renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dediler; Eylül'ün Canı Çok Sıkkın!

Bir adam vardı canı sıkılan...

Aylardan Ağustos günlerden Cuma, 1071, Malazgirt, Anadolu, hey Anadolu, Müslüman Anadolu, Konstantinepolisten İstanbul doğuran Anadolu, halt etmiş bay rektör Emin Alıcı, ne güzel söylemiş Tarık Tufan; "Keşke siz Anadolu'da olmasaydınız!"

Bir adam vardı canı sıkılan...

Geldi Ramazan, asıldı mahyanın en güzeli : "Ey oruç tut bizi!", iftara beş kala pide kokusu, sabırdan selamete giden yol, dingin vakitler, yumuşayan kalpler, Şevvalde aslına rücu kaydıyla Ramazanda Müslüman olan medya, hocalar, olmadık sorular, sömürülen Ramazan, sahurlarda ekranlardan bangır bangır bağıran incir çekirdeği dolduramayacılar, benim hocam senin hocandan daha iyi bağırıyorcular, okunan ezan, açılan iftar, bir kaç dakika da olsa sükût

Bir adam vardı canı sıkılan...

Tezkere çıktıydı, çıkmadıydı, asker gitsindi, gitmesindi, meclis tartışmaları, kavgalar, gürültü, patırtı, eylemler, barışçı savaşçılar, cam kırıcılar, sahne Kızılay, balomuz kızıl maskeli, meydanlarda pankartlar, America Amca, gel sevgilim önce Mc Donald’s a gidelim iki hamburger atalım, sonra patlatırız sloganları

Bir adam vardı canı sıkılan...

Terör, bombalar, mayın tarlaları, asker anaları, bayraktan tabutlar, gözyaşı, bölücübaşı, elebaşı, kukla, kuklacı, çok hesaplı oyun, çok oyunlu hesap, oturgaçlı götürgeç, binilmiş bi alamete gidiliyor kıyamete

Bir adam vardı canı sıkılan...

Söğüt, Söğüt’den dönüşen çınar, Şeyh Edebalı, Ertuğrul Gazi, Osman Bey, tarih, hatıralar, kökler, şenlik, araç plakaları, muşta, yumruk, slogan, küfür, atışmalar, polemik

Bir adam vardı canı sıkılan...

İsmailağa, cami, cemaat, sabah namazı, huşû, kan kokusu, ölüm, dilenmeyen baş sağlığı, provokasyon ihtimali, kombinasyonlar, permütasyonlar, olasılıklar, Çarşamba’yı alamayan sel, işte kara Çarşamba, işte irtica, işte ordu işte komutan

Bir adam vardı canı sıkılan...

6-7 Eylül, azınlıklar, çoğunluklar, çoğunluk sayılan azınlıklar, azınlık sayılan ama azınlık haklarından dahi faydalandırılmayan çoğunluklar, 11 Eylül, ikiz kule, film, hikaye, senaryo, komplo teorisi, orası öyle, ya Afganistan, Irak, Lübnan?, 12 Eylül, darbe, işkence, karşı karşıya getirilen ve birlikte öldürülenler, anı okurken tüketilen acılar, ayrılıklar

Bir adam vardı canı sıkılan...

Paris’ten İslamcı tahlili yapan Orayla buraya çatanlar, irtica tehlikesine karşı Ahmet Hakan modeli, beyazlar, zenciler, az beyazlar, az zenciler, ortaya karışık şöyle yanar döner, Nişantaşı, bilmem ne cafelerde oturabilmek için can atan ve dahi cafenin camına dizilip dizilip içeriyi seyrettiği varsayılan halk

Bir adam vardı canı sıkılan...

Isımış soğumuş tekrar ısıtılmış elden giden vatan furyası, vatansatıcı adi ortaklığından anonim şirketliğine katedilen mesafe, vatanı peşkeş çeken hep iktidar, hep bu vatanı koruyacak olan sayın muhalefet, elli tane ülkem olsa birini sokmam AB’yeciler, biz zaten Avrupalıyızcılar, öteden beri kapı işçiliği iyi olan Viyanalılar

Bir adam vardı canı sıkılan...

Sak üstünde damdağan kaz beline vurmayı, dalda oturduğu varsayılan adamlar, üzerinden şarkılar kotarılarak reklam metinlerine konuk edilenler, her ne –im gelirse gelsin geçmeyecek sıkıntılar, sahip olmak ya da olmak diyen Erich Fromm amca, sahip olduğunca varolanlar, olmak için çalışanları yoksayanlar, bunca can sıkıntısının telefon tuşlarıyla oynaşarak geçeceğini sanan zevat, hedef kitlede kalabalıklar, “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak / Haykırsam kollarımı makas gibi açarak” eyvallah üstad.

Ey Lâl! Adamın can sıkıntısı bunlardan değildir bilesin. Can sıkıntısı sana bu Eylül'de bir yazı adayamadığındandır.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ebuzer...

bu yaziyi okudugumda aklima ebuzer ve molla kasim geldi, onlara ve yazana selam ederim.

hemhâl olalım o damlayla... dere lâl!

Keşke açınca kollarımızı; bu gürül gürül akan lanetlik su, bir taşa değil bir güle çarpmış gibi, ansızın duruverse!

Set çekebilsek keşke, kanlıkızılayaktırnaklarıylabudereninoakûpakdibinetutunmuşbaykuşlar paryasının kulak yırtan çığlığına, açarak kalemimizin kollarını, duvar duvar, sur sur, burç burç...

Keşke... Şu mel'un ayaklar var ya, "dilinin" ağısıyla kendine bu sarayı dâr etmiş şirret böceğin ağlarına tutunan... ay'aklar...(mı gerçi ve neyi nasıl?) keşke bir Eylül hüznü gibi dingin ve mavi, ayıp aklını alsa da başına, Eylül ay'ı gibi dolu dolu güleç; dedemsi nûr gözlerle günün önüne geçebilse de, şavkına şavk karabilse... gecenin ortasında gecenin ortası olmayı bırakıp artık-biz...- dalıversek bu denizin pürüzsüz alnına... perdeden pencereye... pencereden pervaza... pervazdan balkona büyüse... büyüse... büyüse ışık ve...

Ve balkonlardan izlemesek biz olanları, bizim balkonlardan... demirler, tutmalıklar, korumalıklar; her gittiğimiz yere götürmesek onları! Onlarsız da varız ve var olacağız! Bunu biliyoruz da... onlar bilmezlikten gelmese...

Gömülmek için kendi balkonunu inşâ ediyor, onlar, kendi öz evlerinde...

“bana sormayın böyle nereye
koşa koşa gidiyorum
alnından öpmeye gidiyorum
evleri balkonsuz yapan mimarların... (S.Karakoç)”

Ölümünü çağırıyor, deyiş deyiş üstüne, bir kara delikten içre, bu çağıltı...

Hep bir şeyleri onunla çağırdığımız dil ki; bir güzel bahçeye açılan kapının anahtarı oysa.
o dil ki; uzanıp gelen yürekten... o dil ki; sarmal sarmal işte ama... kemiği yok!

Merdivenlerimiz olsa keşke, balkondan öte, merdivenlerimiz ki yangından kaçmak için değil sırf; yangını kaçırmak için; eğer yangın, yangınlığını bir güzel orman üzerinde kullanıyorsa...

Aslında biz merdiveniz... yoluz; yolun kendisiyiz... çıktığımız da çıkan da biziz!

-itina ve ihtimam isteyen imtihan hepsi hepsi!-

Onlar sadece aynalı taban... kendilerini tavanda görüyorlar... görsünler... nasılsa bütün tavanlar ve tabanlar üzerinde bir duru gök var...

Kollarımız açık ve oraya dönük olsun;

Kalmayacak durulmaz dere!

...

fatih çodur

Bir adam vardı can sıkan....

Olay bu'dur dedim blogu okuyunca.Sağol varol qazaq.
Ellerin dert görmesin.
Sofran pidesiz,tivin hocasız kalmasın.

----
Bir yobaz vardı(!) canı sıkılan..
Bir adam vardı can sıkan
Birileri vardı darbe çağrısı yapan erken seçim isteyen kışkırtan fışkırtan can sıkan...
---

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...

Bardağın dolu kısmı da var : MALİ

Evet, ilk bakışta cansıkıcıydı eylül, ama güzellikleri görmesini bilince insan aslında abartıldığı kadar büyük olmadığını görüyor sorunların...

Tabii abartmaması gerekliliğini iyi görebilen gözler kadar yüreklere su serpebilecek yetkililerin ve dahi yetkili demeçlerin olması zaruretini de görmezden gelmiyorum.

Devlet bakanımızın zuhuru eylülün tüm kasvetini ve kasvetli açıklamalarını bir daha demeçlemek/açıklamak suretiyle yurduma bugünde şahit olmakta olduğumuz pastırma yazını getirdi. Çipil çipil mavi gözlerinden saçılan kararlılık timsali ve derin bir tefekkür vede tedebbür sonucunda ancak mümkün olabilecek inci gibi dizilmiş, nakış gibi işlenmiş, ütülü bir pantalon kadar vakur, - söğütten başlattığınız- necip milletin evladlarının pek azına mahsus zihin yapısı ve bu zihniyyetin kıvrımlarından bir imbik titizliğinde süzülen bu nadide açıklık getirici beyan mı desem ayan mı bu dumura uğramış akıl bunu ölçemez elbet hasılıkelam döküldü bildiğiniz üzre yurdum semalarına karıştılar onlarda bilgelik kayıtlarına...

İşte budur kardeşlerim! Tayyipleri vitrinde gösterirken, kendini tevazu örtüsüne bürümüş liderinin ardında ulusunun önününde kendini vatan için paralayan '' çeşid ''in [1] ardında yatan ulu ve derin bilgelik :devletbakanı Mehmed Ali Şahin ; ki bu isim başlıbaşına bütünlük içinde bir çırpıda okunduğunda '' büyük adam '' lara mahsus şiirsel ve karizmatik bir tını oluşturuyor kulağımızda, tırmalamıyor insanı kadife demeçleri, huzura ve vakur duruşa ve birlik ve beraberliğin sımsıcak ensesine vede ılık göbeğine güvenle yaslıyor yurttaşlarımızı...'' söktüler kariha yarım küresini... '' i.özel den okuyun orasını da... ( küfretmeden bir ramazan günü geçirmenin sevinciyle) selamünaleyküm

Dipnotlar

[1] çeşid: sözlüğe bakamadım. aslında tam o kısmı yazarken doldum ve kelimeler boğazıma düğümlendi ve çeşid geldi dilime; sonra düşündüm, kelimenin içinde barındırdığı zenginliği düşünecek olursanız, ben ne söylemiş olsaydım bunun yerine o kelime asla böylesi zengin bir içeriğe sahip olamayacaktı ve ayrıca sadece kendi sığ aklımla kilitlemek istemedim mevzuyu siz değerli kardeşlerimin katılımına katkısınada açmış bulundum ve de son olarak bugün beni bu denli derin düşünmeye sevk ettiklerini görünce zaatlarının, yokluklarının bu millet için ne denli vahim bir kayıp oluşturacağını bir daha düşünmeliyiz.

....

olsun, bu cümle bile yetti...