
Bir insanın iyi olması, başlı başına yeterli bir meziyet değildir. İnsanın hayatında başka iyi şeylerin de olması gerekir. Hayatında iyi bir şey olan kişi, elindeki o iyi şeyi kriter alarak, başka iyi şeyleri kolayca tanıyabilir. İyi bir insan, başka iyi insanlarla tanıştırır insanı. İyi bir hikâyeci olan Mustafa Kutlu’nun tek başına yayına hazırladığı Dergâh dergisi de hayatımızdaki bu iyi şeylerden biri.
Dergâh dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yürüten Mustafa Kutlu, sadece iyi bir hikâyeci olmakla yetinmiyor. O, iyi şair ve hikâyecilerin ürünlerini Dergâh dergisinde yayınlayarak okuyucularının başka iyi insanlarla tanışmasına da vesile oluyor.
Dergâh dergisi, İbrahim Tenekeci’nin hazırladığı Dergâh Şiirleri Güldestesi ve Dergâh Hikâyeleri Güldestesi isimli iki kitapla, bu iyi insanların şiir ve hikâyelerini bir araya getirerek, toplu kayıt altına almış. Bu iki kitap bir anlamda geçmiş on altı yılın envanteri konumunda.
Dergâh Şiirleri Güldestesi’nde 63 şairden 89 şiir yer alıyor. Bu seçkiler hazırlanırken iyi şairlerin şiirleri olması kadar, devamlılık arz etmesi de önemli bir kriter olarak göz önünde bulundurulmuş. Dergâh Şiirleri Güldestesi hazırlanırken şairlerin şiirlerinin yayınlanış tarihlerine göre üç döneme ayrılmış. İlk döneminde; İsmet Özel, Hüsrev Hatemi, Nihat Hayri Azamat, Mehmet Ocaktan, İhsan Deniz, Şaban Abak, Hüseyin Atlansoy, Ömer Erdem, Mehmet Erdoğan, Cahit Koytak, Kemal Sayar, Levent Sunal gibi sanatında usta isimleri görüyoruz.
Sanırım Dergâh’ın, yola çıkışındaki çok seslilik sizin de dikkatinizi çekmiştir. Dergâh, bir yandan çok sesliliği sağlarken, diğer yandan da bir edebiyat dergisinin başına gelebilecek en kötü şey olan bürokrasiyi ısrarla reddediyor. Mustafa Kutlu, her geçen gün sanatını geliştiren ve devamlılık arz eden genç şair ve yazarların dergide bulunmasında ısrar ediyor. Böylelikle Dergâh’ın, sadece bugüne değil, yarına da hitap ettiğini göstermiş oluyor.
Dergâh’ın Türk edebiyatına hediyesi olan ve bugün herkesin üzerinde ittifak ettiği ikinci ve üçüncü kuşak isimlerden; Murat Menteş, Ali Emre, Hakan Şarkdemir, Hakan Arslanbenzer, Salih Zengin, Ali Ayçil, İbrahim Tenekeci, Osman Özbahçe, Süleyman Çobanoğlu, Zeynep Arkan ve Alper Gencer; Mustafa Kutlu’nun ısrarında ne kadar haklı olduğunun göstergesidir.
Dergâh güldestelerinde yer alan ve üzerinde ittifak edilen isimlerin önemli bir özelliği de çok yerde eser yayınlanmak yerine, devamlılıkla tek yerde eser yayınlamaları. Böylelikle Dergâh, önemli olanın çok yerde görünmek değil, istikrar olduğunun altını çizmişte oluyor.
Gelelim Dergâh Hikâyeleri Güldestesi’ne... Hikâye güldestesinde 19 hikâyeci ve 23 hikâye yer alıyor. Mustafa Kutlu başta olmak üzere, Cihan Aktaş, Abdullah Harmancı, Selçuk Orhan, Melek Paşalı, Kamil Yeşil, Sibel Eraslan ve Nihan Kaya hikâye güldestesinde eserleri yer alan hikâyecilerden bazıları.
Her ne kadar Dergâh ve dolayısı ile Dergâh Şiirleri Güldestesi’ndeki şiir sayısı hikâyeye oranla fazla olsa da, yayınlanan hikâyelerin iyi hikâyeler olduğunu görüyoruz. Her sayıda bir yada iki hikâye yayınlanması çıtasının yüksekliğinin ve hassasiyetin işaretidir. Bu nedenle iyi hikâye okumak isteyenler için tek adres olarak Dergâh’ı gösterebiliriz.
Mustafa Kutlu’nun hikâyeye gösterdiği hassasiyet “Hikâye, bir anlamda insan tanıma sanatıdır. Önemli olan etkili ve inandırıcı olmasıdır. Yazılmaya değer meseleleri dile getiren hikâyecileri tercih ederim.” sözlerinden açıkça hissedilmektedir. Aslında Kutlu, bu sözleriyle, sadece hikâye için değil, her çalışmada olmazsa olmaz olan insanın altını çizmiştir. İnsana odaklanmayan, insanı tanımayan hiçbir eserin yaşam şansı yoktur.
Dergâh Şiirleri Güldestesi ve Dergâh Hikâyeleri Güldestesi, özellikle Dergâh’ın ilk dönemine yetişemeyen, genç kuşak için mutlaka edinilmesi gereken iki önemli kitap. Edebiyat alanında iyi şair ve hikâyecilerin yetişmesine vesile olan Mustafa Kutlu’ya ve güldesteleri hazırlayan İbrahim Tenekeci’ye teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Ve son söz: İyi şiir ve hikâye okumak istiyorsanız; Dergâh size yeter.
Dergâh Yayınları: 0212 518 95 78
Yorumlar
Üzücü şeyler
Pzt, 11/12/2006 - 20:51 — ikbal gençÖnce günlerdir cemaatte tartışılan konuya ve yorumlara, ardından da Muhammed Hamidullah Hoca ve Dergah Güldestelerine karşı suskunluğa bir göz atın. İşte hal-i pür melalimiz.
Ayhan Demir'e teşekkür!
Salı, 12/12/2006 - 01:51 — elif idgüAramızda bazılarının uyanık olması güzel!
İkbal arkadaşımız katılıyorum. Halimiz pürmelalimiz.Belki bizi hiçmi hiç enterese etmeyen;anlama çabalarının karşısında konuştuğumuz kadar; bizi enterese eden halimiz gerçekten anlayan çaba içinde değil ANLAYANları konuşmakta aciziz:(:(bu eleştiri en fazla kendimedir vesselam
Değersiz olanlar hiçbir şeyi değerlendiremezler. İbrahim PAŞALI
Bu kalıba girmeye mi başladık ne???
Yorumlarını yok saymak
Salı, 12/12/2006 - 11:02 — Fethi SERHATCemaat'e günlerdir tartışılan konuların nasıl bir sakat yönü var anlayamadım?
insanların bir şekilde ilgi duydukları konular hakkında fikir belirtmiş olmasını garipsemek, garipsemek dahası küçümsemek çok da hoş olan bir tavır olmasa gerektir...
cemaat bence tam da sloganına yakışır tarzda hareket ediyor... evet belki güldesteler ve hamidullah hoca konusunda bir suskunluk olmuştur, ama bunu insanların sığ düşünceli olmasına dahası basit konula duydukları ilgiye bağlamak ya da bunu ima etmek doğru değildir...
yorumlara değer verelim... katılmayabilirsiniz tabi, siz özgürsünüz...
___________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen
Küçümsemek değil!sadece
Salı, 12/12/2006 - 18:36 — elif idgüKüçümsemek değil!sadece bulunduğumuz noktayı düşünsek iyi olacak galiba???Aslında bu yorumum bile gereksiz Ayhan DEMİR'in yazıdan sonra konuşmamız gereken " DERGAH VE GÜLDESTE"
Değersiz olanlar hiçbir şeyi değerlendiremezler. İbrahim PAŞALI
www.filistinemektup.com
Dergâh güldesteleri..
Pzt, 11/12/2006 - 22:34 — Ali DüzAyhan Demir'e yazısı için teşekkürler.
"Dergâh Şiirleri Güldestesi" ve "Dergâh Hikâyeleri Güldestesi" hakkında birkaç yazı yayımlandı çeşitli yerlerde, daha da yayımlanacaktır.
-Ayhan Demir'in bu yazısını Milli Gazete'de görmüştük birkaç gün önce, burada da yayımlanmış. Dipnot olarak belirtilseydi keşke.-
Dergâh dergisi en nitelikli "Edebiyat Kültür Sanat" dergilerimizden biri, 90'lı yılardaki ağırlığında olmasa da. Derginin tek yöneticisi Mustafa Kutlu, dergiye ciddi bir emek sarfediyor. Edebiyatsever olup Dergâh'ı takip etmemek ciddi bir eksikliktir, duyrulur!
Şiir ve hikâye güldestelerini en yakın zamanda edineceğim inşaallah.
Nitelikli şiir ve hikâye okumak derdinde olanlar bu kitapları kaçırmayacaktır, eminim.
Mustafa Kutlu özel bir
Pzt, 11/12/2006 - 22:42 — Halid AslanMustafa Kutlu özel bir şahsiyet olarak altı çizilesi işlere imza atıyor. Güldeste'leri İbrahim Tenekeci imzasıyla görmek de ayrı bir mutluluk verdi doğrusu. Böylesi toplu fotograflara duyulan ihtiyaç ne gariptir ki eseri elimize alınca çıkıyor ortaya. Tanıtımı yazan Ayhan kardeşime bir hususta katılamayacağım yalnız:
---
Dergâh'ın Türk edebiyatına hediyesi olan ve bugün herkesin üzerinde ittifak ettiği ikinci ve üçüncü kuşak isimlerden; Murat Menteş, Ali Emre, Hakan Şarkdemir, Hakan Arslanbenzer, Salih Zengin, Ali Ayçil, İbrahim Tenekeci, Osman Özbahçe, Süleyman Çobanoğlu, Zeynep Arkan ve Alper Gencer....
Evet Dergah'ın katkısı vardır ve yadsınamaz lakin sadece Dergah anlamına kaymamalı bu katkı diye düşünüyorum.
Güzel çalışmaları sunanlara ve bizlere tanıtan Ayhan Demir'e teşekkürlerimi sunuyorum.
derg-ÂH !
Pzt, 11/12/2006 - 22:55 — misafirsağın en köklü dergilerinden...
hani nasıl derler;
şiirin mutfaklarından...
kapağının olmaması barcelona'nın yıllardır göğüs reklamı almamasına benziyor sanki (teşbihte hata olmaz :))
bu arada,
şairler için söylenen "dergah'ın türk edebiyatına hediyesi..." ifadesinin eleştirisine katılıyorum...
sadece dergah için değil, her dergi için geçerlidir bu durum...
ismi anılan/anılacak olan isimlere dergilerin katkıları mutlaka vardır ama onları dergiler kazandırmamıştır edebiyata...onlar şiirleriyle, yazılarıyla vardır edebiyatta...zaten bu sanatın okulunun olması doğasına aykırı...
kitapları temine çalışacağım...
(umarım murat menteş'in f-16 şiiri yoktur :))
Müslümanlara sağ diyen
Salı, 12/12/2006 - 00:02 — Mustafa Burak SezerMüslümanlara sağ diyen bir eleştirmene karşı: (Yazko Edebiyat, Kör Dövüşü, Hasan Bülent Kahraman) “Bu deyimlere batının kullandığı anlamı ve içeriği yüklüyor. Böylece, Müslümanları da rahatlıkla sağ dediği kesimin içine sokuveriyor. Ona göre sağ dünü savunmaktır, sol yarını savunmak... oysa Müslümanlar, bu anlamda sağın da solun da dışındadırlar. Onlar için anlamlı olan deyimler, kafir ve mümin deyimleridir.”
Said Yavuz'un, Yedi İklim dergisi 197. sayısında Rasim Özdenören üzerine yazdığı yazısından bir kesit.
Muhabbetle
"There is no good or bad; its just a thought that makes things good or bad!"
-İyi yada kötü yoktur; şeyleri iyi veya kötü yapan düşüncedir.-
William Shakespeare
sağ ve sol'a dair..
Salı, 12/12/2006 - 00:33 — misafirmustafa bey,
el'an bu kalemin müslümanlıktan anladığı tanımlar üstü bir makamdır.
buud alemidir.
lâ-mekandır...
sağ ve sol ifadeleri elbette bize batı'dan geldi.
hasan bülent kahraman hocanın dar alanda kısa paslaşmalar yapması sol görüşlü oluşundan gelir.
yani ileri görüşlüdür(!) kendisi.
yani ileri görüşlü demek sonsuzluğu son'a mahkum kılmaktır.
dar bakış.
dar bakışa sahip bir tanımın karşısında,
düz mantıkla dar bir tanım olacağından
sağ ifadesi kendi kendini tanımlıyor zaten.
yani sn.kahraman kendini ele veriyor...
hayatı tanımlarken inanın öylesine yazıyorum !
hele ki içimdeki bu öylesine'lik müslümanlığı tarifte sağ ifadesini kullanmaksa doruk noktaya çıkıyor.
âh "niyet"lerin fotoğrafı çekilse de herkesin arz-u hâli anlaşılsa.
KEŞKE MÜSLÜMANLIĞI ANLATIRKEN SUSARAK KONUŞABİLSEK !
saygılarımla efendim...
doğru söze ne denir
Salı, 12/12/2006 - 15:54 — isa marangozsağ ve sol kavramları konusunda emre şimşek'in kafası her ne kadar karışık olsa da; bir noktada çok doğru bir şey söylüyor: "dergah, sağcı bir dergidir."
islamcıların orada, yoğun olarak yazıyor olmaları bir şeyi değiştirmez. ismet özel'in orada yazmış olması bir şeyi değiştirmez. dergah, buz gibi sağcıdır. bu yüzden, aynı içerikle, aynı kalite çizgisiyle ve temelde aynı heyecansızlıkla yıllardır çıkmayı başarmaktadır.
fakat burada, başka bir şey daha söylemem lazım: mesela "varlık" dergisi de sağcıdır. hece de öyle. temelde, heyecan duymamaya, heyecanlandırmayaya, kalite çıtasına, akademisyenlere, dengelere göre hareket eden pek çok başka dergi daha sayabilirim.
"merkezde ve konservatif olmak" sağın en belirgin iki kavramıdır. bu anlamıyla türkiye'de sağcı olmayan edebiyat dergileri genellikle "kuşak ve hareket derdi taşıyan" dergilerdir. ama bu da yetmez. çünkü, örneğin "kuşak" derdi taşıyan derkenar "bir şey söylememe" noktasında dergah'tan daha sağcıdır.
bütün bunlarla "sağ dergiler kötüdür" gibi bir şey söylediğim anlaşılmasın. aksine, sağ dergiler, son derece işlevsel dergilerdir. adam yetiştirirler, kitap basarlar, özel sayı yaparlar. bunlar az şeyler değildir.
kafası karışan cevap veriyor...
Salı, 12/12/2006 - 22:26 — misafirşu an ki cevabî yazının özü:
"bu kalem,
eğer bir insan n.cüzdanında DİNİ kısmında yazdığı gibi değil,
Kuran-ı Kerîm'de yazdığı gibi yaşayan bir müslümansa bütün tanımları reddeder..."
kafa karışıkığı iyidir aslında isa marangoz.
şairseniz üretmenize vesile oluyor.
sağ ve sol…
aslında bu konuda son cümlemi yazmıştım.
sağ’dan kastım islam öncelikli yaşayanların oluşturduğu meclisin olduğuydu.
ama müslümanlığın bünyesinde olan bir kavrama müslümanlığı sokmaya çalışmak olduğunu da bildiğimden tanımların hayatımda o kadar önemli bir yeri olmadığını ve aslolanın niyetler olduğundan dem vurmuştum.
ve demiştim ki,
keşke müslümanlığı anlatırken susarak konuşabilsek…
niyet / arzu idi, ütopya değil…
ama siz “islamcıların orada yazıyor olması bir şeyi değiştirmez…” sözünüzle konuya bodosloma girdiniz.
yani “doğru söze ne denir…” ifadeniz havada kalıyor.
sizinle aynı şeyi düşünmüyoruz.
şimdi sizi anlamaya “çalışacağım…”
(“çalışalım” diyemiyorum, bu yorumunuzu okuyan herkes sizi anlamış galiba;
yorumunuza cevap yazılmadığı için…demek ki bir benim kafam karışık…ne ki iyice karıştı)
bahsiniz, sağcılığın “heyecanın olmadığı” bir çizgi olduğuna dair.
ismet özel’in yazıyor oluşunun bir şeyi değiştirmeyeceğini söylemeniz dediğinizle örtüşüyor.
evet, özel şiiri heyecan doludur. haklısınız tesbitinizde.
ama isa bey,
size sağcılığı böyle tanımlama hakkını kim veriyor ?
veya,
(“istediğim gibi tanımlarım…” cevabını vereceğinizi düşünerek)
sağcılığı neden böyle tanımlama gereği duydunuz ?
yani düz bir mantıkla, solculuk çok hareketli bir oluşum mu / fikir mi ?
dergah’ın aynı içerik ve harekette oluşu kime göre’dir.
bir edebiyat dergisinden beklediğiniz nasıl bir şey ?
ya da sizin “dergi”niz hangisidir ?
böyle bir dergi var mıdır / ya da çıkarmayı mı düşünüyorsunuz ?
ve yıllardır çıkmayı başarmasını takdir ederken tezata düşmüyor musunuz ?
şair/yazar-okur neden hâlâ dergah’ı okumakta ?
yoksa heyecan ne demektir’in tanımını bilmiyorlar mı?
gelelim varlık mevzuuna…
varlık’ın sağcı bir dergi olduğunu okuyan enver ercan’ın tebessüm yerine kahkaha atacağını buradan size garanti edebilirim…ama “namaza yaklaşılmaz…” demiyor,
sizin “içkiliyken namaza yaklaşılmaz…”dediğinizi duyuyor,
yine kendi içinizde haklı olduğunu yazıyorum.
ama geliniz görünüz ki yazımın cümleleri aynı soruyu levhalaştırıyor :
sağcı’lık neden heyecansızlık demektir ?
evet,
çok sormuş olabilirim.
ama bu soruların size sorulmasını siz istediniz, bunu da biliyorum.
“kuşak ve hareket derdi taşıyan…”
derkenar örneğini vermişsiniz.
vallahi ben öyle bir izlenim almadım seyfullah beyin dergisinde.
böylesi bir oluşum sadece neo epik şiir hareketinde vardır,
onlar da önce huruç, sonra atlılar, en son da fayrap etrafında birleştiler.
ama derkenar’a “bir şey söylememe” noktasında dergahtan daha sağcı demeniz bu konuyu daha fazla deşmeme engel oldu; noktalıyorum.
“merkezde” derken ki kastınızı da çözemedi gönül…
misal,
mor taka merkez’dir.
ama dergah,
veya yedi iklim merkez değildir.
hangi dergilerde yazdınız bilmiyorum ama dergah’ta şiiri yayınlanan bir kalem varlık2a şiir göndermez.
yani savınız çok yavan kalıyor.
merkez olan dergilerde şiiri yayınlanıyorsa,
sola kalemi yatkın olan kül dergisi, veya dize dergisinde;
sağa (ah şu ifade ! ) kalemi yatkın olan ise merkez dergi dışında yedi iklim , dergah,
ne bileyim hatta fayrap’ta yayınlayabilir şiirini…(bu arada fayrap merkez bir dergi midir, şu an kafama takıldı…sol dergilerde şiiri yayınlanan da orada mesela…bknz.serkan ışın..hatta serkan beyin kitabının arka kapağında hilmi yavuz’un yazısı var…ama neo epikçiler hilmi yavuz’u ellerinden gelse dövecekler :) ama sanırım değil, zira herkes neo epik şiir için orada…kendi içinde bir merkezi var diyelim…neyse, dağıtmayım…)
“sağ dergiler kötüdür…” dediğinizin anlaşılmaması gerektiğini söylemenize inanmalıyım.
yani,
“sağ”ı eşittir “heyacansız” diyorsunuz,
sonra “adam yetiştirir” diyerek mübalağa yapıyprsunuz..bir çelişki daha…
bir de anlamadığım (ki o kadar kafam karıştı ki)
konservatif olmanın ne gibi bir sakıncası vardır…
bir insan hem progresiv hem de konservatif olamaz mı *
işte benim anlatmak istediğim bu !
tanımlara biraz daha yelken açacak olursak…
sağ düşünceye meyilli bir duruşun, savunduğu tercihin hakkını vererek ülkesindeki var olan sorunun dış mihrakları sebeb göstermesi,
sol görüşe mensup olduğunu söyleyen tarafın, sorunun bizden kaynaklandığını “daha yüksek” bir sesle dillendirmesine sebep olacaktır.
yani sebep gösterirken sebeb olunacaktır.
bu fotoğrafın negatifi de düşünülebilir.
sol’un eleştirel olması felsefeye,
sağ’ın daha hoş görülü olması ise tefekküre işaret eder.
ama hayatta genellemnin her zaman karşısında oldum.
hele ki, hayatın tanımlar üzerinden anlaşıldığı savı ise hep bana gülünç gelmiştir.
ne sağ ne sol…
ben bütün bir insandan bahsediyorum…
bir insanın sağ kolu da var,
sol kolu da…ortadan ikiye bölmek olsa olsa caniliktir..
(sözüm meclisten dışarı)
ama sizin sağ’a yaptığınız tanıma karşılık,
benim sizden sol’a yaptığınız tanımı rica etme hakkım doğuyor..
evet,
isa bey, sol nedir sizce ?
heyecanlı mı ?
Che yakışıklı olandı! Devlet adamı olan Castro!
Çar, 13/12/2006 - 03:03 — isa marangozEmre Şimsek'in "kafa karışıklığı" meselesinde ne denli doğru bir tespit yapmış olduğumu söyleyerek başlamalıyım. Ardından da kolaylık olsun diye, bu uzun cevaba maddeler halinde cevap vereyim. Bir şey daha var başlamadan: Bu tartışmaya, Alper Gencer, Tarık Tufan, Ayhan Demir, İsmail Kılıçarslan gibi isimlerin katılmasını da çok isterim. Belirgin bir mesafe alınabilir böylelikle. Gelelim cevaplara.
1.Emre Bey. Cevabımda sağcılık ve solculuk kavramlarını gündelik siyasi anlamlarıyla, üstelik Türkiye siyasetindeki anlamlarıyla kullanmadığımı anlamanızı isterim öncelikle. Zira, ancak böyle olursa cevaplarımın bir anlamı olacaktır. İdris Küçükömer, Kemal Tahir, Erol Göka, Nurettin Toğçu ve benzeri isimlerin yazdıklarını gözden geçirdiğimizde; "sağcılık"ın, evet, merkezileşmeyi; "solculuk"un da "yenilenmeyi" amaç olarak benimsediklerini görürüz. Cevabımda, bu kavramları işte bu en genel-geçer anlamlarıyla ve gündelik siyasetin dışında kullanmaya çalıştım.
2.İmdi, bu anlamları göz önüne alır isek; Dergah ve Varlık, yineliyorum, fena halde sağcı dergilerdir. Çünkü temel hedefleri "merkezileşmek"tir. Edebiyatın merkezinde olmak yani. Türkiye'nin siyasal-sosyal kamplara bölünmüş olması bu gerçeği değiştirmez. Merkezileşmek kendini, "heyecan taşımamaya", hadi bu biraz yanlış anlaşılabilecek bir tanım diyelim, olur olmaz heyecanlanmaya mecbur hisseder kendini. Yapısal bir durumdur bu. Dergah mesela asla ama asla "putları kırıyoruz" tartışması başlatmaz. Ama "putları kırıyoruz" tartışması başlamışsa, buna "derkenar" sutununda nefis bir yorumla katılır. Anlatabiliyor muyum? Mesela, "uzun süreli bir yeteneksizlik" olarak tanımladığım Celal Fedai'nin aklınca "Dergah'a giydirme" girişimi; Mustafa Kutlu Hocamız tarafından "indirin Celal'i" nidasıyla karşılanmaz. Bunun yerine, daha "deruni" bir takım hamlelerle iş bitirilir. Niçin? Çünkü merkezde olmanın bedeli budur da ondan. Heyecan meselesini, gene de açamadıysam, ki açtığımı zannediyorum; ama gene de izahta fayda var sayın Şimşek: "Heyecanlanmamak" evet, "sağcılığın" getirdiği bir durumdur ve fakat kötü bir durum değildir. Biraz daha genişleteyim bunu: Dergah, bir yazı yayınlayacakken, bir şiir yayınlayacakken "pek çok dengeyi gözetmek" durumundadır. Ümit Aktaş şiiri vefa borcu yüzünden yayınlanırken, o sayıda yayınlanan bir İbrahim Tenekeci şiiriyle "oluşan derin boşluk" kapatılır. Herkes "Murat Menteş'in şiirini gördün mü; enfes" derken arada akademisyen birinin "bilmem ne efendi" tahlili de arada kaynar gider. Dolayısıyla merkezde olmanın, sağcı olmanın bedellerini hazmetmiş; dolayısıyla bu denli uzun ömürlü olabilmiş bir dergidir Dergah. Ha keza, Varlık da öyle.
3.Solculuk, evet, tanıma dönersek "yenilenmeyi" öngörür. Bu da aslına bakarsanız, "matah ya da yanlış" bir durum değildir. Sadece kavramsal bir durumdur. Dolayısıyla, "yeni" bir şey söyleme iddiası taşıyan dergiler tanım itibariyle "solcu"dur. Halkın Dostları, ilk dönemiyle Yönelişler, ilk dönemiyle Mavera, çıkış macerası sürecinde Hece, son dönemine kadar Edebiyat, bütün dönemleriyle Atlılar "tanım" itibariyle "solcu" dergilerdir. Israrla yineliyorum sayın Şimşek ama burası çok önemli, bu dergileri çıkaran adamların siyasal görüşlerinden, dergide yer alan ürünlerin "dünya algılarından" falan bahsetmiyorum. Sosyolojik bir tanımdan bahsediyorum. Haa, ama mesela Hece, daha 1. sayısından "ben sağcıyım" diyerek meseleyi kapatmıştır. Kitaplık mesela, çıkar çıkmaz "sağcı kulvarda" yerini almıştır. Derkenar da öyle. Yedi İklim de, Yasak Meyve de...
4.Üçüncü maddeyi, insanlara doğru genişletelim. Mesela Türk şiiri için Asaf Halet "solcu" bir isimken, Ataol Behramoğlu "Halkın Dostları" macerasından sonra "sağcı"dır. Bilmem anlatabiliyor muyum?
4."Hangi dergilerde yazdınız bilmiyorum" derken neyi kastetmeye çalıştığınızı anladı gönül! O ince göndermeyi algıladı ve gereğini belledi. Aklınıza gelen ve gelebilecek pek çok dergide yazmış olabilirim. Olmayabilirim de ama. Bu bir şeyi değiştirmez. Ancak, mesela bir örnek vermek gerekirse sevgili kardeşim Alper Gencer aynı anda hem Varlık'ta hem de Dergah'ta şiir yayınlamış bir adamdır. Mehmet Erte hem (neydi o derginin adı. Hah.) Merdiven'de, hem de Yasak Meyve de görünebilmiştir. Hem Hece'de hem Varlık'da, hem Dergah'ta hem Kitaplık'ta, hem Mor Taka'da hem Derkenar'da görünen pek çok isim vardır. Sizin bu konulardaki bilgileriniz, kusura bakmayın ama, sanırım 90'lı yılların ilk yarısında kaldı. Derkenar'da bugüne bugün Küçük İskender şiir yayınladı sayın Şimşek. Ne Enver'i ne Ercan'ı Allaasen.
5.Sayın Şimşek. Edebiyata meraklı bir genç olduğunuzu müşahede ettim uzunca cevabınızdan. Size tavsiyem, böyle konularda fikir beyan etmeden önce, muhatabınızın neyi kastettiğini bir iyice anlamaya çalışmaktır. Bunun da yolu, evvel emirde iyi bir Türkçe, saniyen bir entelektüel müktesabattır.
6.Tekraren söylüyorum. Yazıda geçen "sağ" ve "sol" kavramları kesinkes "sosyolojik" anlamlarında kullanılmıştır. Mehmet Bekaroğlu ile Ertuğrul Günay'ın kafası karışıktır. "Müslüman Sol Parti" diye bir şey olmaz. Olamaz. "Ebu Zerr Partisi" diye bir şey olabilir. Ha keza, bu konuda Tayyip Erdoğan'ın da kafası karışıktır. "Müslüman-Muhafazakar Demokrat Parti" diye bir şey olamaz. "ANAP" diye bir şey olabilir. Onun da başında Hakan Albayrak'ın pek sevdiği şu adam vardır. Albayrak sevimlidir, ne var ki "o adam" pek sevimsizdir.
bir selam, bir veda, bir link...
Çar, 13/12/2006 - 23:53 — misafirisa bey,
teşekkür ederim;
anlatmaya çalışmışsınız arz-u hâlinizi.
ne ki tatmin olamadı gönül...
belki de sizin kadar entellektüel birkimim yok :)
bir gün inşallah...
zaten bu aralar bu konuya kafa yoracak güçte de değilim.
insan âşık olmaya görsün...gerisi hikaye geliyor :)
zâtınıza bir link vererek bu tartışmadan ceketimi alıp gidiyorum...saygılar...
İslam Sola Daha Yakındır
...
Per, 14/12/2006 - 00:04 — misafirdip not:
bu arada bana "edebiyata meraklı gençlerden..." demişsiniz;
şimdi dikkatimi çekti.
efendim,
aramızda 4 yaş fark var.
kendinize yaşlı muamelesi yapmayınız.
gönül yaşlı olsun yeter.
şiir kafa kağıdına değil,
gönül kağıdına bakar.
ayrıca edebiyata meraklı değilim;
aşığım !
selametle...
açıklama
Salı, 12/12/2006 - 01:55 — Ayhan DemirÖncelikle İkbal hanım'a önemli bir noktaya temas ettiği için teşekkür ediyorum.
Ali bey, yazının cemaat.com sitesine gönderiliş tarihi yayınlanış tarihinden 4 gün daha evveldir. Yazı cemaat.com'a gönderilmiş ancak sırasını beklediği için öncelikle Milli Gazete'de yayınlanmıştır.
Planlı olmayan bu çakışma cemaat.com yönetiminin bilgisinde olmadığı için sorumlu olmadıklarını da söylemek isterim.
www.milligazete.com.tr
Hak Geldi Batıl Zail Oldu
Dergâh'a yakışmayan titizlik!..
Çar, 13/12/2006 - 00:02 — Kâni ÇınarDergah'ı ilk senelerdeki kadar takip edemiyorum. İtina ile alır, satır satır okur ve ciltleceğim düşüncesiyle arşivlerdim. Çok zaman geçti. Niçin boşladığım hususunu dahi unuttum artık.
Kitabevi'nde mezkur çalışmaları görünce eski dosttun mektubu gibi sarıldım. Mustafa Kutlu'nun "Mürit"ini ilk okuduğum günlerin lezzeti ile tekrar gelmişti Dergah. Hem de kimler yazmıştı vay canına demekten alamadım kendimi. Abdullah Harmancı'nın bir lise talebesi olarak yanımıza gelişleri, hikaye üzerine konuşmalarımız, Erbain'in ilk baskılarından birini okuması için verişimi filan hatırladım. Güzel günlerdi ya hu deyip geçecektim ki özellikle hikaye seçkisi okudukça tadını kaybetti hatta ekşimtrak bir hal aldı. İbrahim Tenekeci'yi çok severim, emeği değdiği iş kıymetlidir benim için. Mustafa Kutlu hikeyelerine karşı BJK'nin - Tarık Tufan içindir bu ifade - Çarşı grubu gibi hissederim kendimi. Güldeste'ye giren onlarca birbirinden değerli hikayeci keza saygı duyduğum insanlardır.
Lakin mürettip hatası mı dersiniz, tashihcinin işgüzarlığı mı - hakkaten kitap bilgisinde tashih diye bir bölüm yoktu arkadaşlar - adınızı siz koyunuz, hikayeden uzaklaştıran, Dergah'a yakışmayacak hataların olduğu bir çalışma vücuda gelmiş. Üzüldüm. Dergah'ta yayınlanırken de aynı hatalarla yayınlandı bilemiyorum, epey ara verdim çünkü. Selçuk Orhan hikayesine kadar idare ediveren hatalar bu arkadaş ile zirve yapmış doğrusu. Makul bir izahı vardır mutlaka. Yeni baskılarda giderilebilecek hatalar... Ve fakat bir güldesteyi dahi doğru düzgün hazırlayamayacak mıyız biz sorusunu gündeme taşıdı gönüllü gönülsüz...
Tashih deyip geçmeyiniz efendim, gözü kör edebilirim nitekim.
Sayha
Kendi halinde, kendince
Tashih Deyip Geçmeyelim, Ekleyelim
Çar, 13/12/2006 - 10:42 — Ali Görkem UserinKâni Beyin sözünü ettiği durum ne yazık ki iki güldestenin yanı sıra son birkaç yıldır Dergâh çatısı altında çıkan kitapların çoğu için geçerli bir sorun.
Dergâh'ta (hem dergi hem de yayınevi olarak) son yıllarda bir değişimin olduğu herkesin kabul edeceği bir gerçeklik olmakla birlikte, bu değişimin daha iyiye, daha nitelikliye doğru yön almasını bekler, umar ve isterdik. Lâkin öyle olmadı, öyle olmuyor. Yazık...
AGU
iyi şiirin merkezi
Çar, 13/12/2006 - 03:36 — yavuz çelikDergah merkez bir dergidir, kabul. Merkez olması, içinde barındırdığı okul olma durumundan ileri gelmektedir. Arslanbenzer de, Tenekeci de, Menteş de bu dergiden yetişmişdir. Sağ gibi sığ bir kavrama sığamayacak kadar geniş bir manası vardır bu derginin. Murat Menteş iyi bir şair adayıydı, öylede kaldı. İyi bir yazar oldu çıktı, son boks şiirini okuduysanız Menteşin şiirinin ne durumda olduğunu görmüşsünüzdür, ki şiir değil şakaydı. Ve emin aynı şeyi Mustafa Kutluda düşündü, ama yayımladı. Burda dengeleri gözetmesi hasebinde sagcı bir hava vermiş olabilir, fakat bunun basit bir açıklaması var; dostluk. Edebiyatı herşeyin üstüne koymama. Neo epik hareketi! deniyor, fakat anlayamıyorum şiir yazmadan nasıl bir hareket olabilir, ne zamandan beri "sayıp dökme" şiiir oldu, evet bu abilerin poetik bilgileri muazzam ama ortada şiir yok. Hangi aklı başında şiiir okuru şimdiden bir Hakan Kalkan şiirinden bahsedebilir, belki ilerde çok ilerde... Bu durumda okunacak en başlıca dergi, iyi şiir yayınlamaktan vazgeçmeyen dergahdır neticede.
Son bir yıldır okuduğum iyi şiirleri kafamdan geçiriyorum, ve geriye çoğunlukla Dergah şiirleri kalıyor. Mesela 200.sayı kapağındaki Alper Gencerin "Peşrevi" şiiri, ki genel olarak şiirini beğenmiyorum fakat bu yılın eni şiirlerinden, yine 199 daki Cafer Keklikçinin şiiri, keza 198 deki Furkan Çalışkanın " İsimsiz" i, Cevdet Karalın harika şiirleri, evet hepsi bu dergide var. şimdi bırakın Allah aşkına sağı solu, gevezelik yapan dergileri, amaç iyi şiir okumaksa Degahı konumlandırmaya çalışmanın anlamı yok, Derkenara gelirsek, dergahın pilot takımı gibi bir şey bu dergi, daha öteye gidemez. Heyecan diyorsanız, mesela bunu " Heves" gibi dergiler de arayabilirsiniz.
Dergâh'ın Merkez ve Okul Vasfına Dairdir
Çar, 13/12/2006 - 11:22 — Ali Görkem UserinYavuz Bey,
Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim.
Yorumunuzda değindiğiniz birkaç hususda yazmam gereken bir-iki noktayı da buraya kaydediyorum.
Öncelikle, Dergâh'ın merkez'lik durumu.
Dergâh Türk edebiyatının ve dergiciliğinin köklü dergilerinden biridir. Sadece Dergâh olarak değil biraz daha geriye giderek Hareket dergisi ve yayınlarını da anmalıyız Dergâh'ın duruşunu doğru anlamlandırmak için. Lâkin, Dergâh bugün, bir 1990 yılında olduğu gibi/kadar merkzde değildir. Çünkü o yıllarda ondan başka Yedi İklim, Kardelen, Kayıtlar falan vardı. O yıllarda ülkede çıkan toplam edebiyat dergisi sayısı bile on kadardı. Oysa bugün ve bugüne gelene kadar ortamı oluşturan/dönüştüren son on yıl içinde Edebiyat dergiciliğimiz ciddi bir atılım gerçekleştirmiştir. Doksanların ortalarından itibaren Düşçınarı, Kaşgar, Hece gibi üç önemli dergi varolmuştur mesela bu ortamda. Ve Dergâh'ın ister istemez merkezden aldığı pay azalmış, dağılmıştır. Bugün de, Hece, Yedi İklim, Fayrap, Derkenar, Kitap-lık gibi dergiler önemli ürünler yayımlamaktadır. Dikkat ederseniz bugün bu saydığım dergilerde ürün yayımlayan imzaların arasında zamanında ürünleri Dergâh'ta çıkan birçok imza vardır. Dolayısıyla, Dergâh, bugün, bundan on beş yıl önce olduğu kadar merkezde/merkezî değildir. Ve bu salt Dergâh'ın tercihlerinin değil edebiyat ortamının genel gidişat ve gelişiminin bir sonucu olarak böyledir. Ve ister istemez bugün şiirin tek bir merkezinden değil, çeşitli merkezlerinden söz edebiliriz. Kaldı ki, sizin son bir yıldır okuduğunuz iyi şiirleri işaret ettiğiniz bölümde aı geçen şairlerin hiçbiri sadece Dergâh'ta şiiri yayımlamamaktadır. Belki siz okumamaış olabilirsiniz ama Hece'de de yıl boyunca onun üstünde iyi şiir çıktı. Bunların arasında Hüseyin Atlansoy'dan tutun İsmail Kılıçarslan'a ve Cahit Koytak'a kadar önemli şairler vardır.
Diğer bir konu da Dergâh'ın okul olması bağlamında yetiştirdiği isimlerdir. Burada itiraz etmem gereken isimler var. Örneğin İbrahim Tenekeci. İbrahim Tenekeci'nin yetiştiği bir dergi varsa o da Kardelen'dir. İbrahim Tenekeci'nin yazınsal serüvenini en başından beri özenli bir biçimde takip ederseniz bunu görürsünüz. Tenekeci, Kardelen dergisine gönderdiği okur mektuplarıyla ve bu mektuplarda yer alan şiirimsilerinin derginin editörlerince eleştirilmesi, değerlendirilmesi ile bir ilerleme kaydetmiştir. Bu anlamda, İbrahim Tenekeci, Türk şiirinde, şiirin öğrenilebileceğinin de ender örneklerinden biri olarak karşımızdadır. Tenekeci'nin Dergâh'a geldiği yıllar ise onun tek kelimeyle olduğu/olgunlaştığı yıllardır. Bunu kendisinin de inkar edeceğini sanmıyorum. Öte yandan, sırf Dergâh'a gelmeden önce çeşitli yerlerde yayımladığı şiirlerinin düzeyine bakılması da durumun anlaşılması için yeterlidir. Kanımca, şairin 1999 ve 2000 yıllarında Kaşgar'da çıkan şiirleridir onun şiirinin doruk noktası.
Diğer taraftan Arslanbenzer ve Menteş örneklerini anmışsınız. İkisi için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Bu iki şair de Dergâh'ta yetişmiş değildir tam anlamıyla. Öncelikle, Arslanbenzer'in yetişme açısından ayrıksı bir örnek olduğunu ve tek bir yere bağlanamayacağını belirtmeliyim. Bu söylediğimin birazı Menteş İçin de geçerlidir. Neyse, diyeceğime geleyim. Arslanbenzer ve Menteş -ve dahi Şarkdemir, Eren Safi- Dergâh'tan da bir şeyler kapmakla birlikte Yedi İklim dergisinde yetişmiş, pişmişlerdir. Kılıçarslan'ı da bu gruba ekleyebiliriz. Bugün gelinen noktada çeşitli nedenlerle buna itirazları olacaktır ama bu böyledir. Anılan isimlerin Yedi İklim'de bulunduğu yıllar olan 96'ların Yedi İklim'lerine bakılırsa söylediğim daha iyi anlaşılacaktır. O yılların dergilerini takip eden birileri varsa burada bu konuda onların da yorumlarını görmek isterim doğrusu.
Ben bunları yazarken/anlatırken yoruldum ama umarım sizleri yormaz bu yazdıklarım. Son okuma yapadığımdan tashihler olabilir, kusura bakmasın okuyanlar.
AGU
şu yetişme mevzuu
Çar, 13/12/2006 - 13:45 — ismail kılıçarslanSevgili Görkem!
Diğer isimleri bilemem. Ama benim "bir şair olarak yetişmem"de, Yedi İklim önemli bir rol oynamıştır. Yedi İklim'de öğrendiklerim kadar öğrenemediklerim de, gördüklerim kadar göremediklerim de bu yetişmeye katkı vermiştir. Yedi İklim'in o yıllarında Hasan Aycın'ın, Hasan Selami Binay'ın, Ali Haydar Haksal'ın ve burada sayamayacağım kadar çok ismin katıldığı "cuma toplantıları" çok kilittir benim açımdan. Birinci sayısında İbrahim Çelik Hocamın yüreklendirmesiyle şiir yayınladığım (artı öğrencilik hayatımın bir kısmında dağıtıp dergi paralarını yiyerek geçindiğim) Hece dergisine de çok şey borçuluyum elbet. Orada, Süleyman Sahra, Necip Tosun, Mustafa Aydoğan gibi pek çok isimle gerçekleştirdiğim az sayıdaki sohbet de; Hece'nin ilk sayılarındaki canlı ortamın küçücük bir parçası olmak da en az Yedi İklim tecrübesi kadar önemsediğim bir şeydir. Sevgili Ömer Lekesiz Ağabey varlığı ve hala üzerimde hissetmekten büyük memnuniyet duyduğum abiliğiyle; Cahit Koytak, Osman Konuk ve Hüseyin Atlansoy da yazdıklarıyla benim açımdan çok önemlidir. Dergah maceramsa, ilk kitaptan sonra başlamıştır.
Ama asıl katkı, burada ve her zaman söyleyeceğim gibi; aynı okulda okumuş olmakla bahtiyar olduğum Ahmet Murat'tan; yazdıkları ve tavrıyla her zaman önemsediğim Hakan Arslanbenzer'den; şiirlerini bir dönem "acaba ben de böyle şiirler yazabilir miyim" diyerek okuduğum Şarkdemir'den; anlayacağın, benim bir üstümdeki kuşağın hareketli şiir ortamından gelmiştir.
Hepsine ayrı ayrı müteşekkirim. Hepsinin bendeki yeri ayrıdır.
Yeri geldi, söyleyeyim istedim.
Yeri gelmişken bir şey daha söyleyeyim: Yedi İklim'de o yıllarda Cihat (bak soyadını hatırlamıyorum) ve Kartal'dan, başka yerlerden mezun fişek gibi çocuklar vardı. Ne yapıyor onlar? Doğrusu, merak ediyorum.
Yetişme Mevzuu Vol. II
Çar, 13/12/2006 - 14:04 — Ali Görkem UserinSevgili İsmail Kılıçarslan,
Öncelikle çok teşekkür ediyorum paylaştıkların için. Umarım, konuşulanlar yazan çizen genç arkadaşlara neyin nasıl olduğuna dair ipuçları sunar ve yol gösterir. Edebiyatın kişisel yetenek, çaba ve birikimin yanı sıra bir ortam ve atmosfer işi olduğunun kavranması açısından önemli. Bunun daha iyi anlaşılması için ben de kişisel oalrak şunu eklemeliyim sanırım: Yazar-çizer bir babadan aldığımın/alacağımın çok çok ötesinde şeyler sunmuştur senin de andığın o ortamlar bana. Bu böyledir.
Sorduğun o fişek gibi çocuklara gelirsek, Cihat (Arınç) şu an Boğaziçi'nde felsefede yüksek lisans yapıyor bildiğim kadarıyla. Yazı çizi olarak da ara ara görünüyor. Birkaç ay önce Bir Nokta'da klasik şiir tarzında bir ürünü çıktı. Anlayış'ta düzenli olarak müzik eleştirileri yazıyor yine gördüğüm kadarıyla. Müzik ve tasavvuf üstüne odaklanmak gibi bir niyeti var sanırım. Onun dışında A. Edip Başaran vardı yine o yıllarda halkada. O da taşrada öğretmenlik yapıyor ve zaman zaman şiir yayımlıyor. Dergâh, Hece ve Derkenar'da okudum sanırım şiirlerini yıl içinde.
Anımsayamadığım başka dostlar bağışlasınlar beni. Ama insan zaman zaman anımsatmalı kendini. Hafıza-ı beşer nisyan ile malûldür demiş atalar.
AGU
Şair Arif AY'ın söylediği
Çar, 13/12/2006 - 12:31 — Abdullah BirokurArif AY ile yakın zamanda yapılmış bir söyleşi var. "Kitap Zamanı"nda yayımlandı. Söyleşinin bir yerinde şunları söylüyor Arif AY:
-Gösteriye dönük bir edebiyat ortamı var
“Aslında genellemelerden kaçmak istiyorum. Günümüzde iyi şairler de var. Genele baktığım zaman, insanların varoluş ya da yaratılış amacını sorgulamadığı, böyle bir sorgulamayı zihninin işleyiş biçimi olarak kendisinde görmediği bir süreç var. Özellikle günümüz şiiri bu yönüyle insanımızdan uzak, hayattan kopuk bir noktaya gelmiş durumda. Ben heyecanla ay başında dergileri alıyorum. Hem kendi şiirlerime de bir katkı sağlasın diye şiirler okuyorum. İnanır mısınız, hiçbir tat alamıyorum. Bir tatsızlık, duyuşsuzluk var. İş masa başı götürülüyor. İnsanlar şiir yazmak, şiire emek vermekten çok şiiriyle görünmek, gösteriş yapmak derdinde. Bir dergi etrafında toplanıp birbirlerinin yayınlarını övüyorlar, böyle bir piyasa oluştu. Yüzlerce şiir yayınlanıyor. Kimse kimseyi umursamıyor. 1970’lerde genç bir şairken Cemal Süreya, Behçet Necatigil, İlhan Berk gibi usta şairler şiirimden söz ederdi. Genç şairleri teşvik etmek için bir çaba vardı. Bugün böyle bir ortam yok. Tamamen medyatik, tamamen gösteriye dönük bir sanat edebiyat ortamı; ama içerik noktasında zayıf. Türkiye'de insanların gittiği yanlış bir yönelim var. Kimse bunu sorgulamıyor. Cinayetler artıyor, insanlar yalnızlaşıyor, manevi değerler yoksullaşıyor. Herkes hayal dünyasında bir şeyler oluşturuyor. Meselesiz, duruşsuz bir edebiyat ortamı. Benim karşı olduğum bir edebiyat ortamı…"
"Kitap Zamanı" , Sayı: 11
Söyleşinin tamamını okumak için bakınız:
http://kitapzamani.zaman.com.tr/?bl=3&hn=465
___________________
“Cemaat intibah ister, uyanmaz gizli yaşlarla
Çalışmak, başka yol yok, hem nasıl canlarla başlarla !..” Mehmet Âkif Ersoy
Arif Ay'ın Söylediği-Yapmadığı
Çar, 13/12/2006 - 12:48 — Ali Görkem UserinAbdullah Bey, şairin o söyleşide işaret ettiği noktalardan biri de kendi yetiştiği ortam olarak Edebiyat dergisiydi.
Şair, bugünün edebiyat ortamına dair yaptığı eleştirlerde sonuna kadar haklıdır. Ancak şunu da eklemeliyim. Bugünün edebiyat ortamının zayıflık ve yavanlığının asıl sorumluları, dün kendilerine harcanan çabayı bugünün gençlerine harcamayanlardır. Arif Ay da onlardan biridir ve üstüne düşen sorumluluk bağlamında görevini yerine getirmemiştir.
AGU
Arif Ay'ın Yapmadığı Nedir?
Çar, 13/12/2006 - 14:44 — Ali Görkem UserinBir dostumuz mail atarak Arif Ay'ın yapmadığının ne olduğunu açıklamamı istemiş. Aynı soru başka okurların da zihninde yer edebilir olasılığından dolayı burada açıklıyorum.
Arif Ay, Edebiyat dergisi geleneğinden gelen bir şairdir. Hatta bir dönem derginin künyesinde derginin sahibi, müdürü gibi bir sıfat da adının önüne gelmiştir. Ancak Edebiyat dergisi kapandıktan sonra, Nuri Beyin suskunluğu diğer arkadaşların da tarzı olmuştur. Arif Ay gibi o gelenekten gelen birçok isim kendi köşelerine çekilmiştir Ustaları gibi.
Oysa, Nuri beyden devraldıkları eylemi sürdürmeliydiler. 84'te Edebiyat kapandıktan sonra Hece'ye kadar bu ekolün hiçbir hareketi olmamıştır. Ve bu hareketsizliğin hiçbir açıklaması kabul edilemez.
İşte Arif Ay'ın yapmadığı budur.
AGU
Ali Görkem Bey'e
Çar, 13/12/2006 - 17:25 — yavuz çelikAli Görkem Bey;
Öncelikle yazdıklarınızdan istifade ettiğimi söylemeliyim, bu işlerin iç yüzünü kimin aslında nereden yetiştiğini çok iyi bilmeyen bir dergi daha doğrusu şiiir takipcisiyim, Tenekeci şiirini ben dergahta tanıdım, ve dergahtan sonra iyi bir şair olarak yerini aldı. Şimdi elimin altındaki eski dergahları karıştırıyorum, Tenekeci şiirinin sayı ve yıllar ilerledikçe dergah üzerinden geliştiğini görüyorum. Arslanbenzerin ilk şiirlerine bakıyorum özellikle ilk kitabındaki şiirlere ve fayrap, atlılar içerisinde yayınladığı şiirlere bakıyorum çok ciddi bir fark var, bu şunun göstergesi; dergah okul olmanın yanına bir disiplin merkezi, dergah disiplininden uzaklşan şairlerin bir dağınıklığa özellikle Arslanbenzer de " sayıp dökmeye" kadar uzanan bir süreç içine girdiklerini görüyorum. Açıkcası Mustafa Beyi tanımıyorum, Tenekeciyi de bir kere fuarda görmüştüm, Arslanbenzeri hiç bilmem, bu yüzden onlar bu konuda ne düşünüyor merak ediyorum, bu da bana biraz sadece şiiirin kalitesi üzerinden konuşma fırsatı veriyor. Yedi iklim, onlarca dergi takip etmeme karşın elimin gitmediği bir dergi, bilmiyorum sürekli iyi şiir yayınlayan bir dergi olsa kaçırmazdım. Keza artık elim Fayrapa da gitmiyor, Derkenarı ise sadece bir iki şairi takip etmek için alırdım, ondan da vazgeçtim çünkü ciddi bir amatörlük fışkırıyor, ama dergah aynı heyecanla bekleniyor tarafımdan. İsmail Kılıçarslan' ı seviyorum, şiirini okumak bana zevk veriyor, heyecan katıyor fakat iki ay sonra hiç bir şiiri aklımda kalmıyor, bence şiirin hitabet yönü belirli bir dozda kalmalı sanki, üstelik yatay uzun şiir biraz kolaya kaçmak gibi, kelime tasarrufu çok sınırlı, sanki bilgisayarın başında yarım saaatte yazılmış şiirler gibi, ama yine nerde görsem okurum. Keza onun ilk kitabındaki şiirleri ile şimdi arasında eksi yönde bir fark var, ben 99 ve 2004 arası ülke dışındaydım, ve döndüğümde doksan kuşağının hareketli şiiir ortamını bulamadım, bu durgunluk devam ediyor fakat şimdi dergah vasıtasıyla, yeni bir kuşağın belirtilerini hissediyorum, buna ikibin kuşağımı denir, ne denir bilmiyorum ama gelen bir şey var ve ben gelen bir şeyi bir dergahta hissedebiliyorum.
Umarım yazdıklarım fazla ukala gelmez insanlara, şiirin tadı böyle çıkıyor, ve ben art niyetsiz yazdığımı belirtmek istiyorum.
Görüş Genişliği
Çar, 13/12/2006 - 17:54 — Ali Görkem UserinYavuz Bey,
Yazdıklarımdan istifade etmenize sevindim. Umarım başkalarına da yararı dokunur bu satırların.
Yazdıklarınıza kısım kısım hak vermekle birlikte, mümkün olduğunca fazla dergiyi görmenin gereğine inanıyorum ben. İyi ya da kötü hiç fark etmez. Satın almasanız bile, bir kitabevinde birkaç saatinizi ayırarak okuyabilirsiniz. Kaldı ki, iki sayıdır yeni formatıyla çıkan Yedi İklim dergisini görmeyen bir edebiyat okurunun kaybı sadece üç-beş iyi şiir, birkaç önemli inceleme yazısı değildir. Bunun çok çok ötesindedir. Fayrap'ta ise, bir dinamizm ve Arslanbenzer ve çevresindeki genç arkadaşların hareketleri görülebilir. Ayrıca Ahmet Güntan, Haydar Ergülen ya da ta Edebiyat dergisinden beri yazan şair Ömer Aksay'ın ürünlerine de bakılabilir örneğin son sayısından.
Edebiyat dergileri edebiyatın canlı, yaşayan hali, atan nabzıdır. Onları görmeyen bir edebiyat okurunun okurluğu çok tartışma götürür...
AGU
Ambalaj mı?
Çar, 13/12/2006 - 18:36 — yavuz çelikYedi iklimi almam ama dediğiniz gibi kitap evinde okurum, format ve teknik değişimler dışında aynı tas aynı hamam. Ömer Aksay edebiyat dergisinden beri yazabilir, ama ben özellikle derkenar dergisinde yayımladığı seri şiirlerinden biliyorum, şiirin biçemiyle oynamak sağa kaydırmak, sola çekmek falan şiiri kurtarmaz. Dikkate değer bulmuyorum kesinlikle, fayrap ekibi ya da kendi deyimleriyle neo epikciler, şiirde bir durum keşfedim işte evraka evraka diyerek ortaya çıktılar, ama o durum sadece bir safhaydı ne yazıkki bunu farkedemediler. Gittikçe o durumuda kaybetmeye başladılar ne yazık ki. Bakın Türk şiiri eşsiz bir zirvedir, bu şiirimsi sloğanlara edebiyat tarihi zaten metelik vermez. Mesela bir Ali Akyurt vardı, ilk şiirleriyle kim bu çocuk dedirtti, şimdi arayın bulasınız o şiirleri, doğrudan söyleyiş adı altında şiir bir kenara itiliyor, okuyucu buna "kayıtsız kalmayan" adamdır.
Hangi Tas, Hangi Hamam
Çar, 13/12/2006 - 18:55 — Ali Görkem UserinYavuz Bey yeniden merhaba,
Sizi, Yedi İklim'deki değişimi sadece görsel tasarımla sınırlı bir değişim olarak değerlendirmeye iten hangi önkabuldür, bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, şu an Yedi İklim'in masamda duran 200. sayısındaki ürün ve imzaları bir araya getirebilecek güçte ikinci bir edebiyat dergisi ya da editorü tanımıyorum ben. Siz ya bu durumu anlayamayacak bir bakış açısına sahipsiniz ya da önümde duran bu sayıdan haberiniz yok. Eğer gördü iseniz bu sayıyı, içeriğine dair önemsiz bulduğunuz birkaç yazı ya da şiiri imza ve başlık olarak Cemaat'le paylaşırsanız sevinirim.
AGU
Editörün marifeti!?
Çar, 13/12/2006 - 23:32 — Ali BayramSevgili Görkem,
Sence Yediiklim dergisini "bir araya gelmeleri mümkün görünmeyen ürün ve imzaları bir araya getirdiği" için mi okumalıyız?
Yoksa ben mi yanlış anladım?
Eğer böyle düşünüyorsan yanılıyorsun...
Evet, Editörün Marifeti
Per, 14/12/2006 - 10:20 — Ali Görkem UserinAli Bayram,
İfade şöyle: "200. sayısındaki ürün ve imzaları bir araya getirebilecek güçte ikinci bir edebiyat dergisi ya da editörü tanımıyorum"
Bu şu demek; editör, bu sayıda, normalde hepsi başka başka dergilerde yazan çizen birçok nitelikli imzayı bir araya getirrebilmiştir. Bir edebiyat dergisinin ve editörünün öncelikli vasfı da bu toparlayıcılık, bir araya getiriciliktir, olmalıdır.
Bu şu dememek; editör, birbiriyle ne kadar kelalâka imza varsa onları yan yana dizmiştir. Söylediğimin bu dememek olana işaret etmek amaçlı olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun. Bunun övülecek bir yanı olduğunu sanmıyorum. Ki bir ton abuk sabuk dergi de bu konuda başarılı örnekler olarak karşımızdadır.
AGU
o varsa ne yokum
Per, 14/12/2006 - 10:49 — Fethi SERHATnaz, niyaz ve bin bir kaprisin kol gezindiği dergi dünyasında yapılabilecek en yetkin dergiciliği icra ediyor yedi iklim... her sayısını olmasa da genelde takip ettiğim bir deregi yediiklim ve c.karal'ın dergiye farklı bir nefes getirdiğini söyleyebilirim...
zaten karal'ın kaşgar'da işinin ehli olduğunu müşahede etmiştik değil mi?
dergi edebiyatın can damarıdır, nabzıdır.. bir çok şairin ve yazarın kitap çalışmaları buralarda hayata merhaba diyor...
editörün sadece yazı toplayıcı ve dergi tasarlayıcı değildir elbet, ama bu vasıfları olmayan bir editör başarıya ne ölçüde ulaşabilir ki? kaldı ki karal'ın hem şair hem yazar yönü olan bir edebiyat adamı olduğunu düşünecek olursak dergiye vermiş olduğu emeği de tdaı da anlamış oluruz...
farklı dergilerde devam eden yetkin kalemlerin aynı çatı altında yazılarının neşredilmesi en basit ifade ile "mahir olmayı" gerektirir... daha önce hem dergi sayfalrında hem tv ekranlarında yazar-çizer kaprislerine çok şahit olduk...
doğrudan ifade etmese de lafi "ben o adamın yazdığı dergide yazmam, o varsa ben yokum" demeye getiren ya da getirenler olmadı mı? oldu...
____________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen
Dergâh Hikâyeleri Güldestesi
Per, 14/12/2006 - 11:31 — Eylül Erİçeriği hakkında özensizlik dışında bir yorumda bulunmak istemiyorum. Bir kitapta bu kadar tashih bulunması hem metinlerini aldıkları yazarlara hem de okuyuculara saygısızlık bana göre. Bu da okunmaması için yeterli sebep. Yine de biliyoruz ki, okuyucular kendilerini zorlayarak hikâyelerin yanında bir de " Göl yerindeyydi de iindeki gölyok olmuştu." örneğindeki gibi sanal alem yazışmalarını andıran cümlelerin anlamını bulmak için kafa yoracaktır. İyi de bu metinlerin yazarları ne yapsın?
Söylenecek pek çok şeyi kapsayan bir sorum var:
Dergâh camiasına biraz daha özen yakışmaz mıydı?
Bir kaç şey
Per, 14/12/2006 - 13:43 — İbrahim TenekeciSelam ve hürmetten sonra;
Dergah dergisi ve güldesteleriyle ilgili yorumları heyecan içinde okudum.
Herkesin kalemine, kalbine sağlık.
Bu vesileyle, müsaade ederseniz bir kaç açıklama yapmam gerekiyor.
Dergileri ölçü alırsak, ilk şiirim Kardelen dergisinde yayımlandı. Sonra iki şiir ve iki yazım daha aynı dergide yayımlandı. Kardelen'in kapanması, bu süreci bitirdi. Derginin kapanmasına en çok üzülenlerden biri de bendim.
Müştehir Karakaya ve Mürsel Sönmez ağabeylerin üzerimde hakkı ve emeği vardır. Bunu özellikle söylemem gerekiyor. Nurettin Durman'ı da anmalıyım.
Daha öncesinde ise, Milli Gazete'nin "sizden gelenler" köşesinde otuz civarında şiirim yayımlanmıştı. Bunu söylemek çok hoşuma gidiyor.
Dergah dergisi ve Sayın Mustafa Kutlu ile tanışmam 1993'ün sonlarında oldu. Kendisine, bir mektup eşliğinde şiirler göndermiştim. Cevabı hala arşivimde durur.
O gün bu gün, düzenli olarak Dergah dergisinde yazıyorum.
Gelelim Dergah güldestelerine...
Hikaye güldestesi için söylenenler doğrudur. Maalesef bir aksilik olmuş. İnşallah ikinci baskıda telafi edilecek.
Kağıt çıkışlarını Osman Toprak da, ben de, dikkatli bir şekilde okumuştuk. Maalesef tashihler girmemiş. Olay bu...
Şiir güldestesi ise bu konuda daha şanslı.
Şimdi sırada yazı güldestesi var. Yazılar seçildi, izinler alındı, özgeçmişler ve sunuş yazısı hazırlandı. Şu an mizanpaj aşamasında.
Bu arada, dergilerle ilgili genel bir şey söylemek istiyorum.
Çıkış noktaları ve beslenme kaynakları itibariyle dergiler arasında farklılık da olur, rekabet de... Fakat bu, yapılan güzel işleri gölgelemez. Ya da gölgelememeli...
Mesela ben, Murat Çeşme, Ahmet Edip Başaran, Zafer Acar, Ahmet Murat, İsmail Kılıçaslan gibi kıymetli isimleri ilk defa Yedi İklim dergisinde gördüm. Bu isimleri görüp de Yedi İklim dergisini görmemek olmaz.
Aynı durum, Dergah dergisi için de geçerlidir.
Allah'a emanet olun.
İbrahim Tenekeci
Vefa İyidir...
Per, 14/12/2006 - 14:46 — Ali Görkem Userinİbrahim Bey, hem sizin ve hem de öncesinde İsmail Kılıçarslan'ın yazdıkları hoş şeyler. Kendini bir diğerine düşmanlık ve karşıtlık üstünden tanımlayıp, konumladırmanın en temel düstur sayıldığı edebiyat camiamız için vefa ve kadir bilirlik gibi ender niteliklerin bir kez daha gündeme gelmesi güzel.
İkinize de müteşekkirim kendi adıma.
AGU
Nitelikli Ürün ve Tashih Mevzuu
Per, 14/12/2006 - 13:47 — Ali Görkem UserinSayın Eylül Er,
Güldeste'lerdeki tashih sorunundan rahatsız olan biri olarak yine de şunları eklemeliyim: Bu kitaplar okunmalıdır. Tüm tashihlerine ve diğer teknik sorunlarına rağmen bunlar iyi, nitelikli ürünlerdir. Ve bunu hiçbir teknik sorun değiştiremez. Tabii ki tashihlerden ve diğer metindışı sorunlardan arınmış bir seçme olsaydı elimizdeki çok daha güzel olurdu. Çünkü okumayanın kaybı kendinedir.
AGU
Nitelikli Ürün Ve Tashih Mevzuu
Cts, 16/12/2006 - 02:19 — Eylül ErSayın Ali Görkem Userin,
Elbette edebiyat dünyasını takip etmek adına okunmalıdır. Buna hiçbir diyeceğim olmaz. Lâkin bu okuyuştan edebi bir haz alınamayacağını da kabullenen bir okuyuştan öteye gitmez bu. Hem Güldesteler'in editörü de açıklamasını yaptığına göre daha fazla söze hacet yok sanırım.
Eyvallah!
"Sarı! Bir çorba getirsene..."
Edebi haz ve tashih
Cts, 16/12/2006 - 15:12 — ikbal gençTashih hatasından dolayı "Edebi bir haz alamamak" ilginç gerçekten.
Edebi haz ile tashih hatalarını aynı düzleme getirebildiğinize göre size pek birşey söylemye gerek yok. Kriterleriniz çok farklı hatta şartlanmış gibi...
Estetik Haz Veya Şartlanmışlık!
Paz, 17/12/2006 - 08:46 — Eylül ErMerhaba,
Sahilde ya da ağaçlık bir yolda yürürken insan kendini düşüncelerine bırakabilir. Kâh denizi, kâh ağaçları yahut gökyüzünü, kuşları vs... izleyerek içindeki ya da dışındaki düşüncelere akabilir.
Aynı kişinin bir de ayağına sürekli takılan, batan dolayısıyla dikkatini başka bir yere yönlendirmesine engel olan taşlı topraklı bir yolda yürüyüş yapmaya çalıştığını düşünmeye çalışın lütfen? Söylemek istediğimi o zaman daha iyi anlayabilirsiniz sanırım.
Edebi (estetik) hazzı konuşacaksak bunun için ayrı bir başlık açılması gerekir. Şartlanmışlıkla yukarda bahsi geçen konuyu nasıl birleştirdiğinizi anlayamadım, ama açıklama bekleyerek sizi yormak istemem.
"Sarı! Bir çorba getirsene..."
haklısınız, düzeltiyorum...
Paz, 17/12/2006 - 23:18 — ikbal gençHaklısınız. Düzeltiyorum siz şartlanmış değil, takıntılıymışsınız.
siz deryaya dalmak yerine sahilde midye kabuğu ayıklamakla ve ormanda ciğerlerinize taze hava doldurmak yerine çalı çırpı toplamakla meşgulsünüz.
Bu ruh hali ile ne denizi, ne de ormanı görebilirsiniz. Ama bilmediğiniz yada görmek istemediğiniz bunların bir bütün olduğudur.
...
Pzt, 18/12/2006 - 11:13 — Eylül ErTekrar merhaba,
bu derin tahlillerinizden sonra teşekkür etmekten başka ne desem boş.
selâmlar
"Sarı! Bir çorba getirsene..."
İbrahim Tenekeci..
Cts, 06/01/2007 - 18:58 — ali öztürkBu düzenlemeden önce "Son Düzlük" eseriyle çıkmıştı karşımıza. Eseri okuyup düzlükten sonraki köşeyi döndüm.
Ölümden korkuyor musunuz? Sorusuna: Ölüme ne yaptım ki! "Cevabı beni hayat boyu uyarıcı görevini üstleniyor....