renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Deniz Arman Aradığını Buldu Ya Da Hay Sizin İslami Hip-Hopunuza

Native Deen

Malum, son bir kaç gündür ekranlarımızda bir Native Deen fırtınası esiyor. Yusuf İslam’ın desteklediği üç Afro-Amerikalı kardeşimizin kurduğu bir hip-hop grubu olan Native Deen, hem Yedikule zindanlarında bir konser verdi, hem de bol bol konuk oldular haber bültenlerine.

Deniz Arman’ın sunduğu Kanal D hafta sonu bültenine de Native Deen’in kafa elemanı konuk oldu. Üstelik, yanında hafız-ilahici Mustafa Özcan Güneşdoğdu ve pop star hocamız, karikatür tipimiz Zekeriya Beyaz da vardı.

Deniz Arman, uzun süredir aradığı fırsatı bulmuş bir edayla, Native Deen’in Yedikule’de verdiği konserde ortaya çıkan manzaraları, şarkılara tempo tutan tesettürlü kızları, kafalarında namaz takkesiyle dans eden dindar gençleri (bu arada namaz takkesiyle dans etmek ne şebekliktir yahu) falan gösterip yaptı yorumunu: “Müziğin evrensel tınıları herkesi eğlendiriyor. Bu bir sentez. İslamcı gençler, türbanlı kızlar Afro-Amerikan gençlerin müziğiyle eğlenebiliyorlar. Demek ki onlar da eğlenebiliyorlarmış.”

Tabii, hocamız Zekeriya’mız Beyaz’ımız da boş durmadı. Musikinin kutsal bir şey olduğunu, tef çalmanın sünnet olduğunu falan ifade ettikten sonra lafı Yusuf İslam’a getirip, “Müslüman olmak demek, Arap örfünü kabul etmek demek değildir. Cat Stevens, Müslüman olup sarık, meşlah falan takarak yanlış yaptı” diyerek yumurtladığı hikmetlere bir yenisini ekledi. Deniz Arman da, yeniden gitarını eline alan, artık deri mont falan giyen Yusuf İslam’ın da doğru yolu bulmuş olduğunu fısıldayıverdi. Zekeriya Beyaz’ın adına “Türk İslamı” dedikleri zırvayı desteklemek üzere desteklenen biri olduğu da bir kez daha tescillendi.*

Uzatmayalım, Native Deen’ci elemanla Güneşdoğdu’nun okuduğu şarkı ve ilahilerle bitti bülten.

Zaten, her Ramazan böyle olur. Haberciler, hem nalına hem mıhına Ramazan konuları bulup ratinglerine rating katarlar. Yani, bir taraftan “dini” bir konuyu taşırlar bültenlerine, diğer yandan da “dine nasıl zarar verilir” bahsine katkı yapmaya uğraşırlar. Bu durum en çok “sevişerek oruç açma” zırvasında gösterdi bu sene kendini. Bir taraftan Ramazana uygun bir konu buldular; diğer yandan da inandığımız değerleri erozyona uğratma fırsatı. Travesti savunucusu Savaş Ay, Bayraktar Bayraklıları, İsmail Nacarları, hatta bu işlerden anlar diyerek Mahmut Tuncerleri falan programına çıkarıp sabahlara kadar bunu tartıştırdı. Konuştukları meselelerin kimseye bir faydası yok. Dine, hiç faydası yok.

Tekrar dönelim Native Deen meselesine. Yapımcı firma tarafından “dünyanın ilk ve tek İslami hip-hop grubu” olarak pazarlanan bu çocuklar, zinhar dünyanın ilk ve tek İslami hip-hop grubu değildir. Benim, Marmara FM’de program yaptığım dönemlerde şarkılarını sıkça yayınladığım Afro-Amerikan asıllı İslamic Soldiers grubu, Native Deen’e on basar bir hip-hop grubudur. Özellikle “1924” ve “Khalifa” isimli şarkıları, bomba gibi şarkılardır. Ayrıca, Filistin’de, Hamas ve İntifada destekçisi en az dört beş tane sağlam hip-hop grubu mevcuttur. Hatta, İF İstanbul film festivalinde yayınlanan Filistin belgeselinde bu grupların taş gibi şarkılarına çokça yer verilmiştir. Dolayısıyla, bu çocukların “ilk ve tek” olarak pazarlanmaları tüketiciyi yanıltmaktır. İşin açığı, Native Deen’in yaptığı hip-hop, türün hiçbir alt kategorisinde kendine yer bulamayacak kalitesizlikte bir hip-hoptur. Ucuzdur. Ancak ve ancak dünyada 2pac Shakur, Snopy Dogy Dog, Türkiye’de Ceza, Fuat falan dinlemediyseniz çekilebilir bir soundları vardır.

Bu ucuzluk, grubun üyelerinin, aydınlık yüzlü Müslüman çocuklar olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu çocukların sağlam Müslüman olmaları da Türkiye’de nasıl bir üçkağıda getirildikleri gerçeğini…

Nasıl mı? Anlatalım. Grubun Türkiye’deki dağıtımını yapan firma, belli ki “daha çok satış” için elinden geleni ardına koymama kararlılığıyla başlamış promosyona. Ve haber bültenlerine fısıldayıvermiş: “Dünyanın tek İslami hip-hop grubu, üstelik Yusuf İslam’ın desteklediği çocuklar, Türkiye’ye konser vermeye geliyorlar.” Tabii, haber bültenleri de meseleye atlayıvermiş. “Bak sen yahu, bu Müslümanlar artık hip-hop falan da yapmaya başladılar. Bak bir de konserde dans da ediyorlar. Hem bir taraftan da sentez bu. Yapış habere” mantığıyla yağmalayıverdiler çocukları. Native Deen’ci çocuklar, doğal olarak, ne olup bittiğini anlamadan gülümseyip şarkılarını söylediler. Bu arada Mehmet Ali Birand, Deniz Arman gibi işinin kurtları gene gururumuzu zedeleyecek, bizimle inceden dalga geçecek, “bak şunların yaptığına” deyip ekrandan nanik yapacak fırsatları buldular. Bir ihtimal, bu aydınlık yüzlü çocukların oluşturabileceği potansiyel tehlikeyi de karikatür hocalarla falan ortadan kaldırıp keyif çattılar.

Bize de, "hay sizin İslami hip-hopunuza, hay sizin daha çok albüm satmak için geliştirdiğiniz pazarlama taktiklerinize” demekten başka bir şey kalmadı.

Ama suç bizde. Romanımız, filmimiz, müziğimiz, her şeyimiz ucuzluk kokuyor abi. Nihat Genç, bas bas bağırıyor. “Ramazan’da televizyona çıkıp İslam’ı anlatmaya çalışan hocalarımız Türkçe bilmezse, kendilerinden geçmiş gibi, milleti azarlar gibi dua ederlerse bu cemaat ne yapsın” diyor. Haksız mı?

Bu gidiş iyi bir gidiş değil. İki sene önce, kızlı-erkekli ilahi grubu olay olmuştu. Bu sene İslami hip-hop. Gelecek sene “ilk İslami gay ilahici” haberlerini izlersek şaşırmayalım lütfen.

*Aman yanlış anlaşılmasın. “Türk İslamı” farklı bir şeydir, “Türklerin İslam algısı” farklı bir şey. Türk İslam’ı bize dayatılmaya çalışılan politik bir kavramdır. Türklerin İslam algısı ise bambaşka bir şey. İlkinin bayraktarlığını Zekeriya Beyaz, İsmail Nacar, Murat Bardakçı falan yapar. Bunun için bir takım destekler de alırlar. İkincisi ise daha çok İsmet Özel’in “gavura kılıç çeken herkes Türk’tür” sözünde ortaya çıkan sosyolojik bir durumdur.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

selam ile

açıkçası medyanın islama ve müslümanlara gösterdiği tavır onlara karşı nefretimi artırmaktan başka bir şeye sebep olmuyor, bu bile onlara çok, nefret etmek te istemezdim ... Yani benim gururum incinmiyor,islam ve müslüman olanlar şereflidir zaten bu apaçık bir gerçek.. ikincisi, bu gurubun samimi olduklarına inanıyorum,Allah onların hesabını niyetlerine göre verir belki de, yöntemleri yanlışsa bile onlara karşı içimde bir sevgi oluştu, televizyonda geçen bir şarkılarında, yalnızca Allah'la birlikte olmayı ve başka hiç bir şeyin önemli olmadığını vurgulayan ve duyduğum anda beni derin bir yalnızlık içinde tefekküre çeken bir cümlelerinden çok etkilendim .. hatta günlerdir zihnimde çarpıp duruyor o söz, böyleyken onlar için bu şekilde konuşmanız beni üzdü ...

Dikkatli okumak lazım

..."Bu ucuzluk, grubun üyelerinin, aydınlık yüzlü Müslüman çocuklar olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu çocukların sağlam Müslüman olmaları da Türkiye’de nasıl bir üçkağıda getirildikleri gerçeğini…"

Yazıyı dikkatli okuduğumuzda eleştirilenin Native Deen'in islami kişiliği olmadığı -bilakis sağlam müslüman oldukları vurgulanmış- rahatlıkla görülebilir.

Okumaya aynı şekilde devam ettiğimizde;

..."Grubun Türkiye’deki dağıtımını yapan firma, belli ki “daha çok satış” için elinden geleni ardına koymama kararlılığıyla başlamış promosyona. Ve haber bültenlerine fısıldayıvermiş:"

Grubun Türkiye'deki dağıtımını yapan kuruluşun eleştiridiğini anlayabiliyoruz.

Devamla;

...."Bir ihtimal, bu aydınlık yüzlü çocukların oluşturabileceği potansiyel tehlikeyi de karikatür hocalarla falan ortadan kaldırıp keyif çattılar."...

cümleleriyle Deniz Arman ve zekeriya efendi hazretleri (!)nin marifetlerine dikkat çekiliyor. Hatta burada da "aydınlık yüzlü çocuklar" ifadesiyle Native Deen övülüyor.

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Dejenere olmak, dejenere edilmek

Dejenere olmak, dejenere edilmek Turkiye muslumanının makus talihi. Şöyleki; Artık kalite unutulmus, ortaya cikabilmek, bir seyler yapip bunu pazarlamak icin sadece "musluman" olmanin yeterli goruldugu garip bir devirdeyiz. "anna bu pastanenin pastalari cok kotu" diyen bir cocuga "ama sahipleri musluman kizim" diyerek bayat pastayi yedirtebildigimiz bir zaman...Oysa ben bu "musluman olma" etiketinin somurulme goruntulerinden bir hayat dizisi cekebilirim...

İslami oteller verdigi hizmet yaninda maksimum ucreti taleb ediyor. Tesettur giyim magazalari azinlikta olmanin dibine vurup fiyatlari goklere cikartiyor...islami hiper-super-mega marketler, ramazanda -acligin verdigi alisveris krizinin ürünü olarak- fiyatları ayukka çıkartıyor...Bizzat islam tarafı dominant özel bir universite'de okuyan arkadasimin, taksidini gecirmesi durumunda sorumlu bankaya faiz ödediğini gözlerimle gördüm. "faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alış veriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır." diyen Rabbim degil mi?

Sömürülmeyen ne kaldı? Ben bilmek istiyorum...bir hip hop'la

İste geldi ramazan orucunu tutsana
Hapu hupur yemek yeme, fakire de baksana
kitap fuarını unutma
yığınla kitap alsana
aldığın kitapları ruhunla okusana
kendi içine dönüp etrafa da saldırma
11 ayın sultanı, 3 ayların baş tacı
şule diyor diye kulağını tıkama
hakikati söyler şu an ne eksik ne fazla

up tıs up tıs

İkinci bir yasam beklentisi icinde degilim
Ben zaten bu dünyada ölüler arasından dirildim

Türk İslamı ve Türklerin İslamı?

Sayın Kılıç, "kılıç" gibi maşallah...
Türk İslamı ve Türklerin İslam algısı? İki meçhul kavram ve iki tanımsız ifade. Biri politik dayatma, kalemşörleri Z. Beyaz, İ. Nacar ve M. Batdakçı; diğerinin tanımı bile yok, sadece İsmet Özel mantığı.

Ne zamandan beri 1000 yıllık söylemler Nacar'ın, Beyaz'ın, Bardakçı'nın ve Özel'in tekeline girdi?

İslami Hip-Hop'una gelince, "Hiç kimsenin varlıkbilimsel bir kanıt uğruna öldüğünü görmedik" demekle yetinmek istiyorum.

Saygılarımla...

Native Deen

“Müslüman olmak demek, Arap örfünü kabul etmek demek değildir. Cat Stevens, Müslüman olup sarık, meşlah falan takarak yanlış yaptı”
Bu cümlede ne yanlış anlamadım.
Deniz Arman haberci,Native Deen’in Yedikule’de verdiği konserde tesettürlü kızlar tempo tutmuşlarsa, rating alacak görüntüler varsa
Deniz Arman'ın bunları yayınlaması kadar normal bişey yok. Deniz Arman aradadığı neyi buldu?
Native Deen'in dünyanın ilk ve tek İslami hip-hop grubu veya ikinci üçüncü beşinci islami hip-hop gurubu olduğu da çok önemli değil. Belki reklam için yapmışlardır belki de gerçekten ilk olduklarını zannediyorlardır.

Zeybek'i dahi on kez tercih ederim!

*Aman yanlış anlaşılmasın. “Türk İslamı” farklı bir şeydir....Türklerin İslam algısı ise bambaşka bir şey." demiş Sn. Kılıç.. ve bu tüm yaklaşımlarının üzerine güzel ve gerekli bir nihayet olmuş.

Zekeriya Beyaz, İsmail Nacar vs muhatabım değil ve ortaya konan Türk İslam sentezlerini de üzerinde durmaya değer görmüyorum.Ben, İsmail Bey'den farklı olarak şunu ilave etmek istiyorum. Hiphop'un, Rep'in vb belki! evet o da belki Avrupalı'lara yönelik olarak tebliğ için kullanılmasına hoşgörü ile bakılabilir ancak bu tebliğin biz Türkler için sempatik bulunması ve evrensellik popülasyonu ile sunulması hal-i pür melâlimizi gösteriyor değil mi! Alın size bir örnek; bizim çocuklar iki gündür Hiphoşçuluğa özendi :) Özenecek ne çok şeyimiz var oysa. Zaten biz de var olanları geliştirmenin yolunu açmak dururken, bu tür zirzoplukları (hiphopçulara değil, hiphopçuluğa) özendirmenin ne manası var. Başlardaki takkeler, kültürümezden çalınan minarelere uydurulan kılıflar gibi durmuyor mu!? ve ayrıca bu hiphopçular zaten takkeye benzer bereler takmıyor mu!? Gençtir, özenmiştir delikanlı, mesele bu değil.. asıl kötü olan buna çanak tutulması, reklamını yapmak ve bundan maddi ve siyasi rant elde etmeye çalışmak. Ket Stivıns bu guruba sahip çıkabilir. O Avrupa'da yaşıyor ve farklı bir kültürün içinde tebliğ çalışmaları yapıyor. Ben neden sahip çıkacağım buna.

Çıkar birisi ve derse ki;
Efendi biz de artık Avrupalı'yız.. aç gözünü.

O zaman derim ki;
Ölmüşüz de arkamızdan ağlayanımız yok..

Yaa sen de pek hoşgörüsüz adamsın!
Hoşgörü şahıslara karşı olur arkadaşım. Ben vakıa üzerine konuşuyorum..

hadis

bir hadis-i kutside şöyle geçer : من تشبه بقوم فهو منهم - kim ki bir kavme benzer, onlardandır - . bence herşeyi çok da iyi özetlemiş ve açıklamış yüce peygamberimiz...

"Top On" da, Kim Liste Başı Bu Hafta?

Yok Mike tayson müslüman olmuş, adını bile değiştirmiş( şimdi hatırlamıyorum ne olduğunu adının), hadi bakalım "eller havaya, miki tyson buraya" gürültülü ve şatafatlı müslümanlık merasimi, sonrasında gene "adamın" bildik rezillikleri...Bizimkisi ise, başkalarının programının içinde figüranlık yapmak oluyor burada.

Ve Native Deen; Her halde müslüman oldukları anlaşılamaz belki diye, takkeler makkeler, formata uygun yelekler, yakasız gömlekler vs vs. Menajerlerinin işi bildiğini gösterir bu durum birazda. Kardeşim bu işin sessiz sedasız, abartısız, sade, reklamsız olursa daha güzel ve yerinde olacağını söylemiyor mu kimse bunlara ! yada bunlar kimseye bir şey sormuyor mu? usul nedir? erkan ne?... tabi yine pazarlama yada pazarlanma faaliyetleri içinde, figüranlık vazifesi ifa etmek durumunda bırakılmışsak söylenecek bir şey yok elbet. Gözlerimizi kaparız, sorgusuz sualsiz vazifemizi yaparız.

Bu kadar malzemeyi çıkarıyoruz, sonrasında birileri bu malzemeleri kullanarak, sağda solda yazıp çiziyor, konuşuyor, sataşıyor herneyse. Bizde tutuyoruz "kardeşim sen ne diyorsun !" diye savunmayla karışık saldırıya geçiyoruz. Ya malzemeyi biz verdik ya! unuttuk mu!

Makyavel, Hükümdar isimli eserinde şöyle diyor;

"Bir hükümdar, daima öğüt almalıdır. Ama başkalarının canı istediği zaman değil, Kendi canı istediği zaman. Böylelikle istemediği öğüdü ona kimse veremez"

muhabbetle

Öteki:- Emreee! imamhatipten arkadaşın Emirhan vefat etmiş, az evvel telefon geldiiiii! hadi gitmemiz lazııııımm!

Emre:- Neee! ya ne diyorsun, duymuyorum! çok gürültü var burda, tam da "nativ deen" in konserindeyken ne diyorsun! anlamıyorum ki. ya hadi sonra ararım ben seni, müslüman hip-hopçu kardeşlerimizin sayesinde tam havaya girmişiz şurda.up tıs, up tıs yeah.
............

dualarla kalalım

Tartışmaların seyrine küçük bir katkı

Grubun kendisine seçmiş olduğu "Native Deen" isminin Dinin Yerelliği, Dinin Yerel Yorumu, yerele özgü din gibi anlamlara geldiğini duymuştum. Burada yer alan "deen" kelimesine ingilizcede rastlayabilmeniz mümkün değil. Lakin bu "deen" kelimesi bildiğimiz din yani "el-dîn - eddîn" kelimesinin yerel dil ile yazılmasından ibaret. Native kelimesi ise yerli, doğuştan, tabiî, doğal, doğuştan, basit, sunî olmayan gibi anlamlar ihtiva ediyor İngiliz dilinde. Bir araya geldiklerinde ise "yerel din / dinin yerel algılanış şekli" gibi bir anlama haiz olabilme ihtimalinin yanında "doğal din" gibi anlamlara da geldiğini söyleyenebilir. Ancak bu tanımlamanın zorlama olduğunu söyleyebiliriz. Bunu da national, nationalism, nationalize, nationalist, nationality gibi aynı menşe'li kelimelerden yola çıkarak ifade edebiliriz.

Dolayısı ile kendi kültürleri çerçevesinde gelişen din algılayışı onların yaptıkları işi özetliyor gibi. Yani yapılan iş normal. Nasıl bizim buradan ahkam kesip bu çocukların yaptıklarını "bu ne yauuvv böyle kafada takke sırtta cübbe sala babam salla" modunda eleştirme hakkımız yoksa onların da kalkıp "al Fadimem bal Fadimem yanakları gül Fadimem / uyan uyan sabah oldu namazını kıl Fadimem" türküsündeki türküyü yazan amcamızın Fadime tutkusunu sorgulama hakkı yoktur diye düşünüyorum. Asıl garip olan Native Deen'in elde saz Fadime'sini namaza çağırması, bizim amcamızın da ellerini üç parmağını açarak omuzdan aşağıya silkeleyerek sallanması.. sallanması.. sallanması ve bir daha aşk ile sallanması olmaz mı?

Bu arada;

Aslında burada çalıp söyleyen Afro-Amerikan arkadaşlarla irtibat kurarak işin aslını, neler yapmaya çalıştıklarını, kaygılarının ne olduğunu, niçin böyle bir tarz taşıdıklarını öğrenebiliriz diye düşünüyorum. Bu da zor bir mesele olmasa gerek. Kendilerinin Türkiye'deki menejerliğini Yusuf İslam'ın da uzun süreden beri menejerliğini yürüten Asır Medya -eski adıyla Asır Ajans- yürütüyor. Asır Ajans'ın sahibi de eğer değişmediyse Ömer Gökalp idi. Kendileri ile irtibata geçilebilirse eğer sanırım bir mülakat imklanı doğabilir. Böylece haklarında merak ettiğimiz soruları kendilerine yöneltme imkanı bulabiliriz. Tabi bu işin başka bir yönü.

Tüm bunların dışında;

İsmail Kılıçarslan kardeşimizin ifadelendirmeye çalıştığı hususun medyasal bir puştluğun, islamsı(!) bir yozlaşmanın daha doğrusu bir anlamda artık zihinseli aşarak toplumsala dair olmaya aday bir travmanın örneklemeleri olduğunu söylemeliyim. Bu anlamda sitedeki sorgulayıcı yazılarının önemli kalemlerinden birini oluşturan İsmail Kılıçarslan'ın yazılarını yine merak ederek bekleyeceğimi düşünüyorum.

sosyolojik olaylara bir endoskopi

Simdi sahis ne dese dogru diyor, halet-i ruhiye ile tam ortusen seyler. Kisa bir zaman once "bas ortulu kizlarla kim evlenecek" yazisini okudum İsmail Kılıçarslan abimizin, bir erkeğin gözünden hissiyatın bu kadar dile gelmesi hayret bir şeydi hakikaten.

Simdi bakan göz aynı, yürüyen merdiven aynı, doğru aynı, her şey aynı (öykü farklı o ayrı). Doğru sözün üzerine söylenebilecek yorum ancak "dogru seyleri soyluyorsunuz"dur. Bu abi bu platformda en sıkı yazan abilerden birisi.

Şimdi abi tabiatıyla köşeli yazıyor, köşeli yazarsa birisi allah muhafaza (sahil muhafaza deil okur) kafanı carparsin gum diye (o kafanin halini sen dusun sevgili okur). Abi'de bileyledikce sivriltiyor, (gözler görüyor e kalem'de yazıyor mubarek)sivrilttikce mesaj yerine ulasiyor. (aferin abi'ye)

Ezilen'in yaninda taraf olmak tom ve jerry ile buyuyen okurun yazgisi. Abi taraf olmanin kombine biletlerini satin almis maasAllah.

Velhasil goruyoruz ki abinin yazilarinda; iman etmenin yaninda, deverana pek hassas endoskopiyi de salinca, nur topu gibi bir bakış açınız oluyor.

afiyetle büyütün abi.

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Değişimi Takip Edenler

Son yıllarda metropollerde çokça şahit olduğum bir hadise ; tesettürlü ( ya da öyle görünüyor)bazı bayanların geniş hippopçu pantolonuyla,rengarenk spor ayakkabılarıyla yaylana yaylana yürüdüğüdür.Müslümanlık kimliğini ön planda tutan hippopçu erkekleri de hesaba katarsak değişik bir tablo çıkacaktır karşımıza ..Her ne kadar biz öyle değiliz,desek de mecburen kabul edebileceğimiz bir gerçek var ki o da değişimin olduğu ve bunun bariz bir şekilde görüldüğü..

Kapitalizmi iyi okuyabilen bir takım insanlar da bu değişimi görerek piyasadan kaldıracağı hasılatın hesabını yapar ; ürünü reklamlarla tanıtıp ,pazarlayabileceği kadar geniş bir coğrafyada satışa sunar..Bugün Türkiye'de olur bu yarın İran 'da öbür gün Malezya'da ama gerçek değişmez...

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''

Hip oturup-Hop kalkmak

Avrupada meydana gelen teknolojik birikimin sebep olduğu ekonomik büyüme, toplumların, adına modernleşme dediğimiz kurumsal ve kültürel bir değişim sürecine sokarak etkileri dünya çapında görülen yeni bir hayat tarzı ve sosyal örgütlenme biçimi varetti. Bu ise mevcut tüm geleneksel sosyal düzenleri beklenmedik bir şekilde alt-üst etti. Böylece modernleşme süreciyle beraber insanlık, modernite denilen yeni bir yaşantı biçimine ve modernizm diye gelişen bir dünya kültürüne yönelmiş oldu.Modernlik her geçen gün sadece Batının değil tüm ülkelerin ve toplumların içselleştirdiği ve kendine uygun yorumladığı bir "realite" olmaya devam ediyor. Olmaya da devam edecektir. Modernliğe en çok eleştiri getiren ve hatta nefret duyarak uzak durmaya çalışan topluluklar genelde Müslüman topluluklar oldu/oluyor.Ancak geçen zaman tüm bu nefret ve tepkiye rağmen modernliğin bir anlayış ve yaşam tarzı olarak Müslüman dünyada da yer edinmesini engelleyemedi. Çünkü Müslüman dünya kabul veya redlerini o konuya ilişkin bilgi, metod, analiz, yorum, süreç, takip, model, sistem açısından yapmamaktadır. Biz Müslümanların helal-haram listesi şeklinde ezberleri vardır. O nedenle Müslüman dünya ilk bakışta bir şey İslam’a aykırı izlenimi veriyorsa, görüntü olarak, metod olarak, teklif olarak şüphe taşıyacak özelliklere sahipse onu hemen reddediyor, suçluyor ve ona ilişkin bütün kapılarını kapatıyor. Bunu dindarlık ve duyarlılık sayıyor. Kuşkusuz bu refleks anlaşılır bir şeydir. Fakat her geçen gün kapıdan kovulan bu yanlışlar bir yolunu bulup Müslüman dünyada yer ediniyor, bir virüs gibi yayılıyor ve gün oluyor ki Müslüman dünyanın günlük hayatının bir parçası oluveriyor.Buna rağmen Müslüman dünya oturup düşünmek yerine, savunma mekanizmaları geliştirmek yerine, korunacak sistemler ve modeller geliştirmek yerine, ilk başta ve her zaman yaptığı gibi sadece suçluyor ve bunun "haram"/negatif olduğunu tekrar etmekten başka bir şey yapmıyor.Oysa Helal-haram listesini getiren peygamberler sadece hayatın boynuna listeyi asıp gitmediler: bir de haramın insanı kuşatmaması için çözüm, sistem, model,tarz,kültür geliştirdiler.Hayattan ayrılırken de "dünya ahiretin tarlasıdır" mesajını bıraktılar.Peki biz ne yapıyoruz? Ya Tarlayı eski usullerle sürüyoruz veya hip oturup - hop kalkıyoruz?

İsmail Abi bırak şu muhalifliği, sen de uy düzene artık

Aslında sürekli bir şeyleri eleştiren insanlardan pek haz etmem. Önce kendi hayatına, eleştirdiklerine benzeyip benzemediğine bakarak tavrımı belirlemeye çalışırım. Genelde kendi hayatı eksiklerle, hatalarla dolu olan insanlar, başkalarını da kendileri gibi zannedip kıyasıya eleştirme eğilimi gösterirler. “Kendi gözündeki merteği görmeden…” misali. İsmail Kılıçarslan’ ı önce NLP’yi eleştiriken gördüm, sonra “Rabia Ablaya Sorular” sordu, şimdi de Müslüman hip hop’ cular eleştirilerinden nasibini aldılar. Eminim benim görüp duymadığım bir sürü eleştiri yazmıştır. Ama benim “sürekli eleştirenler” ile ilgili denklemim sanırım Cahit Zarifoğlu şiir ödülü sahibi birine uymuyor, zira onun yaptığı eleştrilerde kendi ayıbını örtmek psikolojisiyle hareket ettiğini söylemek haksızlık olur.
Müslümanlar olarak Servet Hocaoğlu’nun çok iyi ifade ettiği “haramın insanı kuşatmaması için çözüm, sistem, model, tarz,kültür geliştirmek” yerine, batı kültürünün bizdeki uzantılarına “İslami” kılıflar uydurarak onları meşrulaştırma çabamız bizi yeni durumlar karşısında hep hamlesiz kılıyor. Faizi vade farkı yapmak, lüks otelleri haremlik selamlık yapmak, mayoyu haşema yapmak, tesettürü modaya uygun hale getirmek, hip hop’u kendi sözlerimizle bizden birilerinin yapması, bireyin tanrılaştırıldığı nlp’nin köşelerini hafifçe yontup Müslümanlara pazarlanabilir kılmak v.s. v.s. bizi daha iyi Müslümanlar değil “kapitalist Müslümanlar” haline getirmiyor mu? Rasim Özdenören’in değindiği gibi “İslam’ın kaynaklık etmediği konulara İslami çözümler aramak israfın en büyüklerinden”. Önce biz Müslümanların bunlara ihtiyacımız olup olmadığına bakmamız gerekmez mi? Allah’ın rızası mı önemli yoksa güzel görünmek, güzel giyinmek, daha çok kazanmak mı? Şüphesiz Allah’ın rızasına uyarak bunlara ulaşmak da mümkün, ancak bunların araç değil amaç halini alması aslımıza ve inançlarımıza uygun davranmamızın önünde görünmez bir barikat oluşturuyor.
Native Deen grubundaki arkadaşların samimiyetinde şüphe ediyor değilim, ancak yaptıkları müziğin kalitesi ortada olan ve bize bilmediğimiz bir şeyi değil çok iyi bildiğimiz şeyleri daha önce görmediğimiz bir tarzda sunmaya çalışan arkadaşların Müslümanların bir bölümü ve en çok medya tarafından bu derece sahiplenmesi İsmail Kılıçarslan gibi benim de midemi bulandırıyor açıkçası.
Dün akşam hoş biraz da sarsıcı bir tevafuk oldu ve şu hadisler karşıma çıktı: Allah’ın Rasulü buyurdular ki:
“Ümmetim, kendinden önceki ve (kendinin dışındaki) ümmetlerin kültürlerini karış karış, adım adım takip ve taklit etmedikçe, kıyamet kopmaz.” (Buhari/İ’tisam 14)
“Müşriklerin ateşiyle aydınlanmaya kalkışmayın.” (Nesai/Ziynet51/ Sünen X, 127; Ahmet/Müsned III, 99)

islâmi...

ben hâlâ, islami bir müzik veya müzik grubu, sinema ve aylar önce "chatbox"'ta da söylediğim (ama kimseye kabul ettiremediğim) gibi islâmi bir chatbox olmayacağı, olamayacağını düşünüyorum.

şu aralar meşhur bir ilahi desem değil, ezgi desem değil, türkü hiç değil, ne olduğu belirsiz, ama Allah'a yakaran, yalvaran bir şey dinliyorum. oynayasım geliyor arkadaş. bütün samimiyetimle söylüyorum bunu. hatta düşünüyorum bu adamın konseri filan olsa, gitsek, oynamayıp ne yapacağız?

sonra da malzeme çıkarmış oluruz kendimize, başörtülü kızlar göbek attı durdu, namaz takkeli erkekler kafa salladı falan.

müzik mi, sinema mı, tiyatro mu yapıyorsunuz, ne yapıyorsanız yapın, itirazım yok; ama önüne, yapılan şeye meşruiyet kazandırmak adına "islâmi" kelimesini koymayın.

İSLAMİ demeden biraz edep ya hu!

Hay Allah (C.C )razı olsun 1985 den beri Müslüman olarak tiyatro yapıyorum hiç bir zaman oyunlarımı ve tiyatromu İslami olarak nitelemedim Ama bir hamhalat çıkıp üstelik de milli bir ceridede bundan benim İslamcı olmadığımı (bu doğru)yani Müslüman sayılmayacağımı yazdı ve bu basıldı.
İlk konuştuğum Müslüman İsmet Özel ISLAMI TİYATRO OLMAZ AMA MÜSLÜMANLAR IN YAPTIĞI TİYATRO OLABİLİR demişti (1984) Ben onu dinledim şimdi de beni dinleseler ne lazım gelir

Eskiden İhlas gibi görünen yoksullukmuş!
www.ulvialacakaptan.com

Taleal Bedru

1970lerde Amerika'da afro-amerikanlar arasında, ezilmişliğe bir başkaldırı, sesini duyurma çabası, belki de isyan olarak ortaya çıkan ve black radiolarda çalan bir KÜLTÜR dür Hİp Hop. Ritim ensturmanlar eşliğinde asıl olan beste değil, konuşma diline yakın sözcüklerle mesaj vermektir, tekerleme ya da gürültülü mani gibi yani.Hip hopun dört önemli öğesi graffiti, break dans, dj ve raptir. Bunula kalmaz kendisine ait COOL bir tarzı vardır; bol pantolon, arkaya bölümler şeklinde örülmüş saçlar, top sakal, altın kolyeler, yüzükler, bedeninden 3 boy büyük t-shirtler, bere üstüne şapkalar gibi *

Benim söyleyecek fazla birşeyim yok.

Oluşumu

Tıpkı Talelal Bedru gibi

Değil mi?

"Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"

İslami Hip-Hop???

Merhaba uzun bir zaman sonra yeniden buralardayım ve ilk gözüme çarpan konu tv de gördüğüm ve açıkça bir hip-hop dinler olarak bile beğenmediğim, nasıl olupta bir arkadaşımızın ifade ettiği gibi insanın oynayasını getiren bir müzik içerisinde böyle güzel kelamların heba edilmeye çalışıldığını ve bu arkadaşların tv kanallarını bir bir bir gezerek cart ve curt şeklindeki anlattıkları ile bir kez daha ağzımın açık kalmasına sebep olan Native Deen oldu.

İsmail Kılıçarslan bey ne güzel de söylemiş bakın İslami Gay İlahici görmezsek şaşırmayalım diye elhamdülillah imam-hatipli dansöz pardon dansçıda gördük ya daha ne diyelim. Bir kere islami müzik islami giyim islami kesim bu sıfatları yanlış buluyorum, islami den kastedilen Allah' ın emir ve yasakları yanında hoş ve mazur göreceği şeyler ise asla ve asla bu yapılanı hoş görmez inşallah.

Allah rızası için bunlara düşmeyin artık, o malum konserde yanyana dizilmiş tesettürlü genç kızlar arka planda camiyi bayramdan bayrama gördüğü muhakkak sırf bu atraksiyon için kafasına takke koymuş denyolar ile dolu bir güruhun düştüğü yanlışa düşmeyin lütfen, islam ve islamiyet bu olmamalı, Allah rızası ya da hadi her şeyi bir kenara bırakın müslümanın vazifesi olan tebliğ bu olmamalı, Allah benden imanımı almadı ama bu zibidiler gibiler yüzünden bir adım ileride götüremiyorum.

Allah bana hidayet versinde bir daha böyle tipleri görünce ağzımı bozmayayım.
Körler Ülkesinde Tek Gözü Olan Kraldır.