renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Derin Acılar Dilsiz Olur / Hüzne Sobe

Annemin duaları senide korusun kücük kız...

Herkesin hayalleri vardır, herkesin varması gereken bir hedefi, bir beklentisi vardır mutlaka. Birde herkes kadar şanslı olamayanlar vardır, kötülükler onları hayallerinin sıcak kucağından ansızın alır ve uçurumun tam ucunda terkeder. Rüzgar bile öyle bir şiddetle eser ki, cılız bedenleri bir damla misali yere düşmeye mahkum olur. Gökyüzünün mavisi bile kapkara kesilir onları görünce, kanatları yolunmuş kelebekler gibi üşürler. İşte öyle bir öykü bu, zihne düşmüş bir kıvılcımın kalpte kocaman bir yangına dönüşü, sessiz bir çığlığın kulaktaki sedası. Kimin umrunda, geceleri kaldırımlara itilmiş bir avuç gül´ün hoyrat betonlara çarpışı kimin umrunda. Neden yaşar ki insan, neden konuşur neden didişir ve neden görmez? İnsan hep kendini düşünür, insan hep kendine taraftar arar.. insan akıl sahibi, bencil ve unutkan…

Adını kimse bilmiyor. Üstüne bir avuç toprak atılıp, rengi bulanan bir damla su, belki de bir seher vakti yaş niyetine gözlere dolan hüzünlü bir dua . Sarı buklelerinden günışığı taşıdığından habersiz günlerdir suskun ve önüne konulan yemekleri yememekte kararlı.Zaten kuş kadardı geldiğinde, şimdi ise zayıf koluna takılmış bir serumla yaşıyor.. konuşmuyor kimseyle, boş gözlerle bakıyor sadece. Yanına kontrol için gelen erkek doktorlardan öyle korkuyor ki, kapana kısılmış bir yavru serçe gibi titriyor. Bu yüzden kadın doktor ve hemşirelerden başkası girmiyor odasına. Ölmek istiyor,kendini açlığa mahkum edip, akranlarının eteklerini uçuştura uçuştura koştuğu o yaşta, ölmek istiyor. Mutlu biten hikayeler okuyorum başucunda, iyileşen, unutan, tekrar mutlu olan çocukları anlatıyorum. “Sen ne anlarsın" der gibi bakıyor gözlerime. O bilmiyor ama bakışlarındaki hüzün kalbimin derinliklerinde anlam buluyor. En çok geceleri ağlıyor, kimseye göstermiyor lakin o en çok geceleri ağlıyor. Odasına yerleştirilen kameradan görüyoruz geceleri ağladığını, uykusu içerisinde ellerini gövdesine siper ettiğini ve anne niyetine yorganına sarıldığını. Keşke annesi olabilsem diyorum içimden, keşke annesi olsam. Kalbimin üstüne bastırıp, geçti desem, geçti, hepsi geçti. Geçmiyor iste, zannedildiği kadar kolay geçmiyor.

Üstü başı yırtık, eteğinden kurumuş kan izleri damlıyordu ilk geldiğinde. Işığın bile terkettiği sokakların birinde yakalanmıştı kötü adamlara, uzun kirpiklerine asılışı işte böyle başlamıştı. Boş bir işhanının en karanlık odasında anlamıştı kötü adamların kötü şeyler yaptığını ve gecelerin aslında bir asır uzunlukta olduğunu. Günlerce süren işkencelerin sonunda takatinin kalmadığından emin olduklarında öylece bırakıp ölüme terketmişlerdi narin bedenini. Yüzlerindeki piskopat ifadeden arınmış, tekrar insan suretine bürünerek çıkmışlardı sokağa. Belki bir yerde bir başka isimsiz çocuğa daha rastlamak umuduyla, ellerini kollarını sallaya sallaya sokaklara düsmüşlerdi . Ve biliyorlardı, isimsiz çocukların hesabını kimse sormazdı.Sokakların her metre karesini ezberlemiş, uyumak için terkedilmiş binaları seçen, boş binaların biricik talibi çocuklar bulmuştu onu. Önce öldü sanmış yanına yaklaşmaktan korkmuşlardı, sonra emin olmak için her sokak çocuğunun bildiği metodu uygulamışlar. Yani ağzına bir kırık ayna parçasını yaklaştırıp buharlaşıp buharlaşmadığına bakmışlar. Buharlaştığını görüncede yaşadığından emin olmuşlar ve tanıdıkları biri vasıtasıyla hastahaneye getirmişler.

İşte o günün ardından geçen bir ay boyunca tek bir kelam dahi etmemişti.

Adı neydi acaba?

Adı Melek miydi, o kötülüge masum duruşu karşısında Melek mi koymuşlardı ismini. Yoksa uzun kirpiklerinin arasına hiç yakışmayan hüzün karşısında Gül mü demişlerdi, Gül. Adı herneyse işte, ağlamıştı ya, dünyanın aslında o kadarda iyi bir yer olmadığını anlamıştı ya, adı Umut olsa ne fark ederdi?

Konuştu mu diye soruyorlar yine, bugün bir gelişme kaydedebildiniz mi?

Hayır diyorum , hiç bir gelişme yok.

Odasına her girdiğimde, sessizliğin en keskin tarafına yakalanıyorum, parmak uçlarım al içinde. Meryem orucuna tutulmuş bir çocuğun, hurma dalı uzatmasını dileyerek atıyorum adımlarımı,

“günaydın küçük kız” günlerin hep aydın olsun.

Yine o bildik sonuç, ses yok. Saçlarına bakıyorum, öyle güzel, öyle yumuşak görünüyorlar ki,

senin adın ne diye soruyorum , senin adın ne?

... ... ...

Saçların ipek gibi duruyor, senin adın İpek olsun mu?

... ... ...

Bak sen adını söyleyene kadar ben sana İpek diyeyim, sen bana Mehru abla de, ne dersin?

.. ... ...

Her söylediğim, sağlam bir duvara çarpan yankı gibi bana geri dönüyor. Bu tepkisizlik karşısında çaresiz kaldığımı hissediyorum. Artık kolundaki serumu çıkarmışlar, belliki normal bir beslenmeye geçmesi gerek. Ayaklarının ucuna basa basa içeri giren hemşirenin elindeki tepsiyi alıyorum. Sen gidebilirsin, ben yedirmeye çalışırım diyorum. Peki diyor hemşire ve tıpkı girerken olduğu gibi ayak uçlarına basa basa çıkıyor odadan.

İpekçiğim süt mü, seversin kakao mu?

Boş boş bakıyor gözlerime, o an bir sakarlık yapıp içi süt dolu bardağı gürültüyle yere düşürüyorum. Yerde tuz buz olan bardağı seyrederken, İpek´in hiç bir irkilme yada en ufak bir heyecan belirtisi göstermediğini fark ediyorum.

"İpeeek" diye sesleniyorum..

gözleri bile kıpırdamıyor.

Tabi ya, nasıl anlamadım ki, İpek sağır ve bizi hiç duymuyor. Aklıma işitme engellilerle ilgili bir belgeseli izlerken öğrendiğim hareket geliyor. Elimi yumruk yapıp, kalbimin üstüne koyuyor ve çeviriyorum. İlk kez bir tepki gösteriyor ve minik elini aynı benim yaptığım gibi kalbinin üstüne koyup çeviriyor "bende seni seviyorum ".

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Konuşurken susanlar ! Susarken konuşanlar !

Küçüğüm ki ben !
Koyu gölgelerde, fidan mı yetişir !
Elimde değil yansıyan halim ve değilim farkında.
Zaten elinizde de değilim, kendimden bu kadarım ancak.

Ve suskunluğum; neler yaşatır bir bilseniz!
Tüm kıpırtısını yüreğimin, kelime yapasım gelir.
Aldırmadan imla kurallarına ve cümle yapısına,
O kelimeleri ardısıra dizesim gelir. Hesapsız !

Ve sesleri toplayasım gelir, avuç avuç havadan.
sonra;
Ellerimizi yumruk yapıp, kalbimizin üzerine koyup, hemen ardından çeviriyoruz ya!

işte öyle; çeviriverip salıvermek isterdim sesleri,
sanki yüreğimi konuşturur gibi, yüreğinize karşılık. Pazarlıksız !

gerçekliğin acımasızlığına inat,
Muhabbetin güzelliğine nispet.

Küçüğüm ki ben !
sağırmışım üstelik ve dilsizmişim!
çok konuşup ta sıkmadım zahir sizi,
çok gelenim olmuyor zira sizin gibi.
anlayanım çok olmuyor.

Ellerini yumruk yapıp, kalbinin üzerinde çevirivererek, avucundaki seslerden hediyelerle duyuranım çok olmuyor zira.

Konuşurken susanlar, sağırım zannettiriyorlar bana,
Cevap vermeyince, dilsizim sanıyorlar.

Neler konuştuk oysa!
Nasıl anlaştık!
Görmezler mi ki!

Tebrik ederim, güzel bir çalışma.

muhabbetle