sizi anlıyorum ve fakat ne ki siz beni hâlâ anlamamakta ısrar ediyorsunuz.
Yazdıklarınız yeni şeyler değil ki güzel dost!
Bunları ben de biliyorum.
Ziyadesini de ayrıca.
Ne ki siz hâlâ "edebiyat ile din" arasındaki ayrımı idrak edemiyorsunuz.
Ben fakîh ya da sûfî değilim.
Bir edîb altı üstü.
Sanırım mesele mevzuha kavuşmuş olmalı artık.
Bırakın ahkam kesmeyi lütfen.
Varsa yeni şeyler söyleyin.
Yoksa oturup biraz gazel şerh edin.

Ve aleyküm selam.

Bu Gazel'i Yorumlayan Sanatkar'a Can Kurban

Sayın Hocam,

Arasında dağlar kadar fark varmış gibi görünen ölüm ile yaşam. Aslında yaşarken öbür tarafın mucizelerini anlamamak için insan çok zor şeyler yapsa gerek ki ancak öyle anlayamaz. Bu sefer ki beyt en beğendiğim oldu. Saygılar...

Oğuzhan Tanrıver.