Bir rehavet havasıdır gidiyor. Havadan mıdır sudan mıdır bilinmez. Ama denizde bir hareketliliğin söz konusu olduğu deniz götürmez bir gerçektir. İyi malzeme çıkıyor denizden bu aralar. Bir iki kamera bir iki kalem konumlanıveriyorlar herhangi bir sahile, seyreyle sen gümbürtüyü. Polemikler polemiklere karışıveriyor geçiyor günler. E madem ortalık böyle bir durumdadır biz de biraz hareketlendiriverelim biraz ortalığı da gülümseyiversin yüzler. İnceden inceden yapalım eleştirimizi. İnceden olsun ama ciddiden de olsun hani. Malum mizah ciddi bir iştir. Bir anket hazırlayıverdik gündeme ilişkin. Buyrunuz efendim.. şıklar sizindir.
1- DODEGİlerin* arkasında sizce hangi örgüt var?
a) Don Juan’ı Sevenler Örgütü
b) “Dale Dale Don Dale Donla Girilmez Denize” söylemi karşıtı yasa içi örgüt
c) Mine G. Kırıkkanat ve Ahmet Hakan Polemiği peşindeki ajan provokatörler
d) El-Kaide
2- DODEGİlerin amacı nedir?
a) Karpuz kabuğundan gemiler yapmak
b) Tekstil piyasasına hareket getirmek
c) Denizin dibinde hatçemi aramak
d) Olimpiyatlar başta olmak üzere, uluslararası yarışmalarda donla yüzme, donlu su balesi, donlu tramplen, donlu su topu gibi branşların başlamasını sağlamak için kamuoyu oluşturmak.
e) El Kaide’ye yönelmiş dikkatleri dağıtarak hedef saptırmak
3- DODEGİlerin Yüzdüğü Denizden Çıkan Balık Yenir mi?
a) Denizi şartlamak icab eder
b) Yaşar Nuri Öztürk ve Zekeriya Beyaz’ın kuracakları fetva konsorsiyumunda cevap aramak lazım
c) “Muttefekun aleyh” yenmez
d) Denizden kırk kova su çekilirse herbişi tertemiz olur
e) Denizden babam çıksa yerim
f) El Kaide bilir
4- DODEGİler sosyete tayfasında ne gibi etki yapmıştır?
a) Rüyalarında kendilerini deniz olarak görmeye başlamışlar
b) Günün birinde DODEGİlerin donla Laila’ya girmeleri ihtimali üzerine kafayı oynatmaya başlamışlar
c) DODEGİleri şikayet için cübbe kuşanıp büyük anıta yürümüşler
d) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat etmişler
e) Ordu göreve çığlıkları yükselmiş
5- DODEGİin donlarını kim finanse ediyor?
a) Yeşil Sermaye
b) Allı morlu sermaye
c) Sarı-Yeşil-Kırmızı sermaye
d) DONSİAD : Donla ;Denize Giren Sanayici ve İşadamları Derneği
e) El Kaide
6- BOP kapsamında DODEGİlere karşı ne önlem alınmalıdır?
a) Bush un talimatıyla Amerikan Kongresinde DODEGİleri Kınama Komitesi kurularak mayo teşviki için rant raporundan ödenek ayrılmalı
b) DODEGİler terörist ilan edilmeli.
c) Donsuz geceler diyen hava durumu sunucusuna emmy ödülü verilmeli
d) Tevbekar DODEGİlere Blair tarafından Lordlar kamarasında donsuz şövalye ünvanı verilmeli
e) DODEGİlerin evine uluslararası güç tarafından demokrasi ve özgürlük götürülmeli.
f) Kamuoyu itiraz edecek olursa, birkaç mayolu kadının kafasının kesildiğine dair görüntüler yayınlanmalı
7- Hükümet DODEGİlerle nasıl mücadele etmeli?
a) “Alo DODEGİ gördüm” hattı kurmalı
b) DODEGİ terörle mücadele kapsamında sorgulanmalı, ailelerinde başörtülü olanlar tespit edilmeli, başörtüsü ile don arasındaki bağ araştırılmalı
c) Don satışını yasaklamalı. Don satışı kontrolünü narkotik ekiplerine vermeli
d) Diyanet donla mücadele hutbesi hazırlanmalı
e) DODEGİ görüldüğü yerde vurulmalı
f) DODEGİ TMSF ye devredilmeli
g) DODEGİ ordudan atılmalı
h) DODEGİ üniversiteye alınmamalı
i) DODEGİlerin eylemlerini gerçekleştirdiği bölgeler kamusal alan ilan edilmeli
j) DODEGİ vatandaşlıktan çıkarılmalı
k) DODEGİ için havadan mücadele ekipleri kurulmalı.
l) Paniğe gerek yok. DODEGİ don yerine mayo giydiği gün bütün meseleler kendiliğinden çözülür.
8- DODEGİler ekonomimizi nasıl etkiler?
a) Unakıtan’da DODEGİ olursa mesele olmaz
b) Denizde sigara içmek zor olduğundan sigara zammının anlamı kalmaz tüketim azalır
c) Deniz ulaşımı durma noktasına gelir
d) Don lastiği uzay aracına takılır uzaya neyi çıkamayız dolayısıyla uzay harcamaları boşa gider
g) Don ve don yan sanayi (don lastiği gibi) satışları patlar
h) Aynı zamanda dalgıç olan Kürşat Tüzmen’ e sormalı
i) Önce toplumsal mutabakatı zedeler. Oradan istikrara olumsuz etki yapar. İstikrar bozulursa cari açık dengesi bozulur. DODEGİlerle mücadele kamu harcamalarını artıracağından faiz dışı fazla hedefi tutmaz. Oh my God! Krizin daniskası. Yürüyün dolar alalım brother!
9- DODEGİlerin nev’i şahsına münhasır eylemleri Marmara Fay Hattını Tetikler mi Hocam?
a) Ahmet Mete Işıkara : 2038’e kadar bişi olmaz
b) Komplo Teorisi’nden Jerry Fletcher(Mel Gibson) : Amerika isterse DDG Marmara fay hattını tetikleyebilir. Başkan’a söyleyin Türkiye’ye gitmesin.
c) Şener Üşümezsoy : Ulusal olmayan bir devrimcilikten nasıl söz edilemezse donsuz tetikçilikten de öyle söz edilemez.
d) Ahmet Ercan : Donda doğanın kanunu, fay hattı da, değişen hiçbir şey olmaz.
e) Kandili Rasathanesi : Araştırmalarımız devam ediyor
f) Fransız deprem araştırma gemisi "L'Atalante" : Bu DODEGİlerin boşaltacağı enerji ile alakalı bir husustur. Tarihte DODEGİlerin sebep oldukları tetiklemeler neticesinde ne kadar enerji boşalımı söz konusu olduğu ile yakından ilgileniyoruz. DODEGİ, meydana gelen depremler ve tabi ki artçılar. Bu hipotezi test etmek ve bazı araştırmalar yapmak üzere bu gemiyi programladık. Bu geminin yapacağı araştırma, özellikle tarihsel depremlerin yerini ve onların neden olduğu kırıkları ve bu kırıkların özellikleri saptamak olacaktır
f) Bush : Don.. hat.. tetik.. tetikçileeeerr... El Kaide... ne oluyoruz be? Babaaaaaa!
10- DODEGİler Tekbir Giyim’in kreasyonunu nasıl etki eder?
a) Tekbir Giyim tesettür donu üretir. (ismini de biz koyalım: DODEGİMA ya da HAŞEDON)
b) Üçlü Afgan don takımı işine girer
c) Abiye don üretimine başlar
d) En iyi don tasarımı yarışması açar
e) Defilelerinde tesettür donunu sergileyecek mankenlerle irtibata geçer
11- Bu çare bulunmaz sorundan kim ne şekilde faydalanmayı planlıyor olabilir?
a) Bu zevat arasından ucuza topçu bulunur mu arayışındaki Galatasaray Spor Kulübü
b) Rum takımına yenilmesinin faturasını donla denize girenlere çıkaran Trabzonspor Klubü.
c) Halkın arasına girme niyeti ile DODEGİ furyasına dahil olan kimi siyasetçiler
d) Bundan böyle tüm ret gerekçelerinin birinci maddesine donla denize girenleri ekleyecek olan Cumhurbaşkanı Sezer
e) AB ile ilgili bundan böyle çıkacak tüm pürüzlerde tam da bahanesini bulduğunu düşünen hükümet veya hükümetler.
12- Peki DODEGİ bu işe ne diyor?
a) Biz alternatif turizme hizmet ediyoruz
b) Donla denize girmek hakkımız söke söke alırız.. direne direne kazanacağız
c) Donlu donsuz kardeştir, ayrım yapan kalleştir
d) Donlar fora!
e) Donunu seven kaçsın
f) Don benim kime ne?
g) Deniz bizim don bizim çatlasın Kırıkkanat!
13- Siz olsaydınız bu anketin başlığı olarak aşağıdakilerden hangisini seçerdiniz?
a) Don da ayağa düştü kardeşim.
b) DODEGİ donunu denizden, Kırıkkanat elini DODEGİ'nin donundan çeksin!
d) DODEGİ Marmara fay hattını tetikler mi?
14- Denize düşen DODEGİ neye sarılır?
a) Mine G. Kırıkkanat'a
b) Hepsi
---------
* (*) DODEGİ : Donla Denize Giren Zevat
Yorumlar
Ellerine sağlık..
Cts, 13/08/2005 - 01:03 — Halil ErdemQAZAA ellerine sağlık.Dikkat et Ahmet Hakan'dan sonra Mine G. seninle de polemiğe girebilir :)
Haydaaaaaa
Paz, 14/08/2005 - 11:39 — Murat KirişciQazaq kardeş, güncel olaylara getirdiğin bu enteresan anketler gerçekten eğlenceli ve aslında biraz da kara mizah türünde iyi göndermelere sahip. Ama kabul et ki, bu ülkenin günlük hayatı karikatürlere ve mizah öykülerine malzeme olacak kadar değişik ve enteresan olaylarla dolu. Bu denize girme konusunda Büyükşehir Belediye Başkanıda gayet komik bir söz serdetmişti :"... böyle denize girmek olmaz, ülkemize turistler geliyor, ONLARA GÜZEL ŞEYLER GÖSTERMEMİZ gerekir!" :))) Siyasetçiden bürokratına, meclisinden devlet dairelerine, özel sektöründen kamusuna her yerde bunlar var. Hani hatırlarsınız özel televizyonların ilk çıktığı zamanlarda da bir hava durumu spikeri de bu minvalde soğuk havaya atfen komik ifadeler kullanmıştı:)))))
Sana bu anketlerle ilgili teklifim hala geçerlidir dostum bir gün sanal ortamın dışında görüşme imakanımız olursa teklif konusunda ciddi ciddi konuşalım :)))
Fıtratın Sesini Duyabilmek
Bir Qazaq Klasiği Daha!!!
Pzt, 15/08/2005 - 06:01 — Nadir MarmaraKüçük bir istatistik yapalım. Türkiye Cumhuriyetinin nüfusu ne kadar? En son bilgilere göre 70 milyon. Bir eksik, bir fazla, o da pek fark etmez. Türkiye'de en çok okunan gazetenin tirajı ne kadar? En iyi haliyle 300 ile 600 bin arası satıyor. Ki gerçekte bir gazete belirttiği sayı kadar da satmaz. Az buçuk yayından anlayan biri fazla rakamın ne olduğunu bilir. Diyelim satıyor. Peki? Demek ki ülke nüfusunun %1 günlük gazeteyi takip ediyor veya etmiyor. Bu durumda M. G. Kırıkkanat yazılarıyla toplumun %1'e bile ya ulaşıyor ya ulaşmıyor. Zaten hitap ettiği kesim ve ne yazdığı aşağı yukarı belli. Yazabilir ve yazmasından doğal bir şey de göremiyorum. Sorun bu değil zaten. Sorun, Kırıkkanat'ın dillere destan ismidir. Malum, medyanın yönlendirdiği bir ortamda her kes bir şekilde isim yapmalı. Ama, sevgili Qazaq bırakında bu medyatik söylem oyunlarına siz ön ayak olamyın. Bizimle alakasız isimleri birde siz kafamıza kazımayın. Bu bir zavallılıktır. Bir gazeteci düşünün ki, nüfusun %1'e hitap ediyor, onu diline dolayan ise nüfusun %99'unun paylaştığı bir kimliği temsil ediyor. Ama gel gör ki, o %1'lik zevat donundan, göleğinden, ağzına laf olacak söze kadar %99'luk kesimi istediği yönde evirip çevirmektedir. İster kininizi kusun, ister bir mizah yapın, ister bu duruma göndermede bulunarak bir gerçeği ortaya koyun göndermede bulunduğunuz isim sizin üzerinizden daha bir meşruluk kazanmaktadır. Sizin adınız, onu adını tanıtmada sadece bir araçtır. İyi veya kötü, doğru veya yanlış, toplumsal zekayı yönlendireler sizin üzerinizden kendi varlıklarını daha da yaygınlaştırmaktadırlar.
Bir ahlak mutasyonu yaşanıyor bu ülkede. Sadece bu ülkede mi, hayır gezegen. İyi veya kötü söylemler üretiliyor ve iyi veya kötü herkes bu söylemin içine çekiliyor. Amaç, zihinsel gücümüzü harcama biçimini kontrol etmektir. Bizde işte bunlarla harcarız. Donla denize girmiş amcamın suyun etkisiyle kıçından devrilip çıkan donunu izler; ya komik buluruz, ya üzülürüz halimize, ya da birini çıplak görmenin ayıpını yaşarız. Ardından bu ulusal bir sorun haline gelir, gözlüklerinin arkasından bu zavallı insancıkları izleyen ama onların nasıl yaşadıklarını birgün bile merak etmeyen bir "aydın" gazetecinin şablonlaşmış sözüklerle dolu sözlerini yine kendi ellerimizle zihnimize kazırız.
Kim bu M. G. Kırıkkanat? Filozof mu? Reis-i cumhur mu? Derrake-yi akil mi? Veya Ahmet Hakan? Ne verdiler bu ülkeye? Ne verdiler, sana, bana ve hepimize? Bu isimler neden her dile gebe? 7-70'e bu isimleri bize ezberleten hangi güç? Veya bu yazı bir mizah mı? Nasıl bir mizah? Kim doğru ve kim yanlış? Söyleyen mi, söylenen mi, söyleten mi?
Aslında sorun çok basit: Bütün bu M. G. Kırıkkanat isim ebeliğine, denize don gömlek girilmez zekasını keşfeden yönetime, bu mizahsenliği gösterenlere tek yanıt: şalvarını "denize donlar girilmez" uyarısı bulunan tabelanın üzerine seren amcam vermiştir zaten. Ama gel gör ki, kendisini donla denize girmeye uygunsuz bulan yönetimi iktidara taşıyan da aynı amcalar, aynı teyzeler, aynı kadeşler. Yani şu %99'luk kesim. Kim kime muhtaç bilen yok? Kim kimin sırtında düşünen yok? Kimin zekası kimin donunda akıl eden yok? Ve üzülerek söylemeliyim, kimin kalemi kimin isminin hamallığını yapıyor, işte bunu hiç bilen yok?
Sevgili Qazaq'ı üzmek istemezdim ama, ben burada hiçbir mizahlık anlam bulamıyorum. Belki benim mizah duygularım mı eskidi, işte bir zahmet ona da yardımcı olursanız sevinirim.
İşin gerçeği ne biliyormusunuz: biz her halimizle çoktan iflas etmiş bulunuyoruz. Düşüncemizle, yaşamımızla, inancımızla, yazılarımızla, konuşmalarımızla her şeyimizle. Ve sonra da seyyarenin bizim çevremizde döndüğünü çıkıp söylemiyor muyuz? İşte gelde tepenin tasını attırma. Buraya kadar gelmişken, bari şıkları da teker teker yanıtlayayım:
DODEGİ'lerin arkasındaki örgütte biziz, amacı da biziz, finanse edeni de biziz hepsi biziz.
Ve son olarak DODEGİ'nin Marmara fay hattını tetikleyip tetiklemeyeceğini bilmiyorum, ama beni, yani n. marmara'yı ziyadesiyle tetiklemiştir.
Saygılarımla...
Benim Yazdıklarım da n_marmara Fay Hattını Tetikledi.
Pzt, 15/08/2005 - 08:32 — Jerfi QAZAQSayın Marmara;
Yazdıklarınızı okudum. Bütün söylediklerinizin üzerine şu cümleyi kurmam gerektiği kanaatindeyim :
"Yazım tamamen eleştirdiğiniz hususlardan hareketle kaleme alınmıştır."
Vesselam..
"Reyting ve magazin..."
Pzt, 15/08/2005 - 11:01 — Uzlet HaktanGeçen cuma namazında önümdeki safta bir arkadaş uyukluyordu. Kendisine uyuduğunu söyledim; fakat o inatla uyumadığını, kendisinden emin olduğunu söyledi ve namazı o şekilde kıldı... O da doğru bildiğini yaptı, ben de...
Qazaq yazılarının reytingi yüksek, aynı magazin programları gibi... Kimbilir belki o magazin programlarını yapanlara da sorsanız onlar da aynı şekilde kendilerini savunacak, yani toplumsal bilinç adına çalıştıkları/ürettikleri ve saire... Peki onların entelektüel birikimleri? Kimbilir belki o programları yapanların entelektüel birikimleri bizimkilerden daha fazladır. Akıllı ve muhakeme yeteneklerinin yüksek olduğundan eminim gerçi... Ama sonuç?
Amaca ulaşmak için birçok yol kullanılabilir; ama "aklın yolu -muhakkak ki- 'bir'"dir.
Mesele hakkında söylenecek çok fazla söz var; ama bunun da "koyun" ya da "pilav" meseleleri gibi bu meselenin de bir tartışmaya dönüşmesinden endişeliyim. Yine magazin kapsamlı ve kiminin gülüp geçtiği, kiminin "Afferim koççum" deyip ":)" imleri ile donattığı, kiminin de "ama hayır" diye çırpındığı; fakat neredeyse tamamının laf-ı güzaf olduğunu düşündüğüm bir tartışmanın başlamasından endişeliyim...
Sayın qazaq'ın yazılarından görebilidiğim ve n_marmara yorumuna verdiği cevap ile aklını daha farklı ve güçlü kullanabileceği aşikâr. Bunun yanısıra sayın Qazaq'ın yazılarında ne denli akıllı olduğunu ve meselelere hiçbirimizin görmediği şekillerde bakma yeteneği olduğunu göstermesine de artık ihtiyaç olmadığı kanaatindeyim.
Samimiyetle
Endişeye Mahal Yok
Pzt, 15/08/2005 - 11:39 — Jerfi QAZAQKendi yazılarımın altında polemiğe girmek benim tarzım değildir. Bir tartışma başlasın niyetinde ben de değilim. Sadece yazdım. Hepsi bu.. Hem yazdım hem eğlendim. Neyi eleştirdiğimi ve nasıl eleştirdiğimi iyi biliyorum. Bu bağlamda eleştirilerinizi önemsediğimi bilmenizi isterim. Eleştirdiğiniz hususlar ne olursa olsun, bir anlam kaymasına sebebiyet verecek herhangi bir tartışmanın -özellikle de bu ve benzeri yazılarımın altında- içerisinde olmayacağıma dair kendi adıma söz verebilirim.
Şunu ifade etmek isterim tabi ki. Yazım çok mu önemli? Hayır değil. Olmasaydı olur muydu? Elbette olurdu. Ne kaybederdik oturup da yazmasaydık? Hiç bir şey kaybetmezdik. Ama yazmışız işte. Paylaşmayı da istemişiz. Bir sakıncası var mı? Bence yok.
Mizah ciddi bir iştir. Mizahın küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Küçümseyecek isek eğer, bir Karagöz-Hacivat'ı, bir Dümbüllü'yü, bir Nasrettin Hoca'yı, bir Nef'i yi, bir Ulvi Alacakaptan'ı, bir rahmetli Hasan Nail Canat'ı nereye koyacağız? Ha eğer derseniz ki senin yaptığının mizahla ne alakası var.. o zaman eğeriz başımızı önümüze susarız. Ama biri de çıkar da derse ki; Ya bu çalışma iyi bir mizahi çalışmadır. Eyvallah deriz, seviniriz. Hepsi budur. Biline.
Samimiyet bizdendir. İçtenlik ve Teşekkürlerimle..
Qazaq-ı mübarekeye
Pzt, 15/08/2005 - 12:49 — Nef'i SelamoğluHak yarattı çü nev’in insanın
Kıldı efradını muhâlif ânın
Gerçi birdür kamusu sûrette
Bir değüldür ve lîk hilkatte
Lütfunu âleme ıyân etti
Sureti sîrete nişân etti
QAZAQ Yazdı Böyle Oldu (mu?)
Pzt, 15/08/2005 - 14:15 — Erva L. RoverYaHu QAZAQ efendi;
Merak ettim senin yazından sonra mı oldu bu olanlar?
Tıkla bakalım.
http://gazeteciler.internethaber.com/article_view.php?aid=309243
Valla korkulur senden.
Zafer Kimin?
Salı, 16/08/2005 - 05:44 — Nadir MarmaraM. G. Kırıkkanat'ı görevinden aldılar. Kibar olmaya ne gerek var: kovdular işte. Peki neden? Bu, günlük tirajı 40 bini zor bulan bir gazetenin namusunu kurtarma girişimi mi? Değil! Yoksa, utancından yüzünü çevirip bakamadığını söylediği "Etobur İslamistan"ın tepkisi mi? Değil! Ahlaki bir sorun mu? Bu hiç değil! Peki, Qazaq bir darbe mi yaptı da haberimiz yok? Sanmam, çünkü Kırıkkana'tan daha çok bu aralar "deprem"i düşünüyor. Peki, neden? İktidarın basit bir orta oyunu. Ortada dolaşan bir kurban varsa, kimse masrafa girmez. Birisi, gizlice partonu aradı ve o da kulakları çekti. Artık, milletimiz huzur içinde denizin keyfini çıkarabilir. Peki bu gürültüde ne oldu? Çok şey. Açıklayayım:
1. Yüzyıllardan beri çözümü kendi içinden üretmeye akıl erdiremeyen bir grup "aydınımızın" (ki nedense "aydın" kimliği de şu bir grubun malı oldu. Dilimiz bir kelimeyi daha kendisinden olmayanlara kolayca teslim etti) varlıkları ile değil, vicdanları ile bu ülkede havaalanları (kovulan gazetecinin yazısına gönderme) kadar yer kapladıkları görüldü. O, havalanları ki seferlerini sadece Paris, Londra, Roma, New-York istikametinde yaparlar. İşte, kimleri dilimize doladığımızın bir gerçeği.
2. Bu kovulma anlamsız. Kimse kimseyi kovmadı. Bize verilen mesajla, gerçek arasında fark çok fazla. Hiçbir sahte peygamber havarisini horlamaz. Ondan en iyi şekilde yararlanmanın yollarını arar ve bulur. Kovarsa, bu ülkedeki Batılı üstlerini nasıl genişleteceklerdir. Çağın aydınları, sermayenin birer uyuz köpekleri. Sahilleri, yeşillik alanları dolduran, yaşamı boyunca Bodrum, Marmaris, Antalya tatil merkezlerini büyülü erkanlardan izleyip fantaziler kuran bu ümmet evet etle besleniyor. Ama hiç değilse kendi kendilerinin etlerini yemiyorlar. Etoburlara nefret kusanların, kişiliksiz yaşam değerlerinden beslenmiyorlar. Onlara kapılarını açan gazete çok. Biz, bu kovulma heyacanına kapılıp mangaldaki etimizi yakmayalım. Malum, bu fasılı yılda bir defa ya yaparız, ya yapmayız.
3. Bir ülkenin kaderini havaalanları belirlemez. Bir ülkenin kaderini üzerinde yaşayan milletin düşüncesi, inancı, ahlaki değerleri belirler. Ama, biz havaalanlarına aşık olduğumuzu birkez daha gösterdik, bu kovulma serüvenine yoğunlaşan ilgimizle.
4. Ve her zaman olduğu gibi, yine birileri kazandı. Bu zaferin galibi ne donlu-gömlekli denizi yeni keşfeden ve bunun için aşağılanan, ancak 1.200 çeşit vergiyi tıkır tıkır ödeyen (dünyanın hiç bir ülkesinde bu kadar çok verginin alınmadığını da belirtelim), bu ülkenin varlığını kendi kanıyla koruyan, "insanlık dışı" olduğu için görüntüsünden dolayı okullara alınmayan, horlanan, ama sömürülen, iğrenilen, ama son damla kanına kadar emilen millet oldu; ne de bu duyguları paylaşanlar. Kazanan, etimizi zehir gibi kemiren, vaadler dışında poltikaya, felsefeye, bilime, sosyolojiye ilişkin en ufak düşünce üretemeyen iktidar oldu. Ne idiğü belirsiz kimlikler oldu. Kırıkkanat oldu, gazetesi oldu, patronları oldu, iktidar ortakları oldu ve varlıkları bu ülkede bir havaalanını doldurmayacak kadar bile olmayan "aydınlar" oldu.
5. Peki, bu durumdan ders alınacak hiçbir gerekçemiz yok mu? Olmaz mı, tabii ki var. Kendi kaderimizi bir mizah oyununa getirmemek var. Bu durum, bu ülkede %99'luk kesimin aynı rengi, aynı dini, aynı duguyu, aynı baskıyı, aynı çileği paylaştığını göstermektedir. Ve bu durum, yine bu %99 kesimin ne denli aciz, ne denli çaresiz olduğunu da ortaya koymaktadır. Eğer bir ülkede bir gazete en iyi haliyle 600 bin satıyorsa, bunun nedeni bu ülkenin geriliğini ve okumaya ilgisizliğini göstermez. Bu, o gazetenin sadece o kadar insana hitap ettiğini gösterir. Bu, "aydınlarla" halk arasındaki zihinsel uçurumu göstermektedir. Fransa'da milliyetçiler AB'ye hayır dediler. Ama nasıl. 40 yıl boyunca faşist suçlamlarının baskısı altında bıkmadan usanmadan her evin kapısını çalarak onlarla kendileri arasındaki ortak değerleri ön plana çıkararak bunu yaptılar. Bizde de her seçim zamanı bütün partiler kapı kapı dolaşıp kendilerini tanıtırlar, ortak değerlerimizi kendileri için çar çabuk harcarlar ve başa gelirler. Sonra da sokağımıza bile uğramazlar. Göstermelik olarak, "namus ve inancımızı" koruduklarının bir ifadesi olarak da birilerini kovdururlar. O kadar. Eğer, sahilleri dolduran yüzbinlerce insan denize mayo ile girmiyorsa, bunun bir nedeni var. Çünkü, kendisine giydirilen giysi hiçbir zaman ona ait olmamıştır. Modern olacağız diye kılık değiştiriyoruz, ama maymun olduğumuzun farkında bile değiliz. İslami duygularla millete hitap eden bir belediye yönetimi milletine "don" yasağı getiriyor. Yıllardır "şapka" yasasını diline dolayan bu kesimin, "don" yasağı ile ortaya çıkması ne kadar komik. Bu milletten utandıklarını söylüyorlar açıkca. Eğer, kendi inancımızı yaşamsal bir değerler sistemine dönüştüremezsek daha çok don gömlekle uğraşırız.
Sevgili Qazaq'ın ironisini ben gayet iyi anlıyorum. Benim sorunum bu değildir. Benim sorunum, aynı ironiyi "Başbakanın Aydınlar Görüşmesi" içinde yapacak dürüstlüğü gösterip gösteremeyeceğimiz üzerinedir. Gösteremediğimiz bal gibi ortada. Doğudaki halkın değerini başbakan kovulan aydınlarla değerlendirdi, ama yönetime gelmesi için oyu halktan istemişti. Bundan ala ironi olur mu? Bitmedi. 2 gün önce bu yönetim, Ermenistan'la gizlice görüşme yapıyor. Kıprıs'tan sonra birde "soykırım" yasasının kabulü kapıda. Kabul etmiyoruz diyecek cesaretimiz var mı? İşte, bir ironi daha. Bu hak ve hukuk yanlısı "aydınlar" Doğu'da bir etnik çatışmanın planlarını yapıyorlar. Bu da mı ironi değil. Biz bunların hiçbirinin ironisini yapamadık. Benim sorunum bunlar. Benim sorunum, bu halktan olduğunu söyleyip bu halkı modernizm kamçısıyla güdenler.
Bu yüzden Mine Hanıma dürüstlüğü için saygı duyuyorum. En azından bizden olmadığını, bizden iğrendiğini açık biçimde ifade etmekte. Onun safı belli. Onun kimliği de belli. Bir sorun olduğunda atlayıp soluğu Paris'te alabilir. Ya "don" yasağını aşamayanlar nereye gidecek? Ya, kaderlerini ne idiğü belirsiz "aydınların" ağız kokusuna bırakılan Doğudaki insanlar ne yapacak?
Ya, ben neden bu kadar çok konuşuyorum? Bu ülkenin tamamı ironi, mizah değil mi? Her gün yaşadıklarımız mizah değil mi?
Sakın yanlış anlaşılmasın ben sayın yazarın yazısını ve kimliğini ölçü alıp konuşmuyorum, ki bunu yazarın kendisi de iyi bilir. Ben, acizane ortak bir davamızın olması gerektiğini söylemekten yanayım. Şurdan burdan derlenmiş birkaç düşünce, mesajla değil, bir ümmet beyninin otopsisini yapalım diyorum. Bundan korkmayalım, dinse din, dilse dil, milletse millet. Zaten korkularımız değil mi bizi yöneten.
Son olarak, sanki biz Kırıkkanat'tan farksız mıyız? Farksız olmadıımızı kanıtlayan gerçek bu sitede duruyor. Uzlet Haktan'ın yazısına gösterilen ilgi farksızlığımızın en büyük kanıtı. Neden bu yazıyı enine boyuna tartışamadık? Neden buradaki olguların gereğini ortaya koyamadık? Neden, bir bilgi sorununu da biz kafamıza takmadık? Çünkü don gömlekle uğraşmak daha kolay. Malzeme bol. İşin ucunda benim gibi dedi-kodu yapmak var. Hadi hayırlısı.
"Kafir ağlar bizim ahval-i perişanımıza"
Sayglarımla...
" Eylem Zamanı "
Çar, 17/08/2005 - 10:06 — Uzlet HaktanBilen birini gördüğümüz zaman konuşacağımız yerde susmayı yeğliyoruz. Çünkü artık bilen birinin bize kattığı güven ile kendimizi rahat ve huzurlu görüyoruz. Bilenin, bildiğini nereden anlıyoruz? Söylediklerinden, gözlerinden, coşkusundan... O anlatmadan önce bilmiyorduk. O anlattı ve bildik. Peki sonra? Bilmeden önceki sessizliğimiz bildikten sonra da devam ediyorsa? Bilen bildiğiyle kalacak, bilmeyen de bilmemeye devam mı edecek? Bilenin bildiğiyle kaldığı malum; peki bilmeyen? Bilmeyen, okudu ve bildi; ama şimdi bilgiye ve bilene yüzü dönük. Bilen esas konuşması gereken yere geldi fakat sustu. Bildiği için mi sustu? Hayır! Anlamadığı için...
Gördüğümüz üzere etkisiz bir mevzuudan etkili fikirler çıkarılabiliyor. Bu etkili mevzular nereye kadar ilerleyebilir? Biz ne kadar ilerletmek istiyorsak o kadar. Nihayetinde buralara kadar gelmiş, buradan sonrasına da yürür elbet...
Sayın n_marmara yorumunu fevkalâde başarılı kılan, bu coşkun ve ürkmüş heyecanın tane tane anlatmak istediği, yaptığı analizin her bilinçte yeşermesi için kopardığı vaveyladır. Muhakkak ki biraz daha tırtıklansa her kelime onlarca cümleye dönüşür; ama...
Meseleyi kişileştirmeden düşünmeli ve şu bilincimize musallat olan suskunluğu boğup konuşmalı; ama kiminle?
Fikir birliği etmeliyiz. Bunun için de eski yöntemleri kullanmalıyız, yani ya misafirlik ya da kağıt ve kalem. Bunların dışındakilerle de bir şeyler yapılabilir elbette; ama ömür çok kısa. Düşünecek zaman bile yok. Artık eylem zamanı...