helal organik tavuk





Davos’ta “Bir Millet” Kalktı ve Yürüdü!

30 Oca 2009
Yazan: Ümit Demir

Diplomasiyi öne sürecekler…
“Ama arabuluculuk görevimiz tehlikeye girecek”, bahanesinin arkasına sığınılacak…
“Uluslararası arenada etkinliğimiz azalacak”, diyecekler…
İsrail’i düşman bellemek ABD’yi karşına almak, korkaklığını gösterecekler…
Kısaca ‘kul’dan duble duble tırsacaklar, Allah’tan zerre miskal korkmayacaklar!

Diplomasinizin işlemesi için kaç bebek kanının daha “yağ niyetine” kullanılması gerekiyor beyler!
Nezaket kuralları deyip görgü kuralları deyip eşinizin/kızınızın başkalarının kollarında gezmesine daha ne kadar göz yumacaksınız beyefendiler!
Saflık ölçüsünde aptallık ile nezaket sahibi onurlu bir beyefendi arasında kocaman bir fark olması lazım değil mi?

Barış yolu kapandı diyorlar. Hangi barış yolu bu! Bilmem kaç devletten müteşekkil BM’nin bile sağlayamadığı barışın yolu mu? O yolu mu tıkadı Davos’taki bu tepki!

Hangi arabuluculuk peki sekteye uğrayan? Başbakan ne diyor; “Son Gazze saldırısından 4 gün önce İsrailli yetkililerle görüştük, belli bir anlaşma zemini aradık ve kendilerinden cevab beklemeye başladık. Fakat ne yazık ki bize cevab verme zahmetinde bulunmadılar ve savaşa giriştiler.” Bu mudur arabuluculuğun meyvesi? Adamdan bile sayılmamak, öyle mi?

Kibri en büyük ahlâki zafiyet sayan bir kültürün ferdleriyiz. Tek bir istisnası vardır kibri göstermenin, eğer kibirliye karşı kibrini yüzüne vurmak içinse!

İsrail’le ilişkilerin sonunu düşünen Yahudi kırmaları acaba Peres’in Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına karşı takındığı tavrı içlerine sindirdiler de mi olayın o tarafını göz ardı ediyorlar? Yoksa “Bizim için Başbakan sadece bu ülkenin zencisidir. Onu boş verin, yeter ki efendilerimiz bizden memnun olsun” mu diyorlar!

Başbakan ilk konuşma hakkı sırasında sakin sakin ne kadar da güzel anlattı aslında tüm yaşananları. Peres’in suratını şekilden şekle sokarak hem de! Gazze’de bir abluka vardı, açlık, hastalık ve gepegenç ölümler vardı. Bu konuşmadan güç alan Arab ligi sözcüsü de dövmeye devam etti İsrail cumhurbaşkanını. Söylenen gerçekler, yarası olanı öyle bir cazgırlaştırdı ki yaşına başına bakmadan nasıl da bağırıp çağırmaya başladı gördük hepimiz. Yalanlar üzerine bina edilen bir konuşma ile dünya halklarını, gözlerinin içine baka baka kandırmayı denedi yine. Başaracağını sandı, hatta alkış da aldı!

Ama elde tutulması zor olan o “kor” yürekte de duramazdı elbet! Erdoğan’ın yanan yüreği hem insanlığı yalanlarla kandırmaya çalışana hem de onu fikirsizce alkışlayanlara gereken dersi verecekti.

O kalkarken bir millet de kalktı ve yürüdü!
O yürürken bir millet de yürüdü ve büyüdü!
O büyürken bir millet de büyüdü ve küçüldü tüm dünya

Bugün kimse olumsuz bir şey söylemesin lütfen.
Bugün, benim ve hemen hepimizin onurlu duruşu, zalime karşı hakkı haykırışı, mazimizde nelerin var olduğunu, özgür ve bağımsız konuşabilmeyi hatırlayışımızın zirvelerinden bir zirvedir.
Bırakın birazcık, bir an dahi olsa burada duralım! Çünkü bunu yaklaşık yüz yıldır bekliyorduk…
Sadece “futbolla” olmuyor artık!

Tags:

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Nasılsak Öyle...

Ne kadar güzel. Hakkı, mazlumu savunan bir başbakanımız var. Öyle ya "nasılsak öyle yönetiliyoruz" işte.

Evet, nasılsak öyle yönetiliyoruz. Toplumsal ikiyüzlülüğmüz, devletin zirvelerine kadar tırmanmış durumda. İnsan önce kendinden olana alış tutar elbet. Ama aklına sormak gelmez, başka toplumların hakkını savunan kendi toplumundan olanları ne kadar savunabilmiştir. Başbakanın aklına gelmeyen, şakşakçılarının aklına hiç gelir mi ki?

Israrla, ankete yaptığım yorumun bir benzerini yapıyorum. "Dinime söven, bari müslüman olsa" demişler. Kime, neye hiddetleniyor başbakan. Önce Sayın Peres' e. Neden? Zülmetmiş diye. Hani zülme rıza zulümdü. Neden bu ülke vatandaşları, sizce! öteki kesimler haksızlığa uğadığında bu cengaver duruşunuzu göstermediiniz, biz gençlere önderlik etmediniz de, toplumsal ikiyüzlülüğün, kendi hayatımızda da yerleşmesine izin verdiniz. Adama demezler mi, Filistin' i kendinden gören sizler, başbakanı alkışlayanlar, neden Kürtleri kendinden görmüyor, onlara yapılan bunca baskıya neden bugüne kadar sessiz kalıyor diye.

Mesele din ve dini özgürlükler olunca, statükonun, bürokrasinin tam karşısında konuşlananlar, mesele diğer grupların özgürlüğü olunca statükonun, bürokrasinin tam yanında yer almaları ne kadar doğru bir davranıştır.
Muhafazakar kesimin artık bunun eleştirisi yapmasını zamanı gelmedi mi?.
Yoksa hala bu ülkenin tek sorunu başörtüsüymüş gibi davranmaya devam mı edeceksiniz?. Değerli abilerim, ablalarım?


70'li yıllara gittim sağolun

selam ile;
yorumların tümünü şöyle bir okur oldum.. yaşım geçkin.. resmi tevellüdüm 1962.. rahmetli anama göre ise biraz karışık.. cemal gürsel tahta çıkmış ben doğarken.. koç katımıymış.. ama mevzu bu değil..
70'ler heyecanlı yıllardı.. sürekli takıldığımız bir kahvehane vardı.. dedik ya heyecanlıydık.. ne tartışırdık ama.. tartışmalarda kimi zaman gazete köşe yazarları tanığımız, delilimizdi kimi zaman siyah beyaz tv.. hızımızı alamaz ayetlerden hadislerden deliller devşirirdik.. o da olmaz ise kâfir, sapık, satılmış vs. adlandırır işin içinden çıktığımıza hükmederdik.. öyle ya kolay mı vatan kurtarıyorduk.. hükümet yıkıp hükümet kuruyorduk.. o da yetmez devlet kurardık.. biz neydik ya! ihtiyarlamışım.. iyi oldu bu yazılanları okuduğum.. en azından davos'un bir partinin yükselen trendine taş koymak için yapıldığını öğrenmiş oldum.. eh bir yaşıma daha girdim.. elbet kolay değil.. insan yaşlı olunca çabuk uyuyor.. uyandığında da meğer neler olmuş neler.. kimi 5 boynuzlu otellerde evladını evermiş.. kimi vezaret makamına oturmuş.. kimi holding sahibi.. kim bilmem ne.. biz güya ucuz kavun derdinde değildik.. diğerleri.. bizim dışımızda kalanlar hep ucuz kavun peşindeydi.. öyle bilir, öyle söylerdik.. Allah beni affetsin geçmişteki tartışmalarımdan ötürü.. Allah sizlere de sabır versin.. delillerinizi kavi kılsın.. hürmetlerimle..
c.ç


davos'a 12 gün kala!...

Selamunaleykum,
Afet ılgaz'ın davos'tan 12 gün önceki köşe yazısını* okuyunca, yada son 7 yılı duygulardan ziyade akıl ile mahkeme edince, "davos" beni heyecanlandıramıyor...

maasalam...

* http://www.milligazete.com.tr/makale/saadetin-onunu-kesecekmis-111407.htm


particilik derken?

benim anlamadıgım su ifadeyi açıklar mısınız? ne demektir "iş particiliğe dönmüş bile"???

zaten burda siyasi bir partinin lideri oldugu için basbakan secilmiş bir sahsın tavrını tartısmıyormuyuz? mesele zaten siyasi yada mesele zaten particilik! ama siz gec anlıyorsanız bakın işte, ona hiiç karışamam,karışmamalıyım da, her türlü özre saygım mevcut...
yazdıklarınızdan (ve yukarıdaki bütün yorumlarınızdan) sunu anlamak için çok da zeki olmaya gerek yok, sadece kendinizin at gözlüksüz baktıgını,sadece kendinizin olayları dogru düzgün analiz edebildiginizi düşünüyorsunuz, yukarda abdullah tahir beyin yazdıklarına yaptıgınız yorumları okurken de aynı seyi hissettim...
baskalarının analizlerine saygı duymayabilirsiniz amenna, ama o zaman niye zaten en bastan kaybetmeye mahkum ettiginiz yorumlarımızı okuyup tekrar yorum yazma zahmetine katlanıyorsunuz ki?? sizin gibi herseyi en iyi bildiğini sanıp, "dogru olan"a değil de, yek dogru olarak gordugu kendi yorumuna göre degerlendirme yapan yorumcular için, bu acaba komplex bastırmaya çalışmanın en akıllıca metodumudur? kime ne öyle değil mi? sadece sizin sorununuz...
benim ne kendi fikirlerim ne de yorumlarım konusunda bir komplexim yok, bu yuzden gereksiz tavsiyelerinize ayna tutuyorum, umarım yansırlar size dogru...

neyse, yukaridaki yorumlardan bir diğer farkettiğim de sudur, lafı uzatıp, laçkalaştırıp kendi seviyenize indireceksnz...ama ben yukardaki arkadasın hatasına düşüp size cevap vermeyeceğim... buda böyle biline, da da yorumunuza cevap yazmam!!!


siz terbiyenin kelime anlamını bilir misiniz?

"İlgili yazımın altına iki yorum girmişsiniz saat itibarıyle bu yorumdan hemen sonra. Maide, çelişkiye düşmeyiniz. Tutarlı olunuz"

acıklama: ben bu konuda tartısmaya devam etmeyecegimi söyledim, diğer konular yeni sayfalardır, ve yorum yazabilirim elbette.

"Üniversite öğrencisi genç bir hanıma bu tarz terbiye dışı dil yakışıyor mu? Yakışıyorsa devam etsin."

acıklama: siz kimsiniz ki beni terbiyeye davet ediyorsunuz? bi söz vardır, "dinime söven müslüman olsa" diye, nasıl uyuyor bu duruma. ben yazdıklarımda bir terbiyeszlk göremiyorum, bana su ana kadar terbiyesiz diyen ilk kişi oldugunuz için sizi tebrik ederim acıkcası:)beni herkesten iyi tanıyıverdiniz demek ki:) ne komik.

bana "maide" diye hitap etmeyin bir daha sakın! adımın da bir onuru var...

ve buyrun size bir ahd, " bir daha su yada bu konuda, su yada bu sayfada size asla cevap vermiyorum".


terbiyeye davet edenler biraz da kendilerine ayırmalı

ümitsizlik ölüler içindir!

Tüm yorumları okudum. Birilerini terbiyeye davet edenlerin kendi yorumlarının hakaretlerle dolu olduğunu gördüm. terbiyeye davet edilen kişinin yorumlarında ise hiç bir hakaret yoktu.


Bak Alper

ümitsizlik ölüler içindir!

Senin gibi düşünmeyen birine '' siz, elbette bu ülkenin kusurlarısınız'' demek hakaretin kalitelisidir.

Bahsinize konu olan kişinin hakaret olarak algıladığınız cümleleri ise ancak sizin gibi kendisini ''masum'' olarak algılayan kişilerce hakaret sayılabilir. Sakın hemen masumluk iddiasında bulunmadım demeyin. '' Karnından konuşma dedim. Hakaret mi yani bu? Halini malum etmek mi? Bu hakaretse; ki olsaydı söylemezdim.'' cümlenizden anlaşılan şudur: Bir şey yanlışsa ben onu yapmam. ben yaptıysam doğrudur.

Karnınızdan konuşmazsanız başkalarını karnından konuşmakla suçlamazsınız. Düşünüyorum ve zekamı çalıştırıyorum. Bu sebeble senin ve senin savunduğun ''sözü başka işi başka'' kişilerin düzmece laflarına ağzım açık kanmıyorum. Gövdemle anlı şanlı ortadayım. Hakkımı veya mazlumun hakkını svaunmak için destur falan istemem ben. Haddimi biliyorum ve haddimi aşanı izin almadan uyarıyorum. Siz mükemmel, size katılmayanlar ülkenin kusuru, siz akıllı, sizin gibi düşünmeyenler akılsız, siz cesur, size dur biraz diyenler korkak! Hayranım size!


Laz fıkrası gibi bir tepki

Meşhur davos gazasında, Kahramanlar kahramanı, türkün gücünü dünya aleme ispat eden pek muhterem laz kırması türk büyüğü başbuğumuz pardon başbakanımız peresin konuşmasına alkışları ile destek veren dinleyici avanesine katliyama ortak olma mealinde, "insanlık suçuna ortak oldukları" uyarısında bulundu. peki perese alkış tutanlar siyonist canilerin insanlık suçuna ortak oluyorda, ülkesinin topraklarını insan öldürme eğitimi alsınlar, öldürme yeteneklerini zirveye taşısınlar diye siyonist katil ordunun hizmetine veren bir ülkenin başbakanı ne oluyor. Konyada eğitim alan katil pilotların döktüğü masum kanı bu başkanın eline de bulaşmış olmuyor mu?

hakkaten tam Laz işi, katillere kendi verdiğin desteği gözmezden gel, alkış tutanların karşısında aslan kesil pes doğrusu.


Davostaki bir ''duruş'' değil bir ''çıkış''tı*...

Hiç kimsenin hamasetini bir kenara koyacağı yok sanırım...Ama önümüzdeki yakın günler bu çıkışın arka planını,ön planını, son planını herşeyini ortaya çıkaracaktır...Allah(cc) ferasetlerimize ve de basiretlerimize bir zeval vermeye İnşaallah!

*şahsi bir çıkış mı, bir topyekün karşı çıkışın yumruklaşmış hali mi, yoksa en son ihtimal seçim çıkışı mı olduğu mu ortaya çıkacaktır.Akl-ı selim hiçbir müslümanın(Biz Milli Görüşçülerin de) karşı çıkamayacağı bu hadise, savunduğumuz bir davayı söylem olarak savunmaya devam etse bile sayın başbakan biz bundan keyif duyarız**...Bu söylem olarak devam etse bile başbakan tarafından;buna bozulacak olan kişiler onun etrafında ve karşısında kümelendirilmiş Yahudi beslemeleridir...Ha söylem olarak kalmaya devam ederse kabağın kimin başına patlayacağı da muhakkaktır...

**keyfin de müslümanları ne kadar rahatlatacağını bilmiyorum ama bizim Karadeniz'de bir söylem vardır:''kiyif(keyif) eşşekte olur'' diye

Ne çok acı var...A.C.Z. ''Yaşamak''


Erdoğan samimidir

Erdoğan samimidir. O yüzden verdiği tepki planlanmış değildir. İyi olmuştur. Konu daha da net olarak dünya kamuoyunun gündemine girmiştir. Vicdanını devre dışı bırakmayan herkes de mutlu olmuştur.

Erdoğan şu an itibarı ile bir T.C hükümetinin verebileceği en üst tepkiyi vermiştir ve çıtayı en yükseğe çıkarmıştır. Yakın zamanda pratiğe yönelik yaptırım kabiliyetinden yeni gelişmeler kimse tarafından beklenmemelidir. Siyaset alanının daha da genişlemesi ve siyasi iradenin militer yapıyı kontrol altına alabildiği oranda daha etkili gelişmeler yaşanacaktır.

Kimse yaşananlara olması gerekenden daha büyük anlamlar yüklememelidir. İktidara talip olanlar sınırları belirlenmiş bir zeminde mücadele vermektedirler ve kendisi kalarak ilkeli davranışlar göstermek ve zik zaklar çizmemek mümkün değildir. Her fırsatta Erdoğan' ın ilkesizliğine atıf yaparak milli görüşü hatırlatanlara Erbakan Hoca' nın izlediği çizgiyi özgür bir zihinle biraz daha eleştirel değerlendirmelerini tavsiye ederim.

Yeri gelmişken meraklılarına geçmişte müslümanların gündeminde bir hayli yer tutan parti ile olurmu olmaz mı tartışmalarına bir göz atmalarını da salık vereyim.

(Alper Selçuk Abdullah Tahir tartışması A.Tahir' in pes etmesi ile son buldu. A.Selçuk yine kazandın. Tebrik ederim!

İmam Şafi der ki; bu güne kadar girdiğim tartışmalarda vaki değildir ki şunu istememiş olayım. Tartıştığım kişi haklı ben haksız çıkayım. Bunun bana üç yararı olur.
-Yanlış bildiğim bir konunun doğrusunu öğrenmiş olurum.
-Yanlış bildiğim bir şeyi başkalarına aktarma vebalinden kurtulmuş olurum.
-En önemlisi de yanlış bildiğimi kabul ederek nefse her daim zor gelen bu durum vesilesi ile nefsimi terbiye edrim.
Selam ile.)


Vakti ile Esad Hocaefendi

Vakti ile Esad Hocaefendi Hazretleri'ni dinlerken, şu hadis ile ahlaklanmanın Müslüman'a yaraşacağını emrettiğini duymuşumdur: "Allah bana mütevazi olmamızı vahyetti ta ki, kimse kimseye tecavüzde bulunmasın ve kimse kimseye karşı övünmesin."(Müslim,Ebu Davud) Dini bir delil olarak değil de daha ziyade bir ahlaki ölçü olarak aktardığım için sıhhatini araştırmaksızın yazıyorum, affola.

Öte yandan öğrencilik yıllarımdan bu yana, çeşitli mezhep, meşrep ve cemaatten kardeşlerle konuşurken ölçü ve prensip olarak "Allah'ın ayetlerini üzerinde kendilerine gelen bir delil olmadan tartışanların gönüllerinde ulaşamayacakları bir büyüklenme vardır." (Mü'min: 56) ayetini hatırlatmayı uygun bulmuşumdur. Tartışmayı devam ettirsem ne olacak? Kur'an bir ölçü olarak hepimize yeter.

Sözü uzatmak istemiyorum. Lakin 70'li yılların sonunda Kotku Hazretleri'nin konuşmalarını dinleyenler, o vakitlerde cedeli adet edinenlere Hocaefendi'nin hatırlattığı şu sözü anımsayacaklardır:

"Kim haklı olmadığı halde mücadeleyi terkederse kendisine cennetin yan kısmında bir ev verilir. Kim haklı olduğu halde mücadeleyi terkederse kendisine cennetin ortasında bir ev verilir. Kim de ahlâkını düzeltirse cennetin en üst yerinde kendisine bir ev verilir."( Ebu Davud)

Selametle...


Abdullah Bey

Abdullah Bey, yanlış anlamanızı istemem. İmam şafi alıntısı size değildi.
Tartışma da kim daha haklıydı, kim daha doğruydu bu beni hiç ilgilendirmiyor.
Kullanılan üslup, karşısındakini alaya alma ve hakaret nasıl bir şeyleri dert edinen insanlardan sadır oluyor.Bunu gördüğüm ve çok üzüldüğüm için, acaba faydası olabilir mi umuduyla kendimi bir şeyler yazma ihtiyacı duydum.Zaten önemli olan yazdıklarımız değil yaşadıklarımızdır.
Selam ile...


Estağfurullah

Estağfurullah, rica ederim... Alaycı bir üslubun Müslüman'a yakışmayacağı konusunda hemfikirim sizinle... Uyarınız için teşekkür ederim...


dünyanın gördüğü

albayrak'tan numan kurtulmuş'a
ahmedinejad'tan abdurrahman dilipak'a
hisarcıklıoğlu'ndan devlet bahçeli'ye...

hemen herkesin ortak aklı, ortak tepkisi neden aynı sizce?
bu tavrı dünya yüceltirken biz hâla üzerine politika karıştırıp limon sıkmaya çalışıyoruz.
öncesini ve sonrasını elbet konuşuruz. ama şimdi bir dönüm noktası olduğunu farketmek ve farkettirmek gerek.

sokaklarda erdoğan'ı çılgınca alkışlayan gazzeliler bilmiyorlar mıydı geçmişte ne olup ne bittiğini? onlar can verirken tayyib yine başbakandı değil mi? alınganlık yaptılar mı peki? yapsalar niye sadece tayyib'e yapsınlar; bizlere de yapmaları gerekli değil miydi? ama onlar dahi, yani bu davaya kan akıtanlar dahi ne öncesini ne de sonrasını hesab edip sevinmezlik yapmadılar.

daha bir kaç gün önce "olmaz olsun böyle karı" deyip tayyib erdoğan'ın sözünü okkalı eleştiren hakan albayrak, öncesini sonrasını bilmiyor muydu, öngöremiyor muydu?
ahmedinejad, tayyib hükümetinin kime yakın kime uzak olduğunu anlamayacak kadar saf mıydı bunca zaman?
türkiye'deki muhalefet bile bu konuda çoğunlukla destek vermedi mi?

dediğim gibi benim için ilk bölümdeki konuşması bile önemliydi. ikinci bölüm kupayı kaldırması oldu, o kadar! orada peres'in hitabı karşısında bu tepkiyi vermeseydi en başta buradaki muhalif sesler tarafından tefe konulacağını "zann" etsem acaba tayyibin bu hareketi "oy kaygısı" ile yaptığını söyleyenler kadar günaha düşmüş olur muyum?

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...


Türkün ihtiyacı olan özgüvendir gerisi gelir.

Ümit abi sen kendini boşa yıpratıyorsun. Zira bir insanın bu meseleyi bilmesi için öncelikle Türk milletinin pskiolojik yapısını, ruh haletini çok iyi bilmesi ve akabinde insan psikolojisinin bozulmasının ne demek olduğunu yada nelere mâl olabileceğini bilmesi gerekir.

Savaşlarda bile komutanlar öncelikle ordusunu zafere ulaştırmak için hasmının ordusunun en can alıcı noktalarına hücum eder ki zafere ulaşsın! Ancak, psikolojisi bozulmayan bir ordu hiç bir zaman yenilmez ya da bazı şeylerden taviz vermez! Bu zaviyeden nefes harcamamak en evlası. Çünkü, Erbakan hoca ve Devlet Bahçeli'nin ekibi anlıyor. Ama ve lakin bizim insanlarımız bunu anlamıyor! Neden anlamıyor acaba? Neden biz birbirimizi bu kadar çok didiklemeyi seviyoruz dersiniz?! Neden kötülükleri kötü düşünceler ile örtmeye çalışıyoruz. Anladığım birşeyi paylaşayım; Herkesin malumu ki, insanın iki ciheti var birincisi aklı diğeri ise kalbidir. Bir insan aklını çalıştırıp kalbini işlemeyi unutursa ya, ateist, ya dinsiz, ya imansız ya da inancsız bir insan profili ortaya çıkartır! Tam tersini düşünelim, yani aklını unutup kalbini çalıştıran bir insanın ise ne olmasını beklersiniz? Birşeyi akıl yolu ve gönül yoluyla yapamayan bir insanın yapacağı tek şey taasuptur! Yani kendilerinden başka kimseyi dindar görmez, bu memlekette kendilerini tek mümin sanıp, Allah kelamını kendilerine indirildiğini sanarlar. Yani onlardan iyi mümin onlardan iyi imanlı bir insan bu yeryüzünde bulamazsınız! Çünkü adam gönlünü gıcır gıcır etmiş aklı ne yapsın! İşte aklını çalıştırmayan guruh gönlünü konuşturuyor yer yer. Bu da bize bazı şeyleri izah etmeye sanıyorum yetiyorda artıyor bile.

Başbakanın o günkü tavrına halen "yerel seçimler için yatırım yapıyor, sinirlerine hakim olamayan bir başbakanın buyruğu altındayız, ne değişti öyle konuştu da, faturası ağır olur bu durumun" diyenlerin yaklaşımı tek kelimeyle traji komik. Hatta, günümüzün modern imamı Yaşar Nuri bile çıkıp Star tv'de bu hareketin arkasında önceden planlanmış "İsrail ve Türkiye işbirliği" olduğunu söylüyorsa varın gerisini siz düşünün...

Tayyip Erdoğan'ın bu hareketine yönelik öncelikle önünde de arkasında da birşey değişmez diyen güzide insanların bilmesi gereken en önemli birşey var ki biz Türkler zulmü yani zulmetmeyi alışkanlık haline getirmiş bir millet değiliz... Adalet gelenekten gelir. Bir milletin hayata bakışını onun fiziki, ve akli çıkışları ile kendini gösterir... Tarih ortada ve biz gaddarlık, zalimlik nedir bilmeyen bir toplumuz. Hamiyet duygusu bu topraklarda eskiden beri vardı ve bu da adaleti beraberinde getirdi. Bizde tarihin hiçbir döneminde Batı'daki gibi zalim diktatörler de çıkmadı. Bu toprakların ürünü olan Türk liderleri de bu adalet ve acıma duygusundan illa ki nasibini alıp ona göre konuşma yapacaktır. Buna Sayın Erdoğan da dahildir. Halen eleştiri oklarını Sayın Erdoğan'a yönelten insanların aklında bir sorunun var olduğu düşüncesi bende iyice belirginleşmeye başladı.

Yapılan zulmü dille kınayan, Filistin'deki vahşete, katliama en çok üzülen ve çaresiz bir şekilde bir şey yapamamanın acısını içimizde hisseden biz Türkler ve sayın başbakandır. Ancak dille dahi olsa bu tavırla zulmü onaylamayan bir Başbakan'ın bu kadar eleştirilmesi zulmü onaylamayacağını tüm dünyaya göstermesi ve halimize tercüman olmuş olmasını akılsızlık olarak değerlendiren yarmalara daha da söyleyecek başka bir söz bulamıyorum ben! Bir millette öncelikle özgüven olacak! Özgüven insanın psikolojisini diri tutar! İşte Türkün ihtiyacı olan bu çıkış taktir edilmiyorsa kendinize bir reset çekip tarihimize bakın! Bizim milletimizin karekterini öğrenin!

Not: Türk derken burada yanlış anlaşılmasın! Faşizmin körükleyecisi filan değilim bazı kardeşlerimiz bu şekilde anlamasınlar, Tıpkı hintli, japon, çinli, ugandalı, afrikalı, kıvırcık saçlı, düz saçlı, müminlerin durumunu izah etmek için müminin önüne kimliğini koymuş bulundum. Selam ile..

Yeri geldiğinde tenkit ettiğimiz arabesk, bazen güzel izah ediyor hâl ve vaziyeti Gazze için: Evet, "Bütün duygularım ağır yaralı…"


" Türk' üm, doğruyum çalışkanım..."

Yuşa kardeşim!

"...Bizim milletimizin karekterini öğrenin!..." diyorsun. Öğret de öğrenelim.

Ki,

"...Tayyip Erdoğan'ın bu hareketine yönelik öncelikle önünde de arkasında da birşey değişmez diyen güzide insanların bilmesi gereken en önemli birşey var ki biz Türkler zulmü yani zulmetmeyi alışkanlık haline getirmiş bir millet değiliz... Adalet gelenekten gelir. Bir milletin hayata bakışını onun fiziki, ve akli çıkışları ile kendini gösterir... Tarih ortada ve biz gaddarlık, zalimlik nedir bilmeyen bir toplumuz. Hamiyet duygusu bu topraklarda eskiden beri vardı ve bu da adaleti beraberinde getirdi. Bizde tarihin hiçbir döneminde Batı'daki gibi zalim diktatörler de çıkmadı. Bu toprakların ürünü olan Türk liderleri de bu adalet ve acıma duygusundan illa ki nasibini alıp ona göre konuşma yapacaktır. Buna Sayın Erdoğan da dahildir. Halen eleştiri oklarını Sayın Erdoğan'a yönelten insanların aklında bir sorunun var olduğu düşüncesi bende iyice belirginleşmeye başladı..."

ve,

"...Yapılan zulmü dille kınayan, Filistin'deki vahşete, katliama en çok üzülen ve çaresiz bir şekilde bir şey yapamamanın acısını içimizde hisseden biz Türkler ve sayın başbakandır..." ilginç önermelerden malul ama meşruiyeti/dayanakları bizce meçhul fikirlerinin,akli ve kalbi anlayışının idrakine varabilelim.

"...Erbakan hoca ve Devlet Bahçeli'nin ekibi anlıyor. Ama ve lakin bizim insanlarımız bunu anlamıyor! Neden anlamıyor acaba?..."

Bizim insanlarımız: "...kendilerinden başka kimseyi dindar görmez, bu memlekette kendilerini tek mümin sanıp, Allah kelamını kendilerine indirildiğini sanarlar. Yani onlardan iyi mümin onlardan iyi imanlı bir insan bu yeryüzünde bulamazsınız!..." eleştirine maruz kalanlar, El-kitap ile nutuk arasındaki farka önem veriyor olduklarından; ed-din ile milli türk dini sentezini yapabilecek dayanaklarla akli ve kalbi şuura erişememiş olabilirler mi henüz?

Ki kendi adıma, bahçelinin direnişle ilgili açıklamalarını dinlemiş biri olarak; başbakanın onurlu çıkışı arasında bir benzerlik kuramadım nedense? Aynı kaynağa dayanmıyor bu iki duruş.

Bunca yorum arasında neden seninkini seçmiş olduğumu da izah edeyim: bu fikirleri senden beklemediğimden ama ne olursa olsun " anlaşma umudu " nu taşımaya devam ettiğimdendir.

Meşruiyetin olmadığı yerde hak da, adalet de olmaz!

selamünaleyküm


Önemine binaen

Önemine binaen bir hatırlatma:

http://www.vimeo.com/3022844


O orada bir kahramandı..

Vakıayı değerlendirenlerin yaklaşımlarını abartılı bulmuşsunuz, bunu anlayabiliyorum fakat sizin de çok basite indirgediğinizi düşünüyorum.

Bu vakıa 'sadece bir şey' olamaz. Söylenen sözler de konmuş tavır itibariyle öyle sizin anladığınız kadar basit de değildir. Bunu anlamak için tarihte İsrail'e ve bürokrasisine karşı ortaya konmuş tavırlara bakmak yeter. Bir oyunu bozmaya yönelik ciddi bir tavırdır bu. Dünyanın danışıklı düzenini sigaya çekmektir. Beynelmilel siyasi düzlem için çok önemli bir adımdır. Onu tutup da Asr-ı Saadet dönemiyle, İslam'ın ideal prensipleriyle değerlendirme çabanız hiç de anlamlı değil. Bizi yanlış yerlere götürür. Nitekim muhatabımız Türk İslam Devleti'nin Başbakanı değildir. Doğru olan, herşeyi kendi düzleminde değerlendirmektir.

Evet Sn. Başbakan orada kahramanlara yakışır bir tavır sergilemiştir. Herkesin hakkını teslim etmek gerekir. Sizin ya da benim orada ne yapacağım önemli değil. Sizin ya da benim orada olup olmamamız da. Bir şeyden fayda beklemek ya da fayda gözetmekle insan pragmatist olmaz. Vakıaları kendi düzleminde değerlendirip, insanları o anki tavırlarına ve fiillerine göre taltif etmek hakka ihanet değil bilakis hakkı eda etmektir. Birini kahraman ilan etmekle, mücahit ilan etmek arasında çok fark vardır. Böyle davrananların anlık coşkularını mazur görmek, sigaya çekmekten daha evla olsa gerek.

Sn. Başbakan'ı ve AKP'yi eleştiri hususuna gelecek olursak. Bunu hiç elden bırakmamalıyız, ne ki; herşeyi kendi düzlemine uygun şekilde yapmalı ve tefrik etmeliyiz. Eğer böyle yapmazsak bizi dinleyen olmaz. Bugün Başbakan'ı tebrik etme günüdür. Bugün onu eleştirir, yaptığını sadeceli cümlelerle küçümserseniz, yine dinlenmezsiniz. Böyle yapınca Pragmatist bir gavur olacağınızı düşünmek hakkınız tabi..!


biz hareketsiz durdukça bataklaşıyor dünya...

dünyayı sarsan bu coşkuya ortak olan arkadaşlarla bizi dengede tutmaya çalışan diğer arkadaşlara teşekkür ediyorum.

herşeye rağmen ortak olan şu ki istisnasız herkes mezkur tavırdan mest oldu. bizim de zaten dile getirdiğimiz, göklere çıkardığımız ve aslında her daim görmek istediğimizi kaş göz işareti yaparak belirttiğimiz bu tavırdır.

1000 hatası olan chavez'i bir hareketi sebebiyle göklere çıkarırken 10 hatası olan erdoğan'ı bu hareketi ile kâle almayacaksak bizim adalet duygumuzun da sorgulanması gerekir.

mesela trt yayınlarını beğenmezsiniz ama gazze için yaptığı yardım kampanyası için sayfalarca yazı yazarsınız. bu yazı da trt'nin her yayınını misal hadise'yi savunur bir yazı olarak görülemez değil mi!

akp ile eleştirilerimizi burda ya da başka yerlerde okumak isterseniz okursunuz. lakin lokal/mahalli/özel olarak ben bu konuyu takdir ediyorum, hepsi bu! kimi seçim yatırımı der, kimi danışıklı döğüş der, kimi eşi emine erdoğanla küsmüşler onu etkilemek için yapmış der... der de der!

vakıa şu ki, dile getirildiği gibi zalime karşı hakkı haykırmıştır. son bölüm olmasaydı bile o ilk bölümdeki konuşması bana yetmişti. bir türkiye cumhuriyeti başbakanı olarak onu yapması bile yetmişti bana. chavez gibi elçiyi sınırdışı etmesini de beklemezdim artık.

evet, iktidar olmakla muktedir olmak arasında boy farkı var. tıpkı bizim buralarda ahkam kesip de askere alınırken kuyruğumuzu kıstırdığımız gibi! cem yılmaz'ın güzel bir esprisi de var hatta o konuda... "işte karşında omzu kalabalık bir general. hani sen sivil hayatında antimilitaristtin ya! konuşsana şimdi..."

başbakanı yapacakları ama yapamadıkları şeyler yüzünden eleştirelim. fakat değil bir tayyibi, on tayyibi dahi aşan şeyler yüzünden de boynunu vurmayalım derim.

doğru, hiç bir şey değişmemiş gözükecek. gazze yıllardır şehid verirken bizim de hayatımızda bir şeyler değişmemişti. okulumuza gittik, kantinde çay içtik, işyerimizde sevgilimizi düşündük, akşam annemiz ne yaptı diye kafamızı meşgul ettik, kredi kartları ile alışveriş yapıp bankaları destekledik, içki satan müesseselere aile boyu gidip orada eğlendik, komşumuzun önünden selamsız geçtik, bir imansıza iman nedir anlatmadık, bol bol ahkam kestik, biraz yazdık çizdik, köşe başlarını tuttuk, reklam arasında da üzülmeye fırsat kolladık!

aslında yanlış! çok şey değişti ama görmek istemeyen göremiyor. tarihinin seyri değişti. eğer öyle olmasaydı ezanı aslî haline getirdi diye bediüzzaman amerikancı denilen menderese "islam mücahidi" demezdi. ya da alvarlı hazretleri "menderes, yüz alvarlı eder" diye dikkatleri ona çekmezdi.

bazen atılan tohumların nelere gebe olduğunu bilemeyebiliriz. toprak altından neler fışkıracak bilemeyiz.

bu bir tohumdur! dünya halklarının üzerine atılan bir tohumdur! şimdi iş size ve bize kaldı. maharet bu tohumu çürütmeden büyültmek! bırakın tayyib'in askeri anlaşmalarını... siz kaç kişiye imanı ve ahlakı aşılamada vesile olacaksınız ona bakın! kaç kişiye hakkı anlatacaksınız...

biz hareketsiz durdukça bataklaşıyor çünkü dünya...

haşiye: islamcı değiliz Allaha şükr! müslümanız...

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...


Teşekkürler

Başbakanımızın tavrını sonuna kadar destekliyorum.

Ancak şunu eklemeden geçmekte olmaz. Demek ki Tayyip Bey de zaman zaman Bakkal yönetebiliyormuş. Demek ki Başbakan Emine hanımı boşadı ve artık bekar oldu ki Perez in yavrusu Livni yi ve Bütün Dünya ya Boşol Boşol diye bağırdı. Helal Sana Başbakanım. Tabi bu da bir seçim telaşesi değilse.


Zalime karşı hakkı haykırmak

Peygamber Efendimiz "Zalime karşı hakkı haykırmanın" cihad olduğunu ifade etmiştir.

Tayyip Erdoğan'ın tepkisini izlerken onu milli görüş hareketi içinde iken bir salon toplantısında konuşuyormuş gibi hissettim.

Yüreğimizden geçenleri,zalime karşı içimizden geçenleri Zalimlerin merkez üssü gibi planların yapıldığı Davos'ta bir bir söylediği cümlelerle ifade etmesi takdire şayandır.

Ben de milli görüş çizgisini seven,destekleyen,içinde olan bir kardeşiniz olarak Numan Kurtulmuş'un "Aslına dön" çağrılarının yerine ulaşması gibi algıladım.

Fakat artık söz bitmiştir.Bundan sonrası çok önemlidir.Tayyip Erdoğan dün yaptığı rest hareketi sonrası kendisini kınayan yahudi kuruluşlarından aldığı cesaret ödüllerini geri vermelidir.Bop eşbaşkanlığından istifa etmelidir.İsrail ile yapılan anaşmalarda ciddi bir tavır takınılarak iptal edilmelidir.Hamas lideri Halid Meşal TBMM'de konuşturulmalıdır.TSK'ya da bu konuda bir çeki düzen verme zamanı çoktan gelmiştir.Yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan sorumluyuz.

Şunu da biliyoruz ki ülkemizdeki askeri bürokratlardan bazılarının ağlama duvarlarında dua ettiği bir ülkede yaşıyoruz.

Gönül ferman dinlemiyor işte...Şunu da biliyoruz ki eski Büyük Doğu ve Milli Görüş kökleri ile Tayyib'imizin içlerinde fırtınaların koptuğu dünkü konuşmasında belli idi.Gece 3'e kadar izledim haber kanalarından İstanbul'da olsam karşılamaya da giderdim Filistin bayrakları ile...

Dün mücahid Erdoğan diye slogan attığımız yıllar aklıma geldi...tekrar o sloganımı atıyorum...

MÜCAHİD ERDOĞAN!!!

"Hayat iman ve cihaddır."


Bir Milli Görüşlü olarak RTE'ye sesleniyorum: "Yüreğine sağlık"

Es Selam!...

Uzun süredir cemaat'e uğramıyorum ve sazanlar için ön uyarı yapmalıyım; "Buradaki RTE ifadesi başlığa tamamen 'Recep Tayyip Erdoğan'gibi uzun bir ismi sığdırmanın telaşı ile atılmıştır. Bunu başka yollu yorumlayanlar sazandır, bush'tur, şaron'dur, ucubedir." :)

Şimdi;
Başbakan'ın Milli Görüş damarı tuttu bence :)
Milli Görüşlü Tayyip geri döndü yani.
Bu nedenle;
Yüreğine sağlık Başbakan, yüreğine sağlık...

En son FP Olağan Kongresinde kaybetmiştim onları.
“Bitmiş bir medeniyetin çocuklarıyız” diyebilen “sefillerdi” onlar.
Yenik, ezik, arabeks adamlardı onlar.
Hiç kusura bakmayın bay ve bayan sazanlar, bu benim düşüncem...

Ve bugün…
Helal olsun bea Sayın Başbakan, yüreğine sağlık…

AH ULAN BİR DE TOKAT'I PATLATSAYDI :)
Alnının tam ortasına :) Peres denen teresin

Ama bu gerçekten kutlu zaferin ardından 1 gün geçtikten sonra sevinç çığlıklarını bir tarafa bırakarak şunları söylemem lazım;
Şimdi, sıra aslolan adımlarda…
ABD’ye teslim ettiğini düşündüğüm onurunu geri almalı…
Medeniyet iddiasına eskisi gibi sımsıkı sarılmalı…
Bitmiş, tükenmişlik edebiyatından sıyrılmak için "en yakın" zaman dilimindeyiz.
Büyük bir fırsat bu...
Vefayı yüceltmeli Başbakan…
Dar anlamda; Def etmeli Siyon büyükelçisini…
Uzun vadede;
Yok sayamayacağım, epey uzun bir yol...
Ezbere, çiğ konuşmanın bir anlamı yok yani :)
İhtimal var mı peki?
Hayır…
Yine de “yüreğine sağlık” demeyecek miyiz?
Diyeceğiz…
Demeliyiz.
Diyorum.

Ve işte muhalefet bu.
Müslümanlar seslerini çıkartmalı.
Bastırmalı.
Sıkıştırmalı…
Bakın, esaslı bir muhalefet gelene kadar Erdoğan ne yapıyordu?
Cesaret ödülleri filan alıyordu Yahudi Lobilerinden…
Değil mi?
Şimdi????

İşte bütün mesele bu.
İslamcı Muhalefet…
Bu toprakların muhalefeti…
Ve inşallah CFR’siz, ABD’siz bir iktidar…
Umarım yani :)

Tekraren; "Yüreğine sağlık Başbakan"
Yüreğine sağlık


Seçim öncesi taban kayıyorken,olmak yada olmamak mücadelesi.

Şimdi ben anlamış değilim.Bizi ne şaşırttı?7 yıldır yahudiye biat eden,başbakan olunca ilk yahudi lobisini kapısını çalan insan (on yıllardır devam eden savaş o iktidara geldiğinden beri de devam ediyordu)Gazze'yi işgal başlamış,yüzlerce insan ölmüş,halk sokağa inip "neden bakıp duruyorsunuz,Chavez kadar olamadınız"diyorken sessiz kalmış,ekranda fırçayı yemiş(israil devlet başkanı bu cüreti yine kendileri sayesinde buldular),artık son hamle delikten süpürülecekken olmak yada olmamak mücadelesi verdi.Sonuçlarını hep beraber göreceğiz.Ülkemizi yahudi mallarına,sermayesine bağımlı hale getiren biri bu sermayeye sırtını nasıl döner bilemiyoruz.Unutmayalım ki Galataport dahil Ofer'e bu halkın malını pazarlayan da kendileriydi.


Şimdi de Rüya Aleminde miyiz?

Her Müslüman kardeşimiz gibi ben de Davos'ta İsrail'e atılan tokattan gurur duydum. Fakat bugün birşey yazmayın da "tatmin olayım keyfince" yollu bir ruh halinde de değilim. Bunu duygusal yapımıza veriyorum. Sonuçta içimize 3. dünya ülkesi etiketlerini yapıştırıp bizleri ezik birer nefer haline getiren oryantalist ve siyonist komplonun neticesidir bu.

İsrail'i olduğundan güçlü gösterme de, adı geçen olayı gereğinden fazla büyütmek de sadece siyonizme hizmettir. Toplumsal infiali farklı bir yolla boşaltıp sosyal vicdanı rahatlamak İsrail'den bile tehlikelidr.Çünkü İsrail terör devletini görebilir vurabılirsiniz. Ama kafanızdaki ezikliği asla farketmezsiniz.

Şayet elçilik bazında, dış ilişkiler bazında ya da askeri alanda somut siyasi-ekonomik-askeri tepki gelmezse bu tavrın egolarımız doyurma dışında hiç bir işe yaramadığını üzülerek göreceğiz. Biz bunu görürken rüyada olanlar ne görecekler?

Diyorum ya Bu tavrın ardından benzer adımlar atıldığında desteğimiz başbakanımızadır. Ama bu tavrı gösteremeyecektir. Çünkü "mahalle bakkalı işletmiyoruz." denecektir.

Gerçek bir sağduyu ve taihsel bilimsel analize ihtiyacımız var. Duygusallık ne derece sağlıklı. Eğer sadece bu tavrın yeterli olduğunu düşünen varsa bunu düşünenler tribünlere oynandığını da bi zahmet düşünsünler. İsrail defalarca daha Gazze'yi vuracak bilmem kaç günahsız bebek ölecek ve biz küşteri meydanının etsiz kansız gölgeleri hayal oyununda tatmin olacağız.

İsrail'le diplomatik ilişkilerin gerekliliği tezini savunanlara neden eleştri yapılmış anlamadım. Bu türlü bir ilişkiyi hazmedecek bir müslüman bu sitede görmedim.İsraili tanımak bile bir ülkenin yüz karasıdır.

Ancak osmanlı sonrası gelişmelere baktığımız zaman köle-efendi ilişkisi'nin bu şekilde yürüdüğünü görüyoruz. Bundan da kimse gocunmasın.

Biz İsrail'le mücadelenin sadece "silahlı ve planlı" direnişle olaması gerektiğini söylediğimizde partizanların hücumuna uğramıştık. Yine de selam ve helallik kapımızın tüm kardeşlerimizi kucaklaması gerektiğini söyledik.

Kaldı ki bir kısım medyada "diplomatik bir ayıp" işlenmişcesine eleştiriler de görmekteyiz. Ancak bunları yazanlar hiç bilmezler mi ki sayın başbakanımız diplomat değildir. Diplomatik nezaket kuralları da onu bağlamaz.

Bugün daha mutlu değilim sadece umutluyum. Umutlu olmak istiyorum.


yeryüzündeki tüm ayakkabıları

yeryüzündeki tüm ayakkabıları oktay ekşi ve onun zihniyetinde olanların yüzüne fırlatıyorum.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10888300.asp?yazarid=1&gid=61


Uyandırmayayım...

İslamcılara gün doğdu... Erdoğan cesaret ödülünü neden almıştı? Türkiye'nin Irak işgaline verdiği destekten ötürü. 20 Mart 2003'teki tezkere çıkmadan önce 1 Mart 2003'te ne olmuştu? Türkiye ve Erdoğan, Irak'ın işgaline karşı durduğu için ansızın kahraman olmuştu... Sadece on dokuz gün sonra hava sahamız ve limanlarımız ABD'ye açıldı... Sonra? Olağanüstü kamuoyu tepkisine rağmen deniz ve hava limanlarını İsrail için bir tampon bölge oluşturacak ABD Ordusu'na açan Erdoğan Hükümeti, Erdoğan şahsında Siyonistlerce cesaret ödülüyle ödüllendirildi. O ödül şimdi nerede? Kimin elinde?

Şimdi Erdoğan kahraman... İslamcılara gün doğdu... Irak işgaline çanak tutmuş olsa da, ABD ve İsrail ile ilişkilerini kesme meselesini 'bekara karı boşamak kolay' tavrıyla savuştursa da, Türkiye'de İslamcılar için 7 senedir dişe dokunur hiçbir kazanım sağlamamasına rağmen, Erdoğan İslamcıların kahramanıdır. Olana aldanmadan evvel, olayları okuyunuz.

Dik yürüyen,posta koyan, İsrail Cumhurbaşkanı'na ders veren Erdoğan'e meftundur bu memleketin İslamcıları...

E diyecek birşey yok? Bu tepkiler içimi karartıyor... Seyrediyorum... Ayağa kalkan millete de selam olsun, bu filmi ikinci kez görüyorum Ben... İsrail tekrar Gazze'yi vurduğunda ne olacak? Göreceğiz...


Topla gel!

Eleştiri oklarınızı lütfen bu konuda -islamcıların- müslümanların üzerinden çekiniz. Ne siyasetçiyim ne de gazeteci. Bu meselenin uluslararası kamuoyunda ve Türkiye için ne gibi sonuçları olacak bilemem. Ama bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, bu tepkiyi haklı ve yerinde buluyorum. Eğer Başbakan Erdoğan, bu soykırımı bildiği halde, (ki neler yaşandığını hepimiz biliyoruz) 1 yada 5 yada 25 dk.lık bir yalan sonrasında, sesinin kısılmasını hazmetseydi, işte o vakit hakkındaki -herşeye rağmen- iyi niyetlerimizi bitirirdi.

Ayrıca kendisini tebrik ederim ki, Türk milletinin siyasi açıdan hafife alınamayacak tepkilerini çok güzel bir şekilde ve tüm dünyanın gözleri önünde dile getirdi. Türk milleti dediğim 'sağcı'lardan müteşekkil değil. İnsan olma onurunu kavrayan herkes giriyor bu milletin içine. Erdoğan sağcı bir partinin lideri olabilir ama oradaki tavrı 'sağcı' bir tavır değildi. Onurlu bir siyasetçinin -ve de insanın- olması gereken bir tepkisiydi. Az bile yaptı demem doğru olmaz belki ama az bile yaptı. Artık kimse görmezlikten gelemez. Ya da duymamazlık edemez. Bu konuşmayı ve Türk halkının tutumunu İsrail ve müttefik halklarına güzel bir şekilde göstermiş oldu/k. Oradan kalkıp gitmeseydi dahi sözleriyle bile gündem oluşturabilirdi.

"Siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz"

Bu konuyu Filistin ve bölge ülkeleri açısından değerlendirsek bile hata görülmez.

Şimdi asıl tartışılması gereken, herşeyi bildiğini iddia eden..'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' siyasetiyle ve üst düzey bencillikleriyle yaşayan, ezilmişlik psikolojileriyle batıya kendilerini yamamaya çalışan.. batının kendinden emin kölelerinin.. bozma ve satılmış ağızların söyledikleridir.. Erdoğanın tarihi çıkışı değil.

Erdoğan'ın kahraman olduğunu iddia etmiyoruz. Bizler oradaki onurlu tavrından ötürü gurur duyuyoruz. Zira eminim ki cümlemiz, şunu düşünerek gurur duyduk ve hakverdik ona; ben olsaydım aynını yapardım.

Bizlerin tutumu oradaki meseleyle alakalı. -En azından birçoklarının- Bunun içini dışını karıştırmaya, sağından solundan kırpmaya gerek yok.


El-Cevab

1)Ben ya da Sen farketmez, işbirlikçi olmayan, bağımsız bir ülkenin Başbakanı olsa idim Dünya kapitalizminin ve emperyalizminin nasıl daha da yaygınlaştırılacağının tartışıldığı Davos'a gitmez,üst düzey bir temsilci de göndermezdim. Zira,Davos'a katılan liderlerin çok büyük bir kısmı Gazze'de dökülen kana ortaktır.

2)Duygusal tatlılık ve Hamas'ın desteği, benim de Erdoğan'a verdiğim destektir. Eğer bu süreç, İsrail ile Türkiye arasındaki dostane ilişkilerin sonunu getirecek ve İsrail ordusunu,devletini bölgeden tasfiye edebilecek tek ülke olan Türkiye'yi uyandıracaksa Tayyip Erdoğan'a destek vereceğim.Yoksa apaçık önümüzdedir ki, bu süreç bir yere gitmeyecek, şu tatmin hissiyle başbaşa kalacaksınız, korkarım ve korkarım artık Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti için düzgün bir eleştiri dahi getiremeyeceğiz Gazze meselesinde.

3)İlk gençlik çağlarımdan bu yana kendimi İslamcı olarak görüyorum, İslamcıların Türkiye'de azınlık olduğu, az olduğunu da düşünmüyorum. Bu sizin hezeyanınız. Üstüne birşey söylemeye lüzum görmüyorum. İslamcılık tarifi ile ilgili bakabilirsiniz: İslamcılığın Doğuşu: Siyasi İdeoloji Olarak, Mümtaz'er Türköne, İletişim Yayınları

4)Kimseye hakaret etmedim, etmiyorum. Bu duygusallık İslamcılara, hadi sizin deyişinizle konuşayım Müslümanlara, çok şey kaybettirdi. İşin aslını görmemiz gereken yerde, kişilerin yaptıklarına odaklandık ve kahramanlara meftun olmaktan, yaşadığımız hadiselerin sonuçlarına müessir olamadık. Sizde dahilsiniz buna ve Ben de...

5)Hayır, Ümit Demir'in yaşadığı duygusal heyecanın aynısını yaşıyorum fakat düşünmeye ara vermeden. Dün Erdoğan yerinden kalktığında onunla gurur duyan ve destek verenlerden birisi de bendim. Erdoğan kalktı, Peres aradı, duygusal olarak mutlu olduk. Mazlum dünya halklarının göğsünü kabarttık, başlarını yukarı kaldırdık. Sonra ne oldu? Haydi değişen birşey göster Bana, şu değişti de.

6)Bugünü aydınlık kılan, birkaç günlük mutluluktan başka ne değişti? İsrail'de ne değişti? Türkiye'de ne değişti? İnsanların heyecanlandığında bakma, ben bu filmi yeni görmüyorum. Irak tezkeresinde de aynı şeyi harfi harfine yaşadım Ben... Ben mutlu oldum, Erdoğan'ı altın adam ilan ettim... Sonra? Hava ve deniz limanlarını ABD ordusuna açan Erdoğan ile Peres'e ders veren Erdoğan'ın aynı şahıs olduğunu gördüm. Sahi Siz görebiliyor musunuz bunu?

7)Ben Müslümanım, tavrımı mynet internet haber portalında yazılan yorumlara göre belirlemiyorum. Müslümanca duruşumu şimdiye kadar, Türkiye'deki halkın çoğuna uygun ve geleneksel olarak ifade etmedim. Halkın çoğu İslami sorumluluk ve vazifelerini yerine getiriyor olsa idi sanıyorum memleket bugün bu bereketsiz günlere düçar olmamış olacaktı.

8)Mynet'te benim gibi düşünen on kişi olmasına da lüzum yok. 371 kişinin 371'i de bana karşı olsa, birşey değişmez. Ben demokrat değil Müslümanım, çoğunluğa ve güçlüye değil, Hakk'a uymaya gayret ediyorum. Bu tavır anormallikse, evet Ben bir anormalim. Normal ile anormal arasındaki çizgiyi her kim çektiyse, bu çizginin anormal yanında olmak beni düşündürüyor değil.

9)Kendimi de eleştiriyorum. Eleştirmem Seni rahatlatacaksa, Müslüman kardeşlerimin zulme uğramasına karşı onların yanında hakkıyla yanında yer alamayan nefsimi eleştiriyorum. Allah'tan başkasından yardım ve sonuç beklediğim için, Erdoğan'ın tavrından sonuç umduğum için nefsimi kınıyorum.Ancak Allah'a sığınıyorum elimden geldiğinde Allah bana yeter zira. O ne de güzel vekildir.


Güceneceğim kadar

1)Güceneceğim kadar yakınım değilsiniz, 'CHP çenebazlığı' ifadesi, 'Dedikodu' ifadesi, 'Hastalık sana da bulaştı' ifadesi,'Kafamın bu kadar çalışması' meselesi... Her birisi için hatırlatıyor ve uyarıyorum, bir Müslüman ile konuşuyorsunuz, üslubunuza dikkat edin. Bir konuyu tartışmak,konuşmak başka şeydir, muhatabınızı kırmak,incitmek için hırsla yazmak başka birşey. Bir Başbakan değilim, Allah beni fitne zamanlarında köşesinde kalan ve hakka meyledip, başkasını gözü görmeyenlerden kılsın. Başbakan değilim ve devletin hiçbir kademesiyle hiçbir işimin olmaması için Allah'ın ayaklarımı sabit kılmasını istiyorum.Bir Başbakan olarak değil, bir Müslüman olarak bakıyor ve konuşuyorum. CHP ezberiyle değil. Eğer mübarek Davos Fatihi Erdoğan'ı eleştirenleri altı okla dikilmiş bir çadırın altında itmek, böyle bir teşbih ile zihinleri zorlamak hoşunuza gidiyorsa, çok çalışan zihniniz böylesi bir tasnife gidiyorsa, buyurun devam edin, aynı üslupla cevap vermeyeceğim.

2)Sizden ders almıyorum. Neyi anlayıp, neyi anlamadığıma karar verme makamı da Siz değilsiniz. 20 Mart'ta kaldım ve Irak'ta toprağa düşen binlerce canda. Ne 27 Nisan'a geleceğim ne de Ergenekon'a... Ben Müslümanım, iç siyasetin iğrenç hesaplarından ve necis bir rejimin kavgalarından beriyim. Dökülen bir damla Müslüman kanı da Türkiye'de olması muhtemel bir darbeden daha fazla üzer beni. Ben işin felsefesinde değil, kardeşliğindeyim. Irak'ta tarlasında vurulan çiftçinin kanına elleriyle ortak olanlar, isterlerse Türkiye'deki bütün laikleri sürsünler, yine de gözümde zerre miskal değerli olmayacaklar. Eğer siz Türkiye'deki demokratik rejimin devamını ve muhterem Başkanınız Erdoğan'ın iktidarını Irak'ın işgalinden evla görüyorsanız, anlama noktasında sorunlu olanlar bizler değil sizlersiniz. Ortada bir duygusallık sorunu değil, kardeşlerinize karşı bir duygusuzluk sorunu var. Bugünün katili Peres, iki sene önce de katildi ve Ergenekon'a karşı kutsal cihadı icra eden(!) partinin vekilleri tarafından Meclis'te bir kahraman gibi karşılanmıştı. Eğer derdimiz dürüstlükse, gelin bugün Erdoğan'ı kahraman ilan edenlerin o zaman lal olan dillerine bir bakalım. Ben bir tezin sahibi değilim. Bir fikir dahi beyan etmiyorum. Sadece hakikati söylüyorum. Irak'taki katliama ortak olanlara güvenmiyorum, bu kadar ucuza güvenmeyeceğim, güvenemem. Bir daha hayal kırıklığına uğramak istemiyorum. Her ne olursa olsun, Erdoğan tarafından üçüncü kez yanıltılmış olmak istemiyorum.

3)Tekrarlıyorum, Ben, iç siyasetin pisliklerinden, bu ülkenin ali olduğu iddia edilen aşağılık çıkarlarından ve İslam'a karşı verilen küresel savaşın Türkiye üssü olan TSK'dan iğreniyorum. Eğer birşeyi anlatmak ve illa bana hocalık etmek derdindeysen, ülkenin ali menfaatleri için Irak'ın işgaline nasıl içli içli destek verildiğini bütün hava ve deniz limanlarının nasıl açıldığını anlat. Öğrenmiş oluruz, arkasındaki ali menfaatleri.


Oldukça Komik!

Ben bu manasız ve mesnetsiz sözlere karşı birşey söylemek yerine, bu tartışmadan çekiliyorum. Allah Sana selamet versin, ötesinde birşey söylemek boşuna. Boşuna konuşmanın lüzumu yok.


"120" lerden bir çocuk gibiyim...

Bize bu sevinci yaşattığı için ve şuan ki siyasi iradenin başında bulunduğu için ve akşam davasto şimonu gösterip yaptıklarını bir bir saydığı için, en azından hislerime tercuman olduğu için başbakanımıza en içten ve en gönülden selamlarımı sunarım...

Akşam, Tayyip Erdoğan'ın damarındaki kan onu susturamadı! O an biliyorduki diplomasi çöp olmuştu. Yapılacak en güzel şey o salonu terk etmekti. Bu hissi anlatamıyorum. Savaş kazanmış "120"çocukdan biri gibiyim...

Heyacanımı gece saat 1:45'te hava limanındaki kardeşlerimizle yatıştırmaya çalıştım...Umulur ki orada toplanan kalabalığın Türkiye'deki bütün kardeşlerimizin gönüllerinin ızdırabını az da olsa dindirmiştir.

Yeri geldiğinde tenkit ettiğimiz arabesk, bazen güzel izah ediyor hâl ve vaziyeti Gazze için: Evet, "Bütün duygularım ağır yaralı…"


Allah kendi taraftarlarına yardım eder

Allah'ın yardımının ne şekilde zuhur edeceğini asla bilemeyiz. Sadece inanırız ve bekleriz.
Onların (inanmayanların)eliyle de yardım eder bazen. Böyle bir ortamın meydana geleceğini kim tahmin edebilirdi.Bu şartların oluşacağı kimin aklına gelirdi.Saatlerce konuşma yapsa bu etkiyi bırakacağını zannetmiyorum.Kağıda yazılı metinler de çalışma ürünü olduğu için güzel olabilir ancak böyle spontan gelişen konuşmalar kalpdeki metinlerdir. Derinden gelir ve derine gider.Kaldı ki etkisi benim gibi bazı hususlara kızıp da gitmek üzere olanları da geri çevirdi.
Bunun tersine yorum yapabilenlere şaşarım çünkü dik duruşu beğenmemenin izahı yoktur. Olsa olsa idrÂkden mahrum bir akıl şu durumu beğenmez.
Yıllarca zalim sultana Hakkı söyleme edebiyatı yapanlar bir zahmet ayan aşkâre gördükleri bu durumun Hakkını teslim etsinler. Öyle eğilip bükülecek durumu yok davranışın.Hem aynı gürÛh devamında da haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olduğunu da iyi bilirler.
Ne diyordum gidiyordum durakladım. Gitme sebeplerimden daha önemli çünkü bu.Belki sebeplerim de önemliydi ama bunun yanında rafa kaldırılabilir cinstendi. Bakın görün hepsi peşinden gelecekler.Korkuyu da ümidi de Hakk karşısında hissetmekten daha güzel ne ola ki. Allah yâr ve yardımcımız olsun.Bütün cumalarımızın evveli ve ahiri güzel olsun.